Anasayfa MİHR VAKFI Görsel Eserler Yazılı Eserler Canlı Yayın
incil sozleri
Anasayfa » Kitaplar » Mutluluk Tasavvuf İslam » incildeki_ayetlerde_dinin_7_safhasi_farz_kilinmistir

11-1-4- MÜRŞİD NASIL BULUNUR Görevli kıldığı kişileri biz nasıl buluruz? Görevli kıldığı kişileri Allâhû Tealâ tayin ettiğine göre mutlaka O bilecektir. Rabbimiz Nahl Sûresi'nin 9 âyet-i kerîmesinde buyuruyor ki, 16/NAHL-9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne). Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm'e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah'ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, si...

Önsöz
Kâinatın Yaratılması
Hız Kanunları
İnsanın Yaratılışı
Kur'an-ı Kerim ve Kutsal Kitaplar
Serbest İrade
Peygamberler
Her Peygamber Resuldur Ama Her Resul Peygamber Değildir
İman ve Küfür
Zikir ve Diğer İbadetler
Cennet ve Cehennem
Cennete Ulaşmanın Kur'an-ı Kerimimizdeki İncelikleri
Mürşid Nasıl Bulunur?
Allah'ın Koruması Altına Girmek
Hayatta İken Allah'a Ulaşmayı Dilemek
Ruhun Allah'a Ulaşması ve Teslimi
İrşad ve Mürşid

incil sozleri

 

11-1-4- MÜRŞİD NASIL BULUNUR
Görevli kıldığı kişileri biz nasıl buluruz?
Görevli kıldığı kişileri Allâhû Tealâ tayin ettiğine göre mutlaka O bilecektir. Rabbimiz Nahl Sûresi'nin 9 âyet-i kerîmesinde buyuruyor ki,
16/NAHL-9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).
Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm'e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah'ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.

Allahû Tealâ tayin etti ise ve Allahû Tealâ yolun doğrusunu gösterecekse, bizim için tayin edilen bu çeşmeleri, bu önderleri bize göstermesini Rabbimizden talep edeceğiz. Zaten her namaz kılan kişi kıldığı namazın her rekatında, Fatiha Sûresini okurken böyle bir talebin sahibidir. Ancak henüz bunun idrakinde olmadığı için talebi var ama henüz bir gayretin sahibi olmamıştır. Talep yetmez bir de gayret gerekiyor.
Fatiha Sûresini yeniden gözden geçirirsek göreceğiz ki;
1/FÂTİHA-2: El hamdu lillâhi rabbil âlemîn (âlemîne).
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.

1/FÂTİHA-3: Er rahmânir rahîm(rahîmi).
Rahmân’dır, Rahîm’dir.

1/FÂTİHA-4: Mâliki yevmid dîn(dîne).
Dîn gününün mâlikidir.

1/FÂTİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).
(Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.

1/FÂTİHA-6: İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme).
(Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e hidayet et (ulaştır).

1/FÂTİHA-7: Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.


Zaten biz o kişileri arıyoruz. O kişilerden olmak istiyoruz. Çünkü Al-i İmran Sûresi'nin 164. âyet-i kerîmesinde Rabbimiz bu kişilerden bahsetmişti. O mü'minlerin üzerine olan nimetini tamamlamak üzere Allah tarafından görevli kılınanlardan bahsetmişti. Şimdi bunun farkına vardık, talebimizi kuvveden fiile çıkarma zamanı geldi. Ve bu talebimizi nasıl gerçekleştireceğimize dair Kur'ân-ı Kerîm boyunca yine araştırmalarımız devam ediyor. Biz ne istiyorduk, istiâne (yardım) istiyorduk. Rabbimiz de Allah'a ulaştıracak bu istiânenin nasıl isteneceğini Bakara Sûresi'nin 45. âyeti kerîmesinde şöyle açıklıyor;
2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(salâti), ve innehâ le kebîratun illâ alâl hâşiîn(hâşiîne).
(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.

Ve Bakara Sûresi'nin 46. âyeti kerîmesinde de böyle bir yardım sahiblerinin nasıl düşündüklerini, nasıl bir imâna sahip olduklarını Rabbimiz buyuruyor;
2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

Ve işte o zaman imân sahipleridirler. O kişiler ki artık Rablerine döneceklerini idrak etmişlerdir. Çünkü nefslerini tezkiye edip ruhlarını Allah'a bu dünya hayatında iken ulaştırmaya imân ettikleri, inandıkları an böyle bir idrake ulaşabilirler.
Sonra bu kişilerin Rab'lerine ulaşmak üzere yola çıktığı anda, irşad kademesine ulaşıp tövbe ettiği anda kalblerine imânın yazıldığını göreceğiz. Sabır ve namazla nasıl istiane isteneceğini Peygamber Efendimiz (SAV)'in hadislerinden anlıyoruz. Bu âyet-i kerîme inzal olunduğunda (SAV) Efendimize sahabe diyor ki; "Ya Rasûlallâh! biz nasıl sabır ve namazla yardım isteriz Rabbimizden?" Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; "Siz daha önce cahiliyet devrinin adetlerini yapıyordunuz. İblisden soruyordunuz. Artık Rabbim buyurdu ki; "iblisden değil, benden sorsunlar" ve Cebrâil kardeşim bana iki namaz öğretti. Birincisi istihare namazı. Bir şey hakkında hayırlı veya şerli olduğunu bilmek için Rabbimizden isteyeceğimiz yardım Perşembeyi Cuma'ya bağlayan gece boy abdestiyle kılacağımız iki rekatlı bir namaz. İkincisi hacet namazı ki, bir ihtiyacımızın giderilmesi hususunda kılacağımız namazdır. Ve eğer istiane için kılacaksak, bu istiane sadece Allah'dan bizim nefsimizi tezkiye edecek bir mürşidin sorulmasıdır. Allahû Teala'nın ayrıca bu hususta sözü var. Bakara Sûresi'nin 186. âyet-i kerîmesinde:
2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).
Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).


