Türkiye'deki Bütün Kur'an-ı Kerim Meallerinde İslam'ın 7 Safhasının Unutulmasıyla Hidayet Nasıl Gizlenmiş Ve Yokedilmiştir?
TÜRKİYE’DEKİ
BÜTÜN KUR’ÂN-I KERİM
MEALLERİNDE
İSLÂM’IN
7 SAFHASININ UNUTULMASIYLA HİDAYET
NASIL GİZLENMİŞ
ve YOK EDİLMİŞTİR?
İmam
İskender
Ali M İ
H R
“GİZLENEREK
ve SAPTIRILARAK CENNETE GİRMEYE
MANİ
OLAN KUR’ÂN-I KERİM
MEALLERİ”
KİTABI’NIN
İLÂVELİ
3. BASKISI
EMİR
BASIN YAYIN AMBALAJ SAN.
İÇ
VE DIŞ
TİC.
LTD.
ŞTİ
6026 Sok. No:197/B
Şemikler-
İZMİR
Tel:
0 / 232 / 337 27 86
Fax:
0 / 232 / 337 27 87
BASKI TARİHİ
ARALIK 2005
İÇİNDEKİLER
Önsöz 1 - 11
- 1/FATİHA-6,
7
12
- 2/BAKARA-18
16
- 2/BAKARA-27
18
- 2/BAKARA-46
21
- 2/BAKARA-120
24
- 2/BAKARA-156
27
- 2/BAKARA-157
30
- 2/BAKARA-213
33
- 3/AL-İ İMRAN-20
36
- 3/AL-İ İMRAN-73
40
- 3/AL-İ İMRAN-101
43
- 4/NİSA-58
46
- 4/NİSA-175
49
- 5/MAİDE-16
52
- 5/MAİDE-35
55
- 6/EN’AM-36
59
- 6/EN’AM-87
62
- 6/EN’AM-88
65
- 6/EN’AM-154
68
- 7/A’RAF-40
71
- 7/A’RAF-181
74
- 10/YUNUS-7
77
- 10/YUNUS-25
80
- 10/YUNUS-26
83
- 10/YUNUS-35
87
- 11/HUD-29 90
- 12/YUSUF-108
94
- 13/RAD-21 98
- 13/RAD-22 101
- 13/RAD-25 103
- 13/RAD-27 105
- 13/RAD-36 108
- 16/NAHL-9 111
- 16/NAHL-121
113
- 17/İSRA-15
116
- 18/KEHF-17 118
- 18/KEHF-110
121
- 20/TAHA-75
124
- 20/TAHA-82
127
- 22/HAC-24 130
- 23/MU’MİNUN-60
133
- 24/NUR-42 136
- 25/FURKAN-57
139
- 25/FURKAN-71
142
- 26/ŞUARA-78
145
- 28/KASAS-56
147
- 29/ANKEBUT-5
150
- 29/ANKEBUT-23
153
- 29/ANKEBUT-26
156
- 29/ANKEBUT-69
159
- 30/RUM-8
162
- 30/RUM-31 164
- 31/LOKMAN-15
167
- 32/SECDE-13
170
- 32/SECDE-24 173
- 33/AHZAB-21
176
- 34/SEBE-6 179
- 35/FATIR-18 182
- 38/SAD-44 185
- 39/ZUMER-17
187
- 39/ZUMER-18
190
- 39/ZUMER-23
193
- 39/ZUMER-54 198
- 40/MU’MİN-13
201
- 40/MU’MİN-38
204
- 40/MU’MİN-66
207
- 41/FUSSİLET-33
210
- 41/FUSSİLET-54
213
- 42/ŞURA-13
..
216
- 42/ŞURA-47
219
- 43/ZUHRUF-14
222
- 47/MUHAMMED-5 224
- 50/KAF-8 226
- 51/ZARİYAT-50
228
- 70/MEARİC-32
231
ÖNSÖZ
Allahû Tealâ’nın
kâinatta en çok sevdiği mahlûk insandır.
Çünkü Allahû Tealâ dünyayı
insan için yarattığını söylüyor. Kâinatı
da insan için yarattığını
söylüyor ve insanın
emrine verdiğini
söylüyor. İşte
bu en çok sevdiği mahlûkundan Allahû Tealâ onun mutlu olmasından
başka
bir şey
istemiyor. İstediği
şey
sadece biz insanların
mutluluğu.
Allahû Tealâ bu mutluluğu
dünya ve cennet saadeti olarak ikiye ayırmış
ve herbirini şekle
bağlamış.
Bir insanın
cennet saadetine ulaşabilmesi için Allah’a ulaşmayı
dilemesi lâzım.
Bu kurtuluştur.
Daha sonra da Allah’a ezelde verdiği üç vücudunun ve iradesinin yeminini yerine
getirmesi lâzım.
İşte
bu yeminlerden birincisi, nefsimizin Allah’a verdiği yemindir.
Mudessir Suresinin 38, 39, 40. âyet-i
kerimelerinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:
74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun). Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).
74/MUDDESSİR-39: İllâ ashâbel yemîn(yemîni). Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç.
74/MUDDESSİR-40: Fî cennât(cennâtin), yetesâelûn(yetesâelûne). Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar.
Fizik vücudumuzun Allah’a verdiği
yemin, ahd adını
alıyor.
Yasin Suresinin 60 ve 61. âyet-i
kerimelerinde Allahû Tealâ ahdimizden bahsediyor. Diyor ki:
36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun). Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.
36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun). Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.
Ruhumuzun Allah’a verdiği
misak ise Rad Suresinin 20 ve 21. âyet-i
kerimelerinde dizayn edilmiş.
Diyor ki Allahû Tealâ:
13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka). Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.
13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi). Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.
İrademizin
Allah’a verdiği
misak ise Maide Suresinin 7. ve Rad
Suresinin 20. âyet-i kerimelerinde dizayn edilmiş.
Diyor ki Allahû Tealâ:
5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri). Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.
13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka). Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.
İşte
böylece Allah’a verdiğimiz
yeminimiz, misakimiz, ahdimiz ve irademizin misaki Kur’ân-ı
Kerim’de şekillendirilmiş.
Ezelde, Allahû Tealâ ruhumuzdan da nefsimizden de fizik
vücudumuzdan da irademizden de yeminler, misakler, ahdler almakla kalmamış, bunların hepsini üzerimize farz kılmış.
Bu kitabımızda
sadece bir grup farzlardan size bahsetmek istiyoruz. Bu da ruhumuzun Allah’a
verdiği
misakin farzları.
Allahû Tealâ yeminlerimizin hepsini birden
Maide Suresinin 7. âyet-i kerimesinde üzerimize farz kılmış,
diyor ki:
5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri). Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.
Görülüyor ki Allahû Tealâ bu âyet-i kerime ile bizi, ruhumuzun
Allah’a ulaşması
konusunda da, yeminlerimizle de bağlamış.
En’am Suresinin 152. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ: “Allah ile olan
yeminlerinizin hepsini yerine getirin.” buyuruyor.
Üç yeminimiz birden ikinci defa farz kılınmış. Neticede Allahû Tealâ’nın
bu hususu 12 defa üzerimize farz kıldığını
görüyoruz:
1-
39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne). Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.
2-
30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
3-
51/ZÂRİYÂT-50: Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun). Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O'ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim.
4-
31/LOKMÂN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne). Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.
5-
10/YÛNUS-25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin). Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.
6-
73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen). Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O'na ulaş.
7-
13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi). Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.
8-
42/ŞÛRÂ-47: İstecîbû li rabbikum min kabli en ye’tiye yevmun lâ meredde lehu minallâh(minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr(nekîrin). Rabbinize icabet edin (Allah'a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz).
9-
89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten). Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!
10-
6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne). Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.
11-
4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran). Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.
12-
5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri). Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.
Görülüyor ki, Allahû Tealâ ruhumuzun biz ölmeden evvel Allah’a
ulaşmasını
üzerimize tam 12 defa farz kılmış.
İşte
bu farz ruhumuzun biz ölmeden evvel vücudumuzdan ayrılıp
Sıratı
Mustakîm üzerinden yapacağı
seyr-i sülûk adlı
bir yolculukla Allah’a ulaşmasıdır. Ölümden sonra herkesin ruhu Allah’a ulaşır.
Konumuz bu değil.
Konumuz, ölmeden evvel insan ruhunun Allah’a ulaşması.
İşte
böyle bir olayın
gerçekleşmesini
dilemek bile bir insanı mutlaka cennet saadetinin sahibi yapar. Çünkü
ruhun ölmeden evvel Allah’a ulaşmasını dilemek kişiyi takva sahibi kılar.
İşte Rum Suresinin 31. âyet-i kerimesi:
30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
Bir insanın
takva sahibi olması demek ki ruhunu Allah’a ulaştırmayı
dilemesi ile mümkün. Hem Al-i
İmran Suresinin 15. âyet-i kerimesi,
hem de Al-i
İmran Suresinin 198. âyet-i kerimesi,
mutlaka takva sahibi olanların hepsinin Allah’ın
cennetine gireceğini
gösteriyor. Öyleyse kim ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı
dilerse, o takva sahibi olur ve takva sahiplerini Allahû Tealâ cennetine alacağına
göre mutlaka Allah’ın
cennetine girer. Bu birinci hidayettir.
Ruhu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmak
emri Kur’ân-ı
Kerim’de hidayet kavramıyla anlatılıyor. Üç âyet-i kerime kesin bir şekilde
hidayeti anlatıyor
bize. Diyor ki Allahû Tealâ Al-i
İmran-73’te:
3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun). Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah'a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi'dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).
Bakara-120
şöyle
söylüyor:
2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin). Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (Allah'ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” . Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah'tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.
Kehf-17’de
ise ifadesi şöyle:
18/KEHF-17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden). Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah'ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah'a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.
Âyet-i kerimelerden çıkardığımız
sonuç o ki: Hidayet açık ve kesin bir şekilde
Kur’ân-ı
Kerimimiz’e göre “insan ruhunun o kişi
ölmeden evvel Allah’a ulaşması”dır. İşte bu hidayet son derece önemli bir kavram...
Ve biz Türkiye’de mevcut 22 tane Kur’ân-ı Kerim mealinde hidayet kavramının
“insan ruhunun Allah’a ulaşması”
şeklinde
değil,
“doğru
yol” olarak vasıflandırıldığını ve hep böyle tekrar edildiğini
görüyoruz. Yani bir insanın
ruhunu Allah’a ulaştırarak cennete ulaşacağı
kesin bir vetire olmasına
karşılık,
insanların
14 asırda
yazdıkları
kitaplarla Kur’ân-ı Kerim’deki hidayet kavramını
yok ettiklerini ve insan ruhunun Allah’a ulaşması
demek olan hidayet kavramını
doğru
yol olarak Türkçeleştirdiklerini
görüyoruz. Kaldı
ki Sıratı
Mustakîm için de şu bizim 22 tane Kur’ân-ı
Kerim meali doğru
yol tabirini kullanıyor.
İrşad
için de yine doğru yol tabirini
kullanıyor.
Öyleyse burada açık
bir hükümle karşı
karşıyayız;
14 asırda
hidayet kavramı değiştirilmiştir. Kavram, ölmeden evvel insan ruhunun
Allah’a ulaştırılması
olan esas mânâsından
saptırılmış
ve doğru
yol isimli bir şekle
sokulmuştur.
Doğru
yol ise müphem bir kavramdır.
Herkese göre ayrı bir doğru yol olabilir. Meselâ İslâm’ın
5 şartıyla
amel etmek doğru
yol olarak değerlendiriliyor.
İslâm’ın
5 şartıyla
hiç kimse cennete giremez.
Ve böylece hidayet kavramı
insanları
cennet saadetine ulaştıracak olan temel kavram olmaktan çıkartılmıştır.
Cehenneme ulaştıran
bir kavram olmuştur.
Yukarıdan
beri anlattığımız
âyet-i kerimeler açık bir şekilde gösteriyor ki, kim ruhunu ölmeden evvel
Allah’a ulaştırmayı
dilerse o kişinin
gideceği
yer mutlaka cennettir. Ruhunu Allah’a ulaştırırsa
daha üst cennetlere gider. Ama hidayet kavramını ruhun ölmeden evvel Allah’a ulaşması
değil
de, doğru
yol olarak aldığımız
zaman herkesin kendisini doğru yolda görmesi kaçınılmaz
bir sonuç olmaktadır.
Böylece hidayet kavramının insanları Allah’a ulaştıran
bir kavram olmaktan çıkartıldığını,
yani insanları
cennete ulaştıracak
olan temel mefhum olmaktan çıkartıldığını
görüyoruz. Böylece hidayet kavramı
gizlenmiş
ve insanların cennete ulaşması
önlenmiştir.
İşte
bu kitap bu maksatla yazıldı. Hidayet kavramını
gizlemek Allahû Tealâ’ya göre büyük bir suçtur.
Bakara Suresinin 159.
âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor:
2/BAKARA-159: İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ min el beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi, ulâike yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâinûn(lâinûne). Muhakkak ki, beyyinelerden indirdiğimiz şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaştırılmasını) Kitap'ta insanlara açıklamamızdan sonra gizleyenlere, işte onlara, Allah lânet eder ve lânet ediciler de onlara lânet eder.
Allahû Tealâ’nın
söylediği
şey
son derece açık.
Hidayeti ketmedenler (gizleyenler) hem Allah’ın
hem de lânet edenlerin hepsinin lânetine uğrarlar, gidecekleri yer cehennemdir. Şu
anda Kur’ân-ı
Kerim indirilişinden
14 asır
sonra hidayet kavramının gizlendiğini kesin olarak tesbit etmiş
bulunuyoruz. İşte
bu kitapta 22 tane Kur’an-ı
Kerim mealinde hidayet kavramının geçtiği âyet-i kerimelerin hepsi alınmıştır.
Bu âyet-i kerimelerde hidayet kavramının, insan ruhunun ölmeden evvel Allah’a ulaşması
olmaktan nasıl
çıkarılıp,
ne olduğu
belirsiz bir doğru
yol kavramına
nasıl
çevrildiğini
görüyoruz. Doğru
yolun herkese göre farklı bir mânâsı olduğu cihetle insanlar İslâm’ın
beş
tane şartını
yerine getiriyorlar ve diyorlar ki: “biz doğru yoldayız.” Onların bir kısmını yerine getiriyorlar, gene doğru
yoldayız
diyorlar. Oysaki bir insanın
hidayete adım
atması
Allah’a ulaşmayı
dilediği
gün gerçekleşir.
Mürşidine
ulaştığı
gün, ruhunun vücudundan ayrılıp Allah’a doğru
yola çıkması
ise daha üst cennete ulaştırır.
Ne zaman bir insan mürşidine ulaşırsa, o gün ruhu vücudundan ayrılır
ve Allah’a doğru
yola çıkar.
İşte
bu Sıratı
Mustakîm üzerinden yapılacak olan seyr-i sülûk isimli bir yolculuktur.
Bu yolculuğu
kişinin
başlattığı
nokta, ruhunun Allah’a doğru yola çıktığı noktadır. İşte Allahû Tealâ bunun ancak mürşide
ulaşıldığı
gün gerçekleştiğini
söylüyor. Kur’ân-ı Kerimimiz’de böyle bir ruh çıkışı
yani Allah’a doğru
ruhun yola revan olması hidayetin 2. basamağı
olarak vasıflandırılıyor.
Bu hidayete adım
atmanın,
yedi tane gök katının aşılarak Allah’a ulaşılması
ile noktalanması
söz konusu. İnsan
ruhu Sıratı
Mustakîm üzerinde seyr-i sülûk adlı
bir yolculukla yedi tane gök katını
aşıyor.
En son Sidret-ül Münteha’ya ulaşıyor.
Onu aşıp
yokluk’a (adem) geçiyor ve yokluk’ta Allah’ın zat’ına ulaşıyor,
Nebe Suresinin 39. âyet-i kerimesine göre:
74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun). Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).
78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben). İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.
O kişinin
ruhunun Allah’ın Zat’ında ifna olması
ve orada da Allah’a teslim olmasıyla
noktalanıyor.
Bu da hidayete ermektir. Allah’a ulaşmayı dilemek, hidayete adım
atmak, ruhun Allah’a ulaşması
ise hidayete ermektir. Bunun gerçekleşmesi
bir talebe bağlıdır;
insanın
Allah’a ulaşma
talebi. Böyle bir talebi yoksa insanın, Allahû Tealâ o kişinin
Allah’ın
âyetlerinden gâfil olduğunu
ve cehenneme gideceğini söylüyor,
Yunus Suresinin 7. âyet-i kerimesinde:
10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
Görüyorsunuz ki Allahû Tealâ ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı
dilemeyenlerin, Allah’ın
âyetlerinden gâfil olduğunu söylüyor. Ordinaryüs Profesör olsa, İlâhiyat
Fakültesi’ne dekan olsa netice değişmiyor. O kişiler Allah’ın âyetlerinden gâfiller olarak değerlendiriliyor.
Yetmez, bir sonraki âyet-i kerimede Allahû Tealâ bu insanların
gideceği
yerin ateş
olduğunu
yani cehennem olduğunu
söylüyor. Öyleyse Allah’a ulaşmayı dilemek veya dilememek, son derece önemli bir
konu. Dilemeyenler için Allah’ın kesin hükmü var: cehennem. Konu bu kadar
önemli. Yani şu
dünya üzerindeki hiçbir insan Allah’a
ulaşmayı dilemedikçe kurtuluşa ulaşamaz,
cennete giremez.
Oysaki bugün İslâm
dîni, insanları İslâm’ın beş tane şartına bağlamış: Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek,
kelime-i şahadet
getirmek. ve bunlardan hiçbirisi Allah’a ulaşmayı
diletmiyor insana. Hiçbirisi insanı
Allah’a ulaşmayı
dilemeye götürmüyor, böyle bir dileğin
sahibi kılmıyor.
Böyle bir dileğin
sahibi olmayan bütün insanlarınsa cehenneme gideceği
Kur’ân-ı
Kerim’ce kesinleştirilmiş.
Öyleyse hidayeti dileyenler de mi var? Evet, var.
İşte Rad Suresinin 22. âyet-i kerimesi:
13/RA'D-22: Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri). Onlar, sabırla Rab'lerinin vechini (Zat'ını, Zat'a ulaşmayı ve Allah'ın Zat'ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.
Allahû Tealâ birtakım
insanların
Allah’a ulaşmayı
sabırla
dilediklerini söylüyor.
Öyleyse Allahû Tealâ’ya ulaşmayı
dileyenler var Kur’ân-ı Kerimimiz’de.
Peki, Allah da bu insanları
kendisine ulaştırmayı
diler mi?
Evet! En’am Suresinin
125. âyet-i kerimesi:
6/EN'ÂM-125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne). Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah'a) teslime (İslâm'a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü'min olmayanların üzerine azap verir.
Öyleyse bir üçüncü etap daha olmalı. Allah kendisine ulaştırmayı
dilediği
insanları
kendi Zat’ına
ulaştırıyor
olmalı.
Gerçekten ulaştırmayı
dilediği
bu insanları
Allah kendisine ulaştırıyor mu? Evet. Allah’ın
bir kısım
insanları
kendisine ulaştırdığı
kesin, Kehf Suresinin 17. âyet-i
kerimesi:
18/KEHF-17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden). Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah'ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah'a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.
Görüyoruz ki Allah açık
bir şekilde
insanları
kendisine ulaştırıyor.
Yani hidayete erdiriyor.
Öyleyse üç tane safha var.
Birinci safhada
insanoğlu
Allah’a ulaşmayı
diliyor (dilemezse zaten kurtuluşu mümkün değil).
İkinci safhada Allah
da onu kendisine ulaştırmayı
diliyor.
Üçüncü safhada
ise mutlaka ulaştırıyor.
Şimdi
beraberce bakalım gerçekten böyle mi?
Allah’a ulaşmayı
dileyen bir insan âmenû olmuştur.
İşte Hud Suresinin 29. âyet-i kerimesi:
11/HÛD-29: Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne). Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah'a aittir. Ve ben âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab'lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.
Görülüyor ki kim âmenû olursa o kişi
mutlaka Allah’a mülâki olacaktır. Yani ruhunun mutlaka Allah’a ulaştırılacağı
Allahû Tealâ tarafından
garanti edilmektedir.
Bakara Suresinin 156, 157. âyet-i kerimelerinde de aynı şey
söyleniyor:
2/BAKARA-156: Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne). Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O'na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O'na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.
2/BAKARA-157: Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn(muhtedûne). İşte onlar (dünya hayatında Allah'a mutlaka döneceklerinden emin olanlar) ki Rab'lerinden salâvât ve rahmet onların üzerinedir. İşte onlar, onlar hidayete ermiş olanlardır.
Görülüyor ki: “Biz Allah içiniz, Allah için yaratıldık ve mutlaka Allah’a ulaşacağız”
deyince kişi
Allah’a ulaşma
talebini kesinleştirmiş oluyor. İşte bu kişinin hidayete ereceği
bir sonraki âyet-i kerimede kesin olarak açıklanmış.
Demek ki kim Allah’a ulaşmayı dilerse yani Allah’a ulaşmayı
kesin bir talep olarak ortaya koyarsa, böyle bir insanın
sonuçta mutlaka hidayete erdiğini,
ruhunu Allah’a ulaştırdığını görüyoruz.
İşte
Ankebut Suresinin 5 ve 6. âyet-i
kerimelerinde Allahû Tealâ diyor ki:
29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu). Kim Allah'a mülâki olmayı (hayattayken Allah'a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah'ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah'a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.
29/ANKEBÛT-6: Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsih(nefsihî), innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne). Ve kim cihad ederse, o taktirde sadece kendi nefsi için cihad eder. Muhakkak ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).
Bu da bize gösteriyor ki, Allah’a ulaşmayı dileyen kişi mutlaka Allah’ın
Zat’ına
Allahû Tealâ tarafından
ulaştırılır:
42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu). (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
Bütün sahâbenin ruhlarını
Allah’a ulaştırdığını
görüyoruz.
İşte
Zumer Suresi 18. âyet-i kerime:
39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi). Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah'ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl'elbabtır (daimî zikrin sahipleri).
Bütün sahâbe hidayete ermiştir
ve bütün sahâbenin felâha erdiğini,
cennet müjdesiyle müjdelendiğini
görüyoruz. A’raf Suresi 157. âyet-i kerime, Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Onlar ki
Ümmi, Resûl, Nebî’ye tâbî olurlar. İşte
onlar felâha erenlerdir.” O Ümmi, Nebî, Resûl’e kim tâbî olmuşsa
tâbî olanlar felâha erdiler yani cennet müjdesiyle müjdelendiler. Bilindiği
gibi Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olanlara
SAHÂBE deniyor.
Öyleyse kim Allah’a ulaşmayı
dilerse, Allah da onu diliyor ve o kişiyi
mutlaka kendisine ulaştırıyor.
Allah’a ulaşmayı
dileyen bütün insanları da mutlaka cennet saadetine ulaştırıyor.
Şimdi
hal böyleyse, Allahû Tealâ bütün insanların ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı
dilemelerini ve ulaştırmalarını
tam 12 defa farz kılmışsa, bu hususu gerçekleştiren
herkesin, mutlaka cennete gideceğini
söylüyorsa, hem takva sahibi olarak hem de sadece ruhunu Allah’a ulaştırdığı
cihetle mutlaka cennete ulaştıracağını söylüyorsa ve bütün sahâbe ruhlarını
Allah’a ulaştırmışsa
ve de cennete gidecekleri Kur’ân-ı Kerim’e göre kesinleşmişse
ve de 14 asır
sonra insanlar insan ruhunun Allah’a
ulaşması demek olan hidayeti Kur’ân-ı Kerim’de hemen hemen bütün hidayet âyetlerinde
gizlemişlerse,
o_zaman gizlemeyi yapıp
da açıklığa
kavuşturmayan
bu insanların
omuzlarında vebal olduğu
kesindir. İşte
bu perdeyi aralamak için bu kitap, kaleme alındı. Bugün Türkiye’de piyasada bulunan 22 tane
Kur’ân-ı
Kerim mealinde HİDAYET’in
nasıl
gizlendiğini
sizlerin gözleri önüne sermek üzere bu kitap yazıldı.
Hidayetin Kur’ân-ı
Kerim’de açık
ve kesin olarak yer almasına rağmen, insanlar tarafından
nasıl
perdelendiğini,
nasıl
gizlendiğini
ve nasıl
hedefsiz hale getirildiğini,
bu kitapta 22 tane Kur’ân-ı Kerim mealinin hidayet âyetlerinde ayrı
ayrı
göreceksiniz. 14 asırda Allah’ın
hidayet mefhumu insanlar tarafından
nasıl
yok edilmiş onu göreceksiniz.
Biz kitabı
hazırladık.
Okumak ve hüküm vermek sizin işiniz. Sizin ellerinize kitabı
teslim ediyoruz. Umarız
ki, dîni öğretenlerin
aldığı
vebali sizler de almazsınız. Allahû
Tealâ Ahzab Suresinin 67 ve 68. âyet-i kerimelerinde diyor ki:
33/AHZÂB-67: Ve kâlû rabbenâ innâ ata’nâ sâdetenâ ve kuberâenâ fe edallûnes sebîl(sebîlâ). Ve cehennemde olanlar derler ki: “Yarabbi, muhakkak ki biz, sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı Mustakîmi'nden) saptık.
