KURAN’DAKİ
AYETLERDE
DİNİN 7 SAFHASININ YAŞANDIĞI
KESİNLİKLE YER ALMIŞTIR
(Uluslararası M.İ.H.R. Vakfı Tarafından
Hazırlanmıştır)
1. SAFHA: Allah’a Ulaşmayı Dilemek
39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya'budûhâ ve
enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ,fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Onlar ki; taguta (insan ve cin
şeytanlara) kul olmaktan içtinab ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar)
çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır.
Öyleyse kullarımı müjdele!
2. SAFHA:
Mürşide Tâbî Olmak
4/NİSA-64: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi
iznillâh(iznillâhi), ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe
vestagfere lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).
Biz, resûlleri ancak Allah’ın izniyle,
kendilerine itaat edilsin diye göndeririz. Onlar, nefslerine zulmettikleri
zaman eğer sana gelselerdi ve Allah’tan mağfiret dileselerdi, Resûl de onlar
için mağfiret dileseydi; Allah’ı tövbeleri (her iki tarafın mağfiretini,
tövbesini) kabul eden ve rahmet gönderici olarak bulurlardı.
48/FETİH-10: İnnellezîne yubâyiûneke innemâ
yubâyiûnallâh (yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe
innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihi), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se
yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen).
Muhakkak ki onlar, sana biat ettikleri
zaman Allah’a biat etmiş oldular. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün
vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah’ın
eli vardı. Kim (derecesini nâkısa) düşürürse, muhakkak ki o, nefsi sebebiyle
(Allah’a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için) derecesini nâkısa
düşürmüştür. Kim de Allah’a olan ahdini yerine getirirse (ruhunu, vechini,
nefsini ve iradesini Allah’a teslim ederse), ona en büyük mükâfat (ecir)
verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).
60/MUMTEHİNE-12: Yâ eyyuhen nebiyyu izâ câekel
mu'minâtu yubâyi'neke alâ en lâ yuşrikne billâhi şey'en ve lâ yesrikne ve lâ
yeznîne ve lâ yaktulne evlâdehunne ve lâ ye'tîne bi buhtânin yefterînehu beyne
eydîhinne ve erculihinne ve lâ ya'sîneke fî ma'rûfin fe bâyı'hunne
vestagfirlehunnallâh(vestagfirlehunnallâhe) innallâhe gafûrun rahîm (rahîmun).
Ey Peygamber! Sana biat etmek üzere
mü'min kadınlar geldiğinde, onlardan Allah'a hiçbir şeyle ortak (şirk) koşmamak,
hırsızlık etmemek, zinada bulunmamak, çocuklarını öldürmemek, elleriyle
ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek ve ma’rufla (kendilerine
emrettiğim şeylerde) sana asi olmamak üzere (söz verdikleri vakit) onların
biatlerini kabul et. Ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Muhakkak ki; Allah,
mağfiret edici (günahları sevaba çevirici) ve rahmet sahibidir.
3. SAFHA:
Ruhun Teslimi
39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne
ahseneh (ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb
(elbâbi).
Onlar (sahâbe), sözleri işitirler ve
onların (sözlerin) ahsen olanına (Peygamber Efendimiz (S.A.V) tarafından
söylenilenine) tâbî olurlar. İşte onlar, hidayete erenlerdir (ruhlarını ölmeden
evvel Allah’a ulaştıranlardır). Ve onlar, ulûl’elbabtır (daimî zikrin
sahipleridir, nefslerini Allah’a teslim edenlerdir).
3/AL-İ İMRAN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye
lillâhi ve menittebean (menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel
ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ
aleykel belâg (belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd (ibâdi).
Eğer seninle tartışmaya kalkarlarsa, o
zaman de ki: “Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah’a
teslim ettik.” O kitap verilenlere ve ÜMMÎ’lere de ki: “Siz de (fizik
vücudunuzu Allah’a) teslim ettiniz mi?” Eğer teslim ettilerse o zaman (onlar)
andolsun ki; hidayete ermişlerdir. Eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen
(görev) ancak tebliğdir. Allah kullarını BASÎR’dir (görendir).
4. SAFHA:
Fizik Vücudun Teslimi
3/AL-İ İMRAN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye
lillâhi ve menittebean (menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel
ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ
aleykel belâg (belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd (ibâdi).