Demek ki; Allahû Tealâ, irşad olunma hususunda mutlaka bize yardımcı olacağını ve dualarımızı kabul edeceğini, taleplerimizi geri çevirmeyeceğini buyuruyor.
İşte Peygamber (SAV) Efendimiz'in hadisi şerifine göre, perşembeyi cumaya bağlayan gece veya mübarek gecelerden birinde boy abdestiyle kılacağınız dört rekatlık bir namazın sonunda mürşidimizin gösterilmesi için dua ederiz. Yatağımızı kıbleyi sağa alacak şekilde kurarız. Yatmadan evvel üç defa Âyetel Kürsiyi okuyup, kimseyle konuşmadan sağ yana kıbleye dönük vaziyette yatarız. Bu namazda okuyacağımız sûreler şöyle;
Birinci rekatında Fatiha'dan sonra üç defa Âyetel Kürsî, ikinci, üçüncü, dördüncü rekatlarda Fatiha'dan sonra, İhlas, Felâk, Nas Sûreleri okunur.
Eğer En'am Sûresi'nin 125. âyet-i kerîmesine göre kalbimiz teslimlere açılmışsa, Rabbimiz bize, bizim nefsimizi tezkiye edecek, Rabbimizin görevli kıldığı birini mutlaka gösterecektir.
11-1-5- TÖVBE VE 7 Nİ'MET
İşte Rabbimiz bize mürşidimizi gösterdiği zaman o mürşidin önüne diz çökerek Rabbimizin huzurunda bir tövbe merasimi yapılır. Bu tövbe sırasında yedi Nİ'MET alınır.
Birinci-ni'met; Günahların sevaba çevilmesidir. Rabbimiz Furkan Sûresi'nin 69. âyet-i kerîmesinde cehennemliklerden bahsettikden sonra 70. âyet-i kerîmesinde şöyle buyuruyor;
25/FURKÂN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).
Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).

İkinci-ni'met; O kişinin başının üstünde Rabbimizin katında eğitim görmüş bir ruhun hemen yer almasıdır. Mücadele Sûresi'nin 22. âyet-i kerîmesinde buyrulan (muhafızlığı oluşturan) ruhun, kişinin başının üzerine gelmesi işte bu andadır. Bu ruh devrin imamının ruhudur.
Üçüncü-ni'met; Kişinin ruhunun başının üzerindeki ruh tarafından bedeninden ayrılarak ileride Rabbinin Zat'ına varmak, O'na hidâyet olmak, O'na ulaşmak üzere ana dergâha götürülmesidir. Ruh, önce zemin katta rahle-i tedris görecek sonrada nefsinin aklanmalarına paralel olarak gök katlarında sülûk edecektir.
78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.

Dördüncü-ni'met; Fizik vücudun Allah'a kul olmaya başlaması.
36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.

Beşinci-ni'met; Nefs tezkiyesinin başlamasıdır. Secde Sûresi'nin 24. âyet-i kerîmesinde "Emrimizle insanları hidâyete ulaştıran" buyurduğuna göre, Allahû Teâla emirleri bu mürşide verecek, mürşid de yüce Rabbimizden aldığı emirleri müride tebliğ edecek, bildirecek ve (Mürid Allah'a varmayı murad eden, isteyen) de bu emirleri yerine getirerek nefsini ıslâh edecek, yani nefsini tezkiye edecektir. Kalbimize imân yazılması, küfrün alınması, mührün açılmasıdır.
40/MU'MİN-40: Men amile seyyieten fe lâ yuczâ illâ mislehâ, ve men amile sâlihan min zekerin ev unsâ ve huve mu'minun fe ulâike yedhulûnel cennete yurzekûne fîhâ bi gayri hisâb(hisâbin).
Kim seyyiat (şer, derecat düşürücü ameller) işlerse mislinden daha fazla cezalandırılmaz. Kadınlardan veya erkeklerden kim amilüssalihat (nefsi ıslâh edici ameller, nefs tezkiyesi) yaparsa işte onlar, (îmânı artan) mü’minlerdir. Onlar, cennete konulacak ve hesapsız rızıklandırılacaktır.

Rabbimizin mührü zikir sırasında aşağı iner ve nefsimizin kalbindeki şeytana açılan kapıyı kapatır. Böylece amilüssalihata yani nefs tezkiyesine başlarız.
1- Zikir boyunca şeytandan karanlıklar (zulmet) kalbimize ulaşamaz ve nefsimizin kalbini "kasitûn" yapamaz.
2- Zikir boyunca devamlı Allah'ın rahmet ve fazlı, rahmet ve salâvâtı mührü aşağı iter. Karanlıkların girdiği kapıyı kapatır. Kalbimize Allah'ın nurları ulaşır kalbimizdeki karanlıkları temizlemeye başlar, işte bu olay nefs tezkiyesinin 'başlamasıdr. Amilüssalihattır. Tövbe eden Allah'ın bu ni'metine de kavuşmuştur.
Altıncı-ni'met; Başımızınm üzerine gelen ni'mete ait salâh nurundan salâvât kalbimize gelmeye başlar.
33/AHZÂB-43: Huvellezî yusallî aleykum ve melâiketuhu li yuhricekum minez zulumâti ilen nûr, ve kâne bil mu’minîne rahîmâ(rahîmen).
Sizi (nefsinizin kalbini), karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, üzerinize salâvât (vasıtasıyla nur) gönderen, O ve O’nun melekleridir ki O, mü’minlere Rahîm(dir). (Rahîm esmasıyla tecelli eden).

Yedinci-ni'met; O güne kadar her yaptığı Hayır'dan, kazandığı derecenin 10 katını alan kişi, o günden itibaren 700 katını almaya başlar.
2/BAKARA-261: Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbeh(habbetin), vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her sünbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak üzere, yedi sünbül (başak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırıp verir. Ve Allah Vâsi’dir, Alîm’dir.


11-1-6- VUSLAT
11-1-6-1 BİRİNCİ GÖK KATI
12/YÛSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûi illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).

Mürşid, Nefs-i Emmareyi, Yusuf Sûresi'nin 53. âyet-i kerîmesinde bahsedilen, emmareyi, aklandırdığında, ruhu da zemin kat eğitimini tamamlayarak birinci kata çıkmaya ehil hale gelir.

11-1-6-2- İKİNCİ GÖK KATI
75/KIYÂME-2: Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeh(levvâmeti).
Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim.

Daha sonrası nefsin ikinci kademesi olan, levvame nefs, pişman olan ve kınanan bir nefs halidir. Nefsini devamlı kınayan bir hal alıyor. Kıyame Sûresi'nin 2. âyet-i kerîmesinde bahsedilen bu kademeyi aklandırdığında o kişinin ruhu ikinci kata kadar çıkmaya ehil hale gelir.

11-1-6-3 ÜÇÜNCÜ GÖK KATI
91/ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.
Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.


