Anasayfa MİHR VAKFI Görsel Eserler Yazılı Eserler Canlı Yayın
404

11.2.4. MÜRŞİD NASIL BULUNUR? Allah’a ulaşmayı dilemeyenleri Allah dalâlette bırakır. 13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).” Allah’a ulaşmayı dilemeyip Allah’ın dalâlette bı...

Önsöz
Kâinatın Yaratılması
Hız Kanunları
İnsanın Yaratılması
Kur'an-ı Kerim ve Kutsal Kitaplar
Serbest İrade (Cüz'i İrade)
Peygamberler
Her Peygamber Resûldur Ama Her Resûl Peygamber Değildir
Seçilmeyenler ve Seçilenler
Zikir ve Diğer İbadetler
Cennet ve Cehennem
Cennete Ulaşmanın Kur'an-ı Kerimimizdeki İncelikleri
Mürşid
Allah'ın Koruması Altına Girmek
Hayatta İken Allah'a Ulaşmayı Dilemek
Ruhun Allah'a Ulaşması ve Teslimi
İrşad ve Mürşid

404

11.2.4. MÜRŞİD NASIL BULUNUR?
 
Allah’a ulaşmayı dilemeyenleri Allah dalâlette bırakır.

13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”


 Allah’a ulaşmayı dilemeyip Allah’ın dalâlette bıraktığı kişiler için bir hidayetçi bulunmaz.

13/RA'D-33: E fe men huve kâimun alâ kulli nefsin bi mâ kesebet, ve cealû lillâhi şurakâe, kul semmûhum, em tunebbiûnehu bi mâ lâ ya’lemu fîl ardı em bi zâhirin minel kavl(kavli), bel zuyyine lillezîne keferû mekruhum ve suddû anis sebîl(sebîli), ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin).
Artık bütün nefslerin kazandıkları şeyler üzerinde kaim olan kimdir? Ve onlar, Allah'a ortaklar kıldılar. De ki: "Onları isimleri ile (davet etsinler, icabet edilmeyeceğini görsünler). Yoksa siz, O'na (Allah'a) yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Veya sözün zahir olanını mı?" Hayır, kâfirlere hileleri süslü gösterildi ve yoldan (Allah'ın yolundan) saptırıldılar. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi (mehdi) yoktur (bulunmaz).


Allah’a ulaşmayı dileyenler için mürşidlerin tayini Allâhû Tealâ’ya aittir.

16/NAHL-9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).
Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm'e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah'ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.


Allahû Tealâ, Allah’a ulaştırmaya vesile olanı (mürşidi) Allah’tan isteyin buyuruyor.

5/MÂİDE-35: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.


Her namaz kılan kişi kıldığı namazın her rekâtında, Fatiha Suresini okurken Allah’tan mürşid talep etmektedir. Ancak Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin kalbinde okuduğu âyetler yoktur. Bu insanlar için Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz:

“Onlar Kur’ân okurlar ama Kur’ân kursaklarından geçmez.” buyuruyor. Yani kalplerine inmez.

Onların okudukları âyetler kalplerinde yoktur. Âyetlerden gâfil olan bu insanlara Allahû Tealâ mürşid göstermez. Ama her kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allahû Tealâ’nın verdiği furkanlar ve kalbine koyduğu ihbat ile o kişiyi Allahû Tealâ huşûya ulaştırır.

Fatiha Suresinin 5,6 ve 7. âyetlerini yeniden gözden geçirirsek göreceğiz ki;

1/FÂTİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).
(Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.

1/FÂTİHA-6: İhdinâs sırâtel mustakîm(mustakîme).
(Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e hidayet et (ulaştır).

1/FÂTİHA-7: Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.


Âli İmrân Suresinin 164. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ mü'minlerin üzerine olan ni'metini tamamlamak üzere Allah tarafından görevli kılınan imamlardan bahsetmişti. Talebin kuvveden fiile çıkarma zamanı gelmiştir. İstiâne (Allah’tan mürşidin istenmesi yardımı)  Bakara Suresinin 45. âyeti kerimesinde şöyle açıklanmaktadır;

2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(salâti), ve innehâ le kebîratun illâ alâl hâşiîn(hâşiîne).
(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.


Bakara Suresinin 46. âyeti kerimesinde istianeyi Allah’tan isteyenlerin, Allah’a dünya hayatını yaşarken ruhen ulaşacaklarına îmân etmiş, 12. basamağa ulaşmış huşû sahibi kişileri anlatmaktadır. 

Allahu Tealâ buyuruyor;

2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.


Allah’a dünya hayatını yaşarken ulaşmayı dileyenler artık nefslerini tezkiye edip ruhlarını Allah’a bu dünya hayatında iken ulaştırmaya îmân edenler, öldükten sonra da ölüm melekleri tarafından tekrar ruhlarını Allah’a ulaştıracaklarına yakîn olarak îmân edenlerdir.

Sabır ve namazla nasıl istiane isteneceğini Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadislerinden anlıyoruz.

Bu âyet-i kerime inzal olunduğunda Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e sahâbe diyor ki; “Ya Rasûlallâh! biz nasıl sabır ve namazla yardım isteriz Rabbimizden?” Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; “Siz daha önce cahiliyet devrinin adetlerini yapıyordunuz. İblisden soruyordunuz. Artık Rabbim buyurdu ki; “iblisden değil, benden sorsunlar” ve Cebrâil kardeşim bana iki namaz öğretti. Birincisi istihare namazı. Bir şey hakkında hayırlı veya şerrli olduğunu bilmek için Rabbimizden isteyeceğimiz yardım Perşembeyi Cuma'ya bağlayan gece boy abdestiyle kılacağımız iki rekatlı bir namazdır. İkincisi hacet namazı ki, bir ihtiyacımızın giderilmesi hususunda kılacağımız namazdır. Ve eğer istiane için kılacaksak, bu istiane sadece Allah’tan bizim nefsimizi tezkiye edecek bir mürşidin sorulmasıdır“.

Allahû Tealâ'nın ayrıca bu hususta yardım edeceğine dair sözü vardır. Bakara Suresinin 186. âyet-i kerimesinde:

2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).
Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).


Allahû Tealâ, irşad olunma hususunda mutlaka bize yardımcı olacağını ve dualarımızı kabul edeceğini, taleplerimizi geri çevirmeyeceğini buyurmaktadır.

İşte Peygamber (SAV) Efendimiz’in hadisi şerifine göre, perşembeyi cumaya bağlayan gece veya mübarek gecelerden birinde boy abdestiyle kılacağınız dört rekatlık bir namazın sonunda mürşidimizin gösterilmesi için dua ederiz. Yatağımızı kıbleyi sağa alacak şekilde kurarız. Yatmadan evvel üç defa Âyetel Kürsiyi okuyup, kimseyle konuşmadan sağ yana kıbleye dönük vaziyette yatarız. Bu namazda okuyacağımız sureler şöyle;

Birinci rekatında Fatiha'dan sonra üç defa Âyetel Kürsî, ikinci, üçüncü, dördüncü rekatlarda Fatiha'dan sonra, İhlâs, Felâk, Nas Sureleri okunur.

