Anasayfa MİHR VAKFI Görsel Eserler Yazılı Eserler Canlı Yayın
Vel Asr Suresi

5.5- VEL ASR SURESİ Sevgili okuyucular, Allahû Tealâ "Vel Asr" Suresinde 4 tane yedi basamaktan bahsediyor. Ve şöyle söylüyor: 103/ASR-1: Vel asr(asri).Asra yemin olsun. 103/ASR-2: İnnel insâne le fî husr(husrin). Muhakkak ki insan, gerçekten hüsrandadır. 103/ASR-3: İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabr(sabrı).Ama âmenû olanlar (ilk 7 basamağı aşanlar), nefs tezkiyesi yapanlar (ikinci 7 basamağı aşanlar), Allah’a ruhu ulaşıp Ha...

Giriş
İslâm'ın 5 Şartını Yerine Getiren İslâm Olur mu?
İslâm Nedir?
Kadir Gecesi
Genel Olarak 28 Basamak
Allah'ın Garantisi
Huşu Sahipleri
Allah'a Ulaşmayı Dilemeyenler
Nezirler
Vel Asr Suresi
Esaslar
Sahabenin Durumu
28 Basamak - İlk 7 Basamak
28 Basamak - İkinci 7 Basamak
Mümin Olmak
Dalâletten Kurtulmak
28 Basamak - Üçüncü 7 Basamak
Üç Vücudun Yemini, Misaki ve Ahdi
Ruhun Allah'a Ulaşması
Velayet Makamları
İslâm Mutluluktur

Vel Asr Suresi

5.5- VEL ASR SURESİ
 
Sevgili okuyucular, Allahû Tealâ "Vel Asr" Suresinde 4 tane yedi basamaktan bahsediyor. Ve şöyle söylüyor:
 
103/ASR-1: Vel asr(asri).
Asra yemin olsun.

103/ASR-2: İnnel insâne le fî husr(husrin).
Muhakkak ki insan, gerçekten hüsrandadır.

103/ASR-3: İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabr(sabrı).
Ama âmenû olanlar (ilk 7 basamağı aşanlar), nefs tezkiyesi yapanlar (ikinci 7 basamağı aşanlar), Allah’a ruhu ulaşıp Hakk’ı tavsiye edenler (üçüncü 7 basamağı aşanlar) ve sabrı tavsiye edenler (dördüncü 7 basamağı aşanlar) hariç.


"Vel asrı: Asra yemin olsun.
İnnel insâne le fî husrin: Muhakkak ki insan, gerçekten hüsrandadır.
İllellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabr: Ama âmenû olanlar (ilk 7 basamağı aşanlar), nefs tezkiyesi yapanlar (ikinci 7 basamağı aşanlar), Allah'a ruhu ulaşıp Hakk'ı tavsiye edenler (üçüncü 7 basamağı aşanlar) ve sabrı tavsiye edenler (dördüncü 7 basamağı aşanlar) hariç."
 
Sevgili okuyucular, öyleyse Allahû Tealâ'nın indinde bir sonuç var. Âmenû olmak, (Allah'a ulaşmayı dilemek) ve Allahû Tealâ Vel Asr Suresinde onların mutlaka kurtuluşa ulaşacağını söylüyor.

Şimdi muhtevaya dikkatle bakalım. Şunu göreceğiz sevgili okuyucular. Allah'a ulaşmayı dilemek bizatihi kurtuluştur. Çünkü kim Allah'a ulaşmayı dilerse, şimdi anlatacağım gibi Allahû Tealâ onların kulaklarındaki vakrayı alır, kalplerindeki ekinneti alır, irşad makamıyla aralarında bulunan hicab-ı mestureyi alır. Aldıkları ise, mutlaka cennete girer, Mulk Suresinin 8-9-10. âyetleri. Allahû Tealâ buyuruyor sevgili okuyucular:
 
67/MULK-8: Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).
(Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.

67/MULK-9: Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).
Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”

67/MULK-10: Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).
Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.


Yani kulaklarındaki vakra alınan, kalbindeki ekinnet alınan insanlar Allah'ın cennetinde oluyor sevgili okuyucular. Bunların adı "âmenû olanlar" yani Allah'a ulaşmayı dileyenler.