11-1-6-4- DÖRDÜNCÜ GÖK KATI
Sonra nefsin dördüncü kademesine Mutmainneye ulaşır. Mutmainne tatmin olma doyma anlamındadır.
Rad Sûresi'nin 28. âyet-i kerîmesinde Rabbimiz buyuruyor ki;
13/RA'D-28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).
Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?

İşte böyle bir nefse sesleniyor. Fecr Sûresi'nin 27. âyet-i kerîmesinde Rabbimiz, "Ey tatmin olmuş nefs!" buyuruyor. Bu nefs kademesi artık nefsin doyuma ulaştığı, kanaat sahibi dönemdir. Bu dönemi kazanan kişinin ruhu da dördüncü kata çıkmaya ehildir.
11-1-6-5- BEŞİNCİ GÖK KATI
Daha sonra bu kişi tatmin olmuş, kanaat sahibi olmuşken, Allah'dan razı olacaktır. Başına ne gelirse gelsin muhakkak ki Allahû Tealâ'nın haberi olduğunu, Allahû Teala'nın müsaadesiyle veya takdiri ile oluştuğunu idrak edecektir, ve Allah'tan razı olacaktır.
11-1-6-6- ALTINCI GÖK KATI
Allah'tan razı olma, raziye makamı Fecr Sûresi'nin 28. âyet-i kerîmesinde yer almaktadır. Kişi Allah'tan razı olduğu zaman Allah'ın rızasını kazanır. Allah da kulundan razı olur. Fecr Sûresi'nin 28. âyet-i kerîmesinde ki Mardiye nefis Allah'ın rızasını kazanmış nefs'dir. Böylece müridin ruhu önce beşinci, sonra altıncı kata kadar çıkmaya ehil olacaktır.
11-1-6-7- YEDİNCİ GÖK KATI
Nefsin yedinci kademesine TEZKİYE deniyor. Tezkiye nefsin temizlenmesi en azından nefsin 19 kötü afetinin iplerinin ele alınması, kontrol altına alınması demektir. İşte kişi nefsinin tezkiye işlemini de tamamladığı zaman ruh yedinci kata ve nihâyet yedi âlemi geçerek Rabbimizin Zat'ına ulaşacaktır. Tezkiyeyi tamamlayarak kişi Rabbine döner ve teslim olur, Fenafillaha ulaşır ve Allah'ın velisi olur.
İşte Rabbine ulaşan kişi Allah'ın velisi olmuştur. Yüce Rabbimiz Nebe Sûresi'nin 39. âyet-i kerîmesinde, müridin Rabbine ulaşmasına "bir sığınak olan Allah'a ulaşma" diyor. Rabbimiz buyuruyor ki;
78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.

"İşte o gün Hak günü'dür." Hakk'a ulaşmak için ilk adımın atıldığı gündür. Ve Rabbimiz devam ediyor. "İşte dileyen kişi (bu yolu takip ederek) Rabbine ulaşır, ve Rabbi Onun için bir sığınaktır." Meab sığınak demektir. Meab ile Evvab aynı köktendir. Meab; sığınak, Evvab; sığınan demektir. Kişi Rabbine vasıl olup ona sığındığı an evvab adını alır. İşte daha önce Sâd Sûresi'nin 30. ve 40. âyetlerinde, Rabbimiz, peygamberlerinden evvab diye bahsediyor. Eyyüb ve Süleyman (AS) dan evvab diye bahsediyor, Rabbimiz. Demek ki onlar Rab'lerine dönüp evvab olan kişilerdir.
Kaf Sûresi'nin 32. âyet-i kerîmesinde "Hafizîn" olma hali kişinin Rabbine dönmek üzere mürşidinin elini öptüğü an, mürşidinin ruhunun, başının üzerinde bir muhafız olarak yer almak suretiyle, müridi muhafaza altına alması halidir. Mürid artık hafizîn olmuştur. Muhafaza altına alınmıştır. Aynı âyet-i kerîmedeki "Evvab" olma haliyse, müridin ruhunun Allah'a ulaşması ve Allah'a teslim olarak Allah'ın Zat'ında muhafaza altına alınması, Allah'ın müridin ruhu için muhafaza eden bir sığınak olması halidir. Hafızîn 14. basamakta, evvab 21. basamakta gerçekleşir.
Müridin hafizîn olduktan sonra, Allah'a vasıl olması, evvab olması onu birinci takvaya ulaştıracaktır. Takvanın birinci kademesine ulaştıracaktır. Ve Allah'ın velisi olacaktır. İşte kişi o zaman hidayete erecektir. Ruhunu Allah'a ulaştıracaktır. Zaten Fecr Sûresi'nin 27. 28. 29. ve 30. âyet-i kerîmelerini sırayla okuyacak olursak durum buradan da anlaşılıyor.
89/FECR-27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
Ey mutmain olan nefs!

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.

89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir.

 
11-2- FIRKALARA AYRILMAMAK
11-2-1 KURTULUŞA EREN TEK FIRKA
Rabbimiz bize bir ihtar olmak üzere Sebe Sûresi'nin 20. ve 21. âyet-i kerîmelerinde kıyametten bir kesit vererek şöyle buyuruyor.
34/SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne).
Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.

34/SEBE-21: Ve mâ kâne lehu aleyhim min sultânin illâ li na’leme men yû’minu bil âhireti mimmen huve minhâ fî şekk(şekkin), ve rabbuke alâ kulli şeyin hafîz(hafîzun).
Ve onun (iblisin) onlar üzerinde bir sultanlığı (nüfuzu, tesiri) yoktu. Ahirete (hayatta iken ruhunu Allah’a ulaştırmaya) inanan kişi ile ondan (Allah’a ulaşmaktan) şüphe içinde olanları bilmemiz için (iblisle onları imtihan ettik). Ve senin Rabbin herşeyi hıfzedendir.

Aynı mealde Peygamber (SAV) Efendimiz bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor ;
"Ahir zamanda benim ümmetim bir çok fırkalara ayrılacak, sayısı 73 olacak. İçlerinden bir tanesi Sırat-ı Müstakiym üzerinde olanlar, 72 tanesi gerçek yolu bulamamış olanlardır." Gerçekten bu fırkaya; Fırka-ı Naciye diyor, Peygamber Efendimiz (SAV) . Gerçekten Allah'ın yolu tek bir yoldur. Bu yolun sahiplerine Mücadele Sûresi'nin 22. âyet-i kerîmesinde "Allah taraftarları" deniliyor. "HİZBULLAH" yani Allah'ın yolunda olanlar, Allah'ın dostları. Kimler Allah'ın dostlarıdır? Allah'a ezelde verdikleri mîsaklarını (yeminlerini) tutanlar.
6/EN'ÂM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûhu, ve lâ tettebiûs subule fe teferraka bikum an sebîlihi, zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.