Eğer En’âm Suresinin 125. âyet-i kerimesine göre kalbimiz teslimlere açılmışsa, Rabbimiz bize, bizim nefsimizi tezkiye edecek, Allah’ın görevli kıldığı bir mürşidi mutlaka gösterecektir.

1
1.2.5. TÖVBE VE 7 Nİ’MET

Kendimizin tek başına münferit günahlarımızın bağışlanması için Allahû Tealâ'ya yaptığımızın tövbenin kabulüne dair bir garanti yok. Ama Allahû Tealâ bize mürşidimizi gösterdiği zaman ihsanla gösterdiği mürşidin önünde diz çökerek tövbe edersek bu tövbeyi Allahû Tealâ'nın kabul edeceğine garantisi var.
 
4/NİSÂ-64: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi). Ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfera lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).
Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka birşey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.


Allah’ın huzurunda mürşidle beraber bu  tövbe merasimi yapılır. Bu tövbe sırasında yedi Nİ’MET alınır.

11/HÛD-112: Festekim kemâ umirte ve men tâbe meake ve lâ tatgav, innehu bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).
Artık sen, sana tövbe ederek, tâbî olanlarla birlikte emrolunduğun gibi istikamet üzere ol. Ve azgınlık yapmayın (aşırı gitmeyin). Muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir.


1. Ni’met: Devrin imamının ruhunun gelmesi

40/MU'MİN-15: Rafîud deracâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzira yevmet telâk(telâkı).
Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah’a ulaşmayı dilediği için Allah’ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah’a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah’ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.


2. Ni’met: Kalbe îmân yazılması

58/MUCÂDELE-22: Lâ tecidu kavmen yu’minûne billâhi vel yevmil âhiri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîratehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minhu, ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anhu, ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizballâhi humul muflihûn(muflihûne).
Allah’a ve ahiret gününe (ölmeden önce Allah’a ulaşmaya) îmân eden bir kavmi, Allah’a ve O’nun Resûl’üne karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın. Ve onların babaları, oğulları, kardeşleri veya kendi aşiretleri olsa bile. İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O’ndan (Allah’tan) razı oldular. İşte onlar, Allah’ın taraftarlarıdır. Gerçekten Allah’ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi?


3. Ni’met: Günahların sevaba çevrilmesi

25/FURKÂN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).
Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).


Sevapların 1’e 10’dan, 1’e 700’e çıkarılması

2/BAKARA-261: Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbetin, vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her sünbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak üzere, yedi sünbül (başak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırıp verir. Ve Allah Vâsi’dir, Alîm’dir.


4. Ni’met: Ruhun Allah’a doğru yola çıkması

78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.


5. Ni’met: Nefs tezkiyesinin başlaması

39/ZUMER-23: Allâhu nezzele ahsenel hadîsi kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh(zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin).
Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (salâvât-rahmet ve salâvât-fazl), Kitab’a müteşabih (benzer) olarak indirdi. Rab’lerinden huşû duyanların ciltleri ondan ürperir. Sonra onların ciltleri ve kalpleri Allah’ın zikriyle yumuşar, sükûnet bulur (yatışır). İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.


24/NÛR-21: Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).
Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir) Alîm’dir (en iyi bilendir).


91/ŞEMS-9: Kad efleha men zekkâhâ.
Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.


6. Ni’met: Fizik vücudun nefs açısından şeytana kul olmaktan kurtulmaya ve Allah’a kul olmaya başlaması

16/NAHL-36: Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâletu, fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).


7. Ni’met: İradenin güçlenmeye başlaması

2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.


33/AHZÂB-43: Huvellezî yusallî aleykum ve melâiketuhu li yuhricekum minez zulumâti ilen nûr, ve kâne bil mu’minîne rahîmâ(rahîmen).
Sizi (nefsinizin kalbini), karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, üzerinize salâvât (vasıtasıyla nur) gönderen, O ve O’nun melekleridir ki O, mü’minlere Rahîm(dir). (Rahîm esmasıyla tecelli eden).


11.2.6. VUSLAT

11.2.6.1. BİRİNCİ GÖK KATI

12/YÛSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûi illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).


Zikirle kişi nefsinin kalbini %7 emmareyi, nurlandırdığında, ruhu da zemin kat eğitimini tamamlayarak birinci kata çıkmaya ehil hale gelir.

11.2.6.2. İKİNCİ GÖK KATI

75/KIYÂME-2: Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeh(levvâmeti).
Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim.


Daha sonra nefsin ikinci kademesi olan, levvame nefs, pişman olan ve kınanan bir nefs halidir. Nefsini devamlı kınayan kişi zikirle nefsinin kalbini %7 daha nurlandırdığında o kişinin ruhu ikinci kata kadar çıkmaya ehil hale gelir.

11.2.6.3. ÜÇÜNCÜ GÖK KATI

91/ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.
Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.


Füccur kötülüğü, takva da sakınmayı telkin eder. Yani bu nefs kademesi hem iblisten füccurun, kötülüğün, hem de Allahû Tealâ’dan sakınmanın, iyiliğin ilham edildiği bir dönemdir. Kişi o dönemde kalbine gelen her ilhamı irşad kademesine haber vermek suretiyle doğruyu bulmaya çalışacaktır. Zikir daha da artacak kişinin nefsinin kalbi %7 daha nurlanarak ruhu üçüncü kata yükselecektir.

11.2.6.4. DÖRDÜNCÜ GÖK KATI

Sonra nefsin dördüncü kademesine mutmainneye ulaşır. Mutmainne tatmin olma, doyma anlamındadır.

Rad Suresinin 28. âyet-i kerimesinde Rabbimiz buyuruyor ki;

13/RA'D-28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).
Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?


Bu nefs kademesi artık nefsin doyuma ulaştığı, kanaat sahibi dönemdir. Nefsin kalbi artan zikirle %7 daha nurlanacaktır. Bu dönemi kazanan kişinin ruhu da dördüncü kata çıkacaktır.

89/FECR-27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.
Ey mutmain olan nefs!


11.2.6.5. BEŞİNCİ GÖK KATI

Allah'tan razı olma, radiye makamı Fecr Suresinin 28. âyet-i kerimesinde yer almaktadır.Kişi Allah'tan razı olduğu zaman Allah’ın rızasını kazanır. Başına ne gelirse gelsin muhakkak ki Allahû Tealâ'nın haberi olduğunu, Allahû Tealâ'nın müsaadesiyle veya takdiri ile oluştuğunu idrak edecektir ve Allah'tan razı olacaktır. Zikiri daha da artmış nefsinin kalbi %7 daha nulanarak ruhu beşinci gök katına ulaşacaktır.
 
