Anasayfa MİHR VAKFI Görsel Eserler Yazılı Eserler Download Canlı Yayın
Türkiye'deki Bütün Kur'an-ı Kerim Meallerinde İslam'ın 7 Safhasının Unutulmasıyla Hidayet Nasıl Gizlenmiş Ve Yokedilmiştir?
Anasayfa » Kitaplar » Türkiye'deki Bütün Kur'an-ı Kerim Meallerinde İslam'ın 7 Safhasının Unutulmasıyla Hidayet Nasıl Gizlenmiş Ve Yokedilmiştir?

TÜRKİYE’DEKİ BÜTÜN KUR’ÂN-I KERİM MEALLERİNDE İSLÂM’IN 7 SAFHASININ UNUTULMASIYLA HİDAYET NASIL GİZLENMİŞ ve YOK EDİLMİŞTİR? İmam İskender Ali M İ H R “GİZLENEREK ve SAPTIRILARAK CENNETE GİRMEYE MANİ OLAN KUR’ÂN-I KERİM MEALLERİ” KİTABI’NIN İLÂVELİ 3. BASKISI EMİR BASIN YAYIN AMBALAJ SAN. İÇ VE DIŞ TİC. LTD. ŞTİ 6026 Sok. No:197/B Şemikler- İZMİR ...

Türkiye'deki Bütün Kur'an-ı Kerim Meallerinde İslam'ın 7 Safhasının Unutulmasıyla Hidayet Nasıl Gizlenmiş Ve Yokedilmiştir?

TÜRKİYE’DEKİ BÜTÜN KUR’ÂN-I KERİM MEALLERİNDE İSLÂM’IN 7 SAFHASININ UNUTULMASIYLA HİDAYET NASIL GİZLENMİŞ ve YOK EDİLMİŞTİR?

 

 

İmam İskender Ali  M İ H R

 

“GİZLENEREK ve SAPTIRILARAK CENNETE GİRMEYE MANİ OLAN KUR’ÂN-I KERİM MEALLERİ” KİTABI’NIN İLÂVELİ 3. BASKISI

 

EMİR BASIN YAYIN AMBALAJ SAN. İÇ VE DIŞ TİC. LTD. ŞTİ

6026 Sok. No:197/B Şemikler- İZMİR

Tel:   0 / 232 / 337 27 86

Fax:  0 / 232 / 337 27 87

 

BASKI TARİHİ

ARALIK 2005

 

 

 

 

 

İÇİNDEKİLER

 

Önsöz  1 - 11

- 1/FATİHA-6, 7          12

- 2/BAKARA-18          16

- 2/BAKARA-27          18

- 2/BAKARA-46          21

- 2/BAKARA-120        24

- 2/BAKARA-156        27

- 2/BAKARA-157       30

- 2/BAKARA-213       33

- 3/AL-İ İMRAN-20    36

- 3/AL-İ İMRAN-73    40

- 3/AL-İ İMRAN-101   43

- 4/NİSA-58     46

- 4/NİSA-175  49

- 5/MAİDE-16  52

- 5/MAİDE-35   55

- 6/EN’AM-36  59

- 6/EN’AM-87  62

- 6/EN’AM-88   65

- 6/EN’AM-154           68

- 7/A’RAF-40    71

- 7/A’RAF-181             74

- 10/YUNUS-7            77

- 10/YUNUS-25          80

- 10/YUNUS-26          83

- 10/YUNUS-35          87

- 11/HUD-29    90

- 12/YUSUF-108         94

- 13/RAD-21    98

- 13/RAD-22    101

- 13/RAD-25    103

- 13/RAD-27    105

- 13/RAD-36   108

- 16/NAHL-9  111

- 16/NAHL-121          113

- 17/İSRA-15  116

- 18/KEHF-17   118

- 18/KEHF-110 121

- 20/TAHA-75  124

- 20/TAHA-82  127

- 22/HAC-24   130

- 23/MU’MİNUN-60  133

- 24/NUR-42   136

- 25/FURKAN-57        139

- 25/FURKAN-71       142

- 26/ŞUARA-78           145

- 28/KASAS-56           147

- 29/ANKEBUT-5       150

- 29/ANKEBUT-23    153

- 29/ANKEBUT-26    156

- 29/ANKEBUT-69    159

- 30/RUM-8    162

- 30/RUM-31  164

- 31/LOKMAN-15       167

- 32/SECDE-13            170

- 32/SECDE-24            173

- 33/AHZAB-21         176

- 34/SEBE-6     179

- 35/FATIR-18             182

- 38/SAD-44   185

- 39/ZUMER-17          187

- 39/ZUMER-18          190

- 39/ZUMER-23          193

- 39/ZUMER-54          198

- 40/MU’MİN-13         201

- 40/MU’MİN-38         204

- 40/MU’MİN-66         207

- 41/FUSSİLET-33      210

- 41/FUSSİLET-54      213

- 42/ŞURA-13    ..  216

- 42/ŞURA-47    219

- 43/ZUHRUF-14        222

- 47/MUHAMMED-5   224

- 50/KAF-8      226

- 51/ZARİYAT-50       228

- 70/MEARİC-32         231

 

 

ÖNSÖZ

 

Allahû Tealâ’nın kâinatta en çok sevdiği mahlûk insandır. Çünkü Allahû Tealâ dünyayı insan için yarattığını söylüyor. Kâinatı da insan için yarattığını söylüyor ve insanın emrine verdiğini söylüyor. İşte bu en çok sevdiği mahlûkundan Allahû Tealâ onun mutlu olmasından başka bir şey istemiyor. İstediği şey sadece biz insanların mutluluğu.

Allahû Tealâ bu mutluluğu dünya ve cennet saadeti olarak ikiye ayırmış ve herbirini şekle bağlamış. Bir insanın cennet saadetine ulaşabilmesi için Allah’a ulaşmayı dilemesi lâzım. Bu kurtuluştur. Daha sonra da Allah’a ezelde verdiği üç vücudunun ve iradesinin yeminini yerine getirmesi lâzım.

 

İşte bu yeminlerden birincisi, nefsimizin Allah’a verdiği yemindir. Mudessir Suresinin 38, 39, 40. âyet-i kerimelerinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:

 

74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun).
Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).

74/MUDDESSİR-39: İllâ ashâbel yemîn(yemîni).
Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç.

74/MUDDESSİR-40: Fî cennât(cennâtin), yetesâelûn(yetesâelûne).
Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar.

 

Fizik vücudumuzun Allah’a verdiği yemin, ahd adını alıyor. Yasin Suresinin 60 ve 61. âyet-i kerimelerinde Allahû Tealâ ahdimizden bahsediyor. Diyor ki:

 

36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.

 

Ruhumuzun Allah’a verdiği misak ise Rad Suresinin 20 ve 21. âyet-i kerimelerinde dizayn edilmiş. Diyor ki Allahû Tealâ:

 

13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).
Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.

13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

 

İrademizin Allah’a verdiği misak ise Maide Suresinin 7. ve Rad Suresinin 20. âyet-i kerimelerinde dizayn edilmiş. Diyor ki Allahû Tealâ:

 

5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.

 

13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).
Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.

 

İşte böylece Allah’a verdiğimiz yeminimiz, misakimiz, ahdimiz ve irademizin misaki Kur’ân-ı Kerim’de şekillendirilmiş.

 

Ezelde, Allahû Tealâ ruhumuzdan da nefsimizden de fizik vücudumuzdan da irademizden de yeminler, misakler, ahdler almakla kalmamış, bunların hepsini üzerimize farz kılmış.

 

Bu kitabımızda sadece bir grup farzlardan size bahsetmek istiyoruz. Bu da ruhumuzun Allah’a verdiği misakin farzları. Allahû Tealâ yeminlerimizin hepsini birden Maide Suresinin 7. âyet-i kerimesinde üzerimize farz kılmış, diyor ki:

 

5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.

 

Görülüyor ki Allahû Tealâ bu âyet-i kerime ile bizi, ruhumuzun Allah’a ulaşması konusunda da, yeminlerimizle de bağlamış. En’am Suresinin 152. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ: “Allah ile olan yeminlerinizin hepsini yerine getirin.” buyuruyor.

 

Üç yeminimiz birden ikinci defa farz kılınmış. Neticede Allahû Tealâ’nın bu hususu 12 defa üzerimize farz kıldığını görüyoruz:

 

1-

39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

 

2-

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

 

3-

51/ZÂRİYÂT-50: Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).
Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O'ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim.

 

4-

31/LOKMÂN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.

 

5-

10/YÛNUS-25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.

 

6-

73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O'na ulaş.

 

7-

13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

 

8-

42/ŞÛRÂ-47: İstecîbû li rabbikum min kabli en ye’tiye yevmun lâ meredde lehu minallâh(minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr(nekîrin).
Rabbinize icabet edin (Allah'a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz).

 

9-

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!

 

10-

6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

 

11-

4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

 

12-

5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.

 

Görülüyor ki, Allahû Tealâ ruhumuzun biz ölmeden evvel Allah’a ulaşmasını üzerimize tam 12 defa farz kılmış. İşte bu farz ruhumuzun biz ölmeden evvel vücudumuzdan ayrılıp Sıratı Mustakîm üzerinden yapacağı seyr-i sülûk adlı bir yolculukla Allah’a ulaşmasıdır. Ölümden sonra herkesin ruhu Allah’a ulaşır. Konumuz bu değil. Konumuz, ölmeden evvel insan ruhunun Allah’a ulaşması. İşte böyle bir olayın gerçekleşmesini dilemek bile bir insanı mutlaka cennet saadetinin sahibi yapar. Çünkü ruhun ölmeden evvel Allah’a ulaşmasını dilemek kişiyi takva sahibi kılar. İşte Rum Suresinin 31. âyet-i kerimesi:

 

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

 

Bir insanın takva sahibi olması demek ki ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilemesi ile mümkün. Hem Al-i İmran Suresinin 15. âyet-i kerimesi, hem de Al-i İmran Suresinin 198. âyet-i kerimesi, mutlaka takva sahibi olanların hepsinin Allah’ın cennetine gireceğini gösteriyor. Öyleyse kim ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı dilerse, o takva sahibi olur ve takva sahiplerini Allahû Tealâ cennetine alacağına göre mutlaka Allah’ın cennetine girer. Bu birinci hidayettir.

 

Ruhu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmak emri Kur’ân-ı Kerim’de hidayet kavramıyla anlatılıyor. Üç âyet-i kerime kesin bir şekilde hidayeti anlatıyor bize. Diyor ki Allahû Tealâ Al-i İmran-73’te:

 

3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah'a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi'dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).

 

Bakara-120 şöyle söylüyor:

 

2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (Allah'ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” . Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah'tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.