Eğer seninle tartışmaya kalkarlarsa, o
zaman de ki: “Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah’a
teslim ettik.” O kitap verilenlere ve ÜMMÎ’lere de ki: “Siz de (fizik
vücudunuzu Allah’a) teslim ettiniz mi?” Eğer teslim ettilerse o zaman (onlar)
andolsun ki; hidayete ermişlerdir. Eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen
(görev) ancak tebliğdir. Allah kullarını BASÎR’dir (görendir).
5. SAFHA:
Nefsin Teslimi
3/AL-İ İMRAN-190-191: İnne fî halkıs semâvâti vel ardı
vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı).
Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve
yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ
bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).
Hiç şüphesiz; göklerin ve yerin
yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, elbette ulûl’elbab
için nice deliller vardır. O (Ulûl’elbab) ki; (lübblerin,
Allah’ın sır hazinelerinin sahipleri), onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü
yatarken (hep) Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında
tefekkür ederler. (Ve derler ki): “Ey Rabbimiz! Sen, bunları bâtıl olarak
(boşuna) yaratmadın. Seni tesbih (tenzih) ederiz. Bizi, ateşin azabından koru.”
6. SAFHA:
İrşada Ulaşmak
2/BAKARA-139: Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve
rabbunâ ve rabbukum, ve lenâ â'mâlunâ ve lekum a'mâlukum ve nahnu lehu
muhlisûn(muhlisûne).
De ki: "Allah hakkında bizimle
mücâdele mi ediyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Bizim
amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, onun için ihlâs
sahibi (MUHLİS) (kul)larız.
49/HUCURAT-7: Va’lemû enne fîkum
resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve
lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe
ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).
Bilin ki, içinizde Allah’ın resûlü
var. Şâyet emirlerin çoğunda size uysaydı lânetlenirdiniz. Fakat Allah, size
îmânı sevdirdi, kalplerinizde onu (îmânı) müzeyyen kıldı (fazılları îmân
kelimesinin etrafında toplayarak kalbinizi tamamen nurla doldurdu). Size;
küfrü, fıskı ve isyanı kerih gösterdi. İşte onlar, irşada ulaşanlardır.
7. SAFHA:
İradenin Teslimi- İrşad Makamına Tayin
3/AL-İ İMRAN-104: Veltekun minkum ummetun yed’ûne ilel
hayri ve ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munker(munkeri), ve ulâike
humul muflihûn(muflihûne).
Sizden, (insanları) hayra çağıran,
ma’ruf (irfan) ile emreden, kötülüklerden alıkoyan (nefslerindeki kötü
afetlerden kurtulmalarına yardım eden) bir ümmet (mürşidler) oluşsun. İşte
onlar, MUFLİHUN (felâha erenler)un ta kendileridir.
3/AL-İ İMRAN-110: Kuntum hayra ummetin uhricet lin
nâsi te’murûne bil ma’rûfi ve tenhevne anil munkeri ve tu’minûne
billâh(billâhi), ve lev âmene ehlul kitâbi le kâne hayran lehum, minhumul
mu’minûne ve ekseruhumul fâsikûn(fâsikûne).
Siz, insanlar için çıkarılmış en
hayırlı bir ümmet oldunuz. Ma’ruf ile emreder, münkerden (kötülükten)
alıkoyarsınız (nefslerindeki kötü afetlerden kurtulmalarına yardım edersiniz).
Allah’a îmân edersiniz. Eğer kitap ehli de îmân etmiş olsaydı kendileri için
elbette hayırlı olurdu. Onlardan mü’min olanlar da var ama onların çoğu
fasıklardır.
9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne
vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve
eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel
fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki
hayırlarda yarışanlardan ulûl’elbab, ihlâs ve salâh makamlarını, en üst üç
makamı işgal edenler): onların bir kısmı muhacirînden (Mekke’den Medine’ye göç
edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine’deki yardımcılardan) ve bir kısmı da
onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına
sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da
O’ndan (Allah’tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler
hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm)
mükâfattır.
12/YUSUF-108: Kul hâzihî sebîlî ed’û ilallâhi alâ
basîretin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel
muşrikîn(muşrikîne).
De ki: “Benim ve bana tâbî olanların,
basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek) Allah’a davet
ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allah’ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden
değilim.”