89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!


11.2.6.6. ALTINCI GÖK KATI

Kişi Allah'tan razı olduğu zaman Allah’ın rızasını kazanır. Allah da kulundan razı olur. Fecr Suresinin 28. âyet-i kerimesinde ki mardiyye nefs Allah’ın rızasını kazanmış nefs'dir. Kişinin nefsinin kalbi %7 daha zikri her geçen gün arttığı için nurlanacak ruhu altıncı kata kadar çıkacaktır.

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!


11.2.6.7. YEDİNCİ GÖK KATI

Nefsin yedinci kademesine TEZKİYE denir. Tezkiye nefsin temizlenmesi en azından nefsin 19 kötü afetinin iplerinin ele alınması, kontrol altına alınması demektir. İşte kişi nefsinin tezkiye işlemini de tamamladığı zaman ruh yedinci kata ve nihâyet yedi âlemi geçerek Rabbimizin Zat’ına ulaşacaktır. Tezkiyeyi tamamlayarak kişi Rabbine döner ve teslim olur, fenafillaha ulaşır ve Allah’ın velîsi olur. Nefsinin kalbi %7 daha zikir artışına paralel olarak nurlanacak  % 51 (%49 fazl,%2rahmet) nurla dolmuş kalple kişi dünya saadetinin de yarısına ulaşmış olacaktır. (Fatır 18)

Ruhunu Allah’a ulaştıran kişi Allah’ın velîsi olmuştur.

78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.


11.3. FIRKALARA AYRILMAMAK

11.3.1. KURTULUŞA EREN TEK FIRKA

Allahû Tealâ bize bir ihtar olmak üzere Sebe Suresinin 20. ve 21. âyet-i kerimelerinde kıyametten bir kesit vererek şöyle buyuruyor.

34/SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne).
Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.

34/SEBE-21: Ve mâ kâne lehu aleyhim min sultânin illâ li na’leme men yû’minu bil âhireti mimmen huve minhâ fî şekk(şekkin), ve rabbuke alâ kulli şeyin hafîz(hafîzun).
Ve onun (iblisin) onlar üzerinde bir sultanlığı (nüfuzu, tesiri) yoktu. Ahirete (hayatta iken ruhunu Allah’a ulaştırmaya) inanan kişi ile ondan (Allah’a ulaşmaktan) şüphe içinde olanları bilmemiz için (iblisle onları imtihan ettik). Ve senin Rabbin herşeyi hıfzedendir.


Peygamber Efendimiz (S.A.V)   bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor;

“Ahir zamanda benim ümmetim bir çok fırkalara ayrılacak, sayısı 73 olacak. İçlerinden bir tanesi Sıratı Mustakîm üzerinde olanlar, 72 tanesi gerçek yolu bulamamış olanlardır.”  Peygamber Efendimiz (S.A.V) Sıratı Mustakîm üzerinde olanlara, Fırka-i Naciye diyor.  Allah’ın yolu tek bir yoldur. Bu yolun sahiplerine Mucâdele Suresinin 22. âyet-i kerimesinde ve Maide-56’da “Allah taraftarları”  “HİZBULLAH” yani Allah'ın yolunda olanlar, Allah’ın dostları buyrulmaktadır.

5/MÂİDE-56: Ve men yetevellallâhe ve resûlehu vellezîne âmenû fe inne hızbellâhi humul gâlibûn(gâlibûne).
Ve, Allah’a ve O’nun Resûlü'ne ve âmenû olanlara dönen kimseler, artık muhakkak ki Allah’ın taraftarlarıdır, onlar gâlip olanlardır.


6/EN'ÂM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûhu, ve lâ tettebiûs subule fe teferraka bikum an sebîlihi, zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.


Bu âyette ise o tek fırkanın Sıratı Mustakîm olduğu buyrulmaktadır.

11.3.2. ALLAH'A KUL OLMAK İÇİN SIRATI  MUSTAKÎM’E ULAŞMAK

7/A'RÂF-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).
Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”


Ezelde bütün nefsler, ruhlar ve fizik vücutlar, Allahû Tealâ’yı RAB olarak bilip kendilerinin de kul olduklarını ifade ettiler. Yeryüzüne indikleri zaman, nefsler tezkiye olacaklarına yemin, ruhlar dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaşacaklarına misak, fizik vücutlar Allah’a kul olacaklarına dair ahd verdiler. Allah’ın fizik vücutlara, nefslere ve ruhlara yaptığı, yemine (Mîsaka) davet, davete icâbet edilirse yani yemin edilirse, Allah’la fizik vücutlar, nefsler ve ruhlar arasında bir ahdin doğmasına sebebiyet veriyor.

Bir tarafta nefs tezkiye olacağına dair yemin veriyor, ruh Allah’a dünya hayatında ulaşacağına dair misak veriyor ve fizik vücut Allah’a kul olacağına dair ahd veriyor. Diğer tarafta da Allah bu yeminlerini tutanlara cenneti vaad ediyor. İşte bizim yeminlerimiz ve Allah’ın vaadi bir ahdleşmedir ki buna Allah ile Ahd adı veriliyor. İşte bu yeminlerden fizik vücudun ahdinin insanı Allah’ın kulluğuna ulaştırması gerektiği, Kur’ân-ı Kerim'de ifade buyrulmaktadır.

36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.


Kim bu Sırat-ı Mûstakîm’e tâbî olmaz da kulluğa ulaşmak istemezse muhakkak ki şeytana kul olacaktır. Şeytana tâbî olacaktır, âhirette de durumu hüsran olacaktır.

3/ÂLİ İMRÂN-51: İnnallâhe rabbî ve rabbikum fa’budûh(fa’budûhu), hâzâ sırâtun mustakîm(mustakîmun).
Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim ve sizin de Rabbiniz'dir. O halde O'na kul olun. (İşte) bu “Sırâtı Mustakîm'dir (Allah'a ulaştıran yoldur).”


Allah’a kul olmamız Sıratı Mustakîm üzerinde olmamızı gerektirir.

1/FÂTİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).
(Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.

1/FÂTİHA-6: İhdinâs sırâtel mustakîm(mustakîme).
(Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e hidayet et (ulaştır).

1/FÂTİHA-7: Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.


Bu sebeple de biz Allah’a müracaat ediyoruz. Bizi kul edecek Sıratı Mustakîm’e çıkarması için özel bir yardım (istiane) istiyoruz.

11.3.3. İBLİSİN VAADİ

İblisin vaadi, Allahû Tealâ’nın çok sevdiği insanı kıyamete kadar Allah’ın Sıratı Mustakîmi’nden uzaklaştırmaya çalışmaktır.

7/A'RÂF-16: Kâle fe bimâ agveytenî le ak'udenne lehum sırâtekel mustekîm(mustekîme).
(İblis): “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sıratı Mustakîmin'e onlara karşı (mani olmak için) oturacağım.” dedi.