Öyleyse âmenû olmak; Allah'a ulaşmayı dilemek, yolun başı. Kurtuluşun başlangıç noktası burası. Ve sadece bilenler bu muhteşem hediyeden istifade ederler. Bilmeyenler, hayatları boyunca bütün ibadetleri yapmış; namaz kılmış, oruç tutmuş, zekât vermiş, hacca gitmiş, kendi kendine kelime-i şahadet de getirmiş olsunlar kurtulamıyorlar.

Ama bir kişi, sadece Allahû Tealâ'ya ulaşmayı diliyor ve ölüyor. İbadeti de sıfır ama kurtuluyor. Çünkü Allahû Tealâ o kişinin kalbinde Allah'a ulaşmayı dilemek işaretini görür, işitir ve bilir. Bildiği anda da harekete geçer. Ne yapar? O kişinin kulaklarındaki vakrayı alır, kalbindeki ekinneti alır ve o kişinin kalbine ihbat koyar. Kimin kulaklarındaki vakra alınmışsa, o kişinin zihni irşad makamının söylediklerinin mânâsına varmaya başlar. Yani onların Hakk'tan inen sözler olduğundan emin olur.  Sonra onları kalbine indirir ve idrak eder. Emin olmak, idrakin oluşmasıdır.

Sevgili okuyucular, Allah'ın daveti, Kendi Zat'ına davettir. Bundan 14 asır evvel bütün sahâbe Allah'a çağırıyorlardı.İşte Yûsuf Suresinin 108. âyet-i kerimesi, Allahû Tealâ buyuruyor.
 
12/YÛSUF-108: Kul hâzihî sebîlî ed’û ilâllâhi alâ basîratin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne).
De ki: “Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek) Allah’a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allah’ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.”


"Benim ve bana tâbî olanların, hepimizin Allah'a çağırdığı yol." diyor. Bütün sahâbe Allah'a çağırıyorlardı sevgili okuyucular. Biz de Allah'a çağırıyoruz. Sahâbe ne yapmışsa, bizim bütün yaptıklarımız onların aynıdır. Onlar gibi teheccüd namazı kılarız (gece 12.oo'den sonra).

Sevgili okuyucular, namazlarda her gün iki günlük borç ödenir. Kuşluk sünnetinde öğle, ikindi, akşam borç farzları kılarız. Teheccüd namazında da sabah, yatsı ve salat-ı vitir kılarız. Böylece bir günlük borç öderiz. Her namazda mutlaka bir borç farzı fazla kılarak (tabiî yatsıda borç farzıyla beraber salat-ı vitir de kılarak) iki günlük borç öderiz her gün.

Sevgili okuyucular, başta biz olmak üzere bizim kardeşlerimizin %90'dan fazlası hep sonradan bu yola girenlerdir ve Allah'a bunun için çok şükredenlerdir. Yani hepimizin namaz borçları sebebiyle ve sünnete uygun olarak her gün 2 günlük borç öderiz. Öyleyse, Allahû Tealâ'nın yolu bu.

Görüyor musunuz, bilenle bilmeyen arasındaki farkı şimdi? Allah'a ulaşmayı dilemek veya dilememek. Allahû Tealâ diyor ki Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e: "Sen en sevdiğini bile hidayete erdiremezsin, onun ruhunu Bana ulaştıramazsın." Neden diyor acaba? Sonunu orada söylememiş. "O kişi Allah'a ulaşmayı dilemedikçe"yi Allahû Tealâ orada söylememiş. Ama Kur'ân-ı Kerim muhtevasına baktığınız zaman, Allah'a ulaşmayı dilemedikçe kurtuluşun mümkün olmadığını görüyoruz.

Allahû Tealâ İsrâ Suresinin 45 ve 46. âyetlerinde diyor ki:
 
17/İSRÂ-45: Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhirati hicâben mestûrâ(mestûren).
Sen Kur’ân’ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah’a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk).

17/İSRÂ-46: Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûren).
O’nu (Kur’ân’ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur’ân’da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler.


Demek ki Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin kulaklarında vakra var, kalplerinde ekinnet var. İrşad makamıyla aralarında hicab-ı mesture var, sevgili okuyucular. Olmasa onlar da cennete gidecekler. İşte Allahû Tealâ, Allah'ın yoluna girecek olanları bu safhada (âmenû olma safhasında) bakınız nelerle mükâfatlandırıyor.

İslâm 28 basamaktan ibarettir, demiştik.