 

Kehf-17’de ise ifadesi şöyle:

 

18/KEHF-17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah'ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah'a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

 

Âyet-i kerimelerden çıkardığımız sonuç o ki: Hidayet açık ve kesin bir şekilde Kur’ân-ı Kerimimiz’e göre “insan ruhunun o kişi ölmeden evvel Allah’a ulaşması”dır. İşte bu hidayet son derece önemli bir kavram... Ve biz Türkiye’de mevcut 22 tane Kur’ân-ı Kerim mealinde hidayet kavramının “insan ruhunun Allah’a ulaşması” şeklinde değil, “doğru yol” olarak vasıflandırıldığını ve hep böyle tekrar edildiğini görüyoruz. Yani bir insanın ruhunu Allah’a ulaştırarak cennete ulaşacağı kesin bir vetire olmasına karşılık, insanların 14 asırda yazdıkları kitaplarla Kur’ân-ı Kerim’deki hidayet kavramını yok ettiklerini ve insan ruhunun Allah’a ulaşması demek olan hidayet kavramını doğru yol olarak Türkçeleştirdiklerini görüyoruz. Kaldı ki Sıratı Mustakîm için de şu bizim 22 tane Kur’ân-ı Kerim meali doğru yol tabirini kullanıyor. İrşad için de yine doğru yol tabirini kullanıyor.

 

Öyleyse burada açık bir hükümle karşı karşıyayız; 14 asırda hidayet kavramı değiştirilmiştir. Kavram, ölmeden evvel insan ruhunun Allah’a ulaştırılması olan esas mânâsından saptırılmış ve doğru yol isimli bir şekle sokulmuştur. Doğru yol ise müphem bir kavramdır. Herkese göre ayrı bir doğru yol olabilir. Meselâ İslâm’ın 5 şartıyla amel etmek doğru yol olarak değerlendiriliyor. İslâm’ın 5 şartıyla hiç kimse cennete giremez.

Ve böylece hidayet kavramı insanları cennet saadetine ulaştıracak olan temel kavram olmaktan çıkartılmıştır. Cehenneme ulaştıran bir kavram olmuştur.

Yukarıdan beri anlattığımız âyet-i kerimeler açık bir şekilde gösteriyor ki, kim ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı dilerse o kişinin gideceği yer mutlaka cennettir. Ruhunu Allah’a ulaştırırsa daha üst cennetlere gider. Ama hidayet kavramını ruhun ölmeden evvel Allah’a ulaşması değil de, doğru yol olarak aldığımız zaman herkesin kendisini doğru yolda görmesi kaçınılmaz bir sonuç olmaktadır. Böylece hidayet kavramının insanları Allah’a ulaştıran bir kavram olmaktan çıkartıldığını, yani insanları cennete ulaştıracak olan temel mefhum olmaktan çıkartıldığını görüyoruz. Böylece hidayet kavramı gizlenmiş ve insanların cennete ulaşması önlenmiştir. İşte bu kitap bu maksatla yazıldı. Hidayet kavramını gizlemek Allahû Tealâ’ya göre büyük bir suçtur.

Bakara Suresinin 159. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor:

 

2/BAKARA-159: İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ min el beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi, ulâike yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâinûn(lâinûne).
Muhakkak ki, beyyinelerden indirdiğimiz şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaştırılmasını) Kitap'ta insanlara açıklamamızdan sonra gizleyenlere, işte onlara, Allah lânet eder ve lânet ediciler de onlara lânet eder.

 

Allahû Tealâ’nın söylediği şey son derece açık. Hidayeti ketmedenler (gizleyenler) hem Allah’ın hem de lânet edenlerin hepsinin lânetine uğrarlar, gidecekleri yer cehennemdir. Şu anda Kur’ân-ı Kerim indirilişinden 14 asır sonra hidayet kavramının gizlendiğini kesin olarak tesbit etmiş bulunuyoruz. İşte bu kitapta 22 tane Kur’an-ı Kerim mealinde hidayet kavramının geçtiği âyet-i kerimelerin hepsi alınmıştır. Bu âyet-i kerimelerde hidayet kavramının, insan ruhunun ölmeden evvel Allah’a ulaşması olmaktan nasıl çıkarılıp, ne olduğu belirsiz bir doğru yol kavramına nasıl çevrildiğini görüyoruz. Doğru yolun herkese göre farklı bir mânâsı olduğu cihetle insanlar İslâm’ın beş tane şartını yerine getiriyorlar ve diyorlar ki: “biz doğru yoldayız.” Onların bir kısmını yerine getiriyorlar, gene doğru yoldayız diyorlar. Oysaki bir insanın hidayete adım atması Allah’a ulaşmayı dilediği gün gerçekleşir. Mürşidine ulaştığı gün, ruhunun vücudundan ayrılıp Allah’a doğru yola çıkması ise daha üst cennete ulaştırır. Ne zaman bir insan mürşidine ulaşırsa, o gün ruhu vücudundan ayrılır ve Allah’a doğru yola çıkar. İşte bu Sıratı Mustakîm üzerinden yapılacak olan seyr-i sülûk isimli bir yolculuktur. Bu yolculuğu kişinin başlattığı nokta, ruhunun Allah’a doğru yola çıktığı noktadır. İşte Allahû Tealâ bunun ancak mürşide ulaşıldığı gün gerçekleştiğini söylüyor. Kur’ân-ı Kerimimiz’de böyle bir ruh çıkışı yani Allah’a doğru ruhun yola revan olması hidayetin 2. basamağı olarak vasıflandırılıyor. Bu hidayete adım atmanın, yedi tane gök katının aşılarak Allah’a ulaşılması ile noktalanması söz konusu. İnsan ruhu Sıratı Mustakîm üzerinde seyr-i sülûk adlı bir yolculukla yedi tane gök katını aşıyor. En son Sidret-ül Münteha’ya ulaşıyor. Onu aşıp yokluk’a (adem) geçiyor ve yokluk’ta Allah’ın zat’ına ulaşıyor, Nebe Suresinin 39. âyet-i kerimesine göre:

 

74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun).
Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).

78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.

 

O kişinin ruhunun Allah’ın Zat’ında ifna olması ve orada da Allah’a teslim olmasıyla noktalanıyor.

 

Bu da hidayete ermektir. Allah’a ulaşmayı dilemek, hidayete adım atmak, ruhun Allah’a ulaşması ise hidayete ermektir. Bunun gerçekleşmesi bir talebe bağlıdır; insanın Allah’a ulaşma talebi. Böyle bir talebi yoksa insanın, Allahû Tealâ o kişinin Allah’ın âyetlerinden gâfil olduğunu ve cehenneme gideceğini söylüyor, Yunus Suresinin 7. âyet-i kerimesinde:

 

10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

 

Görüyorsunuz ki Allahû Tealâ ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı dilemeyenlerin, Allah’ın âyetlerinden gâfil olduğunu söylüyor. Ordinaryüs Profesör olsa, İlâhiyat Fakültesi’ne dekan olsa netice değişmiyor. O kişiler Allah’ın âyetlerinden gâfiller olarak değerlendiriliyor. Yetmez, bir sonraki âyet-i kerimede Allahû Tealâ bu insanların gideceği yerin ateş olduğunu yani cehennem olduğunu söylüyor. Öyleyse Allah’a ulaşmayı dilemek veya dilememek, son derece önemli bir konu. Dilemeyenler için Allah’ın kesin hükmü var: cehennem. Konu bu kadar önemli. Yani şu dünya üzerindeki hiçbir insan Allah’a ulaşmayı dilemedikçe kurtuluşa ulaşamaz, cennete giremez.

 

Oysaki bugün İslâm dîni, insanları İslâm’ın beş tane şartına bağlamış: Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek. ve bunlardan hiçbirisi Allah’a ulaşmayı diletmiyor insana. Hiçbirisi insanı Allah’a ulaşmayı dilemeye götürmüyor, böyle bir dileğin sahibi kılmıyor. Böyle bir dileğin sahibi olmayan bütün insanlarınsa cehenneme gideceği Kur’ân-ı Kerim’ce kesinleştirilmiş.

 

Öyleyse hidayeti dileyenler de mi var? Evet, var.

İşte Rad Suresinin 22. âyet-i kerimesi:

 

13/RA'D-22: Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri).
Onlar, sabırla Rab'lerinin vechini (Zat'ını, Zat'a ulaşmayı ve Allah'ın Zat'ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.

 

Allahû Tealâ birtakım insanların Allah’a ulaşmayı sabırla dilediklerini söylüyor.

Öyleyse Allahû Tealâ’ya ulaşmayı dileyenler var Kur’ân-ı Kerimimiz’de.

Peki, Allah da bu insanları kendisine ulaştırmayı diler mi?

Evet! En’am Suresinin 125. âyet-i kerimesi:

 

6/EN'ÂM-125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).
Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah'a) teslime (İslâm'a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü'min olmayanların üzerine azap verir.

 

Öyleyse bir üçüncü etap daha olmalı. Allah kendisine ulaştırmayı dilediği insanları kendi Zat’ına ulaştırıyor olmalı.

Gerçekten ulaştırmayı dilediği bu insanları Allah kendisine ulaştırıyor mu? Evet. Allah’ın bir kısım insanları kendisine ulaştırdığı kesin, Kehf Suresinin 17. âyet-i kerimesi:

 

18/KEHF-17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah'ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah'a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

 

Görüyoruz ki Allah açık bir şekilde insanları kendisine ulaştırıyor. Yani hidayete erdiriyor.

Öyleyse üç tane safha var.

Birinci safhada insanoğlu Allah’a ulaşmayı diliyor (dilemezse zaten kurtuluşu mümkün değil).

İkinci safhada Allah da onu kendisine ulaştırmayı diliyor.

Üçüncü safhada ise mutlaka ulaştırıyor. Şimdi beraberce bakalım gerçekten böyle mi?

Allah’a ulaşmayı dileyen bir insan âmenû olmuştur.

İşte Hud Suresinin 29. âyet-i kerimesi:

 

11/HÛD-29: Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).
Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah'a aittir. Ve ben âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab'lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.

 

Görülüyor ki kim âmenû olursa o kişi mutlaka Allah’a mülâki olacaktır. Yani ruhunun mutlaka Allah’a ulaştırılacağı Allahû Tealâ tarafından garanti edilmektedir.

Bakara Suresinin 156, 157. âyet-i kerimelerinde de aynı şey söyleniyor:

 

2/BAKARA-156: Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O'na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O'na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.

2/BAKARA-157: Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn(muhtedûne).
İşte onlar (dünya hayatında Allah'a mutlaka döneceklerinden emin olanlar) ki Rab'lerinden salâvât ve rahmet onların üzerinedir. İşte onlar, onlar hidayete ermiş olanlardır.

 

Görülüyor ki: “Biz Allah içiniz, Allah için yaratıldık ve mutlaka Allah’a ulaşacağız” deyince kişi Allah’a ulaşma talebini kesinleştirmiş oluyor. İşte bu kişinin hidayete ereceği bir sonraki âyet-i kerimede kesin olarak açıklanmış. Demek ki kim Allah’a ulaşmayı dilerse yani Allah’a ulaşmayı kesin bir talep olarak ortaya koyarsa, böyle bir insanın sonuçta mutlaka hidayete erdiğini, ruhunu Allah’a ulaştırdığını görüyoruz.

 

İşte Ankebut Suresinin 5 ve 6. âyet-i kerimelerinde Allahû Tealâ diyor ki:

 

29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).
Kim Allah'a mülâki olmayı (hayattayken Allah'a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah'ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah'a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

29/ANKEBÛT-6: Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsih(nefsihî), innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).
Ve kim cihad ederse, o taktirde sadece kendi nefsi için cihad eder. Muhakkak ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).