33/AHZÂB-68: Rabbenâ âtihim dı’feyni minel azâbi vel anhum la’nen kebîrâ(kebîren). Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle lânetle.
Devrin küberası,
büyükler. Devrin sâdatları ise ileri gelenler. Hangi konuda ileri
gelenler? Tabiatıyla
dîni bir vecibenin yerine getirilmesi söz konusu olduğuna
göre dîn öğretiminde
ileri gelenler. İşte bütün devirlerde insanlara Allah’ın
dînini yanlış
öğreten,
birçok, dînde ileri gelen insan oluşmuş. Bugün ülkemizde devrimizin sâdatları
da iki grupta toplanıyor:
Diyanet İşleri
Teşkilâtı’nın
kadrosunun büyük kısmı ve İlâhiyat Fakültelerindeki öğretim
kadrosunun büyük kısmı.
Ülkemizdeki dîn öğreticilerinin hiçbirinin bu yanlış
uygulamayı
kasten yapmadıklarına
eminiz. Muradımız
asla onları
suçlamak değildir.
Bizim hedefimiz sadece yanlışları
düzeltmek ve bundan sonra doğruların
öğretilmesini
sağlamak
ve hidayet mefhumunun kaybolması,
yok olması
sebebiyle cehenneme gidecek olan 70 milyondan fazla insanın
vebalinden, ülkemizdeki dîn öğreticilerini
kurtarmaktır.
Bu kitap, içinde bulunduğumuz
HİDAYET
ÇAĞI’nda
(ASR-I HİDAYET’te)
uhdemize tevdi edilen bu mukaddes görevin bir önemli parçası,
bir kilometre taşıdır.
Biz aradan çıkıyor
ve kitabı
sizlere teslim ediyoruz. Hüküm sizin.
Allah hepinizden razı
olsun ve hepinizi vebalden korusun.
Dualarımızla
İMAM İSKENDER
ALİ
MİHR

1/FATİHA-6,
7
1-
İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme) sırâtallezîne en’amte aleyhim
gayril magdûbi aleyhim ve lâd
dâllîn(dâllîne).
1- (Bu istiane’n ile) bizi, SIRATI
MUSTAKÎM’e (Allah’a ulaştıran
yola) hidayet et (ulaştır).
O (SIRATI MUSTAKÎM) ki; (başlarının)
üzerlerine (Devrin
İmamı’nın
ruhunu) ni’met olarak verdiklerinin yoludur.
Üzerlerine gadap duyulmuşların
ve dalâlette kalmışların
(Allah’a ulaşmayı
dilemeyenlerin) yolu değil.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- (Öyleyse;) Bizi (rahmetine kavuşturacak, mağfiretine mazhar kılacak)
doğru
yola eriştir.
Kendilerine ihsan ettiğin
kimselerin (peygamberlerinin, meleklerinin ve evliyanın)
doğru
yoluna (ki; bu da ancak İslâm
yoludur); gazabına uğramış sapıklık içinde kalmışların
(Hristiyan,Yahudi ve Müşriklerin)
yoluna değil Amin!.. ( Ya Rabbi!.. fatiha ile yaptığımız
bu duayı
kabul buyur.)
Abdullah AYDIN
3- Bizi doğru
yola hidayet et. (Bizi doğru yolda sabit kıl.
Bu yoldan maksat, İslâm’dır.
Kur’an-ı
Kerîm ve içindeki hükümleridir.) O kendilerine ni’met (haz ve saadet)
verdiklerinin (Enbiya ve sıddîklardan,
şehid
ve salihlerden in’âm ettiğin dostlarının) yoluna. Gazabına
uğrayıp
İslâm’ı
terk edenlerin (Yahudilerin) yoluna değil, heva ve hevesine uyup doğru
yoldan azmışların
(Hıristiyanların)
yoluna da değil.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Bizi doğru
yola, nimetlerine erdirdiğin kimselerin yoluna eriştir,
hışma
uğrayanların
ve sapmışların
yoluna değil
(âmin).
Ahmet DAVUDOĞLU
5- Bizi doğru
yola ilet! Nimet verdiğin yoluna!.. Gazabına
uğrayanların
ve sapıtanların
yoluna değil!
Ali ARSLAN
6- Kendilerine nimet verdiğin
kimselerin yoluna... Gazabına uğrayanların ve sapık olanların yoluna değil.
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Bizi doğru
yola, nimete erdirdiklerinin yoluna, gazaba uğramayanların,
sapmayanların
yoluna eriştir.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Bizleri doğru
yola ilet, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna; gazaba uğrayanların
ve sapıkların
yoluna değil.
Seyid Kutup
9- Bize doğru
yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun
kimselerin yolunu; gazaba uğramışların
ve sapmışların
yolunu değil!
Bir Heyet
10- Bizi, (itikat, söz, iş
ve ahlâkımızda)
doğru
yola ilet. (Bizi, İslâm dini, peygamber yolu olan hak yolda sabit
eyle) Kendilerine, (fazlından
ve ihsanından)
nimet verdiğin
kimselerin (peygamberlerle velîlerin) yoluna (hakkı
kabul etmeyip küfre vardıklarından)
gazaba uğrayanların
ve sapıklarınkine
değil...
Fikri YAVUZ
11- Bizi doğru
yola ilet. Nimetine erdirdiğin kimselerin yoluna... Gazaba uğrayanların
ve sapıklarınkine
değil.
Celal YILDIRIM
12- Bizi doğru
yola yönelt; nimet verdiklerinin yoluna. Gazaba uğramış
sapıtmışlarınkine
değil.
Bekir SADAK
13- Kendilerine nimet verdiğin
(peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salihler) yoluna, (sebepler dünyasında
boğulup)
gazabına
maruz kalanların
yoluna değil
ve (yanlış
yola girip) saplanan sapıkların yoluna değil.
Bahaeddin SAĞLAM
14- Kendilerine (lütfûndan) nimet verdiğin (iyi) kimselerin yoluna, (geçmiş
dinlerde olduğu
gibi) kendilerine gazâb edilmişlerin ve sapıklarınkine
değil(Ya
Rabbi).
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Bizleri doğru
yola hidayet et, O, kendilerine in’am olduğun
zatların
yoluna ilet, gazaba uğramışların
ve sapık
bulunmuşların
yoluna değil.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Bizi doğru
yola ilet. Nimet verdiğin kimselerin yoluna; kendilerine gazâb edilmiş
olanların
ve sapmışların
yoluna değil(Yâ
Rabbi).
Süleyman ATEŞ
17- Bize doğru
yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun
kimselerin yolunu; gazaba uğramışların
ve sapmışların
yolunu değil!
Diyanet Vakfı 1993
18- Bizi doğru
yola, kendilerine ni’met verdiklerinin yoluna ilet, gazâba uğrayanlarınkine,
sapıklarınkine
değil.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Bizi doğru
yola ilet; kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğrayanların
ve sapmışlarınkine
değil.
Ali BULAÇ
20- Bizi doğru
yola ilet, kendilerine ni’met verdiklerinin yoluna. Gazaba uğrayaların
ve sapklarınkine
değil.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Nimete erdirdiğin
kimselerin yoluna eriştir....
Hüseyin ATAY-Yaşar
KUTLUAY
22- Dosdoğru
giden yola ilet bizi... Kendilerine nimet sunduklarının,
üzerlerine gazap dökülmemişlerin,
karanlık
ve şaşkınlığa
saplanmamışların
yoluna...
Yaşar
Nuri ÖZTÜRK
23- Hidayet eyle bizi doğru
yola; o kendilerine in’am ettiğin (nimet verdiğin)
mesûdların
yoluna; ne o gazap olunanların,
ne de sapkınların!
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Sıratı
Mustakîm’in ruhları
Allah’a ulaştıran
yol olduğu
(Nisa-175) hiçbir mealde verilmemiş.
En’am-88’de Yüce Rabbimiz Sıratı
Mustakîm’in insanları
hidayete ulaştıran
yol olduğunu
söylüyor. Al-i
İmran-73, Bakara-120 ve Kehf-17’de Allah
hidayetin insan ruhunun ölümden evvel Allah’a ulaşması
olduğunu
söylüyor.
Görülüyor ki, Sıratı
Mustakîm herkesin üzerinde olduğunu zannettiği
bir doğru
yol değil,
insanların
ruhlarını
Allah’a ulaştıran
yoldur.
NİSA-175:
Allah’a âmenû olanları ve O’na sarılanları
(sarılmayı
dileyenleri) Allah, Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları,
Kendisine ulaştıran
Sıratı
Mustakîm’e (Allah’a ulaştıran
yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.
EN’AM-88: İşte
bu Allah’ın
hidayetidir. Kullarından
dilediğini
onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış
oldukları şeyler
heba olurdu (boşa
giderdi).
AL-İ İMRAN-73: Ve sizin
dîninize tâbî olandan başka
kimseye inanmayın. (Habibim) de ki: “Hiç şüphesiz
HİDAYET,
Allah’ın
(Kendisine) ulaştırmasıdır.
(İnsan
ruhunun ölümden evvel Allah’a ulaşmasıdır.)
Size verilenin bir benzerinin başka birine verilmesi (sebebiyle mi) veya
Rabbinizin katında
(sizlerle) tartışacakları için mi (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Hiç
şüphesiz
fazl, Allah’ın
elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, VÂSİ’un
ALÎM’dir. (Allah herşeyi
kuşatan
ve herşeyi
bilendir.)
BAKARA-120: Sen onların
dînine tâbî olmadıkça
(uymadıkça)
ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı
olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte
o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allah’tan sana ne bir
dost ve ne de bir yardımcı
olmaz.
KEHF-17: Ve güneşin,
doğduğu
zaman mağaralarının
sağ
tarafından
geldiğini
ve battığı
zaman sol taraftan onların
yanlarından
geçtiğini
görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı.
İşte
bu, Allah’ın
âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa,
işte
o hidayete ermiştir.
Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı
dilemezse) artık
onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.
2/BAKARA-18
2- Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn(yerciûne).
1- Birer sağır,
dilsiz ve kördürler. Artık onlar (Rab’lerine) dönmezler.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- Onlar sağırdırlar
(Hakkı
işitmezler.)
Dilsizdirler (inanmadıklarını söylemezler.) Kördürler (gerçekleri görmezler)
artık
doğru
yola dönmezler.
Abdullah AYDIN
3- Onlar hakkı
duymazlar, hakkı
söylemezler, hakkı görmezler, dalâletten hidayete dönmezler.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Sağırdırlar;
dilsizdirler, kördürler. Bu sebeple (onlar, doğru
yola) dönmezler.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- (Onlar) Sağırdırlar,
dilsizdirler, kördürler. Onlar (gerçeğe)
dönüş
de yapamazlar.
Ali ARSLAN
6- (Onlar), sağırdırlar;
dilsizdirler; kördürler. (Bir daha Hakka) dönmezler.
Prof. Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Sağırdırlar,
dilsizdirler, kördürler. Bu yüzden doğru
yola dönmezler.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Onlar sağır,
dilsiz ve kördürler. Bu yüzden geri dönemezler.
Seyid Kutup
9- Onlar sağırdırlar,
dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler.
Bir Heyet
10- Onlar sağırdırlar
(Hakkı
işitmezler),
dilsizdirler (îmânı ikrar etmezler), kördürler (anlayış
gözüyle hakkı
ayırt
etmezler), artık
onlar (bu hallerinden) dönmezler.
Fikri YAVUZ
11- Sağırdırlar,
dilsizdirler, kördürler. Artık
(doğru
yola) dönmezler.
Celal YILDIRIM
12- Sağırdırlar,
dilsiz ve kördür onlar; bir türlü gerçeğe
dönemezler.
Bekir SADAK
13- Onlar sağır,
dilsiz ve kördürler ve geri de dönemiyorlar.
Bahaeddin SAĞLAM
14- (Onlar rûhen) sağır,
dilsiz ve kördürler. Artık (bulundukları
sapıklıktan
Hakk’a) dönmezler.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Onlar bir takım
sağırlar,
dilsizler, körlerdir. Artık onlar - o dalâletten - dönmezler.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- (Onlar) sağırdırlar,
dilsizdirler, kördürler. Onlar (Hakk’a) dönmezler.
Süleyman ATEŞ
17- Onlar, sağırlar,
dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler.
Diyanet Vakfı 1993
18- (Onlar) sağırdırlar,
dilsizdirler ve körlerdir. Artık
(Hakka) dönmezler.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Sağırdırlar,
dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı
dönmezler.
Ali BULAÇ
20- Onlar sağır,
dilsiz ve kördürler. Artık
dönmezler.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Onlar sağırdırlar,
dilsizdirler, kördürler; bu yüzden geri de dönmezler.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Sağırdırlar,
dilsizdirler, kördürler. Onlar artık
dönmezler.
Yaşar
Nuri ÖZTÜRK
23- Sağırdırlar,
dilsizdirler, kördürler artık bunlar dönmezler.
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Hiçbir meal, dönüşün
(rücu etmenin) Allah’a ruhu hayatta iken ulaştırmak
olduğunu
ifade etmiyor. Sadece Ayntabî Mehmet Efendi ‘dalâletten hidayete dönmezler’
ifadesini kullanmış.
Fakat hidayetin bütün mealciler tarafından “doğru yol” şeklinde kabulu sebebiyle hidayete dönmezler
ifadesi “ruhun ölmeden evvel Allah’a ulaştırılması” anlamına gelmiyor.
2/BAKARA-27
3- Ellezîne yenkudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıh(mîsâkıhî), ve yaktaune mâ
emerallâhu bihî en yûsale
ve yufsidûne fîl ard(ardı)
ulâike humul hâsirûn(hâsirûne).
1- O (fasıklar)
ki; (kâlû belâ günü Allah’a verdikleri) MİSAK’ten
sonra, Allah’ın
Ahdini bozarlar. Ve Allah’ın
O’na (Allah’a) ulaştırılmasını
emrettiği
şeyi
keserler. (Başka
insanların,
ruhlarını
Allah’a ulaştırmalarına
mani olurlar. Ve bu sebeple) yeryüzünde fesat çıkarırlar.
İşte
onlar hüsranda olanlardır.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- O bozguncular ki (ezelde) Allah’a (itaat edeceklerine) söz
verdikleri halde, sonradan bozarlar. Allah’ın
birleştirilmesini
emrettiği (yakınlık ve îmân bağlarını)
keserler.
Abdullah AYDIN
3- Onlar, Allah’ın
ahdini misakla bağlandıktan (yeminle te’kid) ettikten sonra bozarlar ve
Allah’u Tealâ’nın
vaslını
emrettiği
şeyi
keserler. (İmandan
men, Hakk’ı
istihza, düzenliği
te’min eden vaslı keserek).
Ayntabî Mehmet Efendi
4- O (fâsıklar)
ki Allah’a verdikleri sözü sağlama
bağladıktan
sonra bozarlar. Ve Allah’ın
eklenmesini emir buyurduğu şeyi (peygambere îmânı
ve akrabaya yardımı)
keserler.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- O (fasıklar)
ki, kuvvetli bir ahidle bağlandıktan sonra, Allah’ın
ahdini bozarlar, Allah’ın
birleştirilmesini
emrettiği şeyi (îmân ve akrabalık
bağlarını)
keserler.
Ali ARSLAN
6- (O fasıklar
ki), söz verdikten sonra Allah’ın
ahdini bozarlar; Allah’ın
birleştirilmesini
emrettiği şeyi keserler.
Prof. Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Onunla saptırdığı
yalnız
fasıklardır
ki, onlar Allah’la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah’ın
birleştirilmesini
buyurduğu
şeyi
ayırırlar.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Onlar ki, Allah’a vermiş
oldukları
sözü kesin bir ahit haline getirdikten sonra bozarlar, Allah’ın
sürdürülmesini emretmiş
olduğu
ilişkileri
keserler.
Seyid
Kutup
9- Onlar öyle sapıklar
ki, kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah’ın,
ziyaret edilip hal ve hatırının
sorulmasını
istediği
kimseleri ziyaretten vazgeçerler.
Bir Heyet
10- O fâsıklar
ki, Allah’ın
(ezelde îmân ve itaat etmelerine dair) kendilerinden aldığı
sözü sağlama
bağladıktan
sonra, O’nun ahdini bozarlar ve Allah’ın vaslını emrettiği şeyi (yakınlık ve îmân bağlarını)
keserler.
Fikri YAVUZ
11- O fasıklar
ki, Allah’ın
(Elestü bi-rabbiküm:Ben sizin Rabbiniz değil
miyim? hitabındaki
veya semavi kitaplarda, zuhur edecek son peygambere inanmaları
hususundaki) ahdini tevsik ettikten sonra bozarlar. Allah’ın (biraraya getirilip) birleştirilmesini
emrettiği
(dini, ahlâki, içtimâi bağları)
keserler.
Celal YILDIRIM
12- O günahkârlar ki, Allah’a kesin söz verdikten sonra
sözlerinden dönerler, Allah’ın
riayet edilmesini emrettiği akraba ilişkilerini
keserler.
Bekir SADAK
13- O fasıklar
ki; Allah’a söz verdikten sonra o sözü bozarlar. Allah’ın
iliştirilmesini
emrettiği
şeyi
(sosyal ve evrensel bağları) keserler.
Bahaeddin SAĞLAM
14- O fasıklar
ki, (îmân ve itaat hususunda yeminle söz verip bağlandıktan
sonra, Allah’a verdikleri sözü bozarlar; (İman ve akrabalık
bağları
gibi) Allah’ın
birleştirilmesini
emrettiği
şeyi
keser (koparır)lar.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- O kimseler ki Hak Teâlâ’nın
ahdini tevsik -yemin ile te’kid- ettikten sonra bozarlar. Bitişmesini
emretmiş
olduğu
şeyi
kesiverirler.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Onlar ki, söz verip bağlandıktan
sonra Allah’a verdikleri sözü bozarlar, Allâh’ın,
birleştirilmesini
emrettiği
şeyi
(îmân ve akrabalık bağlarını) keserler.
Süleyman ATEŞ
17- Onlar öyle (fasıklar)
ki Allah’a kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah’ın
ziyaret edilip hal ve hatırının
sorulmasını
istediği
kimseleri ziyaretten vazgeçerler.
Diyanet Vakfı 1993
18- O (fâsıklar)
ki, Allah’ın
(Kitaplarında
Muhammed’e îmân etmeleri hakkındaki) ahid (ve emr)ini - onu te’kid de ettikten
sonra - bozarlar, Allah’ın
birleştirilmesini
emrettiği şey’i (hısımlık rabıtalarını, cem’iyet birliğini,
peygambere îmânda birleşmeyi)
keserler.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Ki (bunlar) Allah’ın
ahdini, onu kesin olarak onayladıktan
sonra bozarlar, Allah’ın
kendisiyle birleştirilmesini emrettiği
şeyi
keserler.
Ali BULAÇ
20- Onlar Allah’ın
ahdini, misak ile bağladıktan sonra bozarlar. Allah’ın
vaslını
(birleştirilmesini)
emrettiği
şeyi
keserler.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Ki onlar Allah’a yapılan
sözleşmeyi
kabulden sonra bozarlar. Allah’ın
birleştirilmesini
buyurduğu
şeyi
ayırırlar.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- O fâsıklar
ki Allah’a verdikleri ahdi, onunla anlaşıp
bağlandıktan
sonra bozarlar, Allah’ın
birleştirilmesini
emrettiği
şeyi
keserler.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Hem onunla ancak
o fâsıkları şaşırtır
ki, Allah’ın
ahdini misak ile bağlandıktan
sonra bozarlar, Allah’ın vaslını (birleştirilmesini) emrettiğini
kat’ederler (ayırırlar).
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Görülüyor ki, sadece Ali BULAÇ “Allah’ın Kendisiyle birleştirilmesini
emrettiği
şeyi”
diyor.
“Allah’ın
kendisine ulaştırılmasını
emrettiği
şey”
demediği
için mânâ değişiyor.
Vasıl
etmek, birleştirmekten
ziyade ulaştırmak anlamında kullanılır. Vuslat, vusul, visal, vasıl
olmak, isale hattı,
muvassalat gibi kelimeler hâlâ Türkçemiz’de kullanılmaktadır.
Gene de “Allah’ın
kendisiyle birleştirilmesini emrettiği
şey”
demekle Sayın
BULAÇ “İnsan
ruhunun ölümden evvel Allah’a ulaştırılmasını”
yaklaşık
olarak ifade etmiş
sayılır.
Ama bazıları
“Allah’ın
birleştirilmesini
emrettiği şey” dedikleri halde, birleşmesinin
Allah ile olduğunu
söylememekle hakikati örtmüş oluyorlar. Geri kalanlar ise hakikati tamamen
örtmüş
durumdadır.
2/BAKARA-46
4- Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi
râciûn(râciûne).
1- O (huşû
sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine muhakkak mülâki olacaklarına
(hayatta iken ruhlarını
Allah’a ulaştıracaklarına)
ve (sonunda ölümle) mutlaka O’na döneceklerine kesin olarak inanırlar.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- İçi
saygı
ile ürperenler, Rabblerine kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini iyi bilirler.
Abdullah AYDIN
3- Ki onlar, Allahû Tealâ’yı
göreceklerini, hesap ve ceza için haşrolunacaklarını
yakînen bilirler.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Onlar öyle kimselerdir ki, Rabblerine kavuşacaklarını
ve O’na döneceklerini bilirler.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- O huşû
ile (Allah’a büyük saygı göstererek) ibadet edenler Rabblerine kavuşacaklarını
ve O’na döneceklerini kesinlikle bilirler.
Ali ARSLAN
6- Huşû
duyanlar ise, Rabblarına mutlaka kavuşacaklarını
ve O’na mutlaka döneceklerini bilirler.
Prof. Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Rabblerine
kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini umarlar.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Onlar ki,
Rabbleri ile buluşacaklarını,
kesinlikle O’nun huzuruna döneceklerini bilirler.
Seyid Kutup
9- İşte
o kalbi Allah’a saygı ile ürperenler, kendilerinin herhalde Rablerine
kavuşacaklarını
ve O’na döneceklerini düşünen ve kabullenen kimselerdir.
Bir Heyet
10- O saygı
gösterip korkanlar, o kimselerdir ki, Rabblerine kavuşacaklarını
ve sonunda O’na döneceklerini yakînen bilirler.
Fikri YAVUZ
11- Allah’a kavuşacaklarına
ve ancak ona döneceklerine kesin bilgi (ve inanç) edinen saygılı
kimselerdir.
Celal YILDIRIM
12- Onlara ki, onlar, gerçekten Rabblerine kavuşacaklarına
ve ancak O’na döneceklerine inanırlar.
Bekir SADAK
13- Öyle huşû
(huzur ve sükûn) duyanlar ki, Rabbleriyle karşılaşacaklarına
ve kendilerinin Allah’a ait olup, O’na döneceklerine inanırlar.
Bahaeddin SAĞLAM
14- Onlar (huşû
ehli) ki, mutlaka Rabb’lerine kavuşacaklarını
ve ancak O’na döneceklerini bilirler (de namazlarını yüksünmeden kılarlar).
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Hak’tan korkanlar, o zatlardır ki Rabblerine mülâki olacaklarını
ve O’nun huzur-u manevisine döneceklerini düşünüp teemmül ederler.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Onlar ki, Rabb’lerine kavuşacaklarını (gözetir) ve gerçekten O’na döneceklerini
bilirler.
Süleyman ATEŞ
17- Onlar, kesinlikle Rabblerine kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini düşünen
ve bunu kabullenen kimselerdir.
Diyanet Vakfı 1993
18- O (yüksek saygı
göstere)nler ki onlar hakikaten Rabblerine kavuşucu
ve hakikaten ancak O’na dönücü olduklarını bilirler (de namazlarını
o vech ile kılarlar).
Hasan Basri ÇANTAY
19- Onlar, (mü’minler ise) şüphesiz,
Rabbleriyle karşılaşacaklarını ve (yine) şüphesiz, O’na döneceklerini bilirler.
Ali BULAÇ
20- Allah’tan korkan o kişiler,
Rabblerine kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini bilirler.
ZİYA Kazıcı-Necip
TAYLAN
21- Rabblerine kavuşacak
ve O’na döneceklerini umanlar...
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- O ürperti duyanlar, Rabblerine kavuşacaklarını düşünürler ve bilirler ki onlar, mutlaka O’na
döneceklerdir.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Onlar ki kendilerini hakikaten rablerine kavuşuyor
ve hakikaten O’na rûcu ediyor sayarlar.
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Bu âyet-i kerimede açık
açık,
önce hayatta iken Allah’a birinci defa insan ruhunun ulaşmasından,
ölümden sonra ise insan ruhunun Azrail (A.S) ile tekrar Allah’a geri döneceğinden
bahsediliyor.
Bu âyet-i kerimede mülâki olmak, ölmeden önce ruhumuzun Allah’a
ulaşması,
rücu etmek ise öldükten sonra ruhun, bir defa daha Azrail (A.S) vasıtasıyla
Allah’a ulaşması
anlamına
kullanılmıştır.