Birinci basamakta olaylar yaşanır. Bütün insanlar olayların içindedir, olayları yaşarlar. Hiç kimse bundan müstağni değildir. Yılın zelzele olayı gibi sevgili okuyucular. Hani şu fay hatlarının kırılması sebebiyle olan, 50 bin kişiden  fazla insanın ölmesine sebebiyet veren zelzele. Allahû Tealâ'nın kaderi tayin ettiği Kur'ân-ı Kerim vakıasıdır. Kaderi Allah tayin eder ve ölüm bir kaderdir bütün insanlar için.
İşte böyle bir dizaynın sahibi olan Allahû Tealâ, bütün insanların kurtulmasını istiyor ve bunun için de son derece kolay bir yol tayin ediyor onlara. "Ben şu insan adı verilen kullarımın hepsine öyle bir kolaylık sağlamalıyım ki; hepsi doğru posta cennete gitsin." diyor. Sağlıyor ama şeytan da bunun farkında. Allah'ın bütün insanları, cennete (kendisini cehenneme göndermek üzere) göndermek üzere karar aldığını gören iblis buna tahammül edemezdi tabiî. Bunun için  Allah'ın bütün güzelliklerini unutturması gerekirdi. Allah'a ulaşmayı dilemenin bir kurtuluş olduğunu unutturmayı başarmış.

Sevgili okuyucular, fıkra şöyle:
 
Bahriyeliler bir adaya çıkıyor, adada sakalları uzamış yaşlı bir adam. Diyorlar ki:

- Sen bu adada ne arıyorsun?

- Unutmaya geldim.

- Neyi unutmaya geldin?

- Unuttum.
 
Bütün insanlar Allah'a ulaşmayı dilemenin farz olduğunu unutmuş.

Sevgili okuyucular, Allahû Tealâ'nın indinde bir muhteva var. Allah'a ulaşmayı dilemek, hangi şartlar içinde olursa olsun bir insanın kalbinde belirdiği anda o kişi kurtulmuştur. Bu kadar basit bir sebeple, bu kadar kesin.

Biliyorsunuz ki; bütün sahâbe Allah'ın cennetine giriyor. Olayları dizayn ettiğimiz zaman şunu görüyoruz. Allahû Tealâ başlangıçta bütün insanları kalplerinde küfürle yaratmış. Esaslara baktığımız zaman Allah'a ulaşmayı dilediği anda bir kişinin mutlaka kurtuluşa ulaşacağını kesinleştirmiş. Şimdi bu cümleden olarak bakıyoruz ki; bütün sahâbe Allah'a ulaşmayı dilemişler.

Öyle mi? Gelin bakalım âyetlere. Allahû Tealâ Zumer Suresinin 18. âyet-i kerimesinde şöyle söylüyor:
 
39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahsenehu, ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).


5.5.1- ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEYENLERİN RUHU ALLAH'A ULAŞIR
 
Öyleyse bütün sahâbe hidayete ermişler, hepsinin ruhu Allah'a ulaşmış. Allahû Tealâ açık ve kesin olarak şunu söylüyor: Sadece Allah'a ulaşmayı dileyenlerin ruhu Allah'a ulaşır.

İşte bakalım âyetlere. Ra'd Suresi 20, 21, 22. âyetler. Allahû Tealâ buyuruyor ki:
 
13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).
Onlar, Allah’ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah’a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.

13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

13/RA'D-22: Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ razaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedraûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri).
Onlar, sabırla Rab’lerinin vechini (Zat’ını, Zat’a ulaşmayı ve Allah’ın Zat’ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.


"Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi: Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler).
ve lâ yenkudûnel misâk: Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar."
 
Kim yeminini bozmazsa o yeminini yerine getirendir. Allahû Tealâ burada altını çizerek hakikati koyuyor ortaya. Bu misakin ne olduğunu söylüyor şimdi bize:
 
"Vellezîne: ve onlar
yasılûne: vasıl ederler, ulaştırırlar
mâ: şeyi
emerallâhu: Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi
bihî: O'na, Allah'a
en yûsale: ulaştırmayı
 
"ve (ve onlar Allah'ın O'na (Allah'a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını) Allah'a ulaştırırlar)." 

İşte misak bu, sevgili okuyucular. İnsanın Allah'ın Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhu) Allah'a ulaştırması hali. O kişinin hidayete ermesi hali, o kişinin misakini gerçekleştirmesi hali.

Şimdi bunların vasıflarını veriyor:
 
"ve yehâfûne sûel hisâb:
Onlar kötü hesaptan, yani derecelerinin (günahlarının fazla olması halinden) korkarlar.
ve yahşevne rabbehum: Rab'lerine karşı huşû duyarlar."
 