Bu âyette ise o tek fırkann Sırat-ı Müstakiym olduğunu anlıyoruz.
11-2-2- ALLAH'A KUL OLMAK İÇİN SIRAT-I MÜSTAKİYM'E ULAŞMAK
7/A'RÂF-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).
Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”

 
Bütün nefsler, ruh ve fizik cesetler, Rabbimizi RAB olarak, efendi olarak bilip kendilerinin de kul olduklarını ifade ettiler. Yer yüzüne inip cesetlendikleri zaman, nefsler tezkiye olacaklarına, Ruhlar O'na ulaşacaklarına, fizik vücutlar O'na kul olacaklarına dair Mîsak verdiler. Allah'ın fizik vücutlara, nefslere ve ruhlara yaptığı, yemine (Mîsaka) davet, davete icâbet edilirse yani yemin edilirse, Allah'lâ fizik vücutlar, nefsler ve ruhlar arasında bir ahdin doğmasına sebebiyet veriyor.
Bir tarafta nefs tezkiye olacağına dair yemin veriyor, ruh Allah'a dünya hayatında ulaşacağına dair misak veriyor ve fizik ceset Allah'a kul olacağına dair ahd veriyor. Diğer tarafta da Allah bu yeminlerini tutanlara cenneti vaad ediyor. İşte bizim yeminlerimiz ve Allah'ın vaadi bir ahdleşmedir ki buna Allah ile Ahd adı veriliyor. İşte bu yeminlerden fizik vücudun ahdinin insanı Allah'ın kulluğuna ulaştırması gerektiği, Kuran-ı Kerîm'de ifade buyurulmaktadır.
36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.



Kim bu Sırat-ı Mûstakiym denen yola tâbî olmaz da kulluğa ulaşmak istemezse muhakkak ki şeytana kul olacaktır. Şeytana tâbî olacaktır, ve bu âyet-i kerîmesinde Rabbimizin buyurdugu şekliyle kıyametteki, durumu da hüsran olacaktır.
3/ÂLİ İMRÂN-51: İnnallâhe rabbî ve rabbikum fa’budûh(fa’budûhu), hâzâ sırâtun mustakîm(mustakîmun).
Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim ve sizin de Rabbiniz'dir. O halde O'na kul olun. (İşte) bu “Sırâtı Mustakîm'dir (Allah'a ulaştıran yoldur).”

Bu ayet ile de anlıyoruz ki kul olmamız Sırat-ı Müstakiym üzerinde olmamızı gerektiriyor.
1/FÂTİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).
(Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.

1/FÂTİHA-6: İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme).
(Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e hidayet et (ulaştır).

1/FÂTİHA-7: Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.

Bu sebeple de biz Allah'a müracaat ediyoruz. Bizi kul edecek Sırat-ı Müstakiym'e çıkarması için özel bir yardım (istiane) istiyoruz.

11-2-3- İBLİSİN VAADİ
İblisin vaadi ne idi? İsra Sûresi'nin 61.62.63. ve 64. âyet-i
17/İSRÂ-61: Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), kâle e escudu li men halakte tînâ(tînen).
Ve meleklere: “Âdem (A.S)’a secde edin!” dediğimiz zaman iblis hariç hemen secde ettiler. (İblis): “Ben, senin topraktan yarattığın kimseye mi secde edeyim?” dedi.

17/İSRÂ-62: Kâle e raeyteke hâzellezî kerremte aley(aleyye), le in ahharteni ilâ yevmil kıyâmeti le ahtenikenne zurriyyetehû illâ kalîlâ(kalîlen).
(İblis) dedi ki: “Senin görüşüne göre, benim üzerime (benden daha) mükerrem (ikram edilmiş, şerefli) kıldığın kimse bu mu? Eğer beni kıyâmet gününe (kadar) tehir edersen (ertelersen), onun zürriyetinden (neslinden) pek azı hariç, mutlaka bana (kendime) tâbî kılacağım.”

17/İSRÂ-63: Kâlezheb fe men tebiake minhum fe inne cehenneme cezâukum cezâen mevfûrâ(mevfûren).
(Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Git! Artık onlardan kim sana tâbî olursa, o zaman muhakkak ki sizin cezanız, eksiksiz bir ceza olarak cehennemdir.”

17/İSRÂ-64: Vestefziz menisteta’te minhum bi savtike ve eclib aleyhim bi haylike ve recilike ve şârikhum fîl emvâli vel evlâdi vaıdhum, ve mâ yaiduhumuş şeytânu illâ gurûrâ(gurûren).
“Ve onlardan güç yetirdiklerini, sesinle aldat. Atlıların ve yayalarınla onları bağırarak yönlendir (cehenneme sevket). Evlâtlarında ve mallarında onlara ortak ol. Ve onlara (yalan şeyler) vaadet.” Şeytanın vaadettikleri gurur (aldatma)dan başka bir şey değildir.

Benden üstün tuttuğun bu adama bak, eğer benim ömrümü kıyamete kadar uzatırsan göreceksin ki, onun zürriyetini, pek azı hariç yoldan çıkaracağım, ve kendime tâbî kılacağım." Rabbimiz buyuruyor ki; Haydi git, onlardan sana kim uyarsa bil ki, cehennem hepinizin cezası olur. Hem de öyle bir ceza ki, sesinle, gücünün yettiğini yerinden oynat. Onlara karşı yayalarınla, atlılarınla haykırarak yürü. Mallarına, çocuklarına ortak ol. Onlara vaadlerde bulun. Ammâ şeytan sadece onları aldatmak için vaadeder.

11-2-4- TEK FIRKA SIRÂT-I MÜSTAKİYM'E ULAŞMAKTIR
17/İSRÂ-65: İnne ibâdî leyse leke aleyhim sultân(sultânûn), ve kefâ bi rabbike vekîlâ(vekîlen).
Muhakkak ki Benim kullarımın üzerinde, senin bir sultanlığın (yaptırım gücün) yoktur. Ve senin Rabbin, vekil olarak kâfidir (yeter).

Kalû-Belâ dediğimiz o A'raf Sûresinin 172. âyet-i kerîmesinde buyrulan gün, verdiğimiz Mîsaki, yemini yerine getirirsek Rabbimize kul olabiliriz. Peki bu kulluk nerededir? Bu kulluğa Sırat-ı Müstakîym ile o yol ile, ulaşılabildiğine göre önce Sırat-ı Mûstakîym'i kendimize yol edinmemiz gerekiyor.
6/EN'ÂM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûhu, ve lâ tettebiûs subule fe teferraka bikum an sebîlihi, zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.