Çünkü kişi
vuslata ermiş
ise, ruhu Allah’tadır. Ölünce ruh tekrar cesedin üzerine iner ve
ikinci defa geri döndürülerek (Azrail A.S tarafından)
Allah’a ulaştırılır.
Ölümden evvel ve sonra 2 defa Allah’a ulaşmak bu âyet-i kerimede kesin şekilde
yer almıştır.
Ama hiçbir mealde bu hakikate temas edilmiyor.
2/BAKARA-120
5- Ve len terdâ ankel yehûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne
hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi,
mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
1- Sen onların dînine tâbî olmadıkça
(uymadıkça)
ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki:
“Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.”
Sana gelen bunca ilimden sonra eğer
onların
hevalarına
uyarsan andolsun ki; Allah’tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı
olmaz.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- De ki: “Allah’ın
hidayet yolu, doğru yoldur.”
Abdullah AYDIN
3- De ki: “Doğru
yol, Allah’ın
yoludur.”
Ayntabî Mehmet Efendi
4- De ki: “Gerçek yol ancak Allah’ın yoludur.”
Ahmet DAVUDOĞLU
5- De ki: “Şüphesiz
Allah’ın
hidayeti (olan İslâm
dini), hidayetin ta kendisidir.”
Ali ARSLAN
6- De ki: “Allah’ın
yolu; işte
asıl
yol O’dur.”
Prof. Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- De ki: “Doğru
yol, ancak Allah’ın yoludur”.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- De ki; “Doğru
yol, sadece Allah’ın yoludur.”
Seyid Kutup
9- De ki: “Doğru
yol, ancak Allah’ın yoludur.”
Bir Heyet
10- De ki: “Yol Allah’ın
gösterdiği
yoldur; İslâmdır.”
Fikri YAVUZ
11- (Onlara) de ki: “Herhalde (İslâm’ın ilettiği) yol, Allah’ın
doğru
yoludur.”
Celal YILDIRIM
12- De ki: “Allah’ın
hidayet yolu olan İslâm, doğru yolun kendisidir. “
Bekir SADAK
13- Sen de de ki:
“Asıl
doğru
yol Allah’ın
yoludur.”
Bahaeddin SAĞLAM
14- (Ey Habibim, onlara) de ki: “Allah’ın hidayeti (olan İslâm),
doğru
yolun ta kendisidir.”
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- De ki: “Asıl
hüdâ, Allah’ın
hidâyetidir.”
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- “Asıl
doğru
yol, Allâh’ın
doğru
yoludur.”
Süleyman ATEŞ
17- De ki: “Doğru
yol ancak Allah’ın
yoludur.”
Diyanet Vakfı 1993
18- De ki: “Allah’ın
hidâyet (yolu olan İslâm
yok mu? İşte)
doğru
yolun ta kendisi odur.”
Hasan Basri ÇANTAY
19- De ki: “Şüphesiz
doğru
yol, Allah’ın
(gösterdiği)
yoludur.”
Ali BULAÇ
20- De ki: “Hidayet Allah’ın
hidayetidir.”
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- De ki: “Doğru
yol, ancak Allah’ın yoludur.”
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- De ki: “Allah’ın
kılavuzluğu
erdirici kılavuzluğun
ta kendisidir.”
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- “Herhalde yol, Allah yolu” de!
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Görülüyor ki hidayet tabiri hepsinde “doğru yol” olarak geçiyor. Oysaki hidayet “yol” değildir.
Sıratı
Mustakîm üzerinden Allah’a ulaşmak
vetiresidir, işidir (Kehf-17) ve (Al-i İmran-73).
Bu âyet-i kerimeye, hidayet kelimesinin lügat mânâsı
ulaşmak
olduğuna
göre, sadece 2 türlü mânâ verilebilir. Birinci ve ikinci şekilde
Türkçe’sini yerine koyalım.
1- De ki, muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte
o hidayettir.
2- De ki, muhakkak ki Allah’a hidayet olmak (var ya) işte
o (Allah’a) ulaşmaktır.
Görülüyor ki, her iki şekilde
de “Allah’a ulaşmak” söz konusudur. (Kehf-17) ve (Al-i İmran-73)
aynı
hususu daha net olarak açıklıyor.
Ve görülüyor ki, hiçbir meal hakikati yansıtmıyor.
KEHF-17: Ve güneşin,
doğduğu
zaman mağaralarının
sağ
tarafından
geldiğini
ve battığı
zaman sol taraftan onların
yanlarından
geçtiğini
görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı.
İşte
bu, Allah’ın
âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa,
işte
o hidayete ermiştir.
Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı
dilemezse) artık
onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.
AL-İ İMRAN-73: Ve sizin
dîninize tâbî olandan başka
kimseye inanmayın. (Habibim) de ki: “Hiç şüphesiz
HİDAYET,
Allah’ın
(Kendisine) ulaştırmasıdır.
(İnsan
ruhunun ölümden evvel Allah’a ulaşmasıdır.)
Size verilenin bir benzerinin başka birine verilmesi (sebebiyle mi) veya
Rabbinizin katında
(sizlerle) tartışacakları için mi (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Hiç
şüphesiz
fazl, Allah’ın
elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, VÂSİ’un
ALÎM’dir. (Allah herşeyi
kuşatan
ve herşeyi
bilendir.)
2/BAKARA-156
6- Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi
râciûn(râciûne).
1- Onlar ki; kendilerine bir musîbet
isabet ettiği
zaman: “Biz muhakkak ki; Allah içiniz (O’nun için yaratıldık)
ve muhakkak O’na döneceğiz
(ulaşacağız).”
dediler.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- O sabırlı
kimseler ki, bir musibete uğradıklarında: “Biz Allah’ın
kuluyuz ve (öldükten sonra) yine O’na döneceğiz.” derler.
Abdullah AYDIN
3- Onlar ki, bir musîbete uğradıkları
vakit: “İnnâ
lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn (Biz Allah’ın
kullarıyız,
ancak O’na döneriz, musîbetlerine râzıyız).” derler.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Ki onlar başlarına
bir belâ geldiği
zaman: “Biz Allah’ın (dünyada takdirine teslim olmuş
kulları)yız
ve biz (ahirette de) yine O’na döneceğiz.” derler.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- (O sabredenler) ki, kendilerine bir felâket isabet ettiğinde:
“Biz Allah’danız
ve şüphesiz
ki O’na döneceğiz.”
derler.
Ali ARSLAN
6- Nitekim bunlar, kendilerine bir musîbet geldiği
zaman: “Biz Allah’a aidiz ve elbette O’na döneceğiz.” derler.
Prof. Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Onlara bir musibet geldiğinde:
“Biz Allah’ınız
ve elbette O’na döneceğiz.” derler.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Ki onların
başlarına
bir musibet geldiğinde: “Biz Allah için varız
ve yine O’na döneceğiz.”
derler.
Seyid Kutup
9- İşte
o sabredenler, kendilerine bir bela geldiği
zaman: “Biz Allah için varız,
ve biz sonunda O’na döneceğiz.” derler.
Bir Heyet
10- Onlar, o kimselerdir ki, kendilerine bir belâ geldiği
zaman teslimiyet göstererek: “Biz
Allah’ın
kuluyuz ve (öldükten sonra da) yine O’na döneceğiz.” derler.
Fikri YAVUZ
11- Onlar ki, kendilerine bir musibet dokunduğu zaman: “Biz Allah’a âidiz ve sonunda O’na
dönücüleriz.” derler.
Celal YILDIRIM
12- O sabredenler ki, kendilerine bir bela geldiğinde:
“Bizim, bütün varlığımız
Allah’ındır,
sonunda da O’na döneceğiz!” derler.
Bekir SADAK
13- Öyle sabredenler ki, bir musibet başlarına geldiğinde: “Biz Allah’ın
malıyız
ve O’na döneceğiz.”
derler.
Bahaeddin SAĞLAM
14- Ki onlar, kendilerine bir belâ geldiği zaman ancak: “Biz Allah için (teslim olmuş
kullar)ız
ve elbette (yine) biz, ancak O’na döneceğiz.” derler.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Onlar ki, kendilerine bir musibet isabet ettiği
zaman: “Biz Allah içiniz ve biz nihâyet O’na döneceğiz.” derler.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Ki onlara bir belâ eriştiği
zaman: “Biz Allah içiniz ve biz O’na döneceğiz.”
derler.
Süleyman ATEŞ
17- O sabredenler kendilerine bir bela geldiği zaman: “Biz Allah’ın
kullarıyız
ve biz O’na döneceğiz.”
derler.
Diyanet Vakfı 1993
18- Ki onlar kendilerine bir belâ geldiği zaman: “Biz (dünyâda) Allah’ın
(teslim olmuş
kulları)yız
ve biz (âhirette de) ancak O’na dönücüleriz.” diyenlerdir.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Onlara bir musibet isabet ettiğinde derler ki: “ Biz Allah’a ait (kullar)ız
ve şüphesiz
O’na dönücüleriz.”
Ali BULAÇ
20- Öyle sabredenler ki, kendilerine bir bela geldiğinde:
“Biz Allah’ın
(teslim olmuş
kulları)yız.
Ve biz (ahirette de) ancak O’na dönücüleriz.” derler.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Onlara bir musibet geldiğinde:
“Biz Allah’ınız
ve elbette O’na döneceğiz.” derler.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Onlara bir ıstırap
gelip çattığında
şöyle
derler: “Biz Allah içiniz ve sonunda O’na dönüp gideceğiz.”
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Başlarına
bir musibet geldiği vakit: “inna lillahi ve inna ileyhi râciûn”
(Biz Allah’ınız
ve nihayet O’na döneceğiz.) derler.
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Görülüyor ki, Allah’a geri dönüş
bütün meallerde ölümden sonra Allah’a geri dönüş
olarak alınmış.
Âyet, Bakara-46 ile aynı
anlamda gibi görünüyor. Oysaki, Fecr-27, 28, 29 ve 30 beraberce ele alındığında,
Rabbimizin bize nefsimizi tezkiye etmeyi, ruhumuzu Allah’a ulaştırmayı
ve fizik vücudumuzu Allah’a kul etmeyi emrettiğini görüyoruz.
“İrciî
ilâ rabbiki (Rabbine geri dön)” emri ise hayatta olan, iradesini kullanabilecek
bir insana veriliyor. Yani hayatta olan bir insanın
ruhunu, ölmeden evvel Allah’a ulaştırması
emrediliyor. Zaten bir sonraki âyet-i kerime (Bakara-157) bu dönüşün
hidayete ermek (ruhun, ölümden evvel Allah’a ulaşması) olduğunu kesinleştiriyor.
BAKARA-46: O (huşû
sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarını
ve (sonunda ölümle) mutlaka O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
FECR-27: Ey mutmain olan
nefs!
FECR-28: (Ey ruh!) Rabbine
geri dön (erek ulaş).
Allah’tan razı
olarak ve Allah’ın
rızasını
kazanarak.
FECR-29: (Ey fizik vücut!) O
zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın
zaman), (Bana kul olursun) kullarımın
arasına
gir.
FECR-30: Ve cennetime gir.
BAKARA-157: Onlar (dünya
hayatında
Allah’a döneceklerini bilenler var ya), Rab’lerinden salâvât ve rahmet onların
üzerinedir. İşte
onlar, hidayete ermiş olanlardır.
2/BAKARA-157
7- Ulâike aleyhim salavâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul
muhtedûn(muhtedûne).
1- Onlar (dünya hayatında
Allah’a döneceklerini bilenler var ya), Rab’lerinden salâvât ve rahmet onların
üzerinedir.
İşte onlar, hidayete
ermiş olanlardır.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- İşte
onlara (o teslimiyet gösterenlere) Rabblerinden mağfiret
ve rahmet vardır.
Onlar doğru
yolu bulanlardır.
Abdullah AYDIN
3- İşte
onlara (bu vasıfta
bulunan kimselere) Rabblerinden tezkiye, gufrân, lütûf ve ihsan vardır.
Hidayete erdirilenler de bunlardır.
(Dünya ve ahiret saadetine ihtidâ olunmuşlardır.)
Ayntabî Mehmet Efendi
4- İşte
onlara Rabblerinden mağfiret ve rahmet vardır.
Ve işte
onlar hidayete erenlerin ta kendileridir.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- İşte
onlar! Rabblerinden mağfiretler ve rahmet hep onlaradır.
Ve hidayete erenler de onlardır.
Ali ARSLAN
6- Rabblerinden gelen mağfiret
ve rahmet, işte onların üzerindedir; hidayete ermiş
olanlar da, yine onlardır.
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Rabblerinin mağfiret
ve rahmeti onlaradır. O’nun yolunda olanlar da onlardır.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- İşte
onlar için Rabbleri tarafından mağfiret ve rahmet vardır.
Hidayete erenler de onlardır.
Seyid Kutup
9- İşte
Rabblerinden bağışlamalar ve merhametler hep onlaradır.
Ve yalnızca
onlar doğru
yolu bulmuşlardır.
Bir Heyet
10- O teslimiyet gösterip Rablerine sığınanlar üzerine, Rabblerinden mağfiret,
rahmet (ve cennet) vardır;
ve işte
onlar, hidayete ermiş olanlardır.
Fikri YAVUZ
11-
İşte onlar (o sabredip Allah’a bağlılık ve teslimiyet gösterenler yok mu) onlara,
Rablerinden bol mağfiretler
ve rahmet vardır; doğru yola eriştirilenler de onlardır.
Celal YILDIRIM
12- Onlara Rabblerinden bol bol mağfiret ve rahmet vardır
ve onlar doğru
yola yönlenmişlerin
tâ kendileridir.
Bekir SADAK
13- Bunlar için Rabblerinden bağışlanmalar ve rahmet (ikram) vardır.
Ve bunlar doğru
yolu bulanlardır.
Bahaeddin SAĞLAM
14-
İşte Rabblerinden mağfiret ve rahmet, (Allah’a teslimiyet gösteren)
onların
üzerinedir; işte
doğru
yolu bulanlar da onlardır.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15-
İşte onlar için Rabbleri tarafından mağfiretler ve rahmet vardır.
Hidayete erenler de onlardır.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16-
İşte Rablerinden bağışlamalar
ve rahmet onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.
Süleyman ATEŞ
17-
İşte Rabblerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır.
Ve doğru
yolu bulanlar da onlardır.
Diyanet Vakfı 1993
18- Onlar (o teslimiyet ve istircai gösterenler yok mu?)
Rabblerinden mağfiretler
ve rahmet onların
üzerindedir. Ve onlar doğru yola erdirilenlerin ta kendileridir.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Rabblerinden (olan bir salat) bağışlanma ve rahmet bunların
üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır.
Ali BULAÇ
20-
İşte onlara Rabblerinden mağfiret ve rahmet vardır.
Ve onlar, hidayete erenlerdir.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Rabblerinin mağfiret
ve rahmeti onlaradır. O’nun yolunda olanlar da onlardır.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22-
İşte böyleleri üzerine Rabblerinden selamlar, bereketler
var, bir rahmet var.
İşte bunlardır
iyiye ve güzele ermiş olanlar.
Yaşar
Nuri ÖZTÜRK
23-
İşte onlar, rabblerinden salâvât u rahmet onlara ve işte
hidayete erenler onlar!
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Bir evvelki âyet-i kerimede Allah’a ölmeden evvel geri dönmeyi,
yani hidayete ermeyi muhakkak gerçekleştirebileceklerini
söyleyenlerin bu âyet-i kerimede hidayete erdikleri, yani ölmeden evvel Allah’a
ruhlarını ulaştırdıkları kesinlik kazanıyor.
Meallere gelince, görülüyor ki hidayete ermek tabiri kullanılmış
birçoklarında…
Ama daha evvelki sayfalarda gördük ki, hepsi hidayeti “doğru
yol” olarak kabul ediyor. Halbuki hidayet “doğru
yol” değildir.
Yol da değildir.
Allah’a ulaştıran tek yol olan Sıratı
Mustakîm üzerinden Allah’a ulaşma
vetiresidir, işidir,
fiilidir. Seyr-i sülûktur. Allah’a ulaşmayı
dilemeden “hidayete adım
atılamaz”,
Allah’a ulaşmadan da “hidayete erilemez.” Hidayete adım
atmak, 3. basamakta, hidayete ermek ise 21. basamakta gerçekleşir
(Kehf-17).
KEHF-17: Ve güneşin,
doğduğu
zaman mağaralarının
sağ
tarafından
geldiğini
ve battığı
zaman sol taraftan onların
yanlarından
geçtiğini
görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı.
İşte
bu, Allah’ın
âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa,
işte
o hidayete ermiştir.
Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı
dilemezse) artık
onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.
2/BAKARA-213
8- Kânen nâsu ummeten vâhıdeten
fe beasallâhun nebiyyîne mubeşşirîne
ve munzirîne, ve enzele meahumul kitâbe bil hakkı
li yahkume beynen nâsi fî mahtelefû fîh(fîhi), ve mahtelefe fîhi illellezîne
ûtûhu min ba’di mâ câethumul beyyinâtu bagyen beynehum, fe hedâllâhullezîne
âmenû li mahtelefû fîhi minel hakkı
bi iznih(iznihî), vallâhu yehdî men yeşâu
ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
1-
İnsanlar
bir tek ümmetti. Allah, müjdeleyici ve uyarıcı
peygamberler beas etti (hayata getirdi, gönderdi) ve onlarla birlikte insanların
aralarında, ayrılığa
düştükleri
şey
hakkında hak ile hüküm vermek için kitap indirdi. (Yine de) kendilerine (apaçık)
beyyineler (belgeler) geldikten sonra, sırf
kendi aralarındaki
çekememezlik (ve haset yüzünden) onun hakkında
ayrılığa düşen,
sadece kendilerine (kitap) verilenlerdir. Bu sebeple âmenû olan (Allah’a ulaşmayı dileyen) o kimselerin haktan yana ayrılığa
düştükleri
şeyi (hidayeti) açıklamaları
için Allah, kendi izniyle onları
hidayete erdirdi. Allah dilediği
kimseyi Sıratı
Mustakîm’e iletir.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- Onların
Hakk hususunda ayrılığa düştükleri şeylerde Allah kendi emriyle (peygamberlere) îmân
edenleri doğru
yola iletti. Allah dilediğini doğru yola iletir.
Abdullah AYDIN
3- Hakk Tealâ, irade ve lütfü ile mü’minleri ihtilâf ettikleri
Hakk’a hidayet etti. Hak Tealâ dilediği
kimseyi Din-i İslâm’a
hidayet eder.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Allah, onların
ihtilâf ettikleri Hakk’a, Allah’ın
izniyle îmân edenleri doğrudan
doğruya
muvaffak kıldı.
Allah dilediğini
doğru
yola çıkarır.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- İnsanlar
aralarında
ayrılığa
düştükleri
hususlarda hüküm versinler diye Allah îmân edenleri, ihtilâf ettikleri gerçeğe
kendi izniyle eriştirdi. Allah dilediğini
dosdoğru
olan bir yola iletir.
Ali ARSLAN
6- Allah, îmân edenleri üzerinde ihtilâf ettikleri Hakk’a, kendi
izni ile hidayet etmiştir.
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Allah inananları,
ayrılığa
düştükleri
gerçeğe
kendi izni ile eriştirdi. Allah dilediğini
doğru
yola eriştirir.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- İşte
Allah, kendi iradesiyle îmân edenleri, üzerinde ihtilâfa düştükleri
Hakk’a ulaştırdı.
Allah dilediğini
doğru
yola ulaştırır.
Seyid Kutup
9- Bunun üzerine Allah îmân edenlere, Hakk’tan kendisinde
ihtilâfa düştükleri
şeyleri
izniyle gösterdi. Şüphesiz
Allah dilediğine doğru yolu gösterir.
Bir Heyet
10- Onların
Hakk hususunda ayrılığa düştükleri şeyde, Allah, kendi izni ile (peygamberlere) îmân
edenleri doğru
yola hidayet buyurdu (iletti). Allah dilediğini
doğru
yola iletir.
Fikri YAVUZ
11- Bu nedenle Allah kendi izniyle inananları ayrılığa düştükleri hak ve hakikate eriştirdi.
Celal YILDIRIM
12- Bunun üzerine
Allah, kendi iradesiyle, inananları
ihtilâfa düştükleri
Hakk’a eriştirdi.
Bekir SADAK
13- Allah da kendi izin ve iradesiyle, îmân edenleri, ihtilâf
ettikleri konuların
Hakk kısmına
yöneltti.
Bahaeddin SAĞLAM
14-
İşte Allah, kendi izni (ve iradesi) ile îmân edenleri,
onların
üzerinde ayrılığa
düştükleri
şeylerde
gerçeğe
ulaştırdı.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- İmdî
Allahû Tealâ îmân edenleri ihtilâfa düştükleri Hakk’a kendi irade-i ilâhiyesiyle ulaştırır
ve Allahû Tealâ dilediğini
doğru
yola hidayet eder.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Bunun üzerine
Allah, kendi izniyle inananları,
onların
üzerinde ihtilâf ettikleri gerçeğe
iletti.
Süleyman ATEŞ
17- Bunun üzerine Allah îmân edenlere, üzerinde ihtilâfa düştükleri
gerçeği
izniyle gösterdi. Allah dilediğini
doğru
yola iletir.
Diyanet Vakfı
1993
18-
İşte Allah (böylece) îmân edenleri kendi iradesiyle, hakkında
ihtilâfa düştükleri
Hakk’a (gerçeğe) ulaştırdı. Allah kimi dilerse onu doğru
yola iletir.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Böylece Allah, îmân edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe
kendi izniyle eriştirdi.
Ali BULAÇ
20- İnsanlar
aralarındaki
hasetten dolayı ihtilâf ettiler. Bu şeylerde
Allah mü’minleri hidayete nail eyledi.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Allah inananları,
ayrılığa
düştükleri
gerçeğe
kendi izni ile eriştirdi.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Allah kendi izniyle, inananları, üzerinde tartışmaya
girdikleri gerçeğe
tekrar ulaştırdı.
Allah dilediği
kişiyi
doğru
yola iletir.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Bunun üzerine Allah onların
ihtilâf ettikleri Hakk’a -izn-i ilahisiyle- bu îmân edenleri doğrudan
doğruya
muvaffak buyurdu.
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Âmenû olmak, Allah’a ulaşmayı
dilemektir.
Allah insanların
ruhlarını
Kendi Zat’ına
ulaştırmak
suretiyle onları hidayete erdirdiğini
ifade ediyor. Hidayete ermek ise, insan ruhunun sadece Sıratı
Mustakîm üzerinden yapacağı
bir yolculukla mümkündür. Ve Allah hidayete Sıratı
Mustakîm üzerinden erdirdiğini
âyet-i kerimede “(Hidayete erdirmeyi) dilediği
kişiyi
Allah Sıratı
Mustakîm’e ulaştırır.”
şeklinde
ifade buyuruyor.
Ayntabî Mehmet Efendi “Hakk’a hidayet etti”, Seyid Kutup “Hakk’a
ulaştırdı”
ifadesini kullanmış.
Bekir Sadak ise “Hakk’a eriştirdi” diyor. Bu ifadeler doğrudur.
3/AL-İ
İMRAN-20
9- Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean (menittebeani),
ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe
kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg (belâgu), vallâhu basîrun
bil ibâd(ibâdi).
1- Eğer
seninle tartışmaya kalkarlarsa, o
zaman de ki: “Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah’a
teslim ettik.” O kitap verilenlere ve ümmîlere de ki: “Siz de (fizik vücudunuzu
Allah’a) teslim ettiniz mi?” Eğer
teslim ettilerse o zaman (onlar) andolsun ki; hidayete ermişlerdir.
Eğer
yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen
(görev) ancak tebliğdir. Allah kullarını
Basîr’dir (görendir).
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- Habibim, (Yahudi ve Hıristiyanlardan)
din hususunda seninle münakaşaya
kalkışanlara
şöyle
de: “Ben ve bana bağlı
olanlar kendimizi Allah’a teslim ettik.” Kendine kitap verilenlere ve
okuma-yazma bilmeyenlere de ki: “Siz de İslâm’ı kabul ettiniz mi?” Eğer
İslâm’ı
kabul ederlerse muhakkak doğru
yolu bulmuşlardır.
Yok yüz çevirirlerse sana düşen vazife ancak tebliğdir.
Abdullah AYDIN
3- Ya Muhammed ! Din hususunda, Yahudiler ve Nasâra, seninle
mücadele ederlerse de ki: “Ben, bana tâbî olanlarla birlikte kendimi Allahû
Tealâ’ya teslim etmişimdir.”
Ya Muhammed! kitap verilenlere ve Arab’ın müşriklerine deki; “Siz islâm’ı
kabul ettiniz mi?” Eğer
tevhidde ve Muhammed (AS)’ı
tasdikte ihlâs ederlerse, dalâletten çıkmış,
hidayete ermişlerdir.
Eğer
İslâm’dan
yüz çevirirlerse, sana vacib olan ancak risaletini tebliğdir.
(Yoksa hidayet değildir).
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Eğer
(kafirler) seninle münakaşaya kalkışırlarsa de ki: “Ben bana bağlı
olanlarla birlikte yüzümü Allah’a tuttum.” Kendilerine kitap verilenler ile
okuma bilmeyen Arap müşriklerine,
“Siz İslâm’ı
kabul ettiniz mi?” diye sor. Eğer İslâm’ı kabul ederlerse muhakkak doğru
yolu bulmuşlardır.