15/HİCR-39: Kâle rabbi bi mâ agveytenî le uzeyyinenne lehum fîl ardı ve le ugviyennehum ecmeîn(ecmeîne).
(İblis şöyle) dedi: “Rabbim, beni azdırmandan dolayı, onlara mutlaka yeryüzünde (azgınlığı) süsleyeceğim ve mutlaka onların hepsini azdıracağım.”


17/İSRÂ-61: Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), kâle e escudu li men halakte tînâ(tînen).
Ve meleklere: “Âdem (A.S)’a secde edin!” dediğimiz zaman iblis hariç hemen secde ettiler. (İblis): “Ben, senin topraktan yarattığın kimseye mi secde edeyim?” dedi.

17/İSRÂ-62: Kâle e raeyteke hâzellezî kerremte aley(aleyye), le in ahharteni ilâ yevmil kıyâmeti le ahtenikenne zurriyyetehû illâ kalîlâ(kalîlen).
(İblis) dedi ki: “Senin görüşüne göre, benim üzerime (benden daha) mükerrem (ikram edilmiş, şerefli) kıldığın kimse bu mu? Eğer beni kıyâmet gününe (kadar) tehir edersen (ertelersen), onun zürriyetinden (neslinden) pek azı hariç, mutlaka bana (kendime) tâbî kılacağım.”

17/İSRÂ-63: Kâlezheb fe men tebiake minhum fe inne cehenneme cezâukum cezâen mevfûrâ(mevfûren).
(Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Git! Artık onlardan kim sana tâbî olursa, o zaman muhakkak ki sizin cezanız, eksiksiz bir ceza olarak cehennemdir.”

17/İSRÂ-64: Vestefziz menisteta’te minhum bi savtike ve eclib aleyhim bi haylike ve recilike ve şârikhum fîl emvâli vel evlâdi vaıdhum, ve mâ yaiduhumuş şeytânu illâ gurûrâ(gurûren).
“Ve onlardan güç yetirdiklerini, sesinle aldat. Atlıların ve yayalarınla onları bağırarak yönlendir (cehenneme sevket). Evlâtlarında ve mallarında onlara ortak ol. Ve onlara (yalan şeyler) vaadet.” Şeytanın vaadettikleri gurur (aldatma)dan başka bir şey değildir.


11.3.4. TEK FIRKA SIRATI MUSTAKÎM’E ULAŞMAKTIR

17/İSRÂ-65: İnne ibâdî leyse leke aleyhim sultân(sultânûn), ve kefâ bi rabbike vekîlâ(vekîlen).
Muhakkak ki Benim kullarımın üzerinde, senin bir sultanlığın (yaptırım gücün) yoktur. Ve senin Rabbin, vekil olarak kâfidir (yeter).


Kalû-Belâ (Araf 172) günü, verdiğimiz mîsaki, yemini, ahdi yerine getirirsek Allah’a kul olabiliriz. Bu kulluğa Sıratı Mustakîm ile ulaşılabildiğine göre önce Sıratı Mustakîm’i kendimize yol edinmemiz gerekir.

Abdullah ibni Mesud Hazretleri anlatır: Birgün Hz. Peygamber (S.A.V) bize SIRATI MUSTAKÎM’İ çizdi ve “Bu, insanı Allahu Tealâ’nın rızasına kavuşturan, SIRATI MUSTAKÎM’dir” buyurdu. Sonra, bu yolun iki tarafına, balık kılçığı gibi, eğik çizgiler çizip, “Bunlar da, şeytanların saptırdığı fırkalara ait yollardır” buyurdu. Bir kimse, Allah’a ulaşmayı kalben dilemeden,yani Allah ve resûlüne itaat etmeden  dini yaşamak isterse, muhakkak SIRATI MUSTAKÎM’den sapan fırkalara ait  yolara girer. Gerçekten Allahû Tealâ’nın rızası Kur’ân-ı Kerim’de 7 safhada  kemale erer. Allah’a ulaşmayı kalben dileyen herkes Sıratı Mustakîm’de birinci safhadaki rızaya kavuşmuştur.

6/EN'ÂM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûhu, ve lâ tettebiûs subule fe teferraka bikum an sebîlihi, zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.


Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadisi şerifinde de buyrulan fırkalara ayrılmak bizi iblise teslim eder. Fırkalara ayrılmamak ve Sıratı Mustakîm üzere olmak mecburiyetindeyiz. Allahû Tealâ insanı hanif fıtratı ile yaratmıştır. Hanif fıtratı tek Allah’a inanmak ve 4 teslimle Allah’a teslim olabilmektir.

30/RÛM-30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseran nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.


İşte Rabbimiz Rum Suresinin 31. ve 32. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor;

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.


Fırkalara ayrılmamak için Sıratı Mustakîm üzerinden Allah’a dönmek gerekiyor.

İşte bu dönüş için

1. Fecr Suresinin 28. âyet-i kerimesinde:

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!


2. Zumer Suresinin 54. âyet-i kerimesinde:

39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.


3. Şura Suresinin 47. âyet-i kerimesinde;

42/ŞÛRÂ-47: İstecîbû li rabbikum min kabli en ye’tiye yevmun lâ meredde lehu minallâh(minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr(nekîrin).
Rabbinize icabet edin (Allah’a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz).


4. Muzemmil Suresinin 8. âyet-i kerimesinde;

73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.


5. Lokman Suresinin 15. âyet-i kerimesinde;

31/LOKMÂN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.


6. Zariyat Suresinin 50. âyet-i kerimesinde;

51/ZÂRİYÂT-50: Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).
Öyleyse Allah’a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O’ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim.


7. Rum Suresinin 31. âyet-i kerimesinde;

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.


8. Rad Suresinin 21. âyet-i kerimesinde;

13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.


9. Yunus Suresinin 25. âyet-i kerimesinde;

10/YÛNUS-25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.


10. En’am Suresinin 152. âyet-i kerimesinde;

6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrabû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddehu, ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.


11. Maide Suresinin 7. âyet-i kerimesinde;

5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah’ın, sizin üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah’a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.


12. Nisa Suresinin 58. âyet-i kerimesinde;

4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.


Allahû Tealâ, Allah’a ruhunuzu ulaştırın ve teslim olun emrini oniki ayrı yerde vermiştir. Bu emirler boşuna değildir.

Bu emirler fırkalara ayrılmamak ve Sıratı Mustakîm üzerinde olmak içindir.

3/ÂLİ İMRÂN-103: Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrakû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ(ihvânen), ve kuntum alâ şefâ hufratin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn(tehtedûne).
Ve hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O’nun (Allah’ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.


Burada fırkalara bölünmeksizin Allah’ın ipine sarılmamız emrediliyor. İşte bu “Allah’ın ipi” Sıratı Mustakîm'dir.