Sevgili okuyucular, kimdi huşû duyanlar? Ölmeden evvel ruhlarını Allah'a ulaştırmayı isteyenler ve ulaştıracaklarından da emin olanlar. Bakalım âyetlere. Altın zinciri görebiliyor musunuz âyetler arasındaki? Allah'a ulaşmayı dileyenler. Bunlar ruhlarını Allah'a ulaştırmayı dileyenler ve "huşû sahipleri" adları. Ve burada da ruhlarını Allah'a ulaştıranlar için "huşû sahibi" ifadesini kullanmadan Allahû Tealâ "ve yehâfûne sûel hisâb" diyor. "Kötü hesaptan korkarlar."
 
"ve yahşevne rabbehum:
  Rab'lerine karşı huşû duyarlar.
Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim: Onlar, sabırla Rab'lerinin vechini (Zat'ını, Zat'a ulaşmayı ve Allah'ın Zat'ını görmeyi) dileyenlerdir."
 
Yukarıda ne demişti? Onlar misaklerini bozmazlar, ruhlarını (Allah'ın Allah'a ulaştırılmasını emrettiği ruhlarını) Allah'a ulaştırırlar. Kimler? Huşû sahipleri. Kimler? Allah'a ruhlarını ulaştırmayı dileyenler. Hem de sabırla.
Bu size neyi hatırlatıyor? Tekrar dönelim, Bakara Suresinin 45 ve 46. âyetleri:
 
2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(salâti), ve innehâ le kebîratun illâ alâl hâşiîn(hâşiîne).
(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.

2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.


"Vesteînû bis sabri ves salât: (Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin."
 
Bakınız sabrı bir defa daha kullanıyor Allahû Tealâ burada, daha önce de kullanıyor: Onlar sabırla Allah'ın Zat'ına ulaşmayı dileyenlerdir. Sabırla hacet namazını kılan kişi niçin kılıyor? Ruhunu Allahû Tealâ'ya ulaştırabilmek için kılıyor, sevgili okuyucular.

İşte Bakara 45-46 ile Ra'd 20-21-22 arasındaki altın zincir. Artık hissedebiliyor musunuz?

Öyleyse sonuca ulaşıyoruz: Bütün sahâbe ruhlarını Allahû Tealâ'ya ulaştırmışlar.  Kim onlar? Ruhlarını Allah'a ulaştırmayı dileyenler.
 
Ra'd Suresinin 22. âyet-i kerimesine göre, sadece ruhlarını Allah'a ulaştırmayı dileyenler, ruhlarını Allah'a ulaştırabilirler.

Şimdi ilk 7 basamağı bitirelim. Ama buradaki en önemli şeyi söylemeden geçmek olmaz: Bütün sahâbe ruhlarını Allah'a ulaştırmayı dilediler. Şimdi 4 asıldan hareketle olayı Kur'ân'la bugünkü dîni karşılaştırmak suretiyle yerli yerine oturtuyoruz.

 

 

Kitaplar » Kadir Gecesi Sohbeti (İslâm Nedir?) 1. Baskı

  • Giriş
  • İslâm'ın 5 Şartını Yerine Getiren İslâm Olur mu?
  • İslâm Nedir?
  • Kadir Gecesi
  • Genel Olarak 28 Basamak
  • Allah'ın Garantisi
  • Huşu Sahipleri
  • Allah'a Ulaşmayı Dilemeyenler
  • Nezirler
  • Vel Asr Suresi
  • Esaslar
  • Sahabenin Durumu
  • 28 Basamak - İlk 7 Basamak
  • 28 Basamak - İkinci 7 Basamak
  • Mümin Olmak
  • Dalâletten Kurtulmak
  • 28 Basamak - Üçüncü 7 Basamak
  • Üç Vücudun Yemini, Misaki ve Ahdi
  • Ruhun Allah'a Ulaşması
  • Velayet Makamları
  • İslâm Mutluluktur
  • Kur'ân-ı Kerim Lafzı ve Ruhu (Tefsir) | Türkçe Kur'an Meallerini Kıyasla
    İmam İskender Ali Mihr | NUR Tv

    Uluslararası Mihr Vakfı (Türkçe) | International Mihr Foundation (English) | Die MIHR Stiftung (Deutsch) | La Fondation Mihr (Française)