Yok yüz çevirirlerse sana düşen
ancak tebliğdir.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- (Ey Muhammed!) seninle (din hususunda tartışırlarsa
de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte kendimi Allah’a teslim ettim.” Kendilerine
kitap verilenlere ve (ümmî olan müşrik Kureyşlilere) “Siz de müslüman oldunuz mu?” de. Eğer
müslüman olurlarsa kesinlikle hidayete ererler. Şayet yüz çevirirlerse, sana sadece tebliğ
etmek düşer.
Ali ARSLAN
6- Eğer
seninle münakaşaya
girişirlerse,
(onlara) de ki: “Ben, bana tâbî olanlar ile birlikte Allah’a teslim oldum.”
Kendilerine kitap verilenlere ve cahil müşriklere
de de ki; “Siz de Allah’a teslim oldunuz mu?” Eğer teslim olmuşlarsa
(ve İslâm’a
girmişlerse)
doğru
yolu bulmuşlardır.
Eğer
yüz çevirirlerse, sana (sadece bunu onlara) duyurmak düşer.
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Ey Muhammed! Eğer
seninle tartışmaya
girişirlerse,
“Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah’a verdim” de. Kendilerine kitap
verilenlere ve kitapsızlara: “Siz de İslâm
oldunuz mu?” de. Şayet
İslâm
olurlarsa doğru
yola girmişlerdir.
Yüz çevirirlerse, sana yalnız
tebliğ
etmek düşer.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Eğer
seninle tartışmaya
kalkışırlarsa
de ki: “Ben bana uyanlar ile birlikte tüm varlığım
ile Allah’a teslim oldum.” Kendilerine kitap verilenler ile kitapsız
müşriklere
“Siz de teslim oldunuz mü?” diye sor. Eğer teslim olurlarsa doğru
yola girmiş
olurlar. Eğer
sırt
dönerlerse sana düşen
sadece duyurmaktır. Allah kullarını
hakkıyle
görür.
Seyid Kutup
9- Eğer
seninle tartışmaya
girerlerse de ki: “Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah’a teslim ettim.”
Ehl-i kitaba ve ümmîlere de de ki; “Siz de Allah’a teslim oldunuz mu?” Eğer
teslim olurlarsa doğru yolu buldular demektir. Yok eğer
yüz çevirdilerse sana düşen,
yalnızca
duyurmaktır.
Bir Heyet
10- Ey Resûlüm, din işinde
Yahudi ve Hiristiyanlar seninle münakaşaya
kalkışırlarsa
şöyle
de: “Ben, bana bağlı
olanlarla birlikte kendimi Allah’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlerle
Arap müşriklerine
de söyle: “Siz İslâm’ı kabul ettiniz mi?” Eğer
İslâm’ı
kabul ederlerse muhakkak doğru
yolu bulmuşlardır,
yok eğer
yüz çevirirlerse artık sana düşen (vazife) ancak tebliğdir.
Fikri YAVUZ
11- O halde seninle tartışmaya
kalkışırlarsa,
“Ben bana uyanlarla birlikte yüzümü Allah’a çevirip kendimi O’na teslim ettim.”
de ve kendilerine kitap verilenlerle ümmi (kitap verilmeyen müşrik)lere
de ki: “Siz de Allah’a teslim oldunuz mu?” Eğer
İslâm’a
girerlerse, doğru
yolu bulmuş
olurlar, yüz çevirirlerse, sana düşen
sadece tebliğdir.
Celal YILDIRIM
12- Seninle tartışmaya
girişirlerse,
de ki: “Ben kendimi tamamen Allah’a teslim ettim, bana uyanlar da.” Kitap
kendilerine verilenlerle kitapsızlara
da sor: “İslâm’ı
kabul ettiniz mi?” İslâm’ı
kabul ederlerse, girmişlerdir doğru yola. Yüz çevirirlerse, sana düşen
sadece tebliğdir.
Bekir SADAK
13- Bundan sonra eğer
seninle tartışırlarsa,
sen de ki: (Ehl-i kitap ve okur-yazar olmayanlara söyle) “Müslüman olacak mısınız?”
Eğer
müslüman olurlarsa, doğru yolu bulmuş
olurlar. Eğer
sırt
çevirirlerse, sana düşen
yalnız
tebliğdir.(Mesajı
ulaştırmaktır).
Bahaeddin SAĞLAM
14- Ey Muhammed, din işinde
eğer
seninle tartışmaya
girişirlerse,
de ki: “Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah’a teslim ettim.” (kendilerine)
kitap verilenlerle, ümmilere (Arap müşriklerine)
de de ki: “Siz de İslâm
oldunuz mu?” Eğer İslâm olurlarsa, muhakkak doğru
yolu bulmuşlardır.
Yok eğer
yüz çevirirlerse, artık
sana düşen
ancak duyurmaktır.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Artık
seninle mücadelede bulunurlarsa de ki: “Ben nefsimi Allahû Tealâ’ya teslim
ettim, bana tâbî olanlar da.” Ve kendilerine kitap verilmiş
olanlar ile ümmilere de ki: “İslâmiyeti
kabul ettiniz mi?” Eğer İslâmiyeti kabul etmişler
ise şüphesiz
hidayete ermişlerdir.
Ve eğer
kaçınırlarsa
senin üzerine lâzım gelen ancak tebliğdir.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Seninle tartışmaya
girişirlerse
de ki: “Ben de kendimi Allah’a teslim ettim, bana uyanlarla.” Kendilerine kitap
verilenlere ve ümmilere de ki: “Siz de İslâm
oldunuz mu?” Eğer
İslâm
olurlarsa doğru
yolu bulurlar. Yok eğer dönerlerse sana düşen
yalnız
duyurmaktır.
Süleyman ATEŞ
17- Eğer
seninle tartışmaya
girerlerse de ki: “Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah’a teslim ettim.”
Ehl-i kitaba ve ümmilere de; “Siz de Allah’a teslim oldunuz mu?” de. Eğer
teslim oldularsa doğru yolu buldular demektir. Yok eğer
yüz çevirdilerse sana düşen,
yalnızca
duyurmaktır.
Diyanet Vakfı 1993
18- (Habibim) seninle mücadele ederlerse (şöyle) de: “Ben, bana tâbî olanlarla birlikte,
kendimi Allah’a teslim etmişimdir.” Kendilerine kitap verilenlerle ümmîlere
(Arap müşriklerine)
de ki: “Siz de İslâm’ı (Allah’a teslim olmayı)
kabul ettiniz mi?” Eğer
İslâm’a
girerlerse muhakkak doğru yolu bulurlar. Eğer
yüz çevirirlerse artık
sana düşen
(vazife) ancak tebliğdir.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Eğer
seninle çekişip-tartışırlarsa
de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah’a teslim ettim.” Ve
kendilerine kitap verilenlerle ümmilere de ki: “Siz de teslim oldunuz mu?” Eğer
teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir.
Fakat yüz çevirdilerse, artık
yalnızca
sana düşen
duyurup-bildirme (tebliğ)dir.
Ali BULAÇ
20- Seninle mücadeleye kalkışırlarsa
de ki: “Ben ve bana tâbi olanlar, Allahû Tealâ’ya teslim olanlarız”
Ehl-i kitaba ve müşriklere
(ümmî Araplar), “İslâm oldunuz mu?” diye sor. Eğer
müslüman olurlarsa muhakkak doğru
yolu bulurlar. Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen
sadece tebliğdir.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Ey Muhammedi Eğer
seninle tartışmaya
girişirlerse,
“Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah’a verdim” de. Kendilerine kitap
verilenlere ve kitapsızlara, “Siz de İslâm
oldunuz mu?” de. Şayet
İslâm
olurlarsa doğru
yola girmişlerdir.
Yüz çevirirlerse, sana yalnız
tebliğ
etmek düşer.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Seninle kanıt
yarıştırmaya
girerlerse şöyle
de: “Ben yüzümü Allah’a teslim ettim. Bana uyanlar da.” Kitap verilenlerle-
ümmilere sor: “Siz de teslim oldunuz mu?” Eğer
teslim olurlarsa doğruya
ve güzele kılavuzlanmışlardır.
Yüz çevirirlerse sana düşen sadece tebliğ
etmektir.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Buna karşı
seninle münakaşaya
kalkışanlara
de ki: “Ben yüzümü İslâm ile tertemiz Allah’a tuttum, bana tâbî
olanlar da.” O kitap verilenlerle,
verilmeyen ümmilere de de ki: “Siz İslâm’ı kabul ettiniz mi?” Eğer
nızaı
keser (çekişmeyi
bırakır)
İslâm’a
girerlerse, doğru
yolu tutmuşlardır;
yok yüz çevirirlerse sanada düşen ancak tebliğdir.
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Görülüyor ki sadece birkaç mealde “hidayete ermişlerdir” ifadesi yer alıyor.
Ama ne yazık
ki bunların
hepsi hidayeti “doğru
yol” olarak kabul ettiği, değerlendirdiği için (Bakara-120) gerçek anlamı
gene kayboluyor. Oysa ki hidayet insan ruhunun ölmeden evvel Allah’a ulaşmasıdır.
2/BAKARA-120: Sen onların
dînine tâbî olmadıkça
(uymadıkça)
ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı
olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte
o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allah’tan sana ne bir
dost ve ne de bir yardımcı
olmaz.
KEHF-17: Ve güneşin,
doğduğu
zaman mağaralarının
sağ
tarafından
geldiğini
ve battığı
zaman sol taraftan onların
yanlarından
geçtiğini
görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı.
İşte
bu, Allah’ın
âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa,
işte
o hidayete ermiştir.
Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı
dilemezse) artık
onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.
3/AL-İ
İMRAN-73
10- Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en
yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi
yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu),
vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
1- Ve sizin dîninize tâbî olandan başka
kimseye inanmayın.
(Habibim) de ki: “Hiç
şüphesiz
hidayet, Allah’ın
(Kendisine) ulaştırmasıdır.
(İnsan
ruhunun ölümden evvel Allah’a ulaşmasıdır.)
Size verilenin bir benzerinin başka
birine verilmesi (sebebiyle mi) veya Rabbinizin katında
(sizlerle) tartışacakları
için mi (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Hiç
şüphesiz
fazl, Allah’ın
elindedir. Onu dilediğine
verir.” Ve Allah, Vâsi’un Alîm’dir. (Allah herşeyi
kuşatan ve herşeyi bilendir.)
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- Ve dininize bağlı
olanlardan başkasına
inanmayınız.
(Resûlüm) de ki: “Doğru yol ancak Allah’ın
yoludur.”
Abdullah AYDIN
3- Ve kendi dininize tâbi olan kimseden başkasına inanmayın. De ki: “Her halde hidayet, Allah’ın
hidayetidir.”
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Ve kendi dininize uyanlardan başkasına inanmayın. De ki: “Doğru
yol Allah’ın
yoludur.”
Ahmet DAVUDOĞLU
5- (Ve devamla) Sakın
dininize tâbî olan kimselerden başkasına
inanmayın!
(Ey Muhammmed) De ki: “Şüphesiz
hidayet Allah’ın hidayetidir.”
Ali ARSLAN
6- Dininize tâbî olandan başkasına
inanmayın.
(Ey Muhammmed) De ki: “Doğru yol ancak Allah’ın
yoludur.”
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- İnananlara
indirilene günün başında
inanın,
sonunda inkar edin ki, belki dönerler. Ve dininize uyanlardan başkasına
inanmayın.
De ki: “Doğra
yol Allah’ın
yoludur.”
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Aslında
kendi dininize uyanlardan başkasına sakın inanmayınız. De ki: “Doğru
yol yalnız
Allah’ın
gösterdiği
yoldur.”
Seyid Kutup
9- Sizin dininize tâbi olanlardan başkasını tasdik etmeyin. (Ey Muhammed)! De ki: “Hidayet
Allah’ın
hidayetidir.”
Bir Heyet
10- Ve kendi dininize bağlı
olanlardan başkasına
inanmayın;
(Ey Resûlüm onlara) de ki: “Doğru yol Allah’ın
yoludur, İslâm
dinidir.”
Fikri YAVUZ
11- Ve bir de kendi dininize uyandan başkasına (sakın ha) inanmayın.
De ki: “Elbette doğru
yol, Hakk’ın
beyanı
Allah’ın
yoludur.”
Celal YILDIRIM
12- “Ve kendi dininize uyanlardan başka kimseye inanmayın!”
dediler. De ki: “Muhakkak doğru
yol Allah’ın
yoludur.”
Bekir SADAK
13- Ve dininize uymayana inanmayın! Sen de ki: “Doğru
(samimi olan) yol, Allah’ın
yoludur.”
Bahaeddin SAĞLAM
14- “Sizin dininize tâbi olanlardan başkasına da inanmayın.”
derler. De ki: Şüphesiz
doğru
yol, Allah’ın
yoludur (Engel olunmaz).
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Sizin dininize tâbi olanlardan başkasına inanmayınız. De ki: “Şüphe yok, hidayet Allah’ın
hidayetidir (yani doğru
yol İslâmiyettir).”
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- “Sizin dininize uyandan başkasına güvenmeyin.” dediler. De ki: “Hidayet, Allah’ın
hidayetidir.”
Süleyman ATEŞ
17- Sizin dininize uyanlardan başka hiçbir kimseye inanmayın.(Resûlüm!)
De ki:” Doğru
yol ancak Allah’ın yoludur.”
Diyanet Vakfı 1993
18- Ve dininize tâbi olandan başkasına aman vermeyin. (Habibim onlara) De ki: “Şüphesiz
doğru
yol, ancak Allah’ın
yoludur.”
Hasan Basri ÇANTAY
19- “Ve sizin elinize uyanlardan başkasına inanıp güvenmeyin.” De ki: “Hiç tartışmasız
doğru
olan yol Allah’ın
dosdoğru
yoludur.”
Ali BULAÇ
20- “Sizin dininize uyanlardan başkasına inanmayın.” dediler. De ki: “Hidayet, Allah’ın
hidayetidir.”
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Dinimize uyanlardan başkasına
inanmayın.
De ki: “Doğru
yol Allah’ın
yoludur”
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Dininize uyandan başkasına
inanmayın.
Söyle onlara: “Hidayet, Allah’ın kılavuzlamasıdır.”
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Ve dininize tâbî olandan başkasına inanamayın. Onlara de ki: “Şüphesiz
doğru
yol; Allah’ın
yoludur.”
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Anlamı
kelime kelime verirsek, son cümle:
kul:
de ki, inne: muhakkak ki, şüphesiz ki
el hudâ:
hidayet
hudallâh:
Allah’a ulaşmaktır
Eğer
“hudallah” ifadesini:
“Allah’ın
ulaştırmasıdır”
şeklinde
yorumlarsak
Nereye ulaştırmasıdır?
sualinin cevabı:
Kendisine ulaştırmasıdır:
ŞURA-13:
Dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiğimiz
(farz kıldığımız)
şeyi
(şeriati);
“Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara
ayrılmayın.”
diye Hz. İbrâhîm’e,
Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya
vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat
kıldık.
Senin onları,
kendisine çağırdığın
şey
(Allah’a ulaşmayı
dileme) müşriklere
zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine
hidayet eder (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
Allah, açıkça
hidayetin Allah’a ölmeden evvel ulaşmak
olduğunu
söylüyor. Ölmeden evvel diyoruz, çünkü ölümden sonra herkesin ruhu muhakkak
Allah’a ulaşır
ama herkes hidayete ermez. Yaşar
Nuri Öztürk biraz hakikate yaklaşmış
ama Allah’ın
kılavuzlamasının
Kendi Zat’ına
olduğunu
yazmamış.
3/AL-İ
İMRAN-101
11- Ve keyfe tekfurûne ve entum tutlâ aleykum âyâtullâhi ve fîkum
resûluh(resûluhu), ve men ya’tesim billâhi fe kad hudiye ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
1- Üzerinize Allah’ın
âyetleri tilâvet olunurken (okunup açıklanırken) ve O’nun Resûl’ü sizin içinizde (aranızda)
iken nasıl (olur da) küfre dönersiniz? Kim Allah’a sarılacaksa
muhakkak o, Sıratı
Mustakîm’e (Allah’a ulaştıran
yola) hidayet edilir, iletilir (ulaştırılır).
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- Kim ki Allah’a sımsıkı
sarılmışsa,
o, muhakkak ki doğru yola iletilmiştir.
Abdullah AYDIN
3- Kim Allah’a sımsıkı
sanlırsa,
muhakkak doğru
yola hidayet olunmuştur.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Kim Allah’ın
dinine sımsıkı
tutunursa, o, muhakkak doğru bir yola ulaştırılır.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- Kim Allah(ın
kitabı’n)a
sanlırsa,
muhakkak o da doğru bir yola eriştirilir.
Ali ARSLAN
6- Her kim Allah’a sımsıkı
tutunursa doğru
yola muhakkak iletilir.
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Kim Allah’ın
kitabına
sanlırsa
şüphesiz
doğru
yola erişir.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Kim Allah'a sımsıkı
sarılırsa
doğru
yola iletilmiş
olur.
Seyid Kutup
9- Her kim Allah’a dayanırsa,
kesinlikle doğru yola iletilmiştir.
Bir Heyet
10- Kim Allah’ın
dinine sımsıkı
tutunursa, o, muhakkak doğru bir yola iletilmiştir.
Fikri YAVUZ
11- Kim Allah’a
(gönülden) sımsıkı
bağlanırsa,
gerçekten o doğru
yola eriştirilmiştir.
Celal YILDIRIM
12- Kim Allah’a sımsıkı
bağlanırsa,
gerçekten doğru
yola çıkarılmıştır.
Bekir SADAK
13- (Sizden) kim samimi olarak Allah’a bağlanırsa, o gerçekten doğru
yolu bulmuş
demektir.
Bahaeddin SAĞLAM
14- Kim (küfürden sakınıp)
sımsıkı
Allah’(ın
dinine) sanlırsa
muhakkak o, doğru bir yola iletilmiş
olur.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Artık
her kim Allahû Tealâ’ya sığınırsa, muhakkak doğru
bir yola çıkanlmış
olur.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Kim Allah’a sanlırsa
muhakkak ki o, doğru yola iletilmiştir.
Süleyman ATEŞ
17- Her kim Allah’a bağlanırsa
kesinlikle doğru
yola iletilmiştir.
Diyanet Vakfı 1993
18- Kim Allah’a sımsıkı
tutunursa muhakkak ki doğru bir yola iletilmiştir
o.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Kim Allah’a sımsıkı
tutunursa, artık
elbette o, dosdoğru olan bir yola yöneltilip iletilmiştir.
Ali BULAÇ
20- Allah’a tutunan muhakkak doğru olan bir yola iletilmiştir.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Kim Allah’ın
kitabına
sarılırsa
şüphesiz
doğru
yola erişir.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Kim Allah’a sarılırsa
dosdoğru
yola iletilmiştir
o.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Halbuki her kim Allah’a sıkı
tutunursa, o muhakkak bir doğru yola çıkarılmıştır!
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Görülüyor ki, kavram bilinmediği
için, Sıratı
Mustakîm’in “Allah’a ulaştıran yol” olduğu
bilinmediği
için, hep “doğru
yol” ifadesi kullanılmış ve asıl anlam hiçbir mealde verilememiş.
Sıratı
Mustakîm, Allah’a ulaştıran
yoldur.
NİSA-175:
Allah’a âmenû olanları ve O’na sarılanları
(sarılmayı
dileyenleri) Allah, Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları,
Kendisine ulaştıran
Sıratı
Mustakîm’e (Allah’a ulaştıran
yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.
4/NİSA-58
12-
İnnallâhe ye’murukum en
tueddûl emânâti ilâ ehlihâ
ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ
yeızukum
bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
1- Muhakkak ki Allah, emanetleri
sahibine teslim etmenizi emreder.
İnsanlar arasında
hakemlik ettiğiniz
zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki; Allah, bununla
size ne güzel öğüt
veriyor. Ve muhakkak ki; Allah, işiten
ve görendir.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- Muhakkak ki Allah, emanetleri ehline vermenizi emrediyor.
Abdullah AYDIN
3- Allahû Tealâ, emanetleri ehline vermenizi emreder.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Allah, size, emanetleri ehline vermenizi emreder.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- Şüphesiz
ki Allah, sizlere emanetleri sahiplerine teslim etmeyi emrediyor.
Ali ARSLAN
6- Allah, size emanetleri ehline vermenizi emrediyor.
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Hiç şüphesiz
Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi emreder.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Allah size emanetleri, onları taşıyabilecek olanlara yüklemenizi emreder.
Seyid Kutup
9- Gerçekten Allah size, emanetleri ehil olanlara vermenizi
emreder.
Bir Heyet
10- Gerçekten Allah, size, emanetleri ehline vermenizi emreder.
Fikri YAVUZ
11- Şüphesiz
Allah, emanetleri ehline vermenizi emreder.
Celal YILDIRIM
12- Allah size, sorumluluk taşıyan
görevleri, lâyık olanlara vermenizi emreder.
Bekir SADAK
13- Muhakkak Allah, emanetleri sahiplerine ödemenizi emreder.
Bahaeddin SAĞLAM
14- Muhakkak ki Allah size, emanet (ve görev)leri ehline
vermenizi emreder.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Muhakkak Allahû Tealâ size emrediyor ki: emanetleri ehline
veriniz!
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder.
Süleyman ATEŞ
17- Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi
emreder.
Diyanet Vakfı 1993
18- Şüphesiz
ki, Allah size emanetleri ehil (ve erbam)ına vermenizi emreder.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Hiç şüphe
yok Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi emrediyor.
Ali BULAÇ
20- Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Hiç şüphesiz
Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi emreder.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Şu
bir gerçek ki, Allah size emanetleri, onlara ehil olanlara vermenizi emrediyor.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Haberiniz olsun ki Allah size şunları emrediyor: Emanetleri ehline veresiniz.
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Bütün âyetlerde sadece dünyada insanların birbirlerine verdikleri emanetlerden
bahsediliyor.
Âyet-i kerimeler hem zahiri, hem bâtını ihata ederler. Bu sebeple zahirden bahsedilmesi
doğrudur.
Ama Allah’ın
bizlere verdiği
emanetlerin, onların sahibi olan Allah’a tesliminden hiç
bahsedilmemesi eksikliktir. Çünkü Allah ruhumuzu, fizik vücudumuzu ve nefsimizi
Allah’a teslim etmemizi ve böylece Allah’a teslim olmamızı
emretmektedir.
ZUMER-54: Ve Rabbinize
(Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na
(Allah’a) teslim olun (Ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim
edin.) Sonra yardım
olunmazsınız.
AL-İ İMRAN-20: Eğer
seninle tartışmaya
kalkarlarsa, o zaman de ki: “Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik
vücudumuzu) Allah’a teslim ettik.” O kitap verilenlere ve ÜMMÎ’lere de ki: “Siz
de (fizik vücudunuzu Allah’a) teslim ettiniz mi?” Eğer
teslim ettilerse o zaman (onlar) andolsun ki; hidayete ermişlerdir.
Eğer
yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen (görev) ancak tebliğdir.
Allah kullarını
BASÎR’dir (görendir).
Demek ki Allah’a teslim etmemiz gereken emanetler kesin olarak
var. Bunlardan bahsetmek zaruridir.
4/NİSA-175
13- Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum
fî rahmetin minhu ve fadlın
ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ
(mustekîmen).
1- Allah’a âmenû olanları
ve O’na sarılanları (sarılmayı dileyenleri) Allah, Kendinden bir rahmetin ve fazlın
içine koyacak ve onları,
Kendisine ulaştıran
Sıratı Mustakîm’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- İşte
Allah’a îmân edip de O’na (şeriatına) sarılanları Allah, kendi katından
bir rahmet ve lütuf içine koyacak ve onları kendisine varan doğru
bir yola (İslâm’a)
iletecektir.
Abdullah AYDIN
3- Allahû Tealâ’ya îmân edip de O’na sarılanları O, taraf-ı ilâhisinden bir rahmet ve inayete ithal edecek
ve kendisine varan doğru
bir yola götürecektir.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- İşte
Allah’a îmân edip O’na sarılanları Allah, kendi katından
bir rahmet ve lûtfa (cennete) koyacak, ve onları kendisine varan doğru
bir yola (İslâm’a)
iletecektir.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- Allah’a îmân edip O’na sarılanlara gelince, Allah onları
katından
gelecekte bir rahmet ve fazl-u kereme koyacaktır.
Onları
kendisine götürecek dosdoğru
bir yola (İslâm
dinine) eriştirecektir.
Ali ARSLAN
6- Allah’a îmân edenler ve bu nura sımsıkı yapışanlar; işte Allah onları,
kendinden gelen bir rahmete ve lûtf-u inayete sokacak ve kendisine varan dosdoğru
vola iletecektir.
Profesör Dr. TALAT KOÇYİĞİT
7- Allah kendisine inananları
ve kitabına
sarılanları
rahmetine ve bol nimetine kavuşturacak, onları
kendisine götüren doğru
yola eriştirecektir.
Diyanet İşleri
Başkanlığı
8- Allah kendisine inanıp
sarılanları
rahmetine, bol bağışına kavuşturacak, onları
doğru
yola iletecektir.