11.3.5. SIRATI MUSTAKÎM NEDİR?

Sıratı Mustakîm insanı Allah’a ulaştıran yoldur.                

6/EN'ÂM-87: Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).

6/EN'ÂM-88: Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ibâdihî, ve lev eşrakû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İşte bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).


Sıratı Mustakîm hidâyet yoludur. Hidâyetin kelime anlamı ulaşmaktır. Allahû Tealâ, bir Allah’a olan hidâyetten bir de iblise olan cehenneme olan hidâyetten bahsetmektedir. İşte Allah’a olan hidâyet yolunu Nisa Suresinin 175. Âyet-i kerimesinde Rabbimiz  şöyle ifade buyuruyor:

4/NİSÂ-175: Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran "Sıratı Mustakîm"e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).


Hidâyet Allah’a sarılmayı (ulaşmayı) dileyip O’na teslim olmaktır.

İkinci hidâyet yolu şeytana ve cehenneme hidâyet yoludur.

Saftat Suresinin 23. âyeti kerimesinde Rabbimiz buyuruyor ki;

37/SÂFFÂT-23: Min dûnillâhi fehdûhum ilâ sırâtıl cahîm(cahîmi).
Allah’tan başka (taptıkları). Artık onları cahîm (cehennem) yoluna hidayet edin (ulaştırın).


Demek ki, Sıratı Mustakîm Allah’a ulaşan yoldur. Bu sebeple Allah’a dönmemiz için verilen Rabbine DÖN emirlerine itaat etmek mecburiyetindeyiz ki, kulluğa ulaşabilelim. Zaten bu emirlerden birisi olan Fecr Suresinin 28. âyet-i kerimesinden sonra, Rabbimizin kulluğuna ulaştığımızı görüyoruz.

“Ve kullarımın arasına gir.”

11.3.6. SONUÇ
Ve Rabbimiz Fecr Suresinin 26. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor.

89/FECR-26: Ve lâ yûsiku ve sâkahû ehad(ehadun).
Ve kimse O’nun bağladığı gibi bağlayamaz.


Yani “söz alanız.” Biliyorsunuz ki, Rabbimiz Elestü bi Rabbiküm günü bizden bir misak, bir söz almıştı. İşte o söze Allahû Tealâ Misak, Vusuk, aynı kökten gelen vesika buyuruyor.

89/FECR-27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.
Ey mutmain olan nefs!

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!


Kişi nefsinin kademelerini geçerek, ruhunu Allah’a ulaştırabilir. Ondan sonra Fecr Suresinin 29. âyet-i kerimesinde de:

89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.


30. âyeti kerimesinde de:

89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir.


İblisin sultasından uzaklaşmak için Allah’a kul olmak gerekir. Allah’a kul olmak ise İslâm’ın 7 safha ve 4 teslimini yerine getirmekle olur.

Diğer taraftan fırkalara ayrılmamak ve bir tek yol üzerinde (yani Sıratı Mustakîm üzerinde) olmak ve böylece mü’minlerden ibaret bir tek fırkayı oluşturmak gene mürşidi bulup tövbe etmekle mümkündür. Çünkü bizim için tayin edilmiş mürşidimizi bulup onun önünde tövbe ettiğimiz takdirde ancak o zaman, kalbimize îmân yazılmakta ve îmânı artan mü'min olmaktayız. İşte mü’minlerden oluşan bir tek fırkanın içinde olabilmek, görülüyor ki, ancak mürşide ulaşmakla mümkündür.

11.4. HANİF OLMAK

11.4.1. HANİF FITRATI

Allahû Tealâ insanı hanif fıtratıyla yaratmıştır.

30/RÛM-30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseran nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.


Hanif fıtratı üç özeliğe sahiptir;

1- Tek Allah’a inanmak (VAHDET)
2- Allah’a ruhu, fizik vücudu, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmek (TESLİM)
3- Allah’a ulaşmayı dileyenlerin oluşturduğu tek cemaati oluşturmak (TEVHİD)

İnsanlar hanif olarak ruhlarını Allah’a ulaştırıp teslim olurlar.

Hanif olmak, İslâm olmak demektir. İslâm olmak teslim olmak yani ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim demektir.

Evvel emirde hanif olarak ruhu Allah’a teslim etmek gerekir.

39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.


Ve insanlar hanif olarak fizik vücutlarını Allah’a teslim ederler.

4/NİSÂ-125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).
Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm’in dînine tâbî olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah’a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm’i dost edindi.


Üçüncü teslim olan nefsin teslimine de yine hanif fıtratıyla ulaşılır.

37/SÂFFÂT-102: Fe lemmâ belega meahus sa’ye kâle yâ buneyye innî erâ fîl menâmi ennî ezbehuke fanzur mâzâ terâ, kâle yâ ebetif’al mâ tû’meru setecidunî inşâallâhu mines sâbirîn(sâbirîne).
Böylece onunla beraber çalışma çağına eriştiği zaman dedi ki: "Ey oğulcuğum! Gerçekten ben, uykuda seni boğazladığımı gördüm. Haydi bak (bir düşün). Bu konudaki görüşün nedir?" (İsmail A.S): "Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

37/SÂFFÂT-103: Fe lemmâ eslemâ ve tellehu lil cebîn(cebîni).
Böylece ikisi de (Allah’a) teslim olunca, (İbrâhîm A.S) onu alnı üzerine yatırdı.


2/BAKARA-128: Rabbenâ vec’alnâ muslimeyni leke ve min zurriyyetinâ ummeten muslimeten leke ve erinâ menâsikenâ ve tub aleynâ, inneke entet tevvâbur rahîm(rahîmu).
Rabbimiz, bizim ikimizi sana teslim olanlardan kıl, zürriyetimizden de sana teslim olan bir ümmet (kıl) ve bize (hac) ibadetinin yerlerini (ve kurallarını) göster ve tövbemizi kabul et. Muhakkak ki Sen, Sen, tövbeleri kabul edensin, rahmet edensin (rahmet nuru gönderensin).


Dördüncü teslim olan iradenin teslimine de yine hanif fıtratıyla ulaşılır.

2/BAKARA-132: Ve vassâ bihâ ibrâhîmu benîhi ve ya’kûb(ya’kûbu), yâ beniyye innallâhestafâ lekumud dîne fe lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ve, İbrâhîm (a.s) onu (Allah’a teslim olmayı) kendi oğullarına vasiyet etti. Ve Yâkub (a.s) da: “Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah, bu dîni sizin için seçti. Artık siz, Allah’a teslim olmadan ölmeyin.” diye (vasiyet etti)..


3/ÂLİ İMRÂN-102: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı “O’nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah’a) teslim olmadan ölmeyin!


11.4.2. AÇIK ŞİRK, GİZLİ ŞİRK

Şirk koşmak, Allah’a ortak koşmak demektir. Yani Allah'tan başka bir ilâh edinmek, onun ortakları ve şerikinin olduğuna inanmak.