 

Bu da bize gösteriyor ki, Allah’a ulaşmayı dileyen kişi mutlaka Allah’ın Zat’ına Allahû Tealâ tarafından ulaştırılır:

 

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

 

Bütün sahâbenin ruhlarını Allah’a ulaştırdığını görüyoruz.

İşte Zumer Suresi 18. âyet-i kerime:

 

39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah'ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl'elbabtır (daimî zikrin sahipleri).

 

Bütün sahâbe hidayete ermiştir ve bütün sahâbenin felâha erdiğini, cennet müjdesiyle müjdelendiğini görüyoruz. A’raf Suresi 157. âyet-i kerime, Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Onlar ki Ümmi, Resûl, Nebî’ye tâbî olurlar. İşte onlar felâha erenlerdir.” O Ümmi, Nebî, Resûl’e kim tâbî olmuşsa tâbî olanlar felâha erdiler yani cennet müjdesiyle müjdelendiler. Bilindiği gibi Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olanlara SAHÂBE deniyor.

 

Öyleyse kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah da onu diliyor ve o kişiyi mutlaka kendisine ulaştırıyor. Allah’a ulaşmayı dileyen bütün insanları da mutlaka cennet saadetine ulaştırıyor. Şimdi hal böyleyse, Allahû Tealâ bütün insanların ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı dilemelerini ve ulaştırmalarını tam 12 defa farz kılmışsa, bu hususu gerçekleştiren herkesin, mutlaka cennete gideceğini söylüyorsa, hem takva sahibi olarak hem de sadece ruhunu Allah’a ulaştırdığı cihetle mutlaka cennete ulaştıracağını söylüyorsa ve bütün sahâbe ruhlarını Allah’a ulaştırmışsa ve de cennete gidecekleri Kur’ân-ı Kerim’e göre kesinleşmişse ve de 14 asır sonra insanlar insan ruhunun Allah’a ulaşması demek olan hidayeti Kur’ân-ı Kerim’de hemen hemen bütün hidayet âyetlerinde gizlemişlerse, o_zaman gizlemeyi yapıp da açıklığa kavuşturmayan bu insanların omuzlarında vebal olduğu kesindir. İşte bu perdeyi aralamak için bu kitap, kaleme alındı. Bugün Türkiye’de piyasada bulunan 22 tane Kur’ân-ı Kerim mealinde HİDAYET’in nasıl gizlendiğini sizlerin gözleri önüne sermek üzere bu kitap yazıldı.

 

Hidayetin Kur’ân-ı Kerim’de açık ve kesin olarak yer almasına rağmen, insanlar tarafından nasıl perdelendiğini, nasıl gizlendiğini ve nasıl hedefsiz hale getirildiğini, bu kitapta 22 tane Kur’ân-ı Kerim mealinin hidayet âyetlerinde ayrı ayrı göreceksiniz. 14 asırda Allah’ın hidayet mefhumu insanlar tarafından nasıl yok edilmiş onu göreceksiniz. Biz kitabı hazırladık. Okumak ve hüküm vermek sizin işiniz. Sizin ellerinize kitabı teslim ediyoruz. Umarız ki, dîni öğretenlerin aldığı vebali sizler de almazsınız. Allahû Tealâ Ahzab Suresinin 67 ve 68. âyet-i kerimelerinde diyor ki:

 

33/AHZÂB-67: Ve kâlû rabbenâ innâ ata’nâ sâdetenâ ve kuberâenâ fe edallûnes sebîl(sebîlâ).
Ve cehennemde olanlar derler ki: “Yarabbi, muhakkak ki biz, sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı Mustakîmi'nden) saptık.

33/AHZÂB-68: Rabbenâ âtihim dı’feyni minel azâbi vel anhum la’nen kebîrâ(kebîren).
Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle lânetle.

 

Devrin küberası, büyükler. Devrin sâdatları ise ileri gelenler. Hangi konuda ileri gelenler? Tabiatıyla dîni bir vecibenin yerine getirilmesi söz konusu olduğuna göre dîn öğretiminde ileri gelenler. İşte bütün devirlerde insanlara Allah’ın dînini yanlış öğreten, birçok, dînde ileri gelen insan oluşmuş. Bugün ülkemizde devrimizin sâdatları da iki grupta toplanıyor: Diyanet İşleri Teşkilâtı’nın kadrosunun büyük kısmı ve İlâhiyat Fakültelerindeki öğretim kadrosunun büyük kısmı. Ülkemizdeki dîn öğreticilerinin hiçbirinin bu yanlış uygulamayı kasten yapmadıklarına eminiz. Muradımız asla onları suçlamak değildir. Bizim hedefimiz sadece yanlışları düzeltmek ve bundan sonra doğruların öğretilmesini sağlamak ve hidayet mefhumunun kaybolması, yok olması sebebiyle cehenneme gidecek olan 70 milyondan fazla insanın vebalinden, ülkemizdeki dîn öğreticilerini kurtarmaktır.

Bu kitap, içinde bulunduğumuz HİDAYET ÇAĞI’nda (ASR-I HİDAYET’te) uhdemize tevdi edilen bu mukaddes görevin bir önemli parçası, bir kilometre taşıdır.

Biz aradan çıkıyor ve kitabı sizlere teslim ediyoruz. Hüküm sizin.

Allah hepinizden razı olsun ve hepinizi vebalden korusun.  

 

           Dualarımızla

          İMAM İSKENDER ALİ  MİHR 

 

 

 

Text Box: Bu bölümde,
İmam İskender Ali M İ H R’e
ait Kur’ân-ı Kerim meallerinin dışındaki 22 tane Kur’ân-ı Kerim’e
ait metinler, kitaplarda nasıl yazılmışsa
aynen alınmıştır.

 

 

 

 

 

 

1/FATİHA-6, 7

 

1- İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme) sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).

 

1- (Bu istiane’n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet et (ulaştır). O (SIRATI MUSTAKÎM) ki; (başlarının) üzerlerine (Devrin İmamı’nın ruhunu) ni’met olarak verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- (Öyleyse;) Bizi (rahmetine kavuşturacak, mağfiretine mazhar kılacak) doğru yola eriştir. Kendilerine ihsan ettiğin kimselerin (peygamberlerinin, meleklerinin ve evliyanın) doğru yoluna (ki; bu da ancak İslâm yoludur); gazabına uğramış sapıklık içinde kalmışların (Hristiyan,Yahudi ve Müşriklerin) yoluna değil Amin!.. ( Ya Rabbi!.. fatiha ile yaptığımız bu duayı kabul buyur.)

Abdullah AYDIN

 

3- Bizi doğru yola hidayet et. (Bizi doğru yolda sabit kıl. Bu yoldan maksat, İslâm’dır. Kur’an-ı Kerîm ve içindeki hükümleridir.) O kendilerine ni’met (haz ve saadet) verdiklerinin (Enbiya ve sıddîklardan, şehid ve salihlerden in’âm ettiğin dostlarının) yoluna. Gazabına uğrayıp İslâm’ı terk edenlerin (Yahudilerin) yoluna değil, heva ve hevesine uyup doğru yoldan azmışların (Hıristiyanların) yoluna da değil.     

    Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- Bizi doğru yola, nimetlerine erdirdiğin kimselerin yoluna eriştir, hışma uğrayanların ve sapmışların yoluna değil (âmin).

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- Bizi doğru yola ilet! Nimet verdiğin yoluna!.. Gazabına uğrayanların ve sapıtanların yoluna değil!                     

 Ali ARSLAN

 

6- Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna... Gazabına uğrayanların ve sapık olanların yoluna değil.

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Bizi doğru yola, nimete erdirdiklerinin yoluna, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir.    

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Bizleri doğru yola ilet, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna; gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil.

                               Seyid Kutup

           

9- Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil!  

           Bir Heyet

 

10- Bizi, (itikat, söz, iş ve ahlâkımızda) doğru yola ilet. (Bizi, İslâm dini, peygamber yolu olan hak yolda sabit eyle) Kendilerine, (fazlından ve ihsanından) nimet verdiğin kimselerin (peygamberlerle velîlerin) yoluna (hakkı kabul etmeyip küfre vardıklarından) gazaba uğrayanların ve sapıklarınkine değil...        

Fikri YAVUZ

 

11- Bizi doğru yola ilet. Nimetine erdirdiğin kimselerin yoluna... Gazaba uğrayanların ve sapıklarınkine değil.

Celal YILDIRIM

 

12- Bizi doğru yola yönelt; nimet verdiklerinin yoluna. Gazaba uğramış sapıtmışlarınkine değil.       

Bekir SADAK

 

13- Kendilerine nimet verdiğin (peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salihler) yoluna, (sebepler dünyasında boğulup) gazabına maruz kalanların yoluna değil ve (yanlış yola girip) saplanan sapıkların yoluna değil.

          Bahaeddin SAĞLAM

 

14- Kendilerine (lütfûndan) nimet verdiğin (iyi) kimselerin yoluna, (geçmiş dinlerde olduğu gibi) kendilerine gazâb edilmişlerin ve sapıklarınkine değil(Ya Rabbi).  

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Bizleri doğru yola hidayet et, O, kendilerine in’am olduğun zatların yoluna ilet, gazaba uğramışların ve sapık bulunmuşların yoluna değil.         

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Bizi doğru yola ilet. Nimet verdiğin kimselerin yoluna; kendilerine gazâb edilmiş olanların ve sapmışların yoluna değil(Yâ Rabbi).         

Süleyman ATEŞ

 

17- Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil!  

Diyanet Vakfı 1993

   

18- Bizi doğru yola, kendilerine ni’met verdiklerinin yoluna ilet, gazâba uğrayanlarınkine, sapıklarınkine değil.

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Bizi doğru yola ilet; kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil.            

        Ali BULAÇ

   

20- Bizi doğru yola ilet, kendilerine ni’met verdiklerinin yoluna. Gazaba uğrayaların ve sapklarınkine değil.

     Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Nimete erdirdiğin kimselerin yoluna eriştir....

 Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Dosdoğru giden yola ilet bizi... Kendilerine nimet sunduklarının, üzerlerine gazap dökülmemişlerin, karanlık ve şaşkınlığa saplanmamışların yoluna...

Yaşar Nuri ÖZTÜRK   

 

23- Hidayet eyle bizi doğru yola; o kendilerine in’am ettiğin (nimet verdiğin) mesûdların yoluna; ne o gazap olunanların, ne de sapkınların!

  Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Sıratı Mustakîm’in ruhları Allah’a ulaştıran yol olduğu (Nisa-175) hiçbir mealde verilmemiş.

 

En’am-88’de Yüce Rabbimiz Sıratı Mustakîm’in insanları hidayete ulaştıran yol olduğunu söylüyor. Al-i İmran-73, Bakara-120 ve Kehf-17’de Allah hidayetin insan ruhunun ölümden evvel Allah’a ulaşması olduğunu söylüyor.

 

Görülüyor ki, Sıratı Mustakîm herkesin üzerinde olduğunu zannettiği bir doğru yol değil, insanların ruhlarını Allah’a ulaştıran yoldur.

 

NİSA-175: Allah’a âmenû olanları ve O’na sarılanları (sarılmayı dileyenleri) Allah, Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.

EN’AM-88: İşte bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).