Seyid Kutup
9- Allah’a îmân edip O’na sımsıkı
sarılanlara
gelince, Allah onları kendinden bir rahmet ve lütuf içine daldıracak
ve onları
kendine doğru
giden bir yola götürecektir.
Bir Heyet
10-
İşte Allah’a îmân edip de O’na (şeriatına) sarılanları Allah, kendi katından
bir rahmet ve lütuf içine (cennete) koyacak ve onlan kendisine varan doğru
bir yola (İslâm’a)
iletecektir.
Fikri YAVUZ
11- Artık
Allah’a îmân edip O’na sarılanları, Allah kendi katından
bir rahmete ve geniş
bir nimete sokacak ve kendisine giden doğru
yola eriştirecektir.
Celal YILDIRIM
12- Allah’a îmân edip O’nun hükümlerine sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları
kendi katından
bir rahmete girdirecek, bol nimetine kavuşturacak ve kendisine giden doğru
yola çıkaracaktır
onları.
Bekir SADAK
13- Allah’a îmân edip onur ile tutunanlar(korunanlar)ı
Allah kendinden bir rahmet ve lütuf içine koyacaktır ve kendi tarafına
onlar için doğru
bir yol gösterecektir.
Bahaeddin SAĞLAM
14- Allah’a inanan (ve O’nun şeriatına
sanlan)lara gelince; (Allah) onlar, kendi katından
bir rahmet ve lütuf içine (cennete) koyacak ve onları doğru bir yola iletecektir.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Artık
o kimseler ki Allahû Tealâ’ya îmân ettiler ve O’na sığındılar,
elbette onları
kendi tarafından
bir rahmetin ve fazlın içine girdirecektir. Ve onları
kendine müteveccih bir müstakim yola da hidayet edecektir.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Allah’a inanıp
O’na yapışanları
(Allah) kendinden bir rahmet ve lütfa sokacak, ve onları
doğru
bir yola iletecektir.
Süleyman ATEŞ
17- Allah’a îmân edip O’na sımsıkı
sarılanlara
gelince, Allah onları kendinden bir rahmetle, lütuf (deryası)
içine daldıracak
ve onları
kendine doğru
(giden) bir vola götürecektir.
Diyanet Vakfı 1993
18-
İşte Allah’a îmân edip de O’na sarılanlar (yok mu?) onları
(Allah) kendisinden bir rahmeti ve lütfü inayeti içine sokacak ve onları
kendisine (giden) doğru
bir yola götürecektir.
Hasan Basri ÇANTAY
19-
İşte Allah’a îmân edenler ve O’na sarılanlar,
onları
kendisinden olan bir rahmetin ve bir fazlın içine yerleştirecektir
ve onları
kendisine varan dosdoğru
bir yola yöneltip iletecektir.
Ali BULAÇ
20- Allah’a îmân edip O’na sarılanları Allah, kendi tarafından
rahmet ve fazilete sokar. Ve doğru
yola hidayet eder.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Allah kendisine inananları
ve kitabına
sarılanları
rahmetine ve bol nimetine kavuşturacak, onları
kendisine götüren doğru
yola eriştirecektir.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Allah’a inanıp
O’na sanlanları
O, kendisinden bir rahmetin ve lütfün içine sokacak ve onlan kendisine ulaşan
dosdoğru
bir yola kılavuzlayacaktır.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- İmdi
kimler Allah’a îmân edip buna sanlırlarsa, yarın onları taraf-ı ilahisinden mutlak bir rahmet içine koyacak
-bir de fazl (lütuf)- ve onları,
doğru(ca)
kendisine varan bir yolun yolcusu edecek
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Burada konu açıklığa
kavuşmuş.
Sıratı
Mustakîm’in Allah’a ulaştıran yol olduğu
kesinlik kazanıyor.
Bu âyet-i kerimede bu hakikati yazmak mecburiyetinde kalanlar, diğer
âyetlerde Sıratı
Mustakîm için sadece doğru yol ifadesini kullanıyorlar
ve esas kavramı
ve fonksiyonu, yani ruhun Allah’a ulaşması olayını yok ediyorlar, gizlemiş
oluyorlar.
Burada da 13, 14, 16 ve 20 no’lu mealler gerçeği gizlemiş durumda.
5/MAİDE-16
14- Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu
subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilen nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ
sırâtın mustakîm(mustakîmin).
1- Allah, rızasına
tâbî olan kişiyi
O’nunla (Resûl’ü ile) teslim yollarına
hidayet eder. Kendi izniyle onları
karanlıktan
aydınlığa
(zulmetten nura) çıkarıp
Sıratı
Mustakîm’e hidayet eder (ulaştırır).
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- Allah, nzasına
uyanları
o nurla selâmet yollarına eriştirir. Ve onlan, izni ile, karanlıklardan
aydınlığa
çıkarıp
doğru
yola İslâm’a
iletir.
Abdullah AYDIN
3- Ki Allahû Tealâ, o kitapla rızasına ittiba edenleri selamet yollarına
hidayet eder. Onlan iradesiyle (küfür, şekk) karanlıklarından (îmân ve yakîn) nuruna çıkarır,
dosdoğru
bir yola iletir.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Onunla Allah, kendi rızasına
uyanları
selamet yollanna eriştirir ve izniyle onları,
karanlıklardan
aydınlığa
çıkarıp
dosdoğru
bir yola ulaştırır.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- Allah rızasına
tâbî olanları
o kitapla selamet yollanna iletir. Ve izniyle onları
karanlıklardan
nura (küfürden îmâna) çıkarır.
Onlan dosdoğru
bir yola (islâm’a) hidayet eder.
Ali ARSLAN
6- Allah o kitapla rızasına
uygun hareket edenleri, selâmet yollanna iletir; onlan kendi izniyle karanlıklardan
aydınlığa
çıkarır
ve onları
dosdoğru
yola sevkeder.
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Allah, rızasını
gözetenleri onunla, selâmet yollarına
eriştirir
ve onları,
izni ile karanlıklardan
aydınlığa
çıkarır.
Onlan doğru
yola iletir.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Allah, rızası
peşinde
koşanları,
bu kitap sayesinde selamet yollarına
erdirir, onları,
kendi izni ile, karanlıklardan
aydınlığa
çıkarır,
doğru
yola iletir.
Seyid Kutup
9- Rızasını
arayanı
Allah onunla kurtuluş yollarına götürüyor ve onları
iradesiyle karanlıklardan
aydınlığa
çıkarıyor,
dosdoğru
bir yola iletiyor.
Bir Heyet
10- Allah, rızasına
uyanları
o nurla selâmet yollanna iletir ve onları
izniyle karanlıklardan
aydınlığa
çıkarıp
doğru
yola (İslâm’a)
götürür.
Fikri YAVUZ
11- Allah kendi hoşnutluğuna
uyanları
selâmet yollanna eriştirir, kendi izniyle onları
karanlıklardan
çıkarıp
aydınlığa
ulaştırır
ve doğru
bir yola koyar.
Celal YILDIRIM
12- Ki, onunla Allah, rızasına
uyanları
kurtuluş
yollarına
yöneltir, izni ile onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru bir yola eriştirir.
Bekir SADAK
13- Allah o nur ile nzasına
tâbî olanları
selâmet yollarına
iletir. Ve onlan kendi izniyle karanlıklardan
nura çıkartır
ve doğru
yolu (İslâm
dininin gerçeğini)
onlara gösterir.
Bahaeddin SAĞLAM
14- Onunla Allah nzasına
uyanları,
selâmet yollarına
eriştirir;
onları
kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru bir yola iletir.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Allahû Tealâ, rızasına
tâbî olanları
onunla selâmet yollarına götürür ve onları
izniyle zulmetlerden nura çıkarır
ve onları
dosdoğru
bir yola hidayet eder.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Onunla Allah rızasının
peşinde
gidenleri esenlik yollarına iletiyor ve onları
kendi izniyle karanlıklardan
aydınlığa
çıkarıp
dosdoğru
bir yola iletiyor.
Süleyman ATEŞ
17- Rızasını
arayanı
Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları
iradesiyle karanlıklardan
aydınlığa
çıkarır,
dosdoğru
bir yola götürür.
Diyanet Vakfı 1993
18- Ki Allah, rızasına
uyanları
onun sebebiyle selâmet yollarına doğrultur, onları
iradesiyle karanlıklardan
aydınlığa
çıkarıp
kendilerini dosdoğru
bir yola iletir.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Allah rızasına
uyanları
bununla kurtuluş
yollarına
ulaştırır
ve onları
kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır.
Onları
dosdoğru
yola yöneltip-iletir.
Ali BULAÇ
20- Kitap ile Allah rızasına
uyanlan selâmet yollanna hidayet eyler ve onlan izni ile karanlıktan
aydınlığa
çıkarır.
Doğru
yola ve dine götürür.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Allah rızasını
gözetenleri onunla selâmet yollarına
eriştirir
ve onlan izni ile karanlıklardan
aydınlığa
çıkarır.
Onlan doğru
yola iletir.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Allah rızasına
uyanlan o Kitapla esenlik ve barış
yollarına
iletir. Ve onları
kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp şaşmayan ve sapmayan dosdoğru
yola kılavuzlar.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Allah bununla rıdvanı
(rızası)
ardınca
gideni, selâmet yollarına doğrultacak ve izniyle onlan zulmetlerden nura çıkanp
doğru
bir yola koyacak!
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Görülüyor ki “selâmet yolları,
kurtuluş
yolları,
esenlik yolları”
kullanılmış,
ama bunların
her dergâhtan, Sıratı Mustakîm’e (Sıratı
Mustakîm’in yeryüzündeki başlangıcı
olan ana dergâha) ulaşan sebîller, yollar olduğu
belirtilmiyor.
Halbuki bu husus çok açık
olarak âyet-i kerimede yer almıştır. Yüce Rabbimiz rızasına
uyanları
önce teslim (selâm) yollarına
ulaştırıyor.
Bu yollar ise bir tek yola, Sıratı
Mustakîm’e (Allah’a ulaştıran
yola) (Bir evvelki âyet-i kerime: Nisa-175) ulaştırıyor.
Yani teslim yolları,
ruhu Sıratı
Mustakîm’e ulaştırıyor.
Sıratı
Mustakîm ise Allah’a ulaştırıp teslimi (ruhun Allah’a teslim olmasını)
sağlıyor.
Bu sebeple yollar için selâm (teslim, selâmet) yolları
buyurmuş.
Sıratı
Mustakîm için ise meallerde “doğru
yol ve dosdoğru
yol” tabirleri kullanılarak “Allah’a ulaştıran
yol” olmaktan çıkarılmış.
5/MAİDE-35
15- Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû
fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
1- Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı,
teslim olmayı
dileyenler)! Allah’a karşı
takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak
vesileyi isteyin. Ve O’nun
yolunda cihad edin. Umulur ki; siz felâha erersiniz.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- Ey îmân edenler! Allah’tan korkun ve O’na (rahmetine yaklaşmaya)
vesile arayın.
O’nun yolunda savaşın
ki, kurtuluşa
eresiniz.
Abdullah AYDIN
3- Ey îmân edenler! Allahû Tealâ’dan korkun. O’na yaklaşmaya
vesile arayın.
Yolunda cihad edin ki, felah bulasınız.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve O’na yaklaşmaya
çare arayın.
Hem O’nun yolunda cihad edin ki murada eresiniz.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- Ey îmân edenler! Allah’a (itaat ederek O’nun azabından)
sakının.
O’nun rızasına
vardıran
vesileyi arayın.
O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki felaha erersiniz. Vesile, Allah’a yaklaştıran
ibadetlerdir, (celâleyn).
Ali ARSLAN
6- Ey îmân edenler! Allah’tan korkun. Sizi O’na yaklaştıracak
vesile arayın.
Ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa
eresiniz.
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Ey inananlar! Allah’tan sakının, O’na ulaşmaya yol arayın,
yolunda cihad edin ki kurtulasınız.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Ey îmân edenler, Allah’tan korkun. O’na yaklaşmaya
vesile arayın.
Yolunda cihad edin ki saadete eresiniz.
Seyid Kutup
9- Ey müminler, Allah’tan korkunuz, sizi ona yakınlaştırabilecek
her yolu arayınız,
onun yolunda cihad ediniz ki, kurtuluşa
eresiniz.
Bir Heyet
10- Ey îmân edenler! Allah’tan korkun ve O’nun rahmetine yaklaşmaya
yol arayın.
O’nun yolunda mücadele yapın
ki kurtuluşa
varasınız.
Fikri YAVUZ
11- Ey îmân edenler! Allah’tan korkup (kötülüklerden, ilâhi sınırları
aşmaktan)
sakının;
O’na yakın
olmak için vesile arayın
ve yolunda cihad edin. Ola ki, korktuğunuzdan
kurtulup umduğunuza
kavuşursunuz.
Celal YILDIRIM
12- Ey îmân edenler, Allah’tan korkun ve O’na yaklaşmaya
vesile arayın.
O’nun yolunda cihad edin ki, mutluluğa eresiniz.
Bekir SADAK
13- Ey îmân edenler! Allah’ın
azabından
sakının.
Ve O’na doğru
bir vesile arayın. (Yani) Allah yolunda savaşın
ki kurtulasınız.
Bahaeddin SAĞLAM
14- Ey îmân edenler, Allah’tan korkun (O’na ibadet ve itaat edip
karşı
gelmekten sakının),
O’na (yaklaşmaya)
yol arayın.
Allah yolunda (malınızla, canınızla) savaşın ki, kurtuluşa
eresiniz.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Ey îmân edenler! Allahû Tealâ’dan korkunuz ve O’na vesile
arayınız
ve O’nun yolunda mücahedede bulununuz ki felah bulabilesiniz.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Ey inananlar, Allah’tan korkun, O’na (yaklaşmaya)
yol arayın
ve O’nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.
Süleyman ATEŞ
17- Ey îmân edenler! Allah’tan korkun, O’na yaklaşmaya
yol arayın
ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa
eresiniz.
Diyanet Vakfı 1993
18- Ey îmân edenler, Allah’tan korkun, O’na (yaklaşmaya)
vesile arayın
ve O’nun yolunda savaşın.
Tâ ki muradınıza
eresiniz.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Ey îmân edenler, Allah’tan korkup-sakının ve (sizi) O’na (yaklaştıracak)
vesile arayın;
O’nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa
erersiniz.
Ali BULAÇ
20- Ey mü’minler! Allah’tan korkun ve O’na (yaklaşmaya)
vesile arayın.
Ve O’nun yolunda cihad edin. Tâ ki felaha eresiniz.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Ey inananlar! Allah’tan sakının, O’na ulaşmaya yol arayın,
yolunda cihad edin ki kurtulasınız.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Ey îmân edenler! Allah’tan korkun; O’na varmaya vesile arayın.
O’nun yolunda gayret gösterin ki kurtuluşa erebilesiniz.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Ey bütün îmân edenler! Allah’tan korkun (azabından
sakının)
ve O’na yaklaşmaya
vesile arayın
ve O’nun yolunda mücahede edin ki felaha erebilesiniz!
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Sadece Hüseyin ATAY-Yaşar
KUTLUAY ve Yaşar
Nuri ÖZTÜRK Allah’a ulaşmaktan bahsediyor. Diğerlerinde
bu gerçek verilmemiş.
Allah’ın
yolunda cihad etmek, ruhu Allah’a doğru yola çıkmış olarak nefsiyle cihad etmek demektir. Ama
meallerden bu anlaşılmıyor.
Kim Allah’a ulaşmayı
dilerse cennet saadetine erer, kim de yolu bitirip de Rabbine ulaşırsa
3. kat cennet saadetine ulaşır
(Fecr-27, 28, 29, 30). Bu sebeple felâha ermekten bahsediliyor.
Allahû Tealâ burada takvadan bahsediyor. Takva sahiplerinin
felâha ereceği
yani cennete gireceği
Al-i İmran-133’te
açıklanmıştır.
Takva sahibi olabilmek ise Allah’a ulaşmayı
dilemek ile mümkün olabiliyor.
[Rum-31: Allah’a yönel (Allah’a ulaşmayı dile) ve takva sahibi ol]. Bir kişinin
bundan sonraki hedefi bu âyet-i kerimede verilmiş. Önce bizi Allah’a ulaştırmaya
vesile olacak kişiyi
(Allah’tan hacet namazıyla) isteyeceğiz.
Ona ulaştığımız
zaman ruhumuz, vücudumuzdan ayrılarak
Sıratı
Mustakîm’e Allah’a ulaştıran yola) varır.
(Nebe-39)
Bu yol üzerinde iken nefsimizle cihad ederek ruhumuzu Allah’a
ulaştırırız.
O zaman 3. takvanın
sahibi oluruz ve 3. felâha ulaşırız.
Görülüyor ki takva sahibi olmak için, önce Allah’a ulaşmak
dilenecek, Allah’tan Allah’a ulaştıracak
vesile olan mürşid istenecek, mürşide
ulaşınca
ruh vücuttan ayrılıp
Sıratı
Mustakîm’e ulaşacak
ve ancak o zaman Allah’ın yolunda olacağız.
Allah’ın
yolunda 7 kademede (nefsimizle cihad ederek) tezkiye olacağız.
Her nefs kademesinde ruhumuz bir gök katı yükselecek ve 7. gök katından
sonra Allah’a ulaşacak.
O zaman 3. takvanın sahibi olacağız,
3. felâha ve 3. kat cennete ereceğiz
(Al-i İmran-133,
Fecr-27, 28, 29, 30)
FECR-27: Ey mutmain olan
nefs!
FECR-28: Allah’tan razı
ol ve Allah’ın
rızasını
kazan. (Ey ruh!) Allah’a (Rabbine) geri dönerek ulaş.
FECR-29: (Ey fizik vücut!) O
zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın
zaman), (Bana kul olursun) kullarımın
arasına
gir.
FECR-30: Ve cennetime gir.
AL-İ İMRAN-133: Rabbinizden
mağfirete
ve arzı
(yerleri) göklerle yer kadar olan cennete koşuşun ki; (o cennet), takva sahipleri için hazırlanmıştır.
NEBE-39: İşte
o gün (mürşidin
eli Hakk’a ulaşmak
üzere öpüldüğü
ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah’a ulaşmayı
dileyen) kişi,
kendisini Rabbine ulaştıran
(yolu, Sıratı
Mustakîm’i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah’a ulaşan
kişiye
Allah), meab (sığınak,
melce) olur.
6/EN’AM-36
16-
İnnemâ yestecîbullezîne
yesmeûn(yesmeûne),
vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn(yurceûne).
1- (Davete) ancak işitenler
icabet eder. Ve Allah,
ölüleri (ölü olan kulaklardaki işitme
hassasını,
ölü olan kalplerdeki fuad hassasını,
ölü olan gözlerdeki görme hassasını)
diriltir. Sonra o’na döndürülürler. (Hayatta iken, ruhları
mürşid
eliyle Allah’a döndürülür.)
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- (Senin davetine) ancak (seni can kulağıyla) dinleyenler gelir.
Abdullah AYDIN
3- Davetini kabul edenler, ancak seni dinleyenlerdir.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Samimiyetle dinleyenler (yapacağın davete) icabet eder.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- (Ey Muhammed davetine) ancak (seni can kulağıyla)
dinleyenler icabet ederler.
Ali ARSLAN
6- (Davete) ancak ona kulak verenler icabet eder.
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Ancak kulak verenler daveti kabul eder.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Ancak işitebilenler
çağrıya
karşılık
verebilirler.
Seyid Kutup
9- Samimiyetle dinleyenler ancak davete icabet eder.
Bir Heyet
10- Senin davetini, samimiyet ve can kulağı ile dinleyenler ancak kabul eder.
Fikri YAVUZ
11- (Hakk’a çağrıya)
olumlu cevap verenler, ancak (seni gönülden) dinleyip kulak verenlerdir.
Celal YILDIRIM
12- Ancak seni dinleyenler daveti kabul ederler.
Bekir SADAK
13- Gerçekten işitenler,
bu hakikate cevap verirler.
Bahaeddin SAĞLAM
14- Ancak (seni candan) dinleyenler (davetini) kabul eder.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Ancak o kimseler davete icabet ederler ki, işitir
bulunurlar.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Ancak işitenler
(çağrıya)
gelir.
Süleyman ATEŞ
17- Ancak (samimiyetle) dinleyenler daveti kabul eder.
Diyanet Vakfı 1993
18- Ancak seni (can kulağıyla)
dinleyenlerdir ki (davetine) icabet eder.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Ancak dinleyenler icabet eder.
Ali BULAÇ
20- Ancak seni işitenler
icabet eder.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Ancak kulak verenler daveti kabul ederler.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Ancak gereğince
dinleyenler, çağrıya cevap verir.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Sade işitmesi
olanlar davete icabet eder.
Elmalılı
Hamdi YAZIR
İsra-46’da
Yüce Rabbimiz işitmeyi
engelleyen, kulağa konulan vakra isimli bir ağırlıktan
bahsediyor. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V)’in Allah’a davetini Allah’ın
kulaklarına
vakra koyduğu
kişiler
işitemiyor.
Yani mânâsını anlayamıyor. Allah’ın daveti Kendi Zat’ınadır
(Yunus-25). Ulaşılacak
ve teslim olunacak, Zat’ına davet edilen Allah’tır
(Zumer-54). Davetin aslî yapısından
hiç bahsedilmiyor.
İSRA-45:
Sen Kur’ân’ı
kıraat
ettiğin
(okuduğun)
zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah’a ulaşmaya
ve kıyâmet
gününe) inanmayanlar arasına
hicab-ı
mesture kıldık
(gözlerinin üzerine, görmelerini engelleyen bir perde koyduk).
İSRA-46:
O’nu (Kur’ân’ı),
fıkıh
(idrak) etmelerine karşı,
(fıkıh
edemesinler diye) kalplerinin üzerine (idrak etmeyi engellemek için) ekinnet ve
onların
kulaklarına
vakra (işitme
engeli) kıldık.
Ve sen Kur’ân’da Rabbinin tekliğini
zikrettiğin
zaman, nefretle arkalarına
döndüler.
YUNUS-25: Ve Allah, teslim
(selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna ulaştırmayı)
dilediği
kimseyi, Sıratı
Mustakîm’e ulaştırır.
ZUMER-54: Ve Rabbinize
(Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na
(Allah’a) teslim olun (Ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim
edin.) Sonra yardım
olunmazsınız.
6/EN’AM-87
17- Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum
ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
1- Ve onların
babalarından,
zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden
onları
seçtik. Ve onları
Sıratı
Mustakîm’e (Allah’a ruhu ulaştıran
yola) hidayet ettik (ulaştırdık).
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- Onları
seçtik ve doğru
yola ilettik.
Abdullah AYDIN
3- Seçtik, doğru
yola (İslâm’a)
irşad
ettik.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Onları
seçtik ve kendilerini doğru yola ilettik.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- Onları
da seçtik ve doğru
yola ilettik.
Ali ARSLAN
6- Kimseleri seçip
yücelttik ve onlan dosdoğru
yola yönelttik.
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Bir kısmını
seçtik ve doğru
yola eriştirdik.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Onları
seçip doğru
yola ilettik.
Seyid Kutup
9- Onları
seçtik ve doğru
yola ilettik.
Bir Heyet
10- Onları
seçtik ve kendilerini doğru yola (İslâm’a) ilettik.
Fikri YAVUZ
11- Onları
seçip doğru
yola eriştirdik.
Celal YILDIRIM
12- Onları
da seçtik ve doğru
yola eriştirdik.
Bekir SADAK
13- Onların
hepsini seçtik ve doğru yola ilettik.
Bahaeddin SAĞLAM
14- Onları
seçtik ve onları
doğru
yola eriştirdik.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Ve onları
seçtik, kendilerini doğru bir yola kavuşturduk.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Onları
seçtik ve onları
doğru
yola ilettik.
Süleyman ATEŞ
17- Onları
seçkin kıldık
ve doğru
yola ilettik.
Diyanet Vakfı 1993
18- Onları
seçtik, onları
doğru
bir yola götürdük.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Onları
da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik.
Ali BULAÇ
20- Bir çoğunu
da kendimize seçip doğru yola ilettik.
Ziya KAZICI-NECİP TAYLAN
21- Bir kısmını
seçtik ve doğru
yola eriştirdik.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Onları
seçtik ve onları
dosdoğru
bir yola kılavuzladık.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Ve hep bunları
seçtik ve hep bunları bir doğru yola hidayetçi kıldık!
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Bütün mealler Sıratı
Mustakîm’i doğru yol olarak almışlardır.
Oysa Sıratı
Mustakîm, Allah’a ulaştıran
yolun adıdır.
Allah’a ulaşacak
olan vücudumuz ise ruhtur. Ve Allah için önemli olan ruhu ölmeden evvel (bu
dünya hayatını
yaşarken)
Allah’a ulaştırmaktır. Ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşması
hidayet, ruhu Allah’a ulaştıran
bu yolun adı
Sıratı
Mustakîm’dir.
Meallerde, doğru
yola iletilen şeyin
ne olduğu
anlaşılamamaktadır.