16/NAHL-123: Summe evhaynâ ileyke enittebi’ millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).
Sonra da sana "hanif (vahdet, tevhid ve teslimi esas alan) olarak İbrâhîm (A.S)'ın dînine tâbî olmayı" vahyettik. Ve o, müşriklerden olmadı.


Bir açık şirk, bir de gizli şirk olduğunu, Peygamber Efendimiz  (SAV) buyuruyor. Açık şirk apaçık bir put yapıp ona tapmak, Allah ile beraber ona da ibadet etmektir. Yahudilerin “Üzeyir A.S Allah’ın oğludur.” yani ikinci Allah’tır demeleri veya hristiyanların “Baba Allah, Allahû Tealâ; oğul Allah (İsa AS) ve Ruhül Kudüs (Cebrail AS)”dan oluşan 3 Allah iddiaları (teslis akidesi) açık şirktir.

İkincisi ise gizli şirktir. Gerçekte Allah’ı bir bilmemize rağmen, Allah’ın emirlerine itaat yerine nefsimize itaat etmek, gizli şirktir. Allah’û Tealâ nefsimizi dizayn ettikten sonra da o nefse iki istikamette emirler geldiğini, ilham geldiğini buyuruyor.

Allahû Tealâ buyuruyor;

91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).

91/ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.
Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.

91/ŞEMS-9: Kad efleha men zekkâhâ.
Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.

91/ŞEMS-10: Ve kad hâbe men dessâhâ.
Ve kim, onun (nefsinin) kusurlarını örtmeye çalıştıysa (nefsini tezkiye etmemiş ise) hüsrana uğramıştır.


Nefsine tâbî olan kişi Allah’ın da sesini işitmez ve gizli şirke düşer.

28/KASAS-50: Fe in lem yestecîbû leke fa’lem ennemâ yettebiûne ehvâehum, ve men edallu mimmenittebea hevâhu bi gayri huden minallâh(minallâhi), innallâhe lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Bundan sonra eğer sana icabet etmezlerse (senin hidayete erdirme davetine uymazlarsa), bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.


Allahû Tealâ; “nefslerini ilâh edinenlerin” açık olarak gizli şirkte olduklarını işaret etmektedir.

45/CÂSİYE-23: E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveten, fe men yehdîhi min ba’dillâhi, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?


11.4.3. ALLAH'A KUL OLMAK

Allahû Tealâ tarafından nefse takva (iyilik) istikametinde ilhamlar gelirken, diğer taraftan da iblisten, Allahû Tealâ'nın ifadesiyle füccur (kötülük) istikametinde ilhamlar gelecektir. Kim Allah'tan gelen takva istikametindeki emirlere uyarsa kurtuluşa erer. Kim de şeytandan gelen füccura uyarsa, Allah’ın yerine, şeytanı Rab olarak kabul etmiş demektir. İşte bu gizli şirktir. Allah’ın emirlerine itaat Rab olan, emir mercii olan, Allah’a itaattir. Allah'a itaat eden Allah'a kul olur, şeytana itaat eden de şeytana kul olur. İşte Allah bir merci'den (Rabbimizden, Allah'tan) emir almamızı emrediyor. O zaman Allah'a kul oluruz.

Yasin Suresinin 60. ve 61. âyet-i kerimelerinde şöyle buyuruyor;

36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.


Allahû Tealâ; Allah'tan başka bir ilâhın, bir başka yardımcının, bir başka efendinin olmamasını emrediyor. İşte bu, gizli şirkin ortadan kalktığı dönemdir.

39/ZUMER-29: Daraballâhu meselen raculen fîhi şurekâu muteşâkisûne ve raculen selemen li racul(raculin), hel yesteviyâni mesel(meselen), el hamdulillâh(el hamdulillâhi), bel ekseruhum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Allah, şu meseleyi örnek verdi. Aralarında anlaşamayan birkaç ortağa (birden) bağlı kişi ile tek bir adama teslim olan kişinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah’a mahsustur. Ama onların çoğu bilmezler.


Muhakkak ki bir tek efendiyi dinleyecek, bir tek efendinin emrine riâyet edecek köle daha efdaldir. İşte, iki istikametten de emir aldığımiz kişilerin birinden vazgeçipte, sadece bir tekinden (ki bu efendi bizi huzurlu kılacak olandır) emir aldığımız gün, mutluluğa, saadete erişiriz.

Allah’a kul olmak 7 safhada gerçekleşir;

1- Âmenûler kulluğu (Hak Mü’minler kulluğu)
2- Tâbiiyet kulluğu
3- Evvab kulluk
4- Muhsinler kulluğu
5- Ulûl’elbab kulluğu
6- İrşad kulluğu (muhlis kulluk)
7- Bi hakkın kulluk (azîm kulluk)

1. Âmenûler Kulluğu (Hak Mü’minler kulluğu)

17/İSRÂ-65: İnne ibâdî leyse leke aleyhim sultân(sultânûn), ve kefâ bi rabbike vekîlâ(vekîlen).
Muhakkak ki Benim kullarımın üzerinde, senin bir sultanlığın (yaptırım gücün) yoktur. Ve senin Rabbin, vekil olarak kâfidir (yeter).


2. Tabiyet kulluğu

40/MU'MİN-15: Rafîud deracâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzira yevmet telâk(telâkı).
Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah’a ulaşmayı dilediği için Allah’ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah’a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah’ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.


3. Evvab kulluk

89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.


4. Muhsinler kulluğu

3/ÂLİ İMRÂN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebeani, ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâgu, vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: “Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik.” O kitab verilenlere ve ümmîlere: “Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?” de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.


5. Ulul’elbab kulluğu

39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahsenehu, ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).


35/FÂTIR-28: Ve minen nâsi ved devâbbi vel en’âmi muhtelifun elvânuhu kezâlik(kezâlike), innemâ yahşâllâhe min ibâdihil ulemâu, innallâhe azîzun gafûr(gafûrun).
Ve bunun gibi insanlardan, davarlardan, yürüyen hayvanlardan da çeşitli renkte olanlar vardır. Ancak kullarından ulema (âlimler), Allah’a karşı huşû duyar. Muhakkak ki Allah; Azîz’dir (üstün, yüce), Gafûr’dur (mağfiret eden).


6. İrşad Kulluğu (muhlis kulluk)

15/HİCR-40: İllâ ıbâdeke minhumul muhlasîn(muhlasîne).
“Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna.”


49/HUCURÂT-7: Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).
Ve aranızda Allah’ın Resûl'ü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.



7. Bi hakkın kulluk (azim kulluk)

21/ENBİYÂ-105: Ve lekad ketebnâ fîz zebûri min ba’diz zikri ennel arda yerisuhâ ıbâdiyes sâlihûn(sâlihûne).
Andolsun ki; zikirden (Tevrat’tan) sonra Zebur’da, arza salih kullarımızın varis olacağını, yazdık.