AL-İ İMRAN-73: Ve sizin dîninize tâbî olandan başka kimseye inanmayın. (Habibim) de ki: “Hiç şüphesiz HİDAYET, Allah’ın (Kendisine) ulaştırmasıdır. (İnsan ruhunun ölümden evvel Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin başka birine verilmesi (sebebiyle mi) veya Rabbinizin katında (sizlerle) tartışacakları için mi (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Hiç şüphesiz fazl, Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, VÂSİ’un ALÎM’dir. (Allah herşeyi kuşatan ve herşeyi bilendir.) 

BAKARA-120: Sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allah’tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olmaz.

KEHF-17: Ve güneşin, doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah’ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

 

 

 

2/BAKARA-18

 

2- Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn(yerciûne).

 

1- Birer sağır, dilsiz ve kördürler. Artık onlar (Rab’lerine) dönmezler.

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- Onlar sağırdırlar (Hakkı işitmezler.) Dilsizdirler (inanmadıklarını söylemezler.) Kördürler (gerçekleri görmezler) artık doğru yola dönmezler.  

Abdullah AYDIN

 

3- Onlar hakkı duymazlar, hakkı söylemezler, hakkı görmezler, dalâletten hidayete dönmezler.     

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- Sağırdırlar; dilsizdirler, kördürler. Bu sebeple (onlar, doğru yola) dönmezler.

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- (Onlar) Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar (gerçeğe) dönüş de yapamazlar.

Ali ARSLAN

 

6- (Onlar), sağırdırlar; dilsizdirler; kördürler. (Bir daha Hakka) dönmezler.

Prof. Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bu yüzden doğru yola dönmezler.

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Bu yüzden geri dönemezler.

Seyid Kutup

 

9- Onlar sağırdırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler.

Bir Heyet

 

10- Onlar sağırdırlar (Hakkı işitmezler), dilsizdirler (îmânı ikrar etmezler), kördürler (anlayış gözüyle hakkı ayırt etmezler), artık onlar (bu hallerinden) dönmezler.       

    Fikri YAVUZ

 

11- Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (doğru yola) dönmezler.

Celal YILDIRIM

 

12- Sağırdırlar, dilsiz ve kördür onlar; bir türlü gerçeğe dönemezler.

Bekir SADAK

 

13- Onlar sağır, dilsiz ve kördürler ve geri de dönemiyorlar.

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- (Onlar rûhen) sağır, dilsiz ve kördürler. Artık (bulundukları sapıklıktan Hakk’a) dönmezler.         

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Onlar bir takım sağırlar, dilsizler, körlerdir. Artık onlar - o dalâletten - dönmezler.

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- (Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar (Hakk’a) dönmezler. 

Süleyman ATEŞ

 

17- Onlar, sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler.

Diyanet Vakfı 1993

 

18- (Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler ve körlerdir. Artık (Hakka) dönmezler. 

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler.

Ali BULAÇ

 

20- Onlar sağır, dilsiz ve kördürler.  Artık dönmezler.

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bu yüzden geri de dönmezler.

  Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar artık dönmezler.    

 Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler artık bunlar dönmezler.

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

         

Hiçbir meal, dönüşün (rücu etmenin) Allah’a ruhu hayatta iken ulaştırmak olduğunu ifade etmiyor. Sadece Ayntabî Mehmet Efendi ‘dalâletten hidayete dönmezler’ ifadesini kullanmış.

 

Fakat hidayetin bütün mealciler tarafından “doğru yol” şeklinde kabulu sebebiyle hidayete dönmezler ifadesi “ruhun ölmeden evvel Allah’a ulaştırılması” anlamına gelmiyor.

 

 

 

2/BAKARA-27

 

3- Ellezîne yenkudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıh(mîsâkıhî), ve yaktaune mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yufsidûne fîl ard(ardı) ulâike humul hâsirûn(hâsirûne).

 

1- O (fasıklar) ki; (kâlû belâ günü Allah’a verdikleri) MİSAK’ten sonra, Allah’ın Ahdini bozarlar. Ve Allah’ın O’na (Allah’a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler. (Başka insanların, ruhlarını Allah’a ulaştırmalarına mani olurlar. Ve bu sebeple) yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte onlar hüsranda olanlardır.

 

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- O bozguncular ki (ezelde) Allah’a (itaat edeceklerine) söz verdikleri halde, sonradan bozarlar. Allah’ın birleştirilmesini emrettiği (yakınlık ve îmân bağlarını) keserler.

Abdullah AYDIN

 

3- Onlar, Allah’ın ahdini misakla bağlandıktan (yeminle te’kid) ettikten sonra bozarlar ve Allah’u Tealâ’nın vaslını emrettiği şeyi keserler. (İmandan men, Hakk’ı istihza, düzenliği te’min eden vaslı keserek).

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- O (fâsıklar) ki Allah’a verdikleri sözü sağlama bağladıktan sonra bozarlar. Ve Allah’ın eklenmesini emir buyurduğu şeyi (peygambere îmânı ve akrabaya yardımı) keserler.

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- O (fasıklar) ki, kuvvetli bir ahidle bağlandıktan sonra, Allah’ın ahdini bozarlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi (îmân ve akrabalık bağlarını) keserler.

Ali ARSLAN

 

6- (O fasıklar ki), söz verdikten sonra Allah’ın ahdini bozarlar; Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler.

Prof. Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki, onlar Allah’la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah’ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Onlar ki, Allah’a vermiş oldukları sözü kesin bir ahit haline getirdikten sonra bozarlar, Allah’ın sürdürülmesini emretmiş olduğu ilişkileri keserler.

Seyid Kutup

 

9- Onlar öyle sapıklar ki, kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah’ın, ziyaret edilip hal ve hatırının sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten vazgeçerler.

Bir Heyet

 

10- O fâsıklar ki, Allah’ın (ezelde îmân ve itaat etmelerine dair) kendilerinden aldığı sözü sağlama bağladıktan sonra, O’nun ahdini bozarlar ve Allah’ın vaslını emrettiği şeyi (yakınlık ve îmân bağlarını) keserler.

Fikri YAVUZ

 

11- O fasıklar ki, Allah’ın (Elestü bi-rabbiküm:Ben sizin Rabbiniz değil miyim? hitabındaki veya semavi kitaplarda, zuhur edecek son peygambere inanmaları hususundaki) ahdini tevsik ettikten sonra bozarlar. Allah’ın (biraraya getirilip) birleştirilmesini emrettiği (dini, ahlâki, içtimâi bağları) keserler.

Celal YILDIRIM

 

12- O günahkârlar ki, Allah’a kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler, Allah’ın riayet edilmesini emrettiği akraba ilişkilerini keserler.

Bekir SADAK

 

13- O fasıklar ki; Allah’a söz verdikten sonra o sözü bozarlar. Allah’ın iliştirilmesini emrettiği şeyi (sosyal ve evrensel bağları) keserler.

  Bahaeddin SAĞLAM

 

14- O fasıklar ki, (îmân ve itaat hususunda yeminle söz verip bağlandıktan sonra, Allah’a verdikleri sözü bozarlar; (İman ve akrabalık bağları gibi) Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi keser (koparır)lar.

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- O kimseler ki Hak Teâlâ’nın ahdini tevsik -yemin ile te’kid- ettikten sonra bozarlar. Bitişmesini emretmiş olduğu şeyi kesiverirler.

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Onlar ki, söz verip bağlandıktan sonra Allah’a verdikleri sözü bozarlar, Allâh’ın, birleştirilmesini emrettiği şeyi (îmân ve akrabalık bağlarını) keserler.

Süleyman ATEŞ

 

17- Onlar öyle (fasıklar) ki Allah’a kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah’ın ziyaret edilip hal ve hatırının sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten vazgeçerler.     

Diyanet Vakfı 1993

 

18- O (fâsıklar) ki, Allah’ın (Kitaplarında Muhammed’e îmân etmeleri hakkındaki) ahid (ve emr)ini - onu te’kid de ettikten sonra - bozarlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şey’i (hısımlık rabıtalarını, cem’iyet birliğini, peygambere îmânda birleşmeyi) keserler.

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Ki (bunlar) Allah’ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar, Allah’ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler.

Ali BULAÇ

 

20- Onlar Allah’ın ahdini, misak ile bağladıktan sonra bozarlar. Allah’ın vaslını (birleştirilmesini) emrettiği şeyi keserler.

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Ki onlar Allah’a yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah’ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar.

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- O fâsıklar ki Allah’a verdikleri ahdi, onunla anlaşıp bağlandıktan sonra bozarlar,  Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler.

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23-  Hem onunla ancak o fâsıkları şaşırtır ki, Allah’ın ahdini misak ile bağlandıktan sonra bozarlar, Allah’ın vaslını (birleştirilmesini) emrettiğini kat’ederler (ayırırlar).    

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Görülüyor ki, sadece Ali BULAÇ “Allah’ın Kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi” diyor.

 

“Allah’ın kendisine ulaştırılmasını emrettiği şey” demediği için mânâ değişiyor.

 

Vasıl etmek, birleştirmekten ziyade ulaştırmak anlamında kullanılır. Vuslat, vusul, visal, vasıl olmak, isale hattı, muvassalat gibi kelimeler hâlâ Türkçemiz’de kullanılmaktadır.

 

Gene de “Allah’ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şey” demekle Sayın BULAÇ “İnsan ruhunun ölümden evvel Allah’a ulaştırılmasını” yaklaşık olarak ifade etmiş sayılır.

 

Ama bazıları “Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şey” dedikleri halde, birleşmesinin Allah ile olduğunu söylememekle hakikati örtmüş oluyorlar. Geri kalanlar ise hakikati tamamen örtmüş durumdadır.

 

 

 

2/BAKARA-46

 

4- Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).

 

1- O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine muhakkak mülâki olacaklarına (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştıracaklarına) ve (sonunda ölümle) mutlaka O’na döneceklerine kesin olarak inanırlar.

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- İçi saygı ile ürperenler, Rabblerine kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini iyi bilirler.

Abdullah AYDIN

 

3- Ki onlar, Allahû Tealâ’yı göreceklerini, hesap ve ceza için haşrolunacaklarını yakînen bilirler.    

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- Onlar öyle kimselerdir ki, Rabblerine kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini bilirler.      

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- O huşû ile (Allah’a büyük saygı göstererek) ibadet edenler Rabblerine kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini kesinlikle bilirler.         

Ali ARSLAN

 

6- Huşû duyanlar ise, Rabblarına mutlaka kavuşacaklarını ve O’na mutlaka döneceklerini bilirler. 

  Prof. Dr. Talat KOÇYİĞİT

   

7- Rabblerine   kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini umarlar.

Diyanet İşleri Başkanlığı     

 

8- Onlar ki, Rabbleri ile buluşacaklarını, kesinlikle O’nun huzuruna döneceklerini bilirler.

Seyid Kutup

 

9- İşte o kalbi Allah’a saygı ile ürperenler, kendilerinin herhalde Rablerine kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini düşünen ve kabullenen kimselerdir.

Bir Heyet

 

10- O saygı gösterip korkanlar, o kimselerdir ki, Rabblerine kavuşacaklarını ve sonunda O’na döneceklerini yakînen bilirler.

Fikri YAVUZ

11- Allah’a kavuşacaklarına ve ancak ona döneceklerine kesin bilgi (ve inanç) edinen saygılı kimselerdir.