 
Zaten Peygamber Efendimiz (SAV)'in hadisi şerifinde de buyrulan bu fırkalara ayrılmak bizi iblise teslim ediyor. İşte fırkalara ayrılmamak ve Sırât-ı Müstakîym üzere olmak mecburiyetindeyiz. Ve Rabbimiz bizi zaten Hanif Fıtratı ile yarattı. Allah'a şirk koşmayan bir fıtrat ve ona teslim olabilecek, sulh ve sükûna erebilecek bir şekilde.
30/RÛM-30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.

İşte Rabbimiz Rum Sûresi'nin 31. ve 32. âyet-i kerîmesinde şöyle buyuruyor;
30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

Demek ki, fırkalara ayrılmamamız için Sırat-ı Müstakîym üzerinden Rabbimize dönmemiz gerekiyor. Bu dönüş nasıl bir dönüştür?
İşte bu dönüş için Rabbimiz :
1.Fecr Sûresi'nin 28. âyet-i kerîmesinde:
- İrcıî ilâ Rabbiki
- Rabbine Dön. (Rücû et)
2. Zümer Sûresi'nin 54. âyet-i kerîmesinde:
- Ve eniybu ilâ Rabbiküm ve eslimû lehü min kabli en ye'tiyekümül'âzâbü sümme lâ tünsarûn.
- Üzerinize azab gelmeden evvel Allah'a ulaşın ve ona teslim olun. Sonra yardım olunmazsınız.
3. Şura Sûresi'nin 47. âyet-i kerîmesinde;
- İstecîbû lirabbiküm min kabli en ye'tiye yevmün lâ meradde lehü minallâh.
- Allah'tan o geri döndürülmesi mümkün olmayan gün (ölüm günü) gelmeden Rabbinizin davetine uyun.
4. Müzemmil Sûresi'nin 8. âyet-i kerîmesinde;
- Vezkürisme Rabbike ve tebettel ileyhi tebdîlâ .
- Allah'ın ismi ile zikret ve herşeyden kesilerek Allah'a dön.
5. Lokman Sûresi'nin 15. âyet-i kerîmesinde;
- Vettebi'sebîle men enâbe ileyye.
- Kim bana ulaştıysa sen de onun yoluna tâbî ol.
6. Zariyat Sûresi'nin 50. âyet-i kerîmesinde;
- Fe firru ilâllâhi...
- Öyleyse Allah'a kaç, (Allah'a sığın)
7. Rum Sûresi'nin 31. âyet-i kerîmesinde;
- Münîbîne ileyhi,...
- O'na (Rabbine) ulaş.
8.Rad Sûresi'nin 21. âyet-i kerîmesinde;
- Velleziyne yasılûne mâ emerallahü bihî en yûsale ve yahşevne rabbehüm ve yehâfûne sûelhisâb.
- Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel) Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını) O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşu duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.
9. Yunus Sûresi'nin 25. âyet-i kerîmesinde;
- Vallahü yed'û ilâ dârisselâm, ve yehdiy men yeşâü ilâ sırâtın müstekıym.
- Ve Allah teslim yurduna (ruhu teslim alacak olan kendi Zat'ına) davet eder. Ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kişiyi Sırat-ı Müstakiym'e (Allah'a ulaştıran yola) ulaştırır, vasıl eder.
Allahû Tealâ Rabbinize dönün ve teslim olun emrini dokuz ayrı yerde vermiştir. Bu emirler boşuna değildir.
İşte bu emirler fırkalara ayrılmayacak bir yolda, yani Sırat-ı Müstakîym'de olmamız içindir. Ve Al-i İmran Sûresi'nin 103. âyet-i kerîmesinde yine Rabbimiz buyuruyor;
3/ÂLİ İMRÂN-103: Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrekû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ(ihvânen), ve kuntum alâ şefâ hufretin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn(tehtedûne).
Ve hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O’nun (Allah’ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.

.
Burada fırkalara bölünmeksizin Allah'ın ipine sarılmamız emrediliyor. İşte bu "Allah'ın ipi" Sırat-ı Müstakîym'dir.

11-2-5- SIRAT-I MÜSTAKİYM NEDİR?
Bu Sırat-ı Müstakîym En'am Sûresi'nin 87. ve 88. âyet-i kerîmelerinde;
6/EN'ÂM-87: Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).

6/EN'ÂM-88: Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ibâdihî, ve lev eşrakû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İşte bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).

Demek ki, Sırat-ı Müstakîym Hidâyet yolu. Hidâyet dediğimiz zaman hidâyetin kelime anlamı ulaşmaktır. Allahû Tealâ, bir Allah'a olan hidâyetten bir de iblise olan cehenneme olan hidâyetten bahsediyor. İşte Allah'a olan hidâyet yolunu En'am Sûresi'nin 71. Âyet-i kerîmesinde Rabbimiz şöyle ifade buyuruyor:
6/EN'ÂM-71: Kul e ned’û min dûnillâhi mâ lâ yenfeunâ ve lâ yadurrunâ ve nureddu alâ a’kâbinâ ba’de iz hedânâllâhu kellezîstehvethuş şeyâtînu fîl ardı hayrâne lehû ashâbun yed’ûnehû ilâl hude’tinâ, kul inne hudâllâhi huvel hudâ, ve umirnâ li nuslime li rabbil âlemîn(âlemîne).
De ki: “Bize fayda ve zarar vermeyen Allah’tan başka şeylere mi dua edelim? Bizi Allah’ın hidayete erdirmesinden sonra, yeryüzünde şeytanların kandırıp, şaşkın bıraktığı, arkadaşlarının da “bize hidayete gel” diye çağırdığı kimse gibi topuklarımızın üzerinde geriye mi döndürülelim?” De ki: “Muhakkak ki, Allah’a ulaşmak, o, hidayettir ve biz âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.”

Demek ki, hidâyet Allah'a ulaşmaktır. Sonunda da ona teslim olmaktır. Çünkü Peygamber Efendimiz (SAV), bize bir örnek olmak üzere, biz onunla emrolunduk diyor.
İkinci hidâyet yolu şeytana ve cehenneme hidâyet yoludur.
Saftat Sûresi'nin 23.âyeti kerîmesinde Rabbimiz buyuruyor ki;
37/SÂFFÂT-23: Min dûnillâhi fehdûhum ilâ sırâtıl cahîm(cahîmi).
Allah’tan başka (taptıkları). Artık onları cahîm (cehennem) yoluna hidayet edin (ulaştırın).