Müşrik olmamak, şirkten uzak kalmak, gizli şirki de ortadan kaldırmak ancak 7 safhada kulluğa ulaşmakla mümkündür. Allahû Tealâ; nefs kademelerini geçerek ruhun Allah’a teslimini, fizik vücudun Allah’a teslimini, nefsin Allah’a teslimini ve iradenin Allah’a teslimini şirkin ortadan kalkması için emretmiştir.

Hanif olmanın ilk standardı olan gizli şirkten kurtulmak ancak böyle mümkün olabilir. Bu da dünya saadetine ve cennet saadetine ulaşmanın temel unsurudur.

11.5. SEVAPLARIN VEYA GÜNAHLARIN AĞIR BASMA HALİ

Allahû Tealâ; kıyâmetten bir kesit vererek kimlerin kurtuluşa ereceğini, kimlerin hüsrana uğrayacağını buyurmaktadır.

23/MU'MİNÛN-102: Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir.

23/MU'MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.


11.5.1. ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMELERİ HALİNDE GÜNAHLARI ÖRTÜLENLERİN SEVAPLARI AĞIR GELİR

Âyetleri öğrenerek, Kur’ân-ı Kerimimizdeki esaslara riâyet etmek insanı felâha ulaştırır.

8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.


11.5.2. ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEYEREK AMELİ BOŞA GİDENLERİN GÜNAHLARI SEVAPLARINDAN AĞIR GELİR

7/A'RÂF-147: Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ ve likâil âhirati habitat a’mâluhum, hel yuczevne illâ mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Ve onlar ki; âyetlerimizi ve ahirete ulaşmayı (hayatta iken ruhun Allah’a ulaşmasını) tekzip ettiler (yalanladılar) ve onların amelleri, heba oldu (boşa gitti). Onlar, yaptıklarından başka bir şeyle mi cezalandırılır?


18/KEHF-105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).
İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.


39/ZUMER-65: Ve lekad ûhıye ileyke ve ilâllezîne min kablike, le in eşrakte le yahbetanne ameluke ve le tekûnenne minel hâsirîn(hâsirîne).
Ve andolsun ki, sana ve senden öncekilere: “Gerçekten eğer sen şirk koşarsan (Allah’a ulaşmayı dilemezsen), amellerin mutlaka heba olur. Ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun.” diye vahyolundu.


11.5.2.1. ÂYETLERE ZULMEDİLDİĞİ ZAMAN GÜNAHLAR  SEVAPLARDAN AĞIR BASAR

7/A'RÂF-9: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum bimâ kânû bi âyâtinâ yazlimûn(yazlimûne).
Ve kimin (sevap) tartıları hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize zulmettiklerinden dolayı nefslerini hüsrana düşürmüş olanlardır.


11.5.2.2. ÂYETLERE ZULMEDENLER

Sıratı Mustakîm iflah olma yoludur. Bu felâha ancak Allah’a dünya hayatında mülâki olmakla ilgili âyet-i kerimelerin gereklerini yaptığımız zaman âyetlere zulmetmemiş oluruz. Kim, neye veya kime zulmederse etsin, aslında kendi nefsine zulmeder. Çünkü zulmeden kişi derecat kaybetmiştir. Derecat kaybetmek ise nefsin kendisine zulmetmesidir.

Nefslerini hüsrana düşürenler Allah’ın âyetlerine zulmedenlerdir.

11.5.2.2.1. ÂYETLERDEN GÂFİL OLANLAR

10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).


11.5.2.2.2. ÂYETLERİ YALANLAYANLAR
 
Allah’a dünya hayatında ruhen ulaşmayı tekzip edenler nefslerini hüsrana düşürenler, yani Allah’ın âyetlerine zulmedenlerdir.

10/YÛNUS-45: Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yeteârafûne beynehum, kad hasirallezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).
Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah’a mülâki olmayı (Allah’a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimseler olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaştıramadılar).


11.5.2.2.3. ÂYETLERİ SATANLAR

3/ÂLİ İMRÂN-77: İnnellezîne yeşterûne bi ahdillâhi ve eymânihim semenen kalîlen ulâike lâ halaka lehum fîl âhırati ve lâ yukellimuhumullâhu ve lâ yenzuru ileyhim yevmel kıyâmeti ve lâ yuzekkîhim ve lehum azâbun elîm(elîmun).
Muhakkak ki onlar; Allah’ın ahdini ve yeminlerini az bir değere satarlar. İşte onlar için ahirette bir nasip yoktur. Ve Allah onlar ile konuşmayacak ve kıyamet günü onlara nazar etmeyecek (bakmayacak). Ve onları temize çıkarmayacak ve onlar için elim azap vardır.


2/BAKARA-86: Ulâikellezîneşteravul hayâted dunyâ bil âhirati, fe lâ yuhaffefu anhumul azâbu ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).
İşte onlar öyle kimselerdir ki, dünya hayatını ahirete karşı satın almışlardır. Bu sebeple azap onlardan hafifletilmez ve onlar yardım da olunmazlar.


11.5.2.2.4. ÂYETLERİ İNKÂR EDENLER (ÖRTENLER)
 
33/AHZÂB-67: Ve kâlû rabbenâ innâ ata’nâ sâdetenâ ve kuberâenâ fe edallûnâs sebîl(sebîlâ).
Ve cehennemde olanlar derler ki: “Yarabbi, muhakkak ki biz, sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı Mustakîmi’nden) saptık.”

33/AHZÂB-68: Rabbenâ âtihim dı’feyni minel azâbi vel anhum la’nen kebîrâ(kebîren).
“Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle lânetle.”


11.5.2.2.5. ÂYETLERİ GİZLEYENLER

2/BAKARA-159: İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ minel beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi, ulâike yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâinûn(lâinûne).
Muhakkak ki, beyyinelerden indirdiğimiz şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaştırılmasını) Kitap'ta insanlara açıklamamızdan sonra gizleyenlere, işte onlara, Allah lânet eder ve lânet ediciler de onlara lânet eder.


2/BAKARA-174: İnnellezîne yektumûne mâ enzelallâhu minel kitâbî ve yeşterûne bihî semenen kalîlen, ulâike mâ ye’kulûne fî butûnihim illen nâre ve lâ yukellimuhumullâhu yevmel kıyâmeti ve lâ yuzekkîhim, ve lehum azâbun elîm(elîmun).
Muhakkak ki onlar, Allah’ın indirdiği Kitap’tan bir şeyleri gizlerler ve onu az bir bedelle satarlar. İşte onların yedikleri (bu rüşvet), karınlarında ateşten başka bir şey olmaz. Ve kıyâmet günü Allah, onlarla konuşmayacak ve onları tezkiye de etmeyecek (temize de çıkarılmayacaklar). Ve onlar için elîm bir azap vardır.