Celal YILDIRIM

 

12- Onlara ki, onlar, gerçekten Rabblerine kavuşacaklarına ve ancak O’na döneceklerine inanırlar.

          Bekir SADAK

         

13- Öyle huşû (huzur ve sükûn) duyanlar ki, Rabbleriyle karşılaşacaklarına ve kendilerinin Allah’a ait olup, O’na döneceklerine inanırlar.

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- Onlar (huşû ehli) ki, mutlaka Rabb’lerine kavuşacaklarını ve ancak O’na döneceklerini bilirler (de namazlarını yüksünmeden kılarlar).

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Hak’tan korkanlar, o zatlardır ki Rabblerine mülâki olacaklarını ve O’nun huzur-u manevisine döneceklerini düşünüp teemmül ederler.

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Onlar ki, Rabb’lerine kavuşacaklarını (gözetir) ve gerçekten O’na döneceklerini bilirler.

Süleyman ATEŞ

 

17- Onlar, kesinlikle Rabblerine kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini düşünen ve bunu kabullenen kimselerdir.    

Diyanet Vakfı 1993

 

18- O (yüksek saygı göstere)nler ki onlar hakikaten Rabblerine kavuşucu ve hakikaten ancak O’na dönücü olduklarını bilirler (de namazlarını o vech ile kılarlar).

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Onlar, (mü’minler ise) şüphesiz, Rabbleriyle karşılaşacaklarını ve (yine) şüphesiz, O’na döneceklerini bilirler.

Ali BULAÇ

 

20- Allah’tan korkan o kişiler, Rabblerine kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini bilirler.   

ZİYA Kazıcı-Necip TAYLAN

 

21- Rabblerine kavuşacak ve O’na döneceklerini umanlar...

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

       

22- O ürperti duyanlar, Rabblerine kavuşacaklarını düşünürler ve bilirler ki onlar, mutlaka O’na döneceklerdir.

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- Onlar ki kendilerini hakikaten rablerine kavuşuyor ve hakikaten O’na rûcu ediyor sayarlar.

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Bu âyet-i kerimede açık açık, önce hayatta iken Allah’a birinci defa insan ruhunun ulaşmasından, ölümden sonra ise insan ruhunun Azrail (A.S) ile tekrar Allah’a geri döneceğinden bahsediliyor.

 

Bu âyet-i kerimede mülâki olmak, ölmeden önce ruhumuzun Allah’a ulaşması, rücu etmek ise öldükten sonra ruhun, bir defa daha Azrail (A.S) vasıtasıyla Allah’a ulaşması anlamına kullanılmıştır. Çünkü kişi vuslata ermiş ise, ruhu Allah’tadır. Ölünce ruh tekrar cesedin üzerine iner ve ikinci defa geri döndürülerek (Azrail A.S tarafından) Allah’a ulaştırılır. Ölümden evvel ve sonra 2 defa Allah’a ulaşmak bu âyet-i kerimede kesin şekilde yer almıştır. Ama hiçbir mealde bu hakikate temas edilmiyor.

 

 

 

2/BAKARA-120

 

5- Ve len terdâ ankel yehûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).

 

1- Sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allah’tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olmaz.

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- De ki: “Allah’ın hidayet yolu, doğru yoldur.”       

Abdullah AYDIN

 

3- De ki: “Doğru yol, Allah’ın yoludur.”       

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- De ki: “Gerçek yol ancak Allah’ın yoludur.”        

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- De ki: “Şüphesiz Allah’ın hidayeti (olan İslâm dini), hidayetin ta kendisidir.”

Ali ARSLAN

 

6- De ki: “Allah’ın yolu; işte asıl yol O’dur.”

Prof. Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- De ki: “Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur”.   

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- De ki; “Doğru yol, sadece Allah’ın yoludur.”       

Seyid Kutup

 

9- De ki: “Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur.”         

Bir Heyet

 

10- De ki: “Yol Allah’ın gösterdiği yoldur; İslâmdır.”

Fikri YAVUZ

 

11- (Onlara) de ki: “Herhalde (İslâm’ın ilettiği) yol, Allah’ın doğru yoludur.”

Celal YILDIRIM

 

12- De ki: “Allah’ın hidayet yolu olan İslâm, doğru yolun kendisidir. “

Bekir SADAK

 

13-  Sen de de ki: “Asıl doğru yol Allah’ın yoludur.”   

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- (Ey Habibim, onlara) de ki: “Allah’ın hidayeti (olan İslâm), doğru yolun ta kendisidir.”          

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15-  De ki: “Asıl hüdâ, Allah’ın hidâyetidir.”  

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- “Asıl doğru yol, Allâh’ın doğru yoludur.”

Süleyman ATEŞ

 

17-  De ki: “Doğru yol ancak Allah’ın yoludur.”       

Diyanet Vakfı 1993

 

18-  De ki: “Allah’ın hidâyet (yolu olan İslâm yok mu? İşte) doğru yolun ta kendisi odur.”

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- De ki: “Şüphesiz doğru yol, Allah’ın (gösterdiği) yoludur.”

Ali BULAÇ

 

20- De ki: “Hidayet Allah’ın hidayetidir.” 

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- De ki: “Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur.”

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- De ki: “Allah’ın kılavuzluğu erdirici kılavuzluğun ta kendisidir.”

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- “Herhalde yol, Allah yolu” de!

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Görülüyor ki hidayet tabiri hepsinde “doğru yol” olarak geçiyor. Oysaki hidayet “yol” değildir. Sıratı Mustakîm üzerinden Allah’a ulaşmak vetiresidir, işidir (Kehf-17) ve (Al-i İmran-73).

 

Bu âyet-i kerimeye, hidayet kelimesinin lügat mânâsı ulaşmak olduğuna göre, sadece 2 türlü mânâ verilebilir. Birinci ve ikinci şekilde Türkçe’sini yerine koyalım.

 

1- De ki, muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte o hidayettir.

2- De ki, muhakkak ki Allah’a hidayet olmak (var ya) işte o (Allah’a) ulaşmaktır.

 

Görülüyor ki, her iki şekilde de “Allah’a ulaşmak” söz konusudur. (Kehf-17) ve (Al-i İmran-73) aynı hususu daha net olarak açıklıyor. Ve görülüyor ki, hiçbir meal hakikati yansıtmıyor.

 

KEHF-17: Ve güneşin, doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah’ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

AL-İ İMRAN-73: Ve sizin dîninize tâbî olandan başka kimseye inanmayın. (Habibim) de ki: “Hiç şüphesiz HİDAYET, Allah’ın (Kendisine) ulaştırmasıdır. (İnsan ruhunun ölümden evvel Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin başka birine verilmesi (sebebiyle mi) veya Rabbinizin katında (sizlerle) tartışacakları için mi (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Hiç şüphesiz fazl, Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, VÂSİ’un ALÎM’dir. (Allah herşeyi kuşatan ve herşeyi bilendir.) 

 

 

2/BAKARA-156

 

6- Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).

 

1- Onlar ki; kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki; Allah içiniz (O’nun için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız).” dediler.

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- O sabırlı kimseler ki, bir musibete uğradıklarında: “Biz Allah’ın kuluyuz ve (öldükten sonra) yine O’na döneceğiz.” derler.     

Abdullah AYDIN

 

3- Onlar ki, bir musîbete uğradıkları vakit: “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn (Biz Allah’ın kullarıyız, ancak O’na döneriz, musîbetlerine râzıyız).” derler.

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- Ki onlar başlarına bir belâ geldiği zaman: “Biz Allah’ın (dünyada takdirine teslim olmuş kulları)yız ve biz (ahirette de) yine O’na döneceğiz.” derler.

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- (O sabredenler) ki, kendilerine bir felâket isabet ettiğinde: “Biz Allah’danız ve şüphesiz ki O’na döneceğiz.” derler.     

Ali ARSLAN

 

6- Nitekim bunlar, kendilerine bir musîbet geldiği zaman: “Biz Allah’a aidiz ve elbette O’na döneceğiz.” derler. 

Prof. Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Onlara bir musibet geldiğinde: “Biz Allah’ınız ve elbette O’na döneceğiz.” derler.         

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Ki onların başlarına bir musibet geldiğinde: “Biz Allah için varız ve yine O’na döneceğiz.” derler.        

Seyid Kutup

 

9- İşte o sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman: “Biz Allah için varız, ve biz sonunda O’na döneceğiz.” derler.     

Bir Heyet

 

10- Onlar, o kimselerdir ki, kendilerine bir belâ geldiği zaman teslimiyet göstererek:  “Biz Allah’ın kuluyuz ve (öldükten sonra da) yine O’na döneceğiz.” derler.    

Fikri YAVUZ

 

11- Onlar ki, kendilerine bir musibet dokunduğu zaman: “Biz Allah’a âidiz ve sonunda O’na dönücüleriz.” derler. 

Celal YILDIRIM

 

12- O sabredenler ki, kendilerine bir bela geldiğinde: “Bizim, bütün varlığımız Allah’ındır, sonunda da O’na döneceğiz!” derler.     

Bekir SADAK

 

13- Öyle sabredenler ki, bir musibet başlarına geldiğinde: “Biz Allah’ın malıyız ve O’na döneceğiz.” derler.  

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- Ki onlar, kendilerine bir belâ geldiği zaman ancak: “Biz Allah için (teslim olmuş kullar)ız ve elbette (yine) biz, ancak O’na döneceğiz.” derler.

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Onlar ki, kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman: “Biz Allah içiniz ve biz nihâyet O’na döneceğiz.” derler.    

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Ki onlara bir belâ eriştiği zaman: “Biz Allah içiniz ve biz O’na döneceğiz.” derler.          

Süleyman ATEŞ

 

17- O sabredenler kendilerine bir bela geldiği zaman: “Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz.” derler.    

Diyanet Vakfı 1993

 

18- Ki onlar kendilerine bir belâ geldiği zaman: “Biz (dünyâda) Allah’ın (teslim olmuş kulları)yız ve biz (âhirette de) ancak O’na dönücüleriz.” diyenlerdir.  

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Onlara bir musibet isabet ettiğinde derler ki: “ Biz Allah’a ait (kullar)ız ve şüphesiz O’na dönücüleriz.”    

Ali BULAÇ

 

20- Öyle sabredenler ki, kendilerine bir bela geldiğinde: “Biz Allah’ın (teslim olmuş kulları)yız. Ve biz (ahirette de) ancak O’na dönücüleriz.” derler.  

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Onlara bir musibet geldiğinde: “Biz Allah’ınız ve elbette O’na döneceğiz.” derler. 

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Onlara bir ıstırap gelip çattığında şöyle derler: “Biz Allah içiniz ve sonunda O’na dönüp gideceğiz.”      

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- Başlarına bir musibet geldiği vakit: “inna lillahi ve inna ileyhi râciûn” (Biz Allah’ınız ve nihayet O’na döneceğiz.) derler.     

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Görülüyor ki, Allah’a geri dönüş bütün meallerde ölümden sonra Allah’a geri dönüş olarak alınmış. Âyet, Bakara-46 ile aynı anlamda gibi görünüyor. Oysaki, Fecr-27, 28, 29 ve 30 beraberce ele alındığında, Rabbimizin bize nefsimizi tezkiye etmeyi, ruhumuzu Allah’a ulaştırmayı ve fizik vücudumuzu Allah’a kul etmeyi emrettiğini görüyoruz.