 
Demek ki, Sırat-ı Müstakîym Allah'a ulaşan yoldur. Bu sebeple Allah'a dönmemiz için verilen Rabbine DÖN emirlerine itaat etmek mecburiyetindeyiz ki, kulluğa ulaşabilelim. Zaten bu emirlerden birisi olan Fecr Sûresi'nin 28. âyet-i kerîmesinden sonra, Rabbimizin kulluğuna ulaştığımızı görüyoruz.
"Ve kullarımın arasına gir."
11-2-6- SONUÇ
Ve Rabbimiz Fecr Sûresi'nin 26. âyet-i kerîmesinde şöyle buyuruyor.
- Ve lâ yûsiku ve sâkahû ehad.
- Biz diyor Mîsak'ı en güzel şekilde alanız.
Yani söz alanız. Biliyorsunuz ki, Rabbimiz Elestü bi Rabbiküm günü bizden bir misak almıştı bir söz almıştı. İşte o söze Allahû Tealâ Misak, Vusuk, aynı kökten gelen vesika buyuruyor. 27. ve 28. âyet-i kerîmesinde de buyuruyor ki,
89/FECR-27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
Ey mutmain olan nefs!

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

Daha önce nefs kademelerinin üç tanesini Emmare, Levvame ve Mülhimeyi aklandırmış ve dördüncüsü olan Mutmainneye gelmiş ve onu da tamamlamış olan bir nefse sesleniyor. Demek ki, kişi önce nefsinin bu kademelerini aklandırmak mecburiyetinde, sonra ruhu Rabbine dönmek durumundadır. Ondan sonra Fecr Sûresi'nin 29. âyet-i kerîmesinde de:
Fedhulî fî ibadi... Buyuruyor.
- O zaman kullarımın arasına giriver.
30.âyeti kerîmesinde de:
- Vedhulî cennetîy,
- Ve cennetime gir.
Demek ki, iblisin sultasından uzaklaşmamız için kulluğa ulaşmamız gerekiyor. Kulluğa ulaşmak için de nefsin tezkiyesi ve ruhun Allah'a ulaşması şart olduğuna göre, bunlar ise ancak mürşide ulaşıp tövbe etmekle mümkün olduğuna göre, irşad kademesine ulaşmak bir zarurettir.
Diğer taraftan fırkalara ayrılmamak ve bir tek yol üzerinde (yani Sırat-ı Müstakiym üzerinde) olmak ve böylece mü'minlerden ibaret bir tek fırkayı oluşturmak gene mürşidi bulup tövbe etmekle mümkündür. Çünkü bizim için tayin edilmiş mürşidimizi bulup onun önünde tövbe ettiğimiz takdirde ancak o zaman, kalbimize imân yazılmakta ve mü'min olmaktayız. İşte mü'minlerden oluşan bir tek fırkanın içinde olabilmek, görülüyor ki, ancak mürşide ulaşmakla mümkündür.
11-3- HANİF OLMAK
11-3-1- HANİF FITRATI
Rabbimiz insanı hangi fıtratta yarattığına dair Rum Sûresi 30,31 ve 32. âyet-i kerîmesinde şöyle buyuruyor;
30/RÛM-30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

Rabbimiz herkesi hanif fıtratıyla yaratmıştır. Hanifin, lügât anlamı:
1.si; Tek olan Allah'a inanmak (şirk koşmamak)
2.si; Teslim olmak,
İnsanlar hanif olarak ruhlarını Allah'a ulaştırıp teslim olurlar.
Hanif olmak, İslâm olmak demektir. İslâm olmak teslim olmak yani ruhu, vechi ve nefsi Allah'a teslim demektir.
30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

Ve insanlar hanif olarak fizik vücutlarını Allah'a teslim ederler.
4/NİSÂ-125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).
Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm’in dînine tâbî olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah’a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm’i dost edindi.

Üçüncü teslim olan nefsin teslimine de yine hanif fıtratıyla ulaşılır.
98/BEYYİNE-5: Ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe ve yukîmûs salâte ve yu’tûz zekâte ve zâlike dînul kayyimeh(kayyimeti).
Ve onlar, Allah için hanifler olarak dînde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyum dîn (kıyâmete kadar devam edecek dîn) budur.

11-3-2- AÇIK ŞİRK, GİZLİ ŞİRK
İşte Rabbimiz önce insanları bu fıtrat üzerine yaratıyor. Sonra bizlere bir emir veriyor, Peygamber (SAV) Efendimiz vasıtasıyla Nahl Sûresi 123. âyet-i kerîmesinde;
16/NAHL-123: Summe evhaynâ ileyke enittebi’ millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).
Sonra da sana "hanif (vahdet, tevhid ve teslimi esas alan) olarak İbrâhîm (A.S)'ın dînine tâbî olmayı" vahyettik. Ve o, müşriklerden olmadı.

Rabbimizin emri açık, Peygamber (SAV) Efendimize bile müşriklerden olma diyor.
Şirk koşmak, bu şirkin anlamı; ortak koşmak demektir. Yani Allah'tan başka bir ilâh edinmek, onun ortakları ve şerikinin olduğuna inanmak.
Bir açık şirk, bir de gizli şirk olduğunu, Peygamber Efendimiz (SAV) buyuruyor. Açık şirk apaçık bir put yapıp ona tapmak, Allah ile beraber ona da ibadet etmektir. Yahudilerin "İdris A.S. Allah'ın oğludur." yani ikinci Allah'tır demeleri veya hristiyanların "Baba Allah, Allahû Tealâ; oğul Allah (İsa AS) ve ruhül kudüs (Cebrail AS)"dan oluşan 3 Allah iddiaları (teslis akidesi) açık şirktir.
İkincisi ise gizli şirktir. Gerçekte Allah'ı bir bilmemize rağmen, Allah'ın emirlerine itaat yerine nefsimize itaat edersek, şirkin gizlisini yapmış oluruz. İşte Rabbimiz bizim nefsimizi dizayn ettikten sonra da o nefse iki istikamette emirler geldiğini, ilham geldiğini buyuruyor.
Şems Sûresi'nin 7. 8. 9. ve 1O. âyet-i kerîmelerinde Rabbimiz şöyle buyuruyor.
91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).


91/ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.
Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.

91/ŞEMS-9: Kad efleha men zekkâhâ.
Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.