11.5.2.2.6. ÂYETLER İLE ALAY EDENLER
 
18/KEHF-106: Zâlike cezâuhum cehennemu bimâ keferû vettehazû âyâtî ve rusulî huzuvâ(huzuven).
(Âyetlerimi) örtmeleri (inkâr etmeleri) ve âyetlerimi ve resûllerimi alay konusu edinmeleri sebebiyle, onların cezası işte bu cehennemdir.


11.5.2.2.7. ÂYETLERİN YERİNE ŞEYTANIN ZULMANÎ İLMİNİ ÖĞRENENLER

2/BAKARA-102: Vettebeû mâ tetlûş şeyâtînu alâ mulki suleymân(suleymâne) ve mâ kefere suleymânu ve lâkinneş şeyâtîne keferû yuallimûnen nâses sihrâ, ve mâ unzile alâl melekeyni bi bâbile hârûte ve mârût(mârûte), ve mâ yuallimâni min ehadin hattâ yekûlâ innemâ nahnu fitnetun fe lâ tekfur fe yeteallemûne minhumâ mâ yuferrikûne bihî beynel mer’i ve zevcihî, ve mâ hum bi dârrîne bihî min ehadin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yeteallemûne mâ yadurruhum ve lâ yenfeuhum ve lekad alimû le menişterâhu mâ lehu fîl âhirati min halâkın, ve lebi’se mâ şerev bihî enfusehum lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).
Onlar Süleyman (a.s)’ın mülkü üzerine şeytanların tilavet ettiği (okuduğu) şeylere tâbî oldular (uydular). Süleyman (a.s), inkâr etmedi (sihir yapmadı ve kâfir olmadı). Fakat şeytanlar insanlara, sihri ve Babil şehri’ndeki iki meleğe, Harut ve Marut’a indirilen şeyleri öğretmekle kâfir oldular. Ve oysa onlar, “Biz sadece bir fitneyiz (sizin için bir imtihanız). O halde (sakın sihir ilmini öğrenerek) kâfir olmayın.” demedikçe hiç kimseye bunu öğretmezlerdi. Fakat o ikisinden, bir erkek ile onun karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı ve de onlar, Allah’ın izni olmadan onunla (sihirle) hiç kimseye zarar verebilecek değillerdir. Ve onlar kendilerine fayda vermeyen, zarar veren şeyleri öğreniyorlar. Ve andolsun ki onlar, onu (sihri ve ona ait bilgileri) satın alan kimsenin ahirette bir nasibi olmadığını kesin olarak öğrendiler. Elbette onunla (sihre karşılık) nefslerini sattıkları şey ne kötü, keşke bilselerdi.


Zan ve emâniyyeye tâbî olmak âyetlere zulmetmektir ve hüsrana uğramaktır.

2/BAKARA-78: Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).
Ve onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah’ın) Kitabı’nı bilmezler, sadece emaniyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zanda bulunuyorlar.

2/BAKARA-79: Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne).
Artık elleriyle (emaniye bilgiler içeren) kitabı yazanların vay haline! Sonra da onu (bu yazdıklarını) az bir bedel karşılığında satmak için: “Bu Allah’ın indindendir.” derler. İşte onlara yazıklar olsun , elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı ve yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.


4/NİSÂ-168: İnnellezîne keferû ve zalemû lem yekunillâhu li yagfira lehum ve lâ li yehdiyehum tarîkâ(tarîkan).
Muhakkak ki inkâr edenleri ve zulmedenleri (başkalarını da mürşide ulaşmaktan men edip saptıranları), Allah mağfiret edecek değildir ve yola (Allah’a ulaştıran Sıratı Mustakîm’e) hidayet edecek değildir.


11.5.3. NE YAPMAK LÂZIM?

Âyetler doğrultusunda hareket etmek, bizi kurtuluşa götürecektir. İşte bizi üç ayrı vücut ve serbest irade ile yaratan Allahû Tealâ, bu vücutların ve irademizin görevlerini bize inzal ettiği Kur’ân-ı  Kerîm'de beyan buyurmuştur.

1. FİZİK VÜCUDUMUZ

Fizik vücudun Allah'a kul olması için ezelde Allahû Tealâ AHD alımştır.

36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.


2. NEFSİMİZ

Nefsin tezkiye ve tasfiye olması için ezelde Allahû Tealâ nefsimizden yemin almıştır.

74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun).
Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).

74/MUDDESSİR-39: İllâ ashâbel yemîn(yemîni).
Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç.

74/MUDDESSİR-40: Fî cennât(cennâtin), yetesâelûn(yetesâelûne).
Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar.


5/MÂİDE-105: Yâ eyyuhâllezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izâhtedeytum, ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek.


3. RUHUMUZ

Ruhumuzdan misak alan Allahû Tealâ dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaşmasını 12 ayrı âyet-i kerimede bize bildirmiştir. Biz burada sadece iki tanesini alacağız.

13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).
Onlar, Allah’ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah’a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.

13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.


Dünya hayatında Allah'a ulaşmak, Allah'a “vasıl ” olmaktır. Nefsimizi, “tezkiye” ederek, her tezkiye kademesinde yükselen ruhumuzu Allah’a teslim edersek, (Allah’a “mülâki” olursak) fizik vücudumuzu Allah’a teslim edersek, nefsimizi Allah’a teslim edersek ve irademizi de Allah’a teslim edersek kıyâmet günü sevap tartıları ağır basanlardan oluruz.

Nefsin “tezkiyesi”, ruhun “vuslatı” ve fizik vücudun “kul” olması ise, ancak mürşide ulaşıp serbest irademizle Allah’ın emirlerine itaat etmemizle gerçekleşebilir.

 

 

Kitaplar » Mutluluk Tasavvuf İslam

  • Önsöz
  • Kâinatın Yaratılması
  • Hız Kanunları
  • İnsanın Yaratılması
  • Kur'an-ı Kerim ve Kutsal Kitaplar
  • Serbest İrade (Cüz'i İrade)
  • Peygamberler
  • Her Peygamber Resûldur Ama Her Resûl Peygamber Değildir
  • Seçilmeyenler ve Seçilenler
  • Zikir ve Diğer İbadetler
  • Cennet ve Cehennem
  • Cennete Ulaşmanın Kur'an-ı Kerimimizdeki İncelikleri
  • Mürşid
  • Allah'ın Koruması Altına Girmek
  • Hayatta İken Allah'a Ulaşmayı Dilemek
  • Ruhun Allah'a Ulaşması ve Teslimi
  • İrşad ve Mürşid
  • Kur'ân-ı Kerim Lafzı ve Ruhu (Tefsir) | Türkçe Kur'an Meallerini Kıyasla
    İmam İskender Ali Mihr | NUR Tv

    Uluslararası Mihr Vakfı (Türkçe) | International Mihr Foundation (English) | Die MIHR Stiftung (Deutsch) | La Fondation Mihr (Française)