 

“İrciî ilâ rabbiki (Rabbine geri dön)” emri ise hayatta olan, iradesini kullanabilecek bir insana veriliyor. Yani hayatta olan bir insanın ruhunu, ölmeden evvel Allah’a ulaştırması emrediliyor. Zaten bir sonraki âyet-i kerime (Bakara-157) bu dönüşün hidayete ermek (ruhun, ölümden evvel Allah’a ulaşması) olduğunu kesinleştiriyor.

 

BAKARA-46: O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarını ve (sonunda ölümle) mutlaka O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

FECR-27: Ey mutmain olan nefs!  

FECR-28: (Ey ruh!) Rabbine geri dön (erek ulaş). Allah’tan razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanarak.

FECR-29: (Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman), (Bana kul olursun) kullarımın arasına gir. 

FECR-30: Ve cennetime gir.

BAKARA-157: Onlar (dünya hayatında Allah’a döneceklerini bilenler var ya), Rab’lerinden salâvât ve rahmet onların üzerinedir. İşte onlar, hidayete ermiş olanlardır.

 

 

 

2/BAKARA-157

 

7- Ulâike aleyhim salavâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn(muhtedûne).

 

1- Onlar (dünya hayatında Allah’a döneceklerini bilenler var ya), Rab’lerinden salâvât ve rahmet onların üzerinedir. İşte onlar, hidayete ermiş olanlardır.

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- İşte onlara (o teslimiyet gösterenlere) Rabblerinden mağfiret ve rahmet vardır. Onlar doğru yolu bulanlardır.     

Abdullah AYDIN

 

3- İşte onlara (bu vasıfta bulunan kimselere) Rabblerinden tezkiye, gufrân, lütûf ve ihsan vardır. Hidayete erdirilenler de bunlardır. (Dünya ve ahiret saadetine ihtidâ olunmuşlardır.) 

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- İşte onlara Rabblerinden mağfiret ve rahmet vardır. Ve işte onlar hidayete erenlerin ta kendileridir.      

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- İşte onlar! Rabblerinden mağfiretler ve rahmet hep onlaradır. Ve hidayete erenler de onlardır.  

Ali ARSLAN

 

6- Rabblerinden gelen mağfiret ve rahmet, işte onların üzerindedir; hidayete ermiş olanlar da, yine onlardır.  

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Rabblerinin mağfiret ve rahmeti onlaradır. O’nun yolunda olanlar da onlardır.   

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- İşte onlar için Rabbleri tarafından mağfiret ve rahmet vardır. Hidayete erenler de onlardır.       

Seyid Kutup

 

9- İşte Rabblerinden bağışlamalar ve merhametler hep onlaradır. Ve yalnızca onlar doğru yolu bulmuşlardır.  

Bir Heyet

 

10- O teslimiyet gösterip Rablerine sığınanlar üzerine, Rabblerinden mağfiret, rahmet (ve cennet) vardır; ve işte onlar, hidayete ermiş olanlardır.

Fikri YAVUZ

11- İşte onlar (o sabredip Allah’a bağlılık ve teslimiyet gösterenler yok mu) onlara, Rablerinden bol mağfiretler ve rahmet vardır; doğru yola eriştirilenler de onlardır.    

Celal YILDIRIM

 

12- Onlara Rabblerinden bol bol mağfiret ve rahmet vardır ve onlar doğru yola yönlenmişlerin tâ kendileridir.  

Bekir SADAK

 

13- Bunlar için Rabblerinden bağışlanmalar ve rahmet (ikram) vardır. Ve bunlar doğru yolu bulanlardır.   

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- İşte Rabblerinden mağfiret ve rahmet, (Allah’a teslimiyet gösteren) onların üzerinedir; işte doğru yolu bulanlar da onlardır. 

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- İşte onlar için Rabbleri tarafından mağfiretler ve rahmet vardır. Hidayete erenler de onlardır. 

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.  

Süleyman ATEŞ

 

17- İşte Rabblerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.  

Diyanet Vakfı 1993

 

18- Onlar (o teslimiyet ve istircai gösterenler yok mu?) Rabblerinden mağfiretler ve rahmet onların üzerindedir. Ve onlar doğru yola erdirilenlerin ta kendileridir.         

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Rabblerinden (olan bir salat) bağışlanma ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır.  

Ali BULAÇ

 

20- İşte onlara Rabblerinden mağfiret ve rahmet vardır. Ve onlar, hidayete erenlerdir.       

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Rabblerinin mağfiret ve rahmeti onlaradır. O’nun yolunda olanlar da onlardır. 

               Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- İşte böyleleri üzerine Rabblerinden selamlar, bereketler var, bir rahmet var. İşte bunlardır iyiye ve güzele ermiş olanlar.  

         Yaşar Nuri ÖZTÜRK 

 

23- İşte onlar, rabblerinden salâvât u rahmet onlara ve işte hidayete erenler onlar!  

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Bir evvelki âyet-i kerimede Allah’a ölmeden evvel geri dönmeyi, yani hidayete ermeyi muhakkak gerçekleştirebileceklerini söyleyenlerin bu âyet-i kerimede hidayete erdikleri, yani ölmeden evvel Allah’a ruhlarını ulaştırdıkları kesinlik kazanıyor.

 

Meallere gelince, görülüyor ki hidayete ermek tabiri kullanılmış birçoklarında… Ama daha evvelki sayfalarda gördük ki, hepsi hidayeti “doğru yol” olarak kabul ediyor. Halbuki hidayet “doğru yol” değildir. Yol da değildir. Allah’a ulaştıran tek yol olan Sıratı Mustakîm üzerinden Allah’a ulaşma vetiresidir, işidir, fiilidir. Seyr-i sülûktur. Allah’a ulaşmayı dilemeden “hidayete adım atılamaz”, Allah’a ulaşmadan da “hidayete erilemez.” Hidayete adım atmak, 3. basamakta, hidayete ermek ise 21. basamakta gerçekleşir (Kehf-17).

 

KEHF-17: Ve güneşin, doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah’ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

 

 

 

2/BAKARA-213

 

8- Kânen nâsu ummeten vâhıdeten fe beasallâhun nebiyyîne mubeşşirîne ve munzirîne, ve enzele meahumul kitâbe bil hakkı li yahkume beynen nâsi fî mahtelefû fîh(fîhi), ve mahtelefe fîhi illellezîne ûtûhu min ba’di mâ câethumul beyyinâtu bagyen beynehum, fe hedâllâhullezîne âmenû li mahtelefû fîhi minel hakkı bi iznih(iznihî), vallâhu yehdî men yeşâu ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

 

1- İnsanlar bir tek ümmetti. Allah, müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler beas etti (hayata getirdi, gönderdi) ve onlarla birlikte insanların aralarında, ayrılığa düştükleri şey hakkında hak ile hüküm vermek için kitap indirdi. (Yine de) kendilerine (apaçık) beyyineler (belgeler) geldikten sonra, sırf kendi aralarındaki çekememezlik (ve haset yüzünden) onun hakkında ayrılığa düşen, sadece kendilerine (kitap) verilenlerdir. Bu sebeple âmenû olan (Allah’a ulaşmayı dileyen) o kimselerin haktan yana ayrılığa düştükleri şeyi (hidayeti) açıklamaları için Allah, kendi izniyle onları hidayete erdirdi. Allah dilediği kimseyi Sıratı Mustakîm’e iletir.

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- Onların Hakk hususunda ayrılığa düştükleri şeylerde Allah kendi emriyle (peygamberlere) îmân edenleri doğru yola iletti. Allah dilediğini doğru yola iletir.   

Abdullah AYDIN

 

3- Hakk Tealâ, irade ve lütfü ile mü’minleri ihtilâf ettikleri Hakk’a hidayet etti. Hak Tealâ dilediği kimseyi Din-i İslâm’a hidayet eder.

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- Allah, onların ihtilâf ettikleri Hakk’a, Allah’ın izniyle îmân edenleri doğrudan doğruya muvaffak kıldı. Allah dilediğini doğru yola çıkarır.

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- İnsanlar aralarında ayrılığa düştükleri hususlarda hüküm versinler diye Allah îmân edenleri, ihtilâf ettikleri gerçeğe kendi izniyle eriştirdi. Allah dilediğini dosdoğru olan bir yola iletir.  

Ali ARSLAN

 

6- Allah, îmân edenleri üzerinde ihtilâf ettikleri Hakk’a, kendi izni ile hidayet etmiştir.

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Allah inananları, ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izni ile eriştirdi. Allah dilediğini doğru yola eriştirir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- İşte Allah, kendi iradesiyle îmân edenleri, üzerinde ihtilâfa düştükleri Hakk’a ulaştırdı. Allah dilediğini doğru yola ulaştırır.    

Seyid Kutup

 

9- Bunun üzerine Allah îmân edenlere, Hakk’tan kendisinde ihtilâfa düştükleri şeyleri izniyle gösterdi. Şüphesiz Allah dilediğine doğru yolu gösterir.

Bir Heyet

 

10- Onların Hakk hususunda ayrılığa düştükleri şeyde, Allah, kendi izni ile (peygamberlere) îmân edenleri doğru yola hidayet buyurdu (iletti). Allah dilediğini doğru yola iletir.         

Fikri YAVUZ

 

11- Bu nedenle Allah kendi izniyle inananları ayrılığa düştükleri hak ve hakikate eriştirdi.

Celal YILDIRIM

 

12-  Bunun üzerine Allah, kendi iradesiyle, inananları ihtilâfa düştükleri Hakk’a eriştirdi.  

Bekir SADAK

 

13- Allah da kendi izin ve iradesiyle, îmân edenleri, ihtilâf ettikleri konuların Hakk kısmına yöneltti.        

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- İşte Allah, kendi izni (ve iradesi) ile îmân edenleri, onların üzerinde ayrılığa düştükleri şeylerde gerçeğe ulaştırdı.    

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- İmdî Allahû Tealâ îmân edenleri ihtilâfa düştükleri Hakk’a kendi irade-i ilâhiyesiyle ulaştırır ve Allahû Tealâ dilediğini doğru yola hidayet eder.

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16-  Bunun üzerine Allah, kendi izniyle inananları, onların üzerinde ihtilâf ettikleri gerçeğe iletti.  

Süleyman ATEŞ

 

17- Bunun üzerine Allah îmân edenlere, üzerinde ihtilâfa düştükleri gerçeği izniyle gösterdi. Allah dilediğini doğru yola iletir.         

 Diyanet Vakfı 1993

 

18- İşte Allah (böylece) îmân edenleri kendi iradesiyle, hakkında ihtilâfa düştükleri Hakk’a (gerçeğe) ulaştırdı. Allah kimi dilerse onu doğru yola iletir.

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Böylece Allah, îmân edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izniyle eriştirdi.       

Ali BULAÇ

 

20- İnsanlar aralarındaki hasetten dolayı ihtilâf ettiler. Bu şeylerde Allah mü’minleri hidayete nail eyledi.

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Allah inananları, ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izni ile eriştirdi.

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Allah kendi izniyle, inananları, üzerinde tartışmaya girdikleri gerçeğe tekrar ulaştırdı. Allah dilediği kişiyi doğru yola iletir.