91/ŞEMS-10: Ve kad hâbe men dessâhâ.
Ve kim, onun (nefsinin) kusurlarını örtmeye çalıştıysa (nefsini tezkiye etmemiş ise) hüsrana uğramıştır.

.Nefsine tâbi olan kişi Allah'ın da sesini işitmez ve gizli şirke düşer.
28/KASAS-50: Fe in lem yestecîbû leke fa’lem ennemâ yettebiûne ehvâehum, ve men edallu mimmenittebea hevâhu bi gayri huden minallâh(minallâhi), innallâhe lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Bundan sonra eğer sana icabet etmezlerse (senin hidayete erdirme davetine uymazlarsa), bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.

Yukarıdaki ayette "nefslerini ilâh edinen" açık olarak gizli şirki işaret etmektedir.
45/CÂSİYE-23: E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?

Yukarıdaki ayetlerde de aynı ifadeyle karşılaşıyoruz." Nefslerini ilâh edinenler" gizli şirke düşerler. Onlar Allah'ın davetini gerçekleştiren davetçisine itaat etmezler.

11-3-3- ALLAH'A KUL OLMAK
Bir taraftan Allahû Tealâ tarafından o nefse takva (iyilik) istikametinde ilhamlar gelirken, diğer taraftan da iblisten, Allahû Tealâ'nın ifadesiyle füccur (kötülük) istikametinde ilhamlar gelecektir. Kim Allah'tan gelen takva istikametindeki emirlere uyarsa kurtuluşa erer. Kim de şeytandan gelen füccura uyarsa, Rabbinin yerine, şeytanı Rab olarak kabul etmiş demektir. İşte bu gizli şirktir. Allah'ın emirlerine itaat Rab olan, emir mercii olan, Allah'a itaattir. Allah'a itaat eden Allah'a kul olur, şeytana itaat eden de şeytana kul olur. İşte Allah bir merci'den (Rabbimizden, Allah'tan) emir almamızı emrediyor. O zaman Allah'a kul oluruz.
Yasin Sûresi'nin 60. ve 61. âyet-i kerîmelerinde şöyle buyuruyor;
36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.

.
Ve bir tek kişiye kulluk etmemizi emrediyor. Allah'tan başka bir ilâhın, bir başka yardımcının, bir başka efendinin olmamasını emrediyor. İşte bu, gizli şirkin ortadan kalktığı dönemdir. Bu duruma bir misal olmak üzere Zümer Sûresi'nin 29. âyeti kerîmesinde Rabbimiz buyuruyor ki:
39/ZUMER-29: Daraballâhu meselen raculen fîhi şurekâu muteşâkisûne ve raculen selemen li racul(raculin), hel yesteviyâni mesel(meselen), el hamdulillâh(el hamdulillâhi), bel ekseruhum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Allah, şu meseleyi örnek verdi. Aralarında anlaşamayan birkaç ortağa (birden) bağlı kişi ile tek bir adama teslim olan kişinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah’a mahsustur. Ama onların çoğu bilmezler.

Muhakkak ki bir tek efendiyi dinleyecek, bir tek efendinin emrine riâyet edecek köle daha efdaldir. İşte, iki istikametten de emir aldığımiz kişilerin birinden vazgeçipte, sadece bir tekinden ( ki bu efendi bizi huzurlu kılacak olandır) emir aldığımz gün, mutluluğa, saadete erişeceğiz. İnşâallâh bu saadete erişebilmek üçüncü kulluğa erişmekle mümkündür. Bu kulluğa nasıl erişilir? İşte Bakara Sûresi'nin 21. âyet-i kerîmesinde Rabbimiz buyuruyor ki:
2/BAKARA-21: Yâ eyyuhen nâsu’budû rabbekumullezî halakakum vellezîne min kablikum leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey insanlar! Rabbinize kul olun ki O, sizi ve sizden öncekileri yarattı. Umulur ki böylece siz, takva sahibi olursunuz.

Demek ki, kul olmadan ilk (birinci) takvaya ulaşmak mümkün değil. Kulluk nerededir, nasıl gerçekleşir? İşte Rabbimiz Kur'ân-ı Kerîm'inde kulluğun nerede olduğuna bir açıklık getirmiş Fecr Sûresi'nin 29. âyet-i kerîmesinde:
89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.

Hangi amelleri işleyip hangi şartları yerine getirdikten sonra Rabbimizin kullarının arasında kabul edildiğimize baktığımız zaman Fecr Sûresi'nin 27. ve 28. Âyet-i Kerimesinde o kulluktan evvel yapılması gereken işlemleri Rabbimiz buyuruyor.
89/FECR-27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
Ey mutmain olan nefs!

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

 
29. âyet-i kerîmesinde de;
89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir.

Dernek ki, Müşrik olmamak, şirkten uzak kalmak, gizli şirki de ortadan kaldırmak ancak kulluğa ulaşmakla mümkündür. O zaman bizim kulluğa ulaşmadan önce Fecr Sûresi'nin 26. âyet-i kerîmesindeki vesikayı hatırlamamız gerekir. Ve 27., 28. âyet-i kerîmeleri gereğince o nefs kademelerini geçerek ruhumuzu Rabbimize ulaştırmak mecburiyetinde olduğumuzu görüyoruz. Ve zaten Rum Sûresi'nin 31. âyet-i kerîmesinde Allahû Zülcelâl Hz. o şirkin ortadan kalkması için Rabbimize dönmemizi emretmiştir.
Hanif olmanın ilk standardı olan gizli şirkten kurtulmak ancak böyle mümkün olabilir. Bu da cennete ulaşmanın temel unsurudur.

11-4- SEVAPLARIN VEYA GÜNAHLARIN AĞIR BASMA HALİ;
11-4-1 - GÜNAHLAR ÂYETLERE ZULMEDİLDİĞİ ZAMAN AĞIR BASAR
Rabbimiz Mü'minûn Sûresi'nin 102. ve 103. âyet-i kerîmesinde, Araf Sûresi'nin 8. ve 9. âyet-i kerîmelerinde kıyametten bir kesit vererek kimlerin kurtuluşa ereceğini, kimlerin hüsrana uğrayacağını beyan buyuruyor.
23/MU'MİNÛN-102: Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir.

23/MU'MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.

7/A'RÂF-8: Vel veznu yevme izinil hakk(hakku), fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
İzin günü (hesaplaşma günü) tartı (ölçü) haktır (gerçektir). Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar, onlar felâha erenlerdir.