6/EN’AM-88
17- Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu
min
ıbâdih(ıbâdihî),
ve lev eşrekû
le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
1-
İşte bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer
şirk
koşsalardı,
elbette yapmış
oldukları
şeyler
heba olurdu (boşa
giderdi).
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- İşte
bu Allah’ın
hidayetidir (doğru
kurtuluş
yoludur) ki, kullarından dilediğini buna eriştirir.
Abdullah AYDIN
3- Bu yol (İslâm
dini) Allahû Tealâ’nın hidayetidir. O, bunu kullarından
dilediğine
hidayet eder.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- İşte bu yol, Allah’ın
yoludur. O, buna kullarından
dilediğine
hidayet eder.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- İşte
bu Allah’ın
hidayetidir. Kullarından dilediğine hidayet eder.
Ali ARSLAN
6- İşte
bu Allah’ın
hidayetidir ve kullarından dilediği kimseyi onunla hidayet eder.
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Bu, Allah’ın
kullarından
dilediğini
eriştirdiği
yoludur.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- İşte bu Allah’ın
doğru
yoludur, dilediği
kullarını
ona iletir.
Seyid Kutup
9- İşte
o Allah’ın
hidayetidir. Kullarından dilediğini ona iletir.
Bir Heyet
10- İşte o yol, Allah’ın
hidayet yoludur ki, O bunu kullarından
dilediğine
nasip eder.
Fikri YAVUZ
11- İşte bu Allah’ın
yoludur ki, kullarından
dilediğini
ona eriştirir.
Celal YILDIRIM
12-
İşte bu yol Allah’ın
yoludur, kullarından
dilediğini
Allah ona eriştirir.
Bekir SADAK
13-
İşte bu Allah’ın
hidayetidir. Kullarından istediğini doğru yola iletir.
Bahaeddin SAĞLAM
14-
İşte bu Allah’ın
hidayetidir ki, Allah kullarından dilediğini ona eriştirir.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15-
İşte o, Allahû Tealâ’nın hidayetidir. Onunla kullarından
dilediğine
hidayet eder.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16-
İşte bu Allah’ın
hidayetidir, kullarından dilediğini buna iletir.
Süleyman ATEŞ
17-
İşte bu Allah’ın
hidayetidir, kullarından dilediğini ona iletir.
Diyanet Vakfı 1993
18-
İşte o (yol) Allah’ın
hidayet yoludur ki, O bunu kullarından
kime dilerse ona nasip eder.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Bu Allah’ın
hidayetidir; kullarından dilediğini bununla hidayete eriştirir.
Ali BULAÇ
20- Bu Allah’ın
hidayetidir. Onunla kullarından
dilediğine
hidayet eder.
Ziya KAZICI-NECİP
TAYLAN
21- Bu Allah’ın
kullarından
dilediğini
eriştirdiği
yoludur.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Allah’ın
yol göstermesidir bu. Kullarından dilediğini bununla iletir iyiye ve güzele.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23-
İşte o yol, Allah hüdasıdır, O bunu kullarından
dilediğine
hidayet eyler.
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Sadece Ali BULAÇ “kullarından
dilediğini
bununla (bu yolla, Sıratı Mustakîm’le) hidayete erdirir.” şeklinde
doğru
meal vermiş.
Görülüyor ki, Ali BULAÇ hariç mealler hatalı. Ne yazık ki Ali BULAÇ için de hidayet “Allah’a ulaşmak”
değil,
sadece “doğru
yol” dur (Bakara-120).
2/BAKARA-120: Sen onların
dînine tâbî olmadıkça
(uymadıkça)
ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı
olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte
o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allah’tan sana ne bir
dost ve ne de bir yardımcı
olmaz.
6/EN’AM-154
18- Summe âteynâ mûsel kitâbe tamâmen alellezî ahsene ve tafsîlen li kulli
şey’in
ve huden ve rahmeten leallehum bi likâi rabbihim yu’minûn (yu’minûne).
1- Sonra Musa (A.S)’a, ahsen olanlara
tamamlayıcı
olarak, herşeyi açıklayan
ve rahmet olan ve hidayete erdiren kitabı (Tevrat’ı)
verdik. Böylece onlar, Rab’lerine mülâki olacaklarına inanırlar
(îmân ederler).
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- bir hidayet, bir rahmet olmak üzere Musa’ya kitabı
(Tevrat’ı)
verdik. Artık
(İsrailoğulları)
Rablerine kavuşacaklarına
belki inanırlar.
Abdullah AYDIN
3- Biz, hükümlerimi güzel tatbik edenlere, nimetimizi
tamamlamak, dinde muhtaç oldukları
herşeyi
tafsil etmek ve bir hidayet ve rahmet olmak üzere Musa’ya kitabı
verdik, tâ ki İsrailoğulları
Rablerine (ba’se, sevaba ve ikaaba) kavuşacaklarına
îmân etsinler.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Bir hidayet ve
rahmet olmak üzere kitabı
(Tevrat’ı)
verdik, umulur ki israiloğulları,
Rablerine kavuşacaklarına
îmân ederler.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- Sonra iyilik edenlere nimetimizin tamamlanması
ve herşeyin
ayrı
ayrı
açıklanması
için hidayet ve rahmet olmak üzere Musa’ya kitabı verdik. Belki onlar Rablerine kavuşacaklarına
îmân ederler.
Ali ARSLAN
6- Sonra (tatbikini) iyi yapanlara (nimetimizi) tamamlamak ve
herşeyi
açıklamak,
aynı
zamanda hidayet ve rahmet olmak üzere Musa’ya kitabı
verdik ki, Rablerine kavuşacaklarına
îmân etsinler.
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Doğruyu
göstermek ve rahmet olmak üzere Musa’ya kitabı
verdik. Rablerine kavuşacaklarına
belki artık
inanırlar.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- “Sonra iyilik edenlere yönelik nimetimiz tamama ersin, her
şey
ayrıntılı
biçimde açıklansın,
doğru
yol kılavuzu
ve rahmet olsun diye Musa’ya tevratı verdik. Ola ki, Rabblerinin huzuruna çıkacaklarına
inanırlar.”
Seyid Kutup
9- Hidayet etmek ve rahmet etmek maksadıyla Musa’ya kitabı
verdik. Umulur ki, Rabblerinin huzuruna varacaklarına îmân ederler.
Bir Heyet
10- Bir hidayet ve rahmet olmak üzere o kitabı (Tevrat’ı) verdik. Gerek ki onlar (israiloğullan)
Rabblerine kavuşacaklarına
îmân ederler.
Fikri YAVUZ
11- Ve doğru yolu göstermek, aynı
zamanda rahmet olmak için verdik; ola ki (İsrailoğulları)
Rabblarına
kavuşacaklarına
inanırlar.
Celal YILDIRIM
12- Doğruyu göstermek ve rahmet olmak üzere o kitabı
indirdik ki, Rabblerine kavuşacaklarına
inansınlar.
Bekir SADAK
13- Hidayet ve rahmet olarak Musa’ya kitabı verdik. Ki, insanlar Rabbleriyle karşılaşacaklarına
inansınlar.
Bahaeddin SAĞLAM
14- Doğru
yola iletici ve rahmet olmak üzere Musa’ya kitabı
verdik ki, onlar (yani İsrailoğulları)
Rabblerine kavuşacaklarına
inansınlar
diye.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Sonra biz Musa’ya, ahkâmına
güzelce riayet edene, kitabı tamam bir veçh üzere
ve herşeyi mufassalan bildirmek ve bir hidayet ve
rahmet olmak için verdik. Tâ ki Rabblerinin huzuruna varacaklarına
îmân etsinler.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Sonra iyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak, herşeyi
açıklamak
ve yola iletici ve rahmet olmak üzere Musa’ya Kitab’ı
verdik ki, Rab’lerinin huzuruna varacaklarına inansınlar.
Süleyman ATEŞ
17- Sonra iyilik edenlere ni’metmizi tamamlamak, herşeyi
açıklamak,
hidayete erdirmek ve rahmet etmek maksadıyla Musa’ya da Kitab’ı
(Tevrat’ı)
verdik. Umulur ki, Rabblerinin huzuruna varacaklarına îmân ederler.
Diyanet Vakfı 1993
18- Yine biz Musa’ya - (hükümlerini) iyi tatbık edenlere karşı
(nimetimizi) tamamlamak, (dînde ihtiyaç haasıl olan) her şey’i
(içinde) ayrı
ayrı
açıklamak
ve bir hidâyet, bir rahmet olmak üzere- o Kitâb’ı (Tevrat’ı) verdik. Tâ ki onlar (israiloğullan)
Rabblerine kavuşacaklarına
îmân etsinler.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Ve bir hidayet ve rahmet olarak kitabı verdik. Umulur ki Rabblerine kavuşacaklarına
inanırlar.
Ali BULAÇ
20- Hidayet ve rahmet olmak üzere Musa’ya kitap verdik. Belki
onlar Rabblerine kavuşacaklarına
îmân ederler.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Doğruyu
göstermek ve rahmet olmak üzere Musa’ya kitap verdik. Rabblerine kavuşacaklarına
belki artık
inanırlar.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Bir kılavuz
ve rahmet olmak üzere Musa’ya o kitabı
verdik ki onlar Rabblerine kavuşacaklarına
inanabilsinler.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- ve bir hidayet (rehber), bir rahmet olmak için, gerektir ki
onlar rablerinin likasına
îmân etsinler!
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Mülâki olmak; ulaşmak,
kavuşmak,
vasıl
olmak (yani Allah’a ölümden evvel ulaşmak)
anlamına
kullanılıyor
Kur’ân-ı
Kerim’de. Ama bütün mealler “Allah’ın
huzuruna ölümden sonra ulaşmayı” ifade ediyor.
Oysaki, bu âyet-i kerimede Tevrat’ın bir hidayet kitabı
(ölümden önce Allah’a ruhu ulaştıran
kitap) olduğu
belirtildikten sonra Allah’a mülâki olmaktan bahsediliyor. Böylece mülâki olmanın
ruhun ölümden evvel Allah’a ulaşması olduğu, yani hidayetin Allah’a ulaşmak
olduğu
kesinleşiyor.
Bakara-46’da da ölümden evvel ruhun Allah’a ulaşmasına “mülâki olmak” ölümden sonraki ikinci ulaşmasına
ise “rücu etmek” deniliyor.
BAKARA-46: O (huşû
sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarını
ve (sonunda ölümle) mutlaka O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
7/A’RAF-40
19-
İnnellezîne kezzebû bi
âyâtinâ vestekberû anhâ lâ tufettehu lehum ebvâbus semâi
ve lâ yedhulûnel cennete hattâ yelicel cemelu fî semmil hiyât(hiyâti) ve
kezâlike neczîl mucrimîn(mucrimîne).
1- Muhakkak ki âyetlerimizi
yalanlayanlar ve onlara kibirlenenler; onlara gök kapıları açılmaz (ruhlarını
hayatta iken Allah’a ulaştıramazlar).
Deve (veya urgan) iğne deliğinden
geçmedikçe cennete giremezler. Mücrimleri (suçluları) işte
böyle cezalandırırız.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- Âyetlerimizi yalan sayanlar ve inanmaya tenezzül etmeyenlere
göğün
kapıları
açılmaz.
(Ruhları
göğe
yükselmiyecek veya duaları
kabul edilmeyecek)
Abdullah AYDIN
3- Âyetlerimizi tekzip edenlere ve onlara îmân ve itaati
kibirlerine yediremeyenlere (dua ve amelleri için) gök kapıları
açılmaz.
(Ruhlan yükselemez. Dünyevî arzuların fevkine çıkarak ruhanî hayatın
ufuklarına
yükselemezler.)
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara îmân etmeyi kibirlerine
yediremiyenler var ya, onlara gök kapılan
açılmaz!
Ahmet DAVUDOĞLU
5- Şüphesiz
ki âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara îmân etmekten kaçınıp
böbürlenenlere gök kapıları
açılmaz.
Ali ARSLAN
6- Şüphesiz,
âyetlerimizi yalanlayanlar, ve onlara karşı büyüklük taslayanlar için gökyüzü kapıları
açılmaz.
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Doğrusu
âyetlerimizi yalan sayıp, onlara karşı
büyüklük taslayanlara, göğün
kapıları
açılmaz.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara burun kıvıranlar
var ya, gökyüzü kapıları
yüzlerine açılmaz.
Seyid Kutup
9- Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı
kibirlenmek isteyenler var ya, işte
onlara gök kapılan
açılmayacak.
Bir Heyet
10- Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara îmân etmeyi kibirlerine
yediremiyenler (var ya), onlara gök kapıları
açılmaz
(ruhları
gökyüzüne ulaşmaz)!
Fikri YAVUZ
11- Elbette âyetlerimizi yalanlayıp onları (kabul etmeyi bir türlü) gururlarına
yediremeyenlere herhalde göklerin (rahmet) kapıları
açılmaz.
Celal YILDIRIM
12- Muhakkak ki, âyetlerimizi yalanlayanlarla, onlara karşı
büyüklük taslayanlara gök kapıları
açılmayacak.
Bekir SADAK
13- Âyetlerimizi yalanlayıp,
kibirlenerek onlardan uzaklaşanlara gök kapıları
açılmaz.
Bahaeddin SAĞLAM
14- Âyetlerimizi yalan sayıp
da, ona (inanmakta) büyüklük taslayanlar (var ya) göğün
(ilâhi) kapılan,
onlara açılmayacak.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Şüphe
yok o kimseler ki, âyetlerimizi tekzip ettiler ve onlara karşı
tekebbürde bulundular. Onlar için gök kapılan açılmaz.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Bizim âyetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya tenezzül
etmeyenler var ya, işte
onlara gök kapıları
açılmayacak!
Süleyman ATEŞ
17- Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı
kibirlenmek isteyenler var ya, işte
onlara gök kapılan
açılmayacak.
Diyanet Vakfı 1993
18- Bizim âyetlerimizi yalan sayıp da onlara karşı
kibirlenmek isteyenler (yok mu?) onlar için gök kapıları açılmayacak.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Şüphesiz
âyetlerimizi yalan sayarlar ve onlara karşı büyüklenirler, onlar için göğün
kapıları
açılmaz.
Ali BULAÇ
20- Âyetlerimizi yalan sayıp
ve onlara îmândan kibirlenmek isteyenlere gök kapıları
açılmaz.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Doğrusu
âyetlerimizi yalan sayıp, onlara karşı
büyüklük taslayanlara, göğün
kapılan
açılmaz.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlar karşısında büyüklük taslayanlar var ya gök kapılan
açılmayacaktır
onlar için.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Elbette âyetlerimizi tekzib eden ve onlara îmânı
kibirlerine yediremeyen kimselere semanın kapılan açılmaz.
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Hiçbir mealde, gök kapılarının
ruhun ölümden evvel Allah’a ulaşmasını sağlamak için açıldığı
ifade edilmiyor.
Herkesin ruhu ölümden sonra mutlaka Allah’a ulaşacaktır (Maide-105). Öyleyse ölümden sonra herkese gök
kapıları
açılır.
Bu durumda gök kapıları
açılanlar
ruhlarını
ölümden evvel Allah’a ulaştıranlardır. Gök kapıları kendilerine açılmayan
kişiler
ise ruhlarını
ölümden evvel Allah’a ulaştırmayanlardır. Onlar Allah’a ulaşmayı
dilemeyenlerdir.
Bakara-18’de Allah bu kişilerin
Allah’a ölümden evvel ruhlarını
ulaştırmayan
sağır,
kör ve dilsizler olduğunu
ifade buyuruyor.
BAKARA-18: Sağır,
dilsiz ve kördürler, artık
onlar (Rab’lerine) dönmezler.
MAİDE-105:
Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (bir borçtur, nefsinizin sorumluluğu
üzerinizedir). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar
veremez. Hepinizin dönüşü
Allah’adır.
O zaman yapmış
olduğunuz
şeyleri,
size haber verecektir.
7/A’RAF-181
20- Ve mimmen halâknâ ummetun yehdûne bil hakkı
ve bihî ya’dilûn (ya’dilûne).
1- Ve yarattıklarımızdan
bir ümmet vardır
ki Hakk’a (Allah’a) ulaştırırlar ve onunla
adaleti (sağlarlar).
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- Yarattıklarımızdan
öyle bir ümmet vardır ki, onlar gerçeği
gösterirler ve hak ile hüküm verirler.
Abdullah AYDIN
3- Yarattıklarımızdan
bir cemaat vardır ki, insanları
Hakka davet ve hakla hükmederler.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Yine bizim yarattıklarımızdan
bir ümmet de var ki, Hakka rehberlik ederler ve onunla adalet gösterirler.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- Yarattıklarımızdan
öyle bir topluluk var ki, hakka götürürler ve hak ile adalet ederler.
ALi ARSLAN
6- Yarattıklarımız
içinde bir ümmet de vardır ki, insanları
Hakka irşad
ederler ve hak ile hüküm verirler.
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Yarattıklarımızdan
bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederler.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Yarattığımız
insanlar içinde başkalarını hakka ileten ve hakka uygun, adil hükümler
veren bir kesim varılır.
Seyid Kutup
9- Yarattıklarımızdan,
daima hak ile doğru yolu bulan ve onunla adil davranan bir ümmet
(millet) vardır.
Bir Heyet
10- Yine bizim yarattıklarımızdan
bir ümmet de vardır ki, rehberlik eder ve hak ile hüküm verirler.
Fikri YAVUZ
11- Yarattıklarımızdan
bir ümmet de var ki, onlar Hakk’a giden yolu gösterir, ona doğru
irşad
ederler, yine onunla adaleti uygularlar.
Celal YILDIRIM
12- Yarattıklarımız
arasında
öyle bir topluluk vardır ki, bunlar başkalarını
hakka yöneltir ve onunla hükmedip adaleti uygularlar.
Bekir SADAK
13- Yarattıklarımız
içinde hakkı
ve hakikati gösteren hak ile hükmeden bir toplum vardır.
Bahaeddin SAĞLAM
14- Yarattıklarımızdan
(öyle) bir ümmet vardır ki, hakka rehberlik ederler ve o (hak) ile
adalet yaparlar.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Ve yarattıklarımızdan
bir ümmet de vardır ki onlar hak ile rehberlik ederler. Ve hak ile
adalette bulunurlar.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Yarattıklarımızdan
(öyle) bir ümmet var ki, Hakk’a iletirler ve hak ile adalet yaparlar.
Süleyman ATEŞ
17- Yarattıklarımızdan
daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir milet bulunur.
Diyanet Vakfı 1993
18- Yarattıklarımızdan
öyle bir ümmet de vardır ki, onlar hakka rehberlik ederler, adaleti de
onunla (o dairede) tatbik ederler.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Yarattıklarımızdan,
hakka yöneltip-ileten ve onunla adaleti kılan
(uygulayan) bir ümmet vardır.
Ali BULAÇ
20- Yarattıklarımızdan
hakka rehberlik eden ve onunla adalet eyleyen bir ümmet vardır.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Yarattıklarımızdan
bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederler.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Bizim yarattıklarımızdan
bir ümmet var ki, hakka rehberlik eder ve onunla adalet sunar.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Yine bizim halkettiklerimizden bir ümmet de var ki hakka
rehberlik ederler ve onunla icrayı
adalet eylerler.
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Birkaç tanesi (5, 8, 16, 17, 19) hariç, ölümden evvel ruhu
Allah’a ulaştırmaktan
bahsedilmiyor. Oysaki Allah açıkça (Allah’a) ulaştıran
ve ulaştırılan
insanlardan bahsediyor. Hem ulaştıran hem de ulaştırılanlar
mevcut olduğuna
göre, dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaşmak
kesinleşiyor.
Çünkü ulaştıranlar
da, ulaştırılanlar
da hayatta olanlardır.
10/YUNUS-7
21-
İnnellezîne lâ yercûne
likâenâ
ve radû bil hayâtid dunyâ vatme’ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ
gâfilûn(gâfilûne).
1- Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı
(hayatta iken ruhlarını
Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya
hayatından
razı olmuşlardır
ve onunla doyuma ulaşmışlardır
ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- Bize kavuşmayı
(öldükten sonra dirilip, huzurumuza gelip hesap vereceklerini) ummayan, dünya
hayatına
razı
olup, onunla rahat bulanlar ve âyetlerimizden (delillerimizden) gafil bulunanlar
(var ya)...
Abdullah AYDIN
3- Onlar ki, (ahirete inanmayarak) bize kavuşacaklarını ummazlar, (ikaabımızdan
korkmaz, sevabımızı
recâ etmezler) Dünya hayatına razı olup onunla mutmain olurlar. Ve onlar ki,
âyetlerimizden gafildirler. (İbret almazlar).
Ayntabî Mehmet Efendi
4- O kimseler ki (öldükten sonra) bizim huzurumuza çıkacaklarını
ummayanlar ve dünya hayatına
razı
olup, gönülleri ona yatmış bulunan kimselerle bizim bunca âyetlerimizden
gafil olanlar var ya!
Ahmet DAVUDOĞLU
5- Doğrusu
(öldükten sonra dirilip) bize kavuşacaklarını
ummayanlar, dünya hayatına
razı
olup, onunla mutmain olanlar ve âyetlerimizden gafil bulunanlar...
Ali ARSLAN
6- Bize kavuşmayı
ummayanlar dünya hayatından hoşnud olup, onunla yetinenler ve âyetlerimizden de
gafil olanlar var ya...
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Bizimle karşılaşmayı
ummayan ve dünya hayatından hoşnud olup ona bağlananların
ve âyetlerimizden habersiz bulunanların...
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Bizimle karşılaşacaklarını
beklemeyenler, dünya hayatından hoşnut olup bu hayatla yetinenler ve ayetlerimizin
farkında
olmayanlar var ya...
Seyid Kutup
9- (öldükten sonra dirilip) bize kavuşmayı beklemeyenler, dünya hayatına
razı
olup onunla rahat bulanlar ve âyetlerimizden gafil olanlar var ya...
Bir Heyet
10- Öldükten sonra huzurumuzda hesap vereceklerini ummayıp
da dünya hayatına
razı
ve onunla emniyet içinde olanlar, bir de (eşsiz
bir ilâh olduğumuzu
ispat eden bunca) delillerimizden gafil bulunanlar...
Fikri YAVUZ
11- (öldükten sonra yeniden dirilip) bize kavuşmayı
ümid etmeyen, dünya hayatına
razı
olup onunla gönlü yatışanlarla, bizim âyetlerimizden gafil olanlar var
ya...
Celal YILDIRIM
12- Öldükten sonra bize kavuşmayı
ümid etmeyip dünya hayatına razı olan ve onunla yetinenler ve bizim
âyetlerimizden gafil olanlar...
Bekir SADAK
13- Onlar ki bizimle karşılaşmayı
ummazlar, dünya hayatı ile razı olup onunla yetiniyorlar. Ve onlar ki
âyetlerimizden habersizdirler.
Bahaeddin SAĞLAM
14- (ahirete inanmayarak) bize kavuşmayı ummayan, (sadece) dünya hayatından
hoşlanıp,
(gönlü) onunla yatışıp
rahatlayan ve âyetlerimizden gafil olanlar (var ya)...
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- O kimseler ki bize kavuşacaklarını
ümid etmezler ve dünya hayatına razı olmuşlar ve onunla mutmain bulunmuşlardır.
Ve o kimseler ki, onlar bizim âyetlerimizden gafildirler.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Bize kavuşmayı
ummayan, dünya hayatına razı olup onunla rahat edenler ve bizim
âyetlerimizden gaflet edenler...
Süleyman ATEŞ
17- Huzurumuza çıkacaklarını
beklemeyenler, dünya hayatına razı olup onunla rahat bulanlar ve âyetlerimizden
gafil olanlar yok mu?...
Diyanet Vakfı 1993
18- (öldükten sonra dirilip) bize kavuşacağını ummayan (ahirete inanmayarak sadece) dünya
hayatına
razı
olan ve onunla sükûn (ve istirahat)a dalan kimselerle (varlığımıza,
birliğimize
ve kemal-i kudretimize dalâlet eden) bunca âyetlerimizden gafil olanlar (yok
mu?)
Hasan Basri ÇANTAY
19- Bizimle karşılaşmayı
ummayanlar, dünya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve bizim
âyetlerimizden habersiz olanlar...
Ali BULAÇ
20- Bize kavuşacaklarını
ummayanlarm, dünya hayatına razı olan âyetlerimizden gafil bulunanların...
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Bizimle karşılaşmayı
ummayan ve dünya hayatından hoşnud olup ona bağlananların
ve âyetlerimizden habersiz bulunanların...
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Şu
bir gerçek ki, bize kavuşmayı
ummayanlar, iğreti
hayatla tatmin bulup onunla rahatlayanlar, ve âyetlerimizden uzaklaşıp
gaflete dalanlar...
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Onlar ki bizim likamızı
(karşımıza
çıkmayı)
arzu (veya ümit) etmezler ve dünya (alçak) hayat ile razı
olup onunla mutmain olmuşlardır
ve onlar ki bizim âyetlerimizden gafildirler!
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Allah’a ölümden evvel ulaşmayı
dilemeyenlerden bahsedildiği halde, meallerin hepsi ölümden sonraki dönüşü
anlatıyor.