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- Bunun üzerine Allah onların ihtilâf ettikleri Hakk’a -izn-i ilahisiyle- bu îmân edenleri doğrudan doğruya muvaffak buyurdu.

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Âmenû olmak, Allah’a ulaşmayı dilemektir.

 

Allah insanların ruhlarını Kendi Zat’ına ulaştırmak suretiyle onları hidayete erdirdiğini ifade ediyor. Hidayete ermek ise, insan ruhunun sadece Sıratı Mustakîm üzerinden yapacağı bir yolculukla mümkündür. Ve Allah hidayete Sıratı Mustakîm üzerinden erdirdiğini âyet-i kerimede “(Hidayete erdirmeyi) dilediği kişiyi Allah Sıratı Mustakîm’e ulaştırır.” şeklinde ifade buyuruyor.

 

Ayntabî Mehmet Efendi “Hakk’a hidayet etti”, Seyid Kutup “Hakk’a ulaştırdı” ifadesini kullanmış. Bekir Sadak ise “Hakk’a eriştirdi” diyor. Bu ifadeler doğrudur.

 

 

 

3/AL-İ İMRAN-20

 

9- Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean (menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg (belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).

 

1- Eğer seninle tartışmaya kalkarlarsa, o zaman de ki: “Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah’a teslim ettik.” O kitap verilenlere ve ümmîlere de ki: “Siz de (fizik vücudunuzu Allah’a) teslim ettiniz mi?” Eğer teslim ettilerse o zaman (onlar) andolsun ki; hidayete ermişlerdir. Eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen (görev) ancak tebliğdir. Allah kullarını Basîr’dir (görendir). 

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- Habibim, (Yahudi ve Hıristiyanlardan) din hususunda seninle münakaşaya kalkışanlara şöyle de: “Ben ve bana bağlı olanlar kendimizi Allah’a teslim ettik.” Kendine kitap verilenlere ve okuma-yazma bilmeyenlere de ki: “Siz de İslâm’ı kabul ettiniz mi?” Eğer İslâm’ı kabul ederlerse muhakkak doğru yolu bulmuşlardır. Yok yüz çevirirlerse sana düşen vazife ancak tebliğdir.

Abdullah AYDIN

 

3- Ya Muhammed ! Din hususunda, Yahudiler ve Nasâra, seninle mücadele ederlerse de ki: “Ben, bana tâbî olanlarla birlikte kendimi Allahû Tealâ’ya teslim etmişimdir.” Ya Muhammed! kitap verilenlere ve Arab’ın müşriklerine deki; “Siz islâm’ı kabul ettiniz mi?” Eğer tevhidde ve Muhammed (AS)’ı tasdikte ihlâs ederlerse, dalâletten çıkmış, hidayete ermişlerdir. Eğer İslâm’dan yüz çevirirlerse, sana vacib olan ancak risaletini tebliğdir. (Yoksa hidayet değildir).

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- Eğer (kafirler) seninle münakaşaya kalkışırlarsa de ki: “Ben bana bağlı olanlarla birlikte yüzümü Allah’a tuttum.” Kendilerine kitap verilenler ile okuma bilmeyen Arap müşriklerine, “Siz İslâm’ı kabul ettiniz mi?” diye sor. Eğer İslâm’ı kabul ederlerse muhakkak doğru yolu bulmuşlardır. Yok yüz çevirirlerse sana düşen ancak tebliğdir.  

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- (Ey Muhammed!) seninle (din hususunda tartışırlarsa de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte kendimi Allah’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlere ve (ümmî olan müşrik Kureyşlilere) “Siz de müslüman oldunuz mu?” de. Eğer müslüman olurlarsa kesinlikle hidayete ererler. Şayet yüz çevirirlerse, sana sadece tebliğ etmek düşer.

Ali ARSLAN

 

6- Eğer seninle münakaşaya girişirlerse, (onlara) de ki: “Ben, bana tâbî olanlar ile birlikte Allah’a teslim oldum.” Kendilerine kitap verilenlere ve cahil müşriklere de de ki; “Siz de Allah’a teslim oldunuz mu?” Eğer teslim olmuşlarsa (ve İslâm’a girmişlerse) doğru yolu bulmuşlardır. Eğer yüz çevirirlerse, sana (sadece bunu onlara) duyurmak düşer.        

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Ey Muhammed! Eğer seninle tartışmaya girişirlerse, “Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah’a verdim” de. Kendilerine kitap verilenlere ve kitapsızlara: “Siz de İslâm oldunuz mu?” de. Şayet İslâm olurlarsa doğru yola girmişlerdir. Yüz çevirirlerse, sana yalnız tebliğ etmek düşer.

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Eğer seninle tartışmaya kalkışırlarsa de ki: “Ben bana uyanlar ile birlikte tüm varlığım ile Allah’a teslim oldum.” Kendilerine kitap verilenler ile kitapsız müşriklere “Siz de teslim oldunuz mü?” diye sor. Eğer teslim olurlarsa doğru yola girmiş olurlar. Eğer sırt dönerlerse sana düşen sadece duyurmaktır. Allah kullarını hakkıyle görür.

Seyid Kutup

 

9- Eğer seninle tartışmaya girerlerse de ki: “Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah’a teslim ettim.” Ehl-i kitaba ve ümmîlere de de ki; “Siz de Allah’a teslim oldunuz mu?” Eğer teslim olurlarsa doğru yolu buldular demektir. Yok eğer yüz çevirdilerse sana düşen, yalnızca duyurmaktır.       

Bir Heyet

 

10- Ey Resûlüm, din işinde Yahudi ve Hiristiyanlar seninle münakaşaya kalkışırlarsa şöyle de: “Ben, bana bağlı olanlarla birlikte kendimi Allah’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlerle Arap müşriklerine de söyle: “Siz İslâm’ı kabul ettiniz mi?” Eğer İslâm’ı kabul ederlerse muhakkak doğru yolu bulmuşlardır, yok eğer yüz çevirirlerse artık sana düşen (vazife) ancak tebliğdir.

Fikri YAVUZ

 

11- O halde seninle tartışmaya kalkışırlarsa, “Ben bana uyanlarla birlikte yüzümü Allah’a çevirip kendimi O’na teslim ettim.” de ve kendilerine kitap verilenlerle ümmi (kitap verilmeyen müşrik)lere de ki: “Siz de Allah’a teslim oldunuz mu?” Eğer İslâm’a girerlerse, doğru yolu bulmuş olurlar, yüz çevirirlerse, sana düşen sadece tebliğdir.  

Celal YILDIRIM

 

12- Seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: “Ben kendimi tamamen Allah’a teslim ettim, bana uyanlar da.” Kitap kendilerine verilenlerle kitapsızlara da sor: “İslâm’ı kabul ettiniz mi?” İslâm’ı kabul ederlerse, girmişlerdir doğru yola. Yüz çevirirlerse, sana düşen sadece tebliğdir.  

Bekir SADAK

 

13- Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa, sen de ki: (Ehl-i kitap ve okur-yazar olmayanlara söyle) “Müslüman olacak mısınız?” Eğer müslüman olurlarsa, doğru yolu bulmuş olurlar. Eğer sırt çevirirlerse, sana düşen yalnız tebliğdir.(Mesajı ulaştırmaktır).  

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- Ey Muhammed, din işinde eğer seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: “Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah’a teslim ettim.” (kendilerine) kitap verilenlerle, ümmilere (Arap müşriklerine) de de ki: “Siz de İslâm oldunuz mu?” Eğer İslâm olurlarsa, muhakkak doğru yolu bulmuşlardır. Yok eğer yüz çevirirlerse, artık sana düşen ancak duyurmaktır.   

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Artık seninle mücadelede bulunurlarsa de ki: “Ben nefsimi Allahû Tealâ’ya teslim ettim, bana tâbî olanlar da.” Ve kendilerine kitap verilmiş olanlar ile ümmilere de ki: “İslâmiyeti kabul ettiniz mi?” Eğer İslâmiyeti kabul etmişler ise şüphesiz hidayete ermişlerdir. Ve eğer kaçınırlarsa senin üzerine lâzım gelen ancak tebliğdir.  

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Seninle tartışmaya girişirlerse de ki: “Ben de kendimi Allah’a teslim ettim, bana uyanlarla.” Kendilerine kitap verilenlere ve ümmilere de ki: “Siz de İslâm oldunuz mu?” Eğer İslâm olurlarsa doğru yolu bulurlar. Yok eğer dönerlerse sana düşen yalnız duyurmaktır.    

Süleyman ATEŞ

 

17- Eğer seninle tartışmaya girerlerse de ki: “Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah’a teslim ettim.” Ehl-i kitaba ve ümmilere de; “Siz de Allah’a teslim oldunuz mu?” de. Eğer teslim oldularsa doğru yolu buldular demektir. Yok eğer yüz çevirdilerse sana düşen, yalnızca duyurmaktır. 

Diyanet Vakfı 1993

 

18- (Habibim) seninle mücadele ederlerse (şöyle) de: “Ben, bana tâbî olanlarla birlikte, kendimi Allah’a teslim etmişimdir.” Kendilerine kitap verilenlerle ümmîlere (Arap müşriklerine) de ki: “Siz de İslâm’ı (Allah’a teslim olmayı) kabul ettiniz mi?” Eğer İslâm’a girerlerse muhakkak doğru yolu bulurlar. Eğer yüz çevirirlerse artık sana düşen (vazife) ancak tebliğdir.

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah’a teslim ettim.” Ve kendilerine kitap verilenlerle ümmilere de ki: “Siz de teslim oldunuz mu?” Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık yalnızca sana düşen duyurup-bildirme (tebliğ)dir.

    Ali BULAÇ

 

20- Seninle mücadeleye kalkışırlarsa de ki: “Ben ve bana tâbi olanlar, Allahû Tealâ’ya teslim olanlarız” Ehl-i kitaba ve müşriklere (ümmî Araplar), “İslâm oldunuz mu?” diye sor. Eğer müslüman olurlarsa muhakkak doğru yolu bulurlar. Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen sadece tebliğdir.

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Ey Muhammedi Eğer seninle tartışmaya girişirlerse, “Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah’a verdim” de. Kendilerine kitap verilenlere ve kitapsızlara, “Siz de İslâm oldunuz mu?” de. Şayet İslâm olurlarsa doğru yola girmişlerdir. Yüz çevirirlerse, sana yalnız tebliğ etmek düşer.

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Seninle kanıt yarıştırmaya girerlerse şöyle de: “Ben yüzümü Allah’a teslim ettim. Bana uyanlar da.” Kitap verilenlerle- ümmilere sor: “Siz de teslim oldunuz mu?” Eğer teslim olurlarsa doğruya ve güzele kılavuzlanmışlardır. Yüz çevirirlerse sana düşen sadece tebliğ etmektir.   

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- Buna karşı seninle münakaşaya kalkışanlara de ki: “Ben yüzümü İslâm ile tertemiz Allah’a tuttum, bana tâbî olanlar da.”  O kitap verilenlerle, verilmeyen ümmilere de de ki: “Siz İslâm’ı kabul ettiniz mi?” Eğer nızaı keser (çekişmeyi bırakır) İslâm’a girerlerse, doğru yolu tutmuşlardır; yok yüz çevirirlerse sanada düşen ancak tebliğdir.