7/A'RÂF-9: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum bimâ kânû bi âyâtinâ yazlimûn(yazlimûne).
Ve kimin (sevap) tartıları hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize zulmettiklerinden dolayı nefslerini hüsrana düşürmüş olanlardır.


11-4-2- ÂYETLERE ZULMETMEK
Demek ki bu beyanlara göre iki yoldan birini tutmak mecburiyetindeyiz. Bu yol, iflah olma yoludur. Bu felâha ancak Rabbimizin âyetlerine gereken değeri vererek, onları ihmal etmeyerek, ulaşabiliriz. Allah'a Dünya hayatında mülâki olmakla ilgili âyet-i kerîmelerin gereklerini yaptığımız zaman âyetlere zulmetmemiş oluruz. Kim, neye veya kime zulmederse etsin, aslında kendi nefsine zulmeder. Çünkü zulmeden kişi derecat kaybetmiştir. Derecat kaybetmek ise nefsin kendisine zulmetmesidir.
Araf Sûresi'nin 9. Âyet-i Kerîmesinde nefslerini hüsrana düşürenlerin Allah'ın âyetlerine zulmedenler olduğu ifade buyrulmaktadır. Nefsimizin hangi âyetlere zulmetmekle hüsrana düşeceği ise aşağıdaki âyet-i kerîmeyle açıklığa kavuşturulmaktadır.
10/YÛNUS-45: Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yeteârefûne beynehum, kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).
Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah’a mülâki olmayı (Allah’a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimseler olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaştıramadılar).

Görülüyor ki, Allah'a dünya hayatında mülâki olmayı tekzib edenler nefslerini hüsrana düşürenler, yani Allah'ın âyetlerine zulmedenlerdir.
10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

Âyetleri öğrenerek, Kur'ân-ı Kerîmimizdeki esaslara riâyet etmek insanı felâha ulaştırır. Aksi halde, aşağıdaki kişilerden biri olmak mukadderdir.
2/BAKARA-78: Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).
Ve onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah’ın) Kitabı’nı bilmezler, sadece emaniyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zanda bulunuyorlar.


2/BAKARA-79: Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne).
Artık elleriyle (emaniye bilgiler içeren) kitabı yazanların vay haline! Sonra da onu (bu yazdıklarını) az bir bedel karşılığında satmak için: “Bu Allah’ın indindendir.” derler. İşte onlara yazıklar olsun , elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı ve yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.

Bu âyet-i kerîmelerden anlaşılacağı üzere zan ve emâniyyeye tâbî olmak âyetlere zulmetmektir ve hüsrana uğramaktır.
Nisa 168'de de zalim olan insanların durumları anlatılmaktadır.
4/NİSÂ-168: İnnellezîne keferû ve zalemû lem yekunillâhu li yagfira lehum ve lâ li yehdiyehum tarîkâ(tarîkan).
Muhakkak ki inkâr edenleri ve zulmedenleri (başkalarını da mürşide ulaşmaktan men edip saptıranları), Allah mağfiret edecek değildir ve yola (Allah’a ulaştıran Sıratı Mustakîm’e) hidayet edecek değildir.

11-4-3- NE YAPMAK LAZIM
O zaman âyetler doğrultusunda hareket etmek, bizi kurtuluşa götürecektir. İşte bizi üç ayrı cesetten yaratan Rabbimiz, bu cesetlerimizin görevlerini de bize inzal ettiği Kur'ân-ı Kerîm'de beyan buyurulmuştur.
1- FİZİK VÜCUDUMUZ
Fizik vücudumuza Allah'a kul olması emr edilmektedir.
2/BAKARA-21: Yâ eyyuhen nâsu’budû rabbekumullezî halakakum vellezîne min kablikum leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey insanlar! Rabbinize kul olun ki O, sizi ve sizden öncekileri yarattı. Umulur ki böylece siz, takva sahibi olursunuz.

2- NEFSİMİZ
Nefsimizin tezkiye etmemiz emrolunuyor.
5/MÂİDE-105: Yâ eyyuhâllezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izâhtedeytum, ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek.

.

3- RUHUMUZ
Ruhumuzun ne yapması gerektiği 9 ayrı âyet-i kerîmede bildirilmektedir. Biz burada sadece bir tanesini alacağız.
39/ZUMER-24: E fe men yettekî bi vechihî sûel azâbi yevmel kıyâme(kıyâmeti), ve kıyle liz zâlimîne zûkû mâ kuntum teksibûn(teksibûne).
O halde kıyâmet günü, onun vechini (fizik vücudunu) kötü azaptan kim koruyabilir? Ve zalimlere: "Kazanmış olduğunuz şeyi (günahlarınızın cezasını) tadın!" denir.

İşte bu, dünya hayatında Allah'a vasıl olmak, Allah'a "Mülâki" olmaktır. Nefsimizi, "Tezkiye" edersek, her tezkiye kademesinde yükselen ruhumuzu Allah'a vasıl ederek Allah'a "Mülâki" olursak ve de fizik vücudumuzu Allah'a "kul" edersek, Nefslerimizi hüsrana düşürmeyenlerden ve kıyamet günü sevap tartıları ağır basanlardan oluruz.
Nefsin "Tezkiyesi", Ruhun "Vuslatı" ve fizik cesedin "kul" olması ise, ancak mürşide ulaşmakla realize edilebilir.
 

 

 

Kitaplar » Mutluluk Tasavvuf İslam

  • Önsöz
  • Kâinatın Yaratılması
  • Hız Kanunları
  • İnsanın Yaratılışı
  • Kur'an-ı Kerim ve Kutsal Kitaplar
  • Serbest İrade
  • Peygamberler
  • Her Peygamber Resuldur Ama Her Resul Peygamber Değildir
  • İman ve Küfür
  • Zikir ve Diğer İbadetler
  • Cennet ve Cehennem
  • Cennete Ulaşmanın Kur'an-ı Kerimimizdeki İncelikleri
  • Mürşid Nasıl Bulunur?
  • Allah'ın Koruması Altına Girmek
  • Hayatta İken Allah'a Ulaşmayı Dilemek
  • Ruhun Allah'a Ulaşması ve Teslimi
  • İrşad ve Mürşid
  • Kur'ân-ı Kerim Lafzı ve Ruhu (Tefsir) | Türkçe Kur'an Meallerini Kıyasla
    İmam İskender Ali Mihr | NUR Tv

    Uluslararası Mihr Vakfı (Türkçe) | International Mihr Foundation (English) | Die MIHR Stiftung (Deutsch) | La Fondation Mihr (Française)