Allah’a mülâki olmak, ölümden evvel insan ruhunun Allah’a ulaşmasıdır
(Bakara-46, En’am-154 ve Ankebut-5). Kim ki ölümden evvel Allah’a ulaşmayı
dilemez, o kişi
dîn konusunda ordinaryüs profesör olsa bile Allah, bu kişinin
Allah’ın
âyetlerinden gâfil olduğunu
ve gideceği
yerin cehennem olduğunu söylüyor (Yunus-8).
Kıyâmet
günü Allah’ın
huzuruna çıkmayacak
hiç kimse yoktur. Ama Bakara suresinin 18. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ kör,
sağır
ve dilsiz olarak vasıflandırdığı
Allah’a ulaşmayı
dilemeyenlerin Allah’a rücu etmeyeceklerini (Allah’a geri dönmeyeceklerini, ulaşmayacaklarını)
söylüyor. Demek ki söz konusu olan Allah’a ulaşmaktır.
Yani ölmeden evvel insan ruhunun Allah’a ulaşmasıdır.
BAKARA-46: O (huşû
sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarını
ve (sonunda ölümle) mutlaka O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
EN’AM-154: Sonra Musa
(A.S)’a, ahsen olanlara tamamlayıcı
olarak, herşeyi
açıklayan
ve rahmet olan ve hidayete erdiren kitabı
(Tevrat’ı)
verdik. Böylece onlar, Rab’lerine mülâki olacaklarına
inanırlar
(îmân ederler).
ANKEBUT-5: Kim Allah’a mülâki
olmayı
(hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın
tayin ettiği
zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır).
Ve O, en iyi işiten,
en iyi bilendir.
BAKARA-18: Sağır,
dilsiz ve kördürler, artık
onlar (Rab’lerine) dönmezler.
10/YUNUS-25
22- Vallâhu yed’û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
1- Ve Allah, teslim (selâm) yurduna
davet eder ve (teslim yurduna ulaştırmayı)
dilediği
kimseyi, Sıratı
Mustakîm’e ulaştırır.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- Allah (kullarını)
selam yurduna (cennete) çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.
Abdullah AYDIN
3- Allahû Tealâ kullarını
Dârüs-selâm’a (Selamet yurduna, cennete) davet eder. Dilediğini
de doğru
yola hidayet buyurur.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Allah, selâmet yurduna (cennete) çağırır ve dilediği kimseyi doğru
yola hidayet eder.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- (Durum budur ve) Allah (kullarını îmân ile) selâm yurduna (cennete) çağırır
ve O dilediğini
doğru
yola iletir.
Ali ARSLAN
6- Allah, (kullarını,
cennete) selâm evine çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Allah cennete çağırır
ve dilediğini
doğru
yola eriştirir.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Allah insanları
esenlik-barış
yurduna çağırır
ve dilediği
kimseleri doğru
yola iletir.
Seyid Kutup
9- Allah kullarını
selâm yurduna (cennete) çağırıyor ve O dilediğini
doğru
yola iletir.
Bir Heyet
10- Allah cennet evine çağırır
ve dilediği
kimseyi doğru
yola iletir.
Fikri YAVUZ
11- Allah selâmet yurduna çağırıyor;
dilediğini
de doğru
yola eriştirir.
Celal YILDIRIM
12- Allah kurtuluş
yurduna çağırır;
dilediğini
de doğru
yola eriştirir.
Bekir SADAK
13- Allah ise, ebedi olan banş
ve esenlik yurduna çağırıyor. Ve O, istediğini
doğru
yola iletir.
Bahaeddin SAĞLAM
14- Allah (kullarını)
selâmet yurdu (cennetine) çağırır ve O, dilediğini
doğru
yola iletir.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Ve Allahû Tealâ selâmet yurduna davet ediyor ve dilediğini
doğru
bir yola hidayet buyurur.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Allah, esenlik evine çağırır
ve dilediğini
doğru
bir yola iletir.
Süleyman ATEŞ
17- Allah kullarını
esenlik yurduna çağırıyor ve O, dilediğini
doğru
yola iletir.
Diyanet Vakfı 1993
18- Allah selâm evine (cennete) çağırır ve O kimi dilerse onu doğru
yola iletir.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Allah barış
yurduna çağırır
ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir.
Ali BULAÇ
20- Allah kullarını
“Selâm evine” (cennete) davet eder. Ve dilediğini
de Sırat-ı
Müstakiyme hidayet eder.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Allah, cennete çağırır
ve dilediğini
doğru
yola eriştirir.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Allah esenlik yurduna çağırır
ve dilediğini
dosdoğru
bir yola kılavuzlar.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Allah dâr’us-selâm’a (selam yurduna, cennete) çağırıyor
ve dilediğini
bir doğru
yola hidayet buyuruyor.
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Teslim olunacak makam Allah’tır
(Zumer-54). Teslim, selâm veya selâmet yurdu Allah’ın
Zat’ıdır.
Burada Allah, teslim yurduna (Kendisine) herkesi davet ediyor. Zat’ına
davet ettiklerinden her kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah da onu Kendisine ulaştırmayı
diliyor. ve Kendisine ileten yol olan Sıratı Mustakîm’e ulaştırıyor.
Meallerde ise teslim yurdu, selâmet yurdu, cennet olarak alınmış.
oysaki, Sıratı
Mustakîm cennete değil,
Allah’a ulaştıran
yoldur (Nisa-175).
Allah, teslim (selâm) yurduna ulaştırmak istediklerini Sıratı
Mustakîm’e ulaştırdığına,
Sıratı
Mustakîm de Allah’a ulaştırdığına göre Allah’ın
teslim yurdundan bu âyet-i kerimedeki muradı
kesin olarak Allah’ın Zat’ıdır.
En’am-87 ve 88’de de Sıratı
Mustakîm’in hidayete (Allah’a) ulaştırdığı
ifade buyruluyor.
NİSA-175:
Allah’a âmenû olanları ve O’na sarılanları
(sarılmayı
dileyenleri) Allah, Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları,
Kendisine ulaştıran
Sıratı
Mustakîm’e (Allah’a ulaştıran
yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.
EN’AM-87: Ve onların
babalarından,
zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları
seçtik. Ve onları
Sıratı
Mustakîm’e (Allah’a ruhu ulaştıran
yola) hidayet ettik (ulaştırdık).
EN’AM-88: İşte
bu Allah’ın
hidayetidir. Kullarından
dilediğini
onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış
oldukları şeyler
heba olurdu (boşa
giderdi).
10/YUNUS-26
23- Lillezîne ahsenûl husnâ ve zîyâdeh(zîyâdetun), ve lâ yerheku
vucûhehum katerun ve lâ zilleh(zilletun), ulâike ashâbul cenneh (cenneti), hum
fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
1- Onlar için Ahsenül Hüsna (Allah’ın
Zat’ına ulaşmak) ve ziyadesi (daha
fazlası,
Allah’ın Zat’ını
görmek) vardır. Onların yüzlerini bir keder
kaplamaz ve bir zillet (küçük düşme,
hakirlik) yoktur.
İşte onlar, cennet halkıdır.
Onlar, orada devamlı kalanlardır.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- Güzel amel yapanlara daima daha iyi mükâfat (cennet) ve bir
de fazlası
(Allah’ın
cemâlini görme bahtiyarlığı)
vardır.
Onların
yüzleri ne karanr, ne de kızarır, işte onlar cennetliklerdir, orada temelli
kalacaklardır.
Abdullah AYDIN
3- Allahû Tealâ’nın
nazarına
lâyık
(rızasına
uygun) güzel ameller işleyenlere daha güzel bir mükâfat, bir de
ziyadesi vardır.
Ve onların
yüzlerini ne bir toz, ne de bir mezellet kaplamaz. Onlar cennetliktirler.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- (îmân etmek suretiyle) güzel ameller işleyenlere cennet ve bir de ziyade vardır.
(Bu ziyade Allah’ı
görmeleridir.) Onların yüzlerine ne bir toz (lekesi) bulaşır,
ne de bir zillet!...
İşte bunlar cennetliklerdir, orada ebedî kalıcılardır.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- Güzel davrananlara en güzel mükâfat, bir de fazlası
vardır.
Onların
yüzlerine ne bir toz (karalık)
ve ne de bir horluk bulaşır. İşte onlar cennet ehlidirler. Onlar orada ebedî
kalacaklardır.
Ali ARSLAN
6- İyi
iş
yapanlara (mükâfat olarak) daha iyisi ve bir de “ziyade” vardır.
Onların
yüzlerine ne toz bulaşır,
ne de zillet.. İşte asıl cennet ehli bunlardır.
Ve orada daimîdirler.
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- İyi
davrananlara, daima daha iyisi ve daha üstünü verilir. Onların
yüzlerine ne bir karanlık,
ne de zillet bulaşır. İşte onlar cennetliktirler, orada temelli kalırlar.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Dünyada iyi işler
yapanlara daha iyi bir karşılık ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne kara leke ve ne de horlanmışlık
kaplar. Onlar cennetliklerdir, orada ebedi olarak kalacaklardır.
Seyid Kutup
9- Güzel amel edenlere daha güzel mükâfat (cennet) bir de fazlası
vardır.
Onlann yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır, ne de bir horluk gelir. İşte
onlar cennet ehlidir. Ve onlar orada ebedî kalacaklardır.
Bir Heyet
10- İman
edip güzel amel işleyenlere
cennet ve bir de Allah’ın cemâlini görmek var. Onların
yüzlerine ne bir leke bulaşır,
ne de bir zillet. İşte bunlar cennetliktirler, kendileri orada
ebedî olarak kalacaklardır.
Fikri YAVUZ
11- İyi
yararlı
amelde bulunanlara daha iyisi ve güzeli, bir de fazlası
vardır.
Yüzlerini ne bir toz-duman, ne de aşağılık
ve horluk kaplar. İşte onlar cennet yaranıdırlar.
Celal YILDIRIM
12- İyi
işler
yapanlara cennet vardır, bir de fazlası;
ne bir toz kaplar yüzlerini, ne de aşağılık
ve horluk; bunlar cennetliklerdir ve ebediyyen orada kalacaktırlar.
Bekir SADAK
13- Güzellikle iş
yapanlara, güzel olan cennet ve fazlası
vardır.
Onların
yüzlerini ne toz duman, ne de zillet bürümez. Onlar cennete lâyıktırlar,
orada ebedî olarak kalacaklardır.
Bahaeddin SAĞLAM
14- İyilik
ve iyi hareket yapanlara, daha güzeli ve bir de ziyade(si) vardır.
Onların
yüzlerini (kendilerini mahcup edecek) ne bir toz, ne de bir hakirlik kaplamaz.
İşte
onlar cennet ehlidirler ki, kendileri orada ebedî kalacaklardır.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- İhsanda
bulunanlar için güzellik ve bir ziyadelik vardır
ve onların
yüzlerini ne karanlık
ve ne de bir alçaklık kaplamaz. İşte
onlar cennet ehlidirler. Onlar orada ebediyyen kalıcılardır.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Güzel davrananlara daha güzel karşılık ve fazlası var. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır,
ne de horluk. İşte
onlar cennet halkıdır,
orada ebedî kalacaklardır.
Süleyman ATEŞ
17- Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası
vardır.
Onların
yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır, ne de bir horluk (gelir). İşte
onlar cennet ehlidirler ve onlar orada ebedî kalacaklardır.
Diyanet Vakfı 1993
18- İyi
iş,
güzel amel yapanlara (ihsan mertebesine erenlere) daha güzel iyilik, bir de
ziyade vardır.
Onların
yüzlerine ne bir toz (karalık) bulaşır, ne de bir horluk kaplar, onlar cennetin
yaranıdırlar
ki, kendileri onun için ebedî kalıcıdırlar.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı
sarar, ne bir zillet. İşte
onlar cennetin halkıdırlar; orada ebedî kalacaklardır.
Ali BULAÇ
20- İyilik
edenlere daha güzel iyilik ve ziyadesi vardır.
Onların
yüzlerine zillet ve hakaret tozu bulaşmaz. Onlar, kendisinde ebedî kalmak üzere cennet
ehlidirler.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- İyi
davrananlara, daima daha iyisi ve üstünü verilir. Onların
yüzlerine ne bir karanlık,
ne de zillet bulaşır. İşte onlar cennetliklerdir, orada temelli kalırlar.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Güzel düşünüp
güzel davrananlara güzellik var. Dahası
da var. Onların
yüzlerine ne kara bulaşır,
ne de zillet bulaşır. Cennetin dostlarıdır
onlar; sürekli kalıcıdırlar
orada.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Hasenat (güzel ameller) yapanlara hüsna (daha güzeli); bir
de ziyade var ve yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne zillet! Onlar ashab-ı
cennet, hep orada muhalleddirler. (ebedi kalacaklardır).
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Ahsenül hüsna, ahsenlerin ahseni (en güzelin daha da güzeli)
Allah’ın
Zat’ıdır.
Zat’a önce ulaşılır
(Kehf-17, Rad-21). Burası 21. basamaktır.
Kalp gözü genellikle açılmaz.
Sonra daimî zikirle muhakkak kalp gözü açılır
(26. basamak). Ve sonuçta Allah mutlaka görülür. Allah’ın
Zat’ı
müşahade
edilir ve kişi
“ŞUHUD”
mertebesine ulaşır. Yani Allah’ın
Zat’nı
görerek, Allah’ın
Zat’ının
varlığına
şahit
olur (Al-i İmran-53,
Maide-83, Kaf-37, Bakara-140, Zuhruf-86). 28. basamak, salâh kademesidir. İnsanoğlunun
ulaşabileceği
en üst seviye burasıdır. Ve rüyetullah (Allah’ın
kalp gözüyle görülmesi) burada vuku bulur. İşte âyet-i kerimede geçen “ziyade” rüyetullahı
ifade buyurmaktadır.
KEHF-17: Ve güneşin,
doğduğu
zaman mağaralarının
sağ
tarafından
geldiğini
ve battığı
zaman sol taraftan onların
yanlarından
geçtiğini
görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı.
İşte
bu, Allah’ın
âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa,
işte
o hidayete ermiştir.
Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı
dilemezse) artık
onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.
RAD-21: Ve onlar Allah’ın
(ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını
emrettiği
şeyi
(ruhlarını),
O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı
huşû
duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.
AL-İ İMRAN-53: Rabbimiz,
Senin indirdiğin
şeye
(İncil’e)
inandık
ve Resûl’üne tâbî olduk. Artık bizi şahit olanlarla birlikte yaz.
MAİDE-83:
Resûl’e indirileni (Kur’ân’ı) işittikleri zaman, Hakk’tan olan şeylere
arif olduklarından
dolayı,
gözlerinin kanlı
yaşla
dolup taştığını
görürsün. “Ey Rabbimiz! Biz îmân ettik (âmenû olduk). Artık
bizi şahitlerle
beraber yaz.” derler.
KAF-37: Muhakkak ki bunda,
kalplerine (kalp kulaklarına)
ilka (ilham) edilenler ve (kalp gözleri ile) Allah’a şahit
olan (görenler) için bir ibret vardır.
BAKARA-140: Yoksa siz:
“Muhakkak ki İbrâhîm,
İsmail,
İshak,
Yakup ve torunları yahudi veya hristiyan idiler mi?” diyorsunuz.
De ki: “Sizler mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı?”
Allah’tan (verilen) Allah’ın
katındaki
şahitliği
gizleyen kimseden daha zalim olan kimdir? Allah, yaptıklarınızdan
gâfil değildir.
ZUHRUF-86: Ve onların,
O’ndan (Allah’tan) başka
taptıkları şeyler
şefaate
malik değildir.
Hakk’a şahit
olanlar hariç ve onlar (Hakk’ı)
bilirler.
Sadece Abdullah AYDIN, Ahmet DAVUDOĞLU ve Fikri YAVUZ’un meallerinde Allah’ı
görmek yer almıştır.
Diğerleri
bundan hiç bahsetmiyor.
10/YUNUS-35
24- Kul hel min
şurekâikum
men yehdî ilel hakk, kulillâhu yehdî lil hakk(hakkı), e fe men yehdî ilel hakkı ehakku en yuttebea em men
lâ yehiddî illâ en yuhdâ,
fe mâ lekum, keyfe tahkumûn(tahkumûne).
1- De ki: “Sizin ortaklarınızdan
Hakk’a hidayet edecek (ulaştıracak)
kimse var mı?”
De ki: “Allah, Hakk’a hidayet eder (ulaştırır). Öyleyse Hakk’a hidayet eden (ulaştıran)
mı
tâbî olunmaya daha lâyıktır
(daha çok hak sahibidir) yoksa hidayete erdirilmedikçe, kendisi hidayete
eremeyen kimse mi?” Artık
size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- De ki: “Ortaklarınızdan
hak yolu gösterebilecek var mı?”
De ki: “Allah hak yolu gösterip doğru
yola iletir.”
Abdullah AYDIN
3- De ki: “Şerîk
tuttuklarınız
içinde (peygamberler göndererek, hüccetler ikâme ederek) Hakk’a hidâyet edebilen
var mıdır?
Halkı,
Hakk’a Allahû Tealâ hidâyet eder.”
Ayntabî Mehmet Efendi
4- “Ortaklarınızdan
hak yolu gösterecek var mı?” de. “Doğru yola Allah iletir.”
Ahmet DAVUDOĞLU
5- De ki: “Ortak koştuklarınızdan
Hakka iletecek olan var mı?” De ki: “Hakka Allah iletir.”
Ali ARSLAN
6- (Ey Muhammed! Yine müşriklere)
de ki: “Ortak koştuğunuz (ilâhlar) arasında
hiç, Hakk’a hidayet eden biri var mı?”
De ki: “Yalnız
Allah, Hakk’a hidayet eder.”
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- De ki: “Koştuğunuz
ortaklardan gerçeğe eriştiren var mıdır?” De ki: “Ama Allah gerçeğe
eriştirir.”
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Onlara de ki: “Allah’a ortak koştuğunuz putlar arasında
gerçeği
ileten var mı?”
De ki: “Allah insanları gerçeğe iletir.”
Seyid Kutup
9- De ki: “Ortak koştuklarınızdan
ilk defa yaratacak (öldükten) sonra da onu (eski durumuna) iade edecek olan var
mı?”
De ki: “Allah ilk defa yaratıp sonra (diriltecek) iade edecektir.”
Bir Heyet
10- (Ey resûlüm) de ki: “-Ortaklarınızdan hak yolu gösterebilecek var mı?”
(cevap veremeyen müşriklere)
de ki: “-Allah, ancak hak yolu gösterir ve ona iletir.”
Fikri YAVUZ
11- De ki: “Ortak edindiklerinizden Hakk’a yol gösteren, Hakk’a
ileten var mıdır?”
De ki: “Allah Hakk’a yol gösterir ve O’na iletir.”
Celal YILDIRIM
12- Sor yine: “Allah’a ortak koştuklarınız arasında gerçeği gösterip ona eriştiren
var mı?”
De ki: “Allah gerçeği
gösterip ona eriştirir.”
Bekir SADAK
13- De ki: “Allah’a eş
koştuklarınızdan
hak ve hakikati gösterecek kimse var mı?”
De ki: “Ancak Allah, hak ve hakikati gösterir.”
Bahaeddin SAĞLAM
14- De ki: “Ortak (tanıdığınız
put)larınızdan
doğruya
götürecek olan var mı?” (cevap veremezler) De ki: “Ancak Allah doğruya
eriştirir.”
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- De ki: “Sizin şeriklerinizden
Hakka hidayet edecek bir kimse var mıdır?”
De ki: “Allahû Tealâ Hakka hidayet eder.”
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- De ki: “Sizin ortaklarınızdan
Hakka götürecek var mı?” De ki: “Allah Hakk’a götürür.”
Süleyman ATEŞ
17- De ki: “Ortak koştuklarınızdan
Hakka iletecek olan var mı?” De ki: “Hakka Allah iletir.”
Diyanet Vakfı 1993
18- De ki; sizi ortaklarınızın
içinden hakkı
(doğru
yolu) gösterecek bir kimse var mıdır?”
De ki: “Hakkı
gösterecek ve ona iletecek Allah’tır.”
Hasan Basri ÇANTAY
19- De ki: “Sizin şirk
koştuklarınızdan
hakka ulaştırabilecek
var mı?”
De ki: “Hakka ulaştıracak Allah’tır.”
Ali BULAÇ
20- De ki: “Sizin ortaklarınızdan
hakkı
gösteren var mı?”
De ki: “Hakka götüren ve ona hidâyet eden Allah’tır.”
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- De ki: “Koştuğunuz
ortaklardan önce yaratan, sonra bunu tekrar eden var mı?
De ki: “Allah önce yaratır,
sonra bunu tekrar eden var mıdır?”
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Şunu
da söyle: “Ortak tuttuklarınızdan kim var hakka götüren?” De ki: “Allah
götürür Hakka.”
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- De ki: “Sizin şeriklerinizden
hakka hidayet eden var mı?”
De ki: “Allah hakka hidayet eder!”
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Burada çok açık
ve kesin bir şekilde
Allah’a insan ruhlarının, ulaştırılmasından bahsediliyor. 3, 5, 11, 17 ve 19, 20, 22,
23 numaralar bunu açıkça
yazdıkları
halde, diğerleri
değişik
ifadeler kullanıyor. Çok şükür ki Diyanet Vakfı
doğruyu
yazmış.
Ne yazık
ki Diyanet İşleri
Başkanlığı
Allah’a değil,
gerçeğe
ulaşmaktan bahsediyor.
11/HUD-29
25- Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ
ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum
kavmen techelûn(techelûne).
1- Ve ey kavmim! Buna (tebliğ
ettiğim
şeylere)
karşılık
sizden mal olarak (bir
şey) istemiyorum. Eğer
ücretim (ecrim) varsa ancak Allah’a aittir. Ve ben âmenû olanları tardedecek (uzaklaştıracak,
kovacak) değilim. Muhakkak ki
onlar, Rab’lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar).
Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- “Ey milletim! Bu tebliğlere
karşılık
olarak ben sizden bir mal istemiyorum. Benim mükâfatım
ancak Allah’a aittir, iman edenleri de (iistemiyor, hor görüyorsunuz diye)
kovacak değilim.
Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklar.
(Kendilerini kovduğum taktirde, beni O’na şikayet
ederler). Ancak ben sizi cahillik yapmakta olan bir millet olarak görüyorum.”
Abdullah AYDIN
3- “Ve ey kavmim! Ben, sizden risâletimi tebliğ
için bir mal istemiyorum. Benim ecrim, ancak Allahû Teâlâ’ya âiddir. Ve Ben, o
mü’minleri yanımdan
tardedici de değilim. Onlar (Kıyâmet’te)
elbette Rablerine kavuşacaklardır.
Ve fakat ben sizi cahil bir kavim
görüyorum.”
Ayntabî Mehmet Efendi
4- “Hem ey kavmim! Buna karşı,
ben sizden bir mal istemiyorum. Benim ecrim ancak Allah’a aittir ve ben îmân
edenleri, (istediğiniz gibi) kovacak değilim.
Elbette onlar Rablerine kavuşacaklardır.
Lâkin ben, sizi cahillik eder bir kavim görüyorum.”
Ahmet DAVUDOĞLU
5- “Ey kavmim! Tebliğim
için sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükâfatım
ancak Allah’a aittir. Ve ben îmân
edenleri kovacak değilim;
zira onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat sizi cahil bir kavim olarak görüyorum.”
Ali ARSLAN
6- “Ey kavmim! Buna karşılık
sizden bir mal talep etmiyorum; benim ecrim sadece Allah’a âittir. Ben, îmân
edenleri de kovacak değilim; zira onlar, Rablarına
kavuşacak
(bir yoldadır)lar.
Fakat ben sizi câhillik eden bir kavim olarak görüyorum.”
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- “Ey milletim! Buna karşılık
ben sizden bir mal da istemiyorum. Benim ücretim Allah’a âittir; inananları
da kovacak değilim;
çünkü onlar Rableriyle karşılaşacaklar; fakat ben sizi cahil bir millet olarak
görüyorum.”
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- “Ey kavmim, buna karşılık
olarak hiçbir mal istemiyorum sizden. Mükâfatım
yalnız
Allah’a aittir. İnananları
da kovacak değilim.
Çünkü onlar Rabblerine kavuşacaklar ama ben sizi cahil bir kavim görüyorum.”
Seyid Kutup
9- “Ey kavmim! Allah’ın
emirlerini bildirmeye karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim
mükâfatım
ancak Allah’a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim;
çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır.
Fakat ben sizi, bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum.”
Bir Heyet
10- “Ey kavmim! Peygamberliği
tebliğ
işinden
dolayı
sizden bir mal istemiyorum. Benim mükâfatım
ancak Allah’a aittir. Ve ben îmân edenleri (istediğiniz gibi) kovacak değilim.
Elbette onlar, Rablerine kavuşacaklar(eğer
kendilerini kovarsam, beni O’na şikayet
ederler). Ancak ben sizi, cahillik yapmakta olan bir topluluk görüyorum.”
Fikri YAVUZ
11- “Ey kavmim! Buna karşılık
sizden bir mal da istemiyorum. Benim ecrim (hizmetimin karşılığı)
ancak Allah’a âittir ve herhalde ben o imân edenleri kovacak da değilim.
Onlar mutlaka Rablarına
kavuşacaklardır
ama, ben sizi cehâlet içinde (bocalayan) bir kavim olarak görüyorum.”
Celal YILDIRIM
12- “Ey kavmim, buna karşılık
bir mal da istemiyorum sizden; benim mükâfatım
ancak Allah’a aittir. Ve bir de ben, o îmân etmiş olan kimseleri asla kovamam; onlar kesin olarak
Rablerine ulaşmış
kimselerdir. Ama sizi, cehâlet içinde yuvarlanıp
giden bir topluluk olarak görüyorum.”
Bekir SADAK
13- “Ey kavmim! Ben bu görevime karşılık sizden bir mal istemiyorum. Benim ücretim yalnızca
Allah’a aittir. Ben o inananları
kovacak da değilim.
Onlar Rabb’leriyle karşılaşacaklar. Ben yalnızca
sizin cahil bir toplum olduğunuzu
görüyorum. Ey kavmim! Onları kovarsam, Allah’a karşı
kim bana yardım
edebilir? Artık
düşünmeyecek
misiniz?!”
Bahaeddin SAĞLAM
14- “Ey kavmim, (tebliğimden
dolayı)
ona karşı
sizden bir mal istemiyorum. Benim mükâfâtım
Allah’tan başkasına
âit değildir
ve siz aşağı
görüyorsunuz diye ben inananları kovan bir kimse değilim.
Çünkü onlar Rabb’lerine kavuşacak
olanlardır.
Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.”
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- “Ve ey kavmim! Sizden onun üzerine bir mal istemiyorum.
Benim mükâfatım
ancak Allahû Tealâ’ya aittir. Ve ben îmân edenleri kovucu değilim.
Şüphe
yok ki, onlar Rablerine kavuşanlardır.
Ve lâkin ben sizi cahillik eder bir tâife görüyorum.”
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- “Ey kavmim, buna karşı
ben sizden bir mal istemiyorum. Benim ücretim Allah’a âittir. Ve (siz istemiyor,
hor görüyorsunuz diye) ben inananları
(yanımdan)
kovacak değilim.
Çünkü onlar Rab’lerine kavuşacaklardır. (kurtuluşa ereceklerdir. Ben onları
nasıl
kovarım?)
Ben sizi, câhillik eden bir kavim görüyorum.”
Süleyman ATEŞ
17- “Ey kavmim! Allah’ın
emirlerini bildirmeye karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim
mükafatım
ancak Allah’a aittir. Ben îmân edenleri kovacak değilim;
çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır.
Fakat ben sizi bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum.”
Diyanet Vakfı 1993
18- “Ey kavmim, bundan (bu tebliğlerimden) dolayı
sizden hiçbir mal istemiyorum. Benim mükâfâtım Allah’dan başkasına
âit değildir.
Ve ben îmân edenleri tardedici de değilim. Çünkü onlar muhakkak ki Rablerine kavuşacaklardır.
Ancak ben sizi câhillik eder bir kavim görüyorum.”
Hasan Basri ÇANTAY
19- “Ey kavmim! Ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim, yalnızca
Allah’a aittir. Ben îmân edenleri kovacak değilim. Onlar gerçekten Rablerine kavuşacaklar.
Ancak ben sizi, cahillik etmekte olan bir kavim görüyorum.”
Ali BULAÇ
20- “Ey Kavmim! Bundan (bu tebliğimden) dolayı
sizden mal istemiyorum. Benim mükâfatım Allah’a aittir. Ve ben îmân edenleri tardedici
değilim.
Onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat sizi cahillik eden bir kavim olarak
görüyorum.”
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- “Ey milletim! Buna karşılık
ben sizden bir mal da istemiyorum. Benim ücretim Allah’a aittir; inananları
da kovacak değilim.
Çünkü onlar Rableriyle kavuşacaklar; fakat
ben sizi, cahil bir millet olarak görüyorum.”
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- “Hem ben sizden buna karşı
bir mal da istemiyorum. Benim ücretim Allah’tandır.
Ama ben îmân edenleri paylayıp
kovamam. Çünkü onlar Rablerine varacaklar. Ama sizin cehalete batmış
bir toplum olduğunuzu
görüyorum.”
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- “Hem ey kavmim! Buna karşılık
ben sizden bir mal istemiyorum, benim ecrim (mükâfatım)
ancak Allah’a aittir ve ben o îmân edenleri kovacak değilim!
Elbette onlar Rablerine kavuşacaklar
ve lakin ben sizi cahillik eder bir kavim görüyorum!”
Elmalılı
Hamdi YAZIR
4, 5, 9, 11, 12, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 22, 23 numaralar
Allah’a kavuşmayı
açık
olarak yazmışlardır.
Ama bunlardan sadece Bekir SADAK, Ömer Nasuhi BİLMEN
ve Hasan Basri ÇANTAY hakikati yazmışlar.
Onların
“Rabblerine (hayatta iken) kavuşanlar” olduğunu ifade etmişler.
Diğer
bütün meallerdeki kavuşma,
kıyâmet
günü Allah’a hesap vermek üzere herkesin Allah’ın
huzuruna çıkması
olarak değerlendirilmiş.
12/YUSUF-108
26- Kul hâzihî sebîlî ed’û ilallâhi alâ basîretin ene ve menittebeanî, ve
subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne).
1- De ki: “Benim ve bana tâbî
olanların,
basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek) Allah’a davet
ettiğimiz yol, işte
bu yoldur. Allah’ı
tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden
değilim.”
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- (Habibim) de ki: “İşte
benim yolum (vazifem) budur. (Allah’ın
dinine davettir.) Ben insanları
Allah’a körü körüne değil,
bir görüş
ve anlayış
üzere davet ediyorum. Ben ve bana tabi olanlar böyleyiz. Allah’ı
bütün noksanlıklardan
tenzih ederim. Ben müşriklerden
değilim.”
Abdullah AYDIN
3- (Yâ Muhammed!) de ki: “İşte,
benim yolum. Ben, basiret üzerîne Allahû Tealâ’ya da’vet ediyorum. Ben de, bana
uyanlar da böyleyiz. Allahû Tealâ’yı
tenzih ve takdis ile teşbih
ederim ve ben müşriklerden değilim.”
Ayntabî Mehmet Efendi
4- De ki: “İşte
benim yolum budur. Basiretli olduğum
halde Allah’a davet ederim. Ben ve bana tâbi olanlar (böyleyizdir). Hem Allah’ı
bütün noksanlıklardan
tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.”
Ahmet DAVUDOĞLU
5- (Ey Muhammed) de ki: “İşte
bu benim yolumdur: (Sizleri) Allah’a basiret üzere çağırıyorum.
Ben ve bana uyanlar da... Allah’ı
(ortaklardan) tenzih ederim. Ve ben ortak koşanlardan
değilim.”
Ali ARSLAN
6- (Ey Muhammed!) De ki: “İşte
bu, benim yolumdur. Ben bana tâbi olanlarla birlikte, basiretle Allah’a davet
ediyorum. Allah’ı (her çeşit noksan ve kusurdan) tenzih ediyorum. Ben,
aslâ müşriklerden
değilim.”
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Ey Muhammed! De ki: “Benim yolum budur; Ben ve bana uyanlar
bilerek insanları
Allah’a çağırırız.
Allah’ı
noksan sıfatlardan
tenzih ederim. Ben aslâ Allah’a eş koşanlardan değilim.”
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Ey Muhammed, de ki: “İşte
benim yolum budur, ben inandırıcı kanıtlar göstererek insanları
Allah’a çağırırım.
Bana uyanlar da öyle yaparlar. Allah’ı her türlü noksanlıktan
uzak tutarım.
Ben Allah’a ortak koşanlardan
değilim.
“
Seyid Kutup
9- De ki: “İşte
bu, benim yolumdur. Ben Allah’a çağırıyorum,
Ben ve bana uyanlar aydınlık
bir yol üzerindeyiz. (Kör bir saplantı
içinde değiliz.)
Allah’ı (ortaklardan) tenzih ederim. Ve ben ortak koşanlardan
değilim.”
Bir Heyet
10- Ey Resûlüm de ki: “ İşte
benim yolum (vazifem) budur. (Allah’ın
dinine davettir) Ben, Allah’a bir görüş
ve anlayış
üzere insanları
davet ediyorum. Ben ve bana tâbi olanlar böyleyiz. Allah’ı
bütün noksanlıklardan
tenzih ederim, ben müşriklerden değilim.”
Fikri YAVUZ
11- De ki: “İşte
benim yolum! Ben de bana uyanlar da bilerek, idrâk ederek Allah’a dâvet
ediyoruz. Allah’ı
tenzih ederiz ve ben ortak koşanlardan değilim.”
Celal YILDIRIM
12- Söyle onlara: “İşte
budur benim yolum, kesin delillere dayanarak Allah’a davet ediyorum ben, bana
uyanlar da; Allah’ı tenzih ederim; ve ben Allah’a ortak koşanlardan
değilim.”
Bekir SADAK
13- De ki: “Benim yolum budur. Ben ve bana tâbi olanlar, bilerek
ve görerek Allah’a davet ediyoruz... Allah’a hiçbir kusur ve acizlik isnad
etmiyorum. Çünkü ben, O’na eş
koşanlardan
değilim.”
Bahaeddin SAĞLAM
14- (Habibim) de ki; “İşte
benim yolum budur. (Allah’ın dînine dâvettir.) Ben, bâsiretle (bilerek,
inanarak ve açık
bir delil ile) Allah’a davet ederim ve bana uyanlar da (öyledir.) Allah’ı
tenzih eder. (O’nu her türlü noksanlıklardan
uzak tutar)ım.
Ben (Allah’a) ortak koşanlardan
da değilim.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- De ki: “İşte
benim yolum budur. Allahû Tealâ’ya açık
bir hüccet ile dâvet ederim, ben de ve bana tâbi olanlar da. Ve Allahû Teâlâ’yı
tenzih ederim ve ben müşriklerden
değilim.”
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- De ki: “İşte
benim yolum budur. Allâh’a basiretle davet ederim. Ben ve bana uyanlar
Allâh’a (ortaklardan) tenzih ederim, ben ortak koşanlardan
değilim.”
Süleyman ATEŞ
17- (Resûlüm!) De ki: “İşte
bu, benim yolumdur. Ben Allah’a çağırıyorum,
ben ve bana uyanlar aydınlık
bir yol üzerindeyiz. Allah’ı (ortaklardan) tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan
değilim.”
Diyanet Vakfı 1993
18- De ki: (Habibim) “İşte
bu, benim yolumdur. Ben (insanları)
Allah’a (körü körüne değil)
bir basiret üzere davet ediyorum. Ben de, bana tâbi olanlar da (böyleyiz).
Allah’ı
(ortaklardan) tenzih ederim. Ben müşriklerden
değilim.”
Hasan Basri ÇANTAY
19- De ki (Habibim:) “İşte
bu benim yolumdur. Ben insanları
Allaha körü körüne değil
bir basiret üzere da’vet ediyorum.ben de, bana tâbi olanlar da (böyleyiz).Allah’ı
(ortaklardan) tenzih ederim. ben müşriklerden değilim.”
Ali BULAÇ
20- De ki: “Bu, benim yolumdur. Ben, Allah’a bir basiret davet
ediyorum. Ben ve bana tâbi olanlar (böyleyiz) Allah’ı bütün noksanlıklardan
tenzih ederim. Ben müşriklerden
değilim.”
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Ey Muhammedi De ki: “Benim yolum budur; ben ve bana uyanlar
bilerek insanları
Allah’a çağırırız.
Allah’ı
noksan sıfatlardan
tenzih ederim. Ben asla Allah’a eş koşanlardan değilim.”
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- De ki: “İşte
benim yolum budur. Ben, Allah’a basiret üzere çağırırım/dua
ederim. Beni izleyenler de... Şanı
yücedir Allah’ın!
Ben müşriklerden
değilim.”
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- De ki: “İşte
benim meslekim (yolum) bu! Basiret üzere Allah’a davet ederim ben ve bana tâbi
olanlar; ve Allah’ı teşbih ile tenzih eylerim ve ben müşriklerden
değilim!
“
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Allah’a şükürler
olsun ki bütün mealler Allah’a ulaşmaya insanları
davet ediyor. Burada Allah’ın
emriyle, serbest iradenin sahibi olan, yani hayatta olan bütün insanlar, Sıratı
Mustakîm üzerinden Allah’a davet ediliyor. Bu dönüş,
ölümden sonra değil,
hayatta iken ruhun Allah’a ulaşması
ile gerçekleşir.
“Müşriklerden
değilim”
ifadesi Allah’a ulaşmayı
dileyen birisinden bahsediyor.
RUM-31: O’na (Allah’a)
yönelin (Allah’a ulaşmayı
dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı
ikame edin (namaz kılın).
Ve (böylece) müşriklerden
olmayın.
RUM-32: (O müşriklerden
olmayın
ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar,
kendilerinde olanla ferahlanırlar.
Her Allah’a ulaşmayı
dileyen mutlaka Allah tarafından Allah’a ulaştırılacağına
göre hayatta iken Allah’a ulaşmak
söz konusudur.
ŞURA-13:
Dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiğimiz
(farz kıldığımız)
şeyi
(şeriati);
“Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara
ayrılmayın.”
diye Hz. İbrâhîm’e,
Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya
vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat
kıldık.
Senin onları,
kendisine çağırdığın
şey
(Allah’a ulaşmayı
dileme) müşriklere
zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine
hidayet eder (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
13/RAD-21
27- Vellezîne yasılûne
mâ emerallâhu bihî en yûsale
ve yahşevne
rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
1- Ve onlar Allah’ın
(ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını
emrettiği
şeyi
(ruhlarını),
O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine
karşı
huşû
duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- Onlar ki, Allah’ın
gözetilmesini emrettiği hakları gözetirler
(akrabalık
bağlarını
devam ettirirler, mü’minlere iyilikte bulunurlar), Rabblerinden korkarlar ve
kötü hesaptan endişe ederler.
Abdullah AYDIN
3- Ve onlar ki, Allahû Tealâ’nn vasledilmesini (riâyet
edilmesini) emrettiği
şeyi
vaslederler. Allahû Tealâ’dan ürkerler. (Nehyedilen şeylerden
sakınırlar)
ve fenâ hesaptan korkarlar.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Ve onlar ki, Allah’ın
idâmesini emrettiği şeyleri (akrabalık
haklarına)
riayet ederler; Rablerinden korkarlar ve hesabın kötülüğünden korkarlar.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- Onlar ki, Allah’ın
riayet edilmesini emrettiği şeyleri gözetir (akrabalık
bağlarını
kesmez, bütün peygamberlere inanır,
insanların
hukukuna riayet ederler). Rablerinden sakınır
ve kötü hesaptan korkarlar (da ölmeden önce kendi kendilerini hesaba çekerler).
Ali ARSLAN
6- Allah’ın
birleştirilmesini
emrettiği (akrabalık bağlarını) birleştirenler, Rablarinden korkanlar, ve kötü
hesaptan çekinenler;
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Onlar, Allah’ın
birleştirilmesini
emrettiği şeyi birleştirirler, Rablerinden korkarlar; kötü hesaptan
ürkerler.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Yine onlar, Allah’ın
sürdürülmesini emrettiği ilişkileri sürdürürler. Rabblerinden korkarlar ve
kötü hesaplaşmadan
ürkerler.
Seyid
Kutup
9- Onlar Allah’ın
gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, (akrabalık
bağlarını
koparmayıp
onlara iyilik eden) Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.
Bir Heyet
10- Onlar ki, Allah’ın
gözetilmesini emrettiği hakları gözetirler (akrabalık
bağlarını
devam ettirirler ve iyilikte bulunurlar), Rablerine saygı
beslerler ve kötü hesaptan korkarlar.
Fikri YAVUZ
11- Onlar ki, Allah’ın
ulaştırıp
(yerine getirilmesini) emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rablarinden derin bir saygı
ile korkarlar ve hesabın
kötüye gitmesinden endişe duyarlar.
Celal YILDIRIM
12- Onlar ki, Allah’ın,
riâyet edilmesini emrettiği hukuka riâyet eder, saygı
dolu bir korku duyarlar Rablerine karşı
ve hesaplarının
neticede kötü çıkmasından
da korkarlar.
Bekir SADAK
13- Onlar ki, Allah’ın
birleştirilmesini
emrettiği (bütün sosyal bağlan)
birleştirirler.
Sahipleri olan Allah’a karşı ürperti duyarlar ve kötü bir muhasebeden de
korkarlar.
Bahaeddin SAĞLAM
14- Onlar ki Allah’ın
(akrabalık,
İslâmî
dostluk ve birlik gibi) ilgilenilmesini emrettiği
şeylerle
ilgilenirler. Rabblerine saygılıdırlar, kötü hesaptan da korkarlar.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Onlar ki, Allahû Teâlâ’nın
bitiştirilmesini
emrettiği şeyi bitiştirirler ve Rablerinden haşyette
bulunurlar ve fenâ hesaptan korkarlar.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Ve onlar ki, Allâh’ın
bitiştirilmesini
istediği şeyi bitiştirirler. (Akrabâ ile, mü’minlerle ilgiyi
kesmez, birbirinden ayırdetmeden
bütün peygamberlere inanırlar)
Rablerine karşı
saygılı
olur ve en kötü hesaptan korkarlar.
Süleyman ATEŞ
17- Onlar, Allah’ın
gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan
ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.
Diyanet Vakfı 1993
18- Onlar ki Allah’ın
ulaştırılmasını
(idâme ve riayet edilmesini) emrettiği
şey’i
ulaştırırlar,
(ona riayet ederler) Rablerinden korkarlar, (bilhassa) kötü hesâptan endişe
ederler.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Ve onlar Allah’ın
ulaştırılmasını
emrettiği
şeyi
ulaştırırlar,
Rablerinden içleri saygı ile titrer ve sorgulamanın
kötü olanından
korkarlar.
Ali BULAÇ
20- Onlar ki, Allah’ın
emrettiği
sılâ-ı
rahme riayet ederler. Rablerinden korkarlar ve kötü hesaptan endişe
ederler.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Onlar Allah’ın
birleştirilmesini
emrettiği şeyi birleştirirler, Rablerinden korkarlar, kötü hesaptan
ürkerler.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Onlar, Allah’ın
ulaştırılmasını
emrettiği
şeyi
ulaştırırlar,
Rablerinden korkarlar ve hesabın
kötüsünden ürperti duyarlar.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Onlar ki Allah’ın
riayet edilmesini emrettiği hukuka riayet ederler, Rablerine saygı
besler ve hesabın
kötülüğnden
korkarlar.
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Bütün mealler hakikati gizlemiş
durumda. “Allah’ın
Kendi Zat’ına”
ulaştırılmasını
emrettiği
bir şey
var. Âyet-i kerime bunu söylüyor. Allah bir şeyin
(ruhumuzun) Kendi Zat’ına
ulaştırılmasını
emrediyor. Buna karşılık metinde hiç mevcut olmayan;
“Akrabalık bağlarını kuvvetlendirirler.”
“Allah’ın idamesini emrettiği şeylere
riayet ederler.”
“Allah’ın riayet edilmesini emrettiği şeyi
gözetirler.”
“Allah’ın gözetilmesini emrettiği şeyi
gözetirler.” ifadeleri açık
bir gizleme gayretini sergilemektedir.
En yakın
meal Ali BULAÇ’ın
ve Yaşar
Nuri ÖZTÜRK’ün ama onlar da ulaştırılması
emredilen şeyin
(ruhun) nereye ulaştırılması
gerektiğinden
bahsetmiyorlar. Hedef ruhun Allah’a ulaştırılması
olduğu
halde bütün mealler hedefi yok etmiş.
Oysaki, Allah “bihî” kullanmış.
“O’na, kendi Zat’ına” ulaştırılmasını
emrediyor.
13/RAD-22
28- Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû
mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike
lehum ukbed dâr(dâri).
1- Onlar, sabırla
Rab’lerinin vechini (Zat’ını,
Zat’a ulaşmayı
ve Allah’ın
Zat’ını
görmeyi) isteyenler ve namazı
ikame edenler, onları rızıklandırdığımız
şeylerden
gizli ve açıkça infâk edenlerdir.
Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir.
İşte
onlar için, bu dünyanın
(güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- Onlar ki, sırf
Rablerinin rızasını
kazanmak için sabrederler.
Abdullah AYDIN
3- Ve onlar ki, Rablerinin rızâsını
isteyerek sabrederler.
Ayntabî Mehmet Efendi
4- Onlar ki, Rablerinin rızasını
kazanmak için sabrederler.
Ahmet DAVUDOĞLU
5- İşte
onlar Rablerinin rızasını isteyerek sabredenler.
Ali ARSLAN
6- Rablerinin yüzü suyu hürmetine sabredenler.
Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT
7- Onlar, Rablerinin rızâsını
dileyerek sabrederler.
Diyanet İşleri Başkanlığı
8- Yine onlar, Allah’ın
hoşnutluğunu
kazanmak amacı
ile sabrederler.
Seyid Kutup
9- Yine onlar, Rablerinin rızasını
isteyerek sabreden kimselerdir.
Bir Heyet
10- Onlar ki, Rablerinin rızasını
kazanmak için sabrederler.
Fikri YAVUZ
11- Onlar ki, Rabblerinin rızasını
dileyerek sabrettiler.
Celal YILDIRIM
12- Ve onlar ki, Rablerinin hoşnutluğunu dileyerek sabrederler.
Bekir SADAK
13- Onlar ki, sahipleri olan Allah’ın öz rızasını kazanmak için sabrederler.
Bahaeddin SAĞLAM
14- Onlar ki, (yalnız)
Rablerinin rızâsını
dileyerek (nefislerine zor gelen şeylere)
sabrederler.
Hasan Tahsin FEYİZLİ
15- Ve onlar ki, Rablerinin rızasını
isteyerek sabretmişlerdir.
Ömer Nasuhi BİLMEN
16- Ve onlar ki, Rablerinin yüzünü (rızâsını) arzû ederek (nefsin gücüne giden şeylere)
sabrederler.
Süleyman ATEŞ
17- Yine onlar, Rablerinin rızasını
isteyerek sabreden kimselerdir.
Diyanet Vakfı 1993
18- Onlar ki, (sırf)
Rablerinin rızaasını
isteyerek (her zorluğa) katlanırlar.
Hasan Basri ÇANTAY
19- Ve onlar Rablerinin yüzünü (hoşnudluğunu) isteyerek sabrederler.
Ali BULAÇ
20- Onlar ki, Rablerinin rızasını
kazanmak için sabrederler.
Ziya KAZICI-Necip TAYLAN
21- Onlar, Rablerinin rızasını
dileyerek sabrederler.
Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY
22- Onlar, Rablerinin yüzünü arzulayarak sabrederler.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
23- Onlar ki mevlâlarının
rızasına
ermek için sabretmekte.
Elmalılı
Hamdi YAZIR
Lügatlerin hiçbirinde “vech” kelimesi “rıza” anlamını ihtiva etmediği
halde Yaşar
Nuri ÖZTÜRK hariç, bütün mealler “rıza”, “hoşnutluk” kullanmışlar.
Böylece “Allah’a, Allah’ın
Zat’ına
(vechine) ulaşmayı
dilemek”, “Allah’ın rızasını kazanmayı dilemek” şekline dönüştürülmüş. Hepsi böyle yapmaya mecburdular. Çünkü bir
evvelki âyet-i kerimede “Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını
emrettiği
şeyi
Allah’a ulaştırırlar
“ cümlesine;
“Akrabalık bağlarını kuvvetlendirmek”
“Sıla-i rahm’e riayet etmek”
“Allah’ın bitiştirilmesini
emrettiği
şeyi bitiştirmek”
şeklinde mânâ vererek asıl
hedefi yok edince, “Allah’ın
Zat’ına
ulaşmayı
dilemek” ifadesini “Allah’ın rızasına ulaşmayı dilemek” şekline dönüştürmek zorunda kalmışlar.
Gerçekten çok ibret verici bir sapma.
Hidayeti (Allah’a insan ruhunun hayatta iken ulaşmasını) gizlemek için sarfedilen gayretlerin ifadeleri
nasıl
değiştirdiği
çok açık
olarak görünüyor.
13/RAD-25
29- Vellezîne yankudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıhi
ve yaktaûne mâ emerallâhu bihi en yûsale ve yufsidûne fîl ardı
ulâike lehumul la’netu ve lehum sûud dâr(dâri).
1- Onlar, misaklerinden sonra
(Allah’a ruhlarını
ulaştıracaklarına
dair ezelde Allah’a misak verdikten sonra) Allah’ın ahdini bozarlar
(misak, ahd ve yeminlerini yerine getirmezler)
ve yeryüzünde fesat çıkarırlar
(başka
insanların
da Sıratı
Mustakîm’e ulaşmalarına
mani oldukları için fesat çıkarırlar).
Lânet onlar içindir. Ve yurdun kötüsü (cehennem) onlar içindir.
İMAM
İSKENDER
ALİ
M İ
H R
2- Allah’ın
birleştirilmesini
emrettiği şeyi (akrabalık
bağlarını)
koparanlara...
Abdullah AYDIN
3- Ve O’nun vaslını
emrettiği
şeyi
kırarlar.
Ayntabî Mehmet Efendi
|