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Görülüyor ki sadece birkaç mealde “hidayete ermişlerdir” ifadesi yer alıyor. Ama ne yazık ki bunların hepsi hidayeti “doğru yol” olarak kabul ettiği, değerlendirdiği için (Bakara-120) gerçek anlamı gene kayboluyor. Oysa ki hidayet insan ruhunun ölmeden evvel Allah’a ulaşmasıdır.

 

2/BAKARA-120: Sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allah’tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olmaz.

KEHF-17: Ve güneşin, doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah’ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

 

 

 

3/AL-İ İMRAN-73

 

10- Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).

 

1- Ve sizin dîninize tâbî olandan başka kimseye inanmayın. (Habibim) de ki: “Hiç şüphesiz hidayet, Allah’ın (Kendisine) ulaştırmasıdır. (İnsan ruhunun ölümden evvel Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin başka birine verilmesi (sebebiyle mi) veya Rabbinizin katında (sizlerle) tartışacakları için mi (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Hiç şüphesiz fazl, Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’un Alîm’dir. (Allah herşeyi kuşatan ve herşeyi bilendir.) 

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- Ve dininize bağlı olanlardan başkasına inanmayınız. (Resûlüm) de ki: “Doğru yol ancak Allah’ın yoludur.”  

Abdullah AYDIN

 

3- Ve kendi dininize tâbi olan kimseden başkasına inanmayın. De ki: “Her halde hidayet, Allah’ın hidayetidir.”   

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- Ve kendi dininize uyanlardan başkasına inanmayın. De ki: “Doğru yol Allah’ın yoludur.”         

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- (Ve devamla) Sakın dininize tâbî olan kimselerden başkasına inanmayın! (Ey Muhammmed) De ki: “Şüphesiz hidayet Allah’ın hidayetidir.”

Ali ARSLAN

 

6- Dininize tâbî olandan başkasına inanmayın. (Ey Muhammmed) De ki: “Doğru yol ancak Allah’ın yoludur.”  

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- İnananlara indirilene günün başında inanın, sonunda inkar edin ki, belki dönerler. Ve dininize uyanlardan başkasına inanmayın. De ki: “Doğra yol Allah’ın yoludur.”

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Aslında kendi dininize uyanlardan başkasına sakın inanmayınız. De ki: “Doğru yol yalnız Allah’ın gösterdiği yoldur.”

Seyid Kutup

 

9- Sizin dininize tâbi olanlardan başkasını tasdik etmeyin. (Ey Muhammed)! De ki: “Hidayet Allah’ın hidayetidir.”   

Bir Heyet

 

10- Ve kendi dininize bağlı olanlardan başkasına inanmayın; (Ey Resûlüm onlara) de ki: “Doğru yol Allah’ın yoludur, İslâm dinidir.”         

Fikri YAVUZ

 

11- Ve bir de kendi dininize uyandan başkasına (sakın ha) inanmayın. De ki: “Elbette doğru yol, Hakk’ın beyanı Allah’ın yoludur.”      

Celal YILDIRIM

 

12- “Ve kendi dininize uyanlardan başka kimseye inanmayın!” dediler. De ki: “Muhakkak doğru yol Allah’ın yoludur.”        

Bekir SADAK

 

13- Ve dininize uymayana inanmayın! Sen de ki: “Doğru (samimi olan) yol, Allah’ın yoludur.”     

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- “Sizin dininize tâbi olanlardan başkasına da inanmayın.” derler. De ki: Şüphesiz doğru yol, Allah’ın yoludur (Engel olunmaz).

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Sizin dininize tâbi olanlardan başkasına inanmayınız. De ki: “Şüphe yok, hidayet Allah’ın hidayetidir (yani doğru yol İslâmiyettir).”

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- “Sizin dininize uyandan başkasına güvenmeyin.” dediler. De ki: “Hidayet, Allah’ın hidayetidir.”       

Süleyman ATEŞ

 

17- Sizin dininize uyanlardan başka hiçbir kimseye inanmayın.(Resûlüm!) De ki:” Doğru yol ancak Allah’ın yoludur.”        

Diyanet Vakfı 1993

 

18- Ve dininize tâbi olandan başkasına aman vermeyin. (Habibim onlara) De ki: “Şüphesiz doğru yol, ancak Allah’ın yoludur.”

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- “Ve sizin elinize uyanlardan başkasına inanıp güvenmeyin.” De ki: “Hiç tartışmasız doğru olan yol Allah’ın dosdoğru yoludur.”  

Ali BULAÇ

 

20- “Sizin dininize uyanlardan başkasına inanmayın.” dediler. De ki: “Hidayet, Allah’ın hidayetidir.”      

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN   

 

21- Dinimize uyanlardan başkasına inanmayın. De ki: “Doğru yol Allah’ın yoludur”

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Dininize uyandan başkasına inanmayın. Söyle onlara: “Hidayet, Allah’ın kılavuzlamasıdır.”

Yaşar Nuri ÖZTÜRK   

 

23- Ve dininize tâbî olandan başkasına inanamayın. Onlara de ki: “Şüphesiz doğru yol; Allah’ın yoludur.”  

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

 

Anlamı kelime kelime verirsek, son cümle:

kul: de ki, inne: muhakkak ki, şüphesiz ki

el hudâ: hidayet

hudallâh: Allah’a ulaşmaktır

 

Eğer “hudallah” ifadesini:

“Allah’ın ulaştırmasıdır” şeklinde yorumlarsak

Nereye ulaştırmasıdır? sualinin cevabı:

Kendisine ulaştırmasıdır:

 

ŞURA-13: Dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiğimiz (farz kıldığımız) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldık. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine hidayet eder (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

 

Allah, açıkça hidayetin Allah’a ölmeden evvel ulaşmak olduğunu söylüyor. Ölmeden evvel diyoruz, çünkü ölümden sonra herkesin ruhu muhakkak Allah’a ulaşır ama herkes hidayete ermez. Yaşar Nuri Öztürk biraz hakikate yaklaşmış ama Allah’ın kılavuzlamasının Kendi Zat’ına olduğunu yazmamış.

 

 

 

3/AL-İ İMRAN-101

 

11- Ve keyfe tekfurûne ve entum tutlâ aleykum âyâtullâhi ve fîkum resûluh(resûluhu), ve men ya’tesim billâhi fe kad hudiye ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin). 

 

1- Üzerinize Allah’ın âyetleri tilâvet olunurken (okunup açıklanırken) ve O’nun Resûl’ü sizin içinizde (aranızda) iken nasıl (olur da) küfre dönersiniz? Kim Allah’a sarılacaksa muhakkak o, Sıratı Mustakîm’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet edilir, iletilir (ulaştırılır).

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- Kim ki Allah’a sımsıkı sarılmışsa, o, muhakkak ki doğru yola iletilmiştir.

Abdullah AYDIN

 

3- Kim Allah’a sımsıkı sanlırsa, muhakkak doğru yola hidayet olunmuştur.

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- Kim Allah’ın dinine sımsıkı tutunursa, o, muhakkak doğru bir yola ulaştırılır.

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- Kim Allah(ın kitabı’n)a sanlırsa, muhakkak o da doğru bir yola eriştirilir.

Ali ARSLAN

 

6- Her kim Allah’a sımsıkı tutunursa doğru yola muhakkak iletilir.

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Kim Allah’ın kitabına sanlırsa şüphesiz doğru yola erişir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Kim Allah'a sımsıkı sarılırsa doğru yola iletilmiş olur.

Seyid Kutup

 

9- Her kim Allah’a dayanırsa, kesinlikle doğru yola iletilmiştir. 

Bir Heyet

 

10- Kim Allah’ın dinine sımsıkı tutunursa, o, muhakkak doğru bir yola iletilmiştir.

Fikri YAVUZ

 

11-  Kim Allah’a (gönülden) sımsıkı bağlanırsa, gerçekten o doğru yola eriştirilmiştir.

Celal YILDIRIM

 

12-  Kim Allah’a sımsıkı bağlanırsa, gerçekten doğru yola çıkarılmıştır.

Bekir SADAK

 

13- (Sizden) kim samimi olarak Allah’a bağlanırsa, o gerçekten doğru yolu bulmuş demektir.        

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- Kim (küfürden sakınıp) sımsıkı Allah’(ın dinine) sanlırsa muhakkak o, doğru bir yola iletilmiş olur.    

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Artık her kim Allahû Tealâ’ya sığınırsa, muhakkak doğru bir yola çıkanlmış olur.         

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Kim Allah’a sanlırsa muhakkak ki o, doğru yola iletilmiştir.

Süleyman ATEŞ

 

17- Her kim Allah’a bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir.

Diyanet Vakfı 1993

 

18- Kim Allah’a sımsıkı tutunursa muhakkak ki doğru bir yola iletilmiştir o.

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Kim Allah’a sımsıkı tutunursa, artık elbette o, dosdoğru olan bir yola yöneltilip iletilmiştir.

Ali BULAÇ

 

20- Allah’a tutunan muhakkak doğru olan bir yola iletilmiştir.

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Kim Allah’ın kitabına sarılırsa şüphesiz doğru yola erişir.

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Kim Allah’a sarılırsa dosdoğru yola iletilmiştir o.     

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- Halbuki her kim Allah’a sıkı tutunursa, o muhakkak bir doğru yola çıkarılmıştır!

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Görülüyor ki, kavram bilinmediği için, Sıratı Mustakîm’in “Allah’a ulaştıran yol” olduğu bilinmediği için, hep “doğru yol” ifadesi kullanılmış ve asıl anlam hiçbir mealde verilememiş.

 

Sıratı Mustakîm, Allah’a ulaştıran yoldur.

 

NİSA-175: Allah’a âmenû olanları ve O’na sarılanları (sarılmayı dileyenleri) Allah, Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.

 

 

 

4/NİSA-58

 

12- İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).

 

1- Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi emreder. İnsanlar arasında hakemlik ettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki; Allah, bununla  size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki; Allah, işiten ve görendir.

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- Muhakkak ki Allah, emanetleri ehline vermenizi emrediyor.

Abdullah AYDIN

 

3- Allahû Tealâ, emanetleri ehline vermenizi emreder.

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- Allah, size, emanetleri ehline vermenizi emreder. 

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- Şüphesiz ki Allah, sizlere emanetleri sahiplerine teslim etmeyi emrediyor.

Ali ARSLAN

 

6- Allah, size emanetleri ehline vermenizi emrediyor.

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi emreder.

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Allah size emanetleri, onları taşıyabilecek olanlara yüklemenizi emreder.

Seyid Kutup

 

9- Gerçekten Allah size, emanetleri ehil olanlara vermenizi emreder.

Bir Heyet

 

10- Gerçekten Allah, size, emanetleri ehline vermenizi emreder.

Fikri YAVUZ

 

11- Şüphesiz Allah, emanetleri ehline vermenizi emreder.

Celal YILDIRIM

 

12- Allah size, sorumluluk taşıyan görevleri, lâyık olanlara vermenizi emreder.

Bekir SADAK

 

13- Muhakkak Allah, emanetleri sahiplerine ödemenizi emreder.

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- Muhakkak ki Allah size, emanet (ve görev)leri ehline vermenizi emreder.

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Muhakkak Allahû Tealâ size emrediyor ki: emanetleri ehline veriniz!

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder.    

Süleyman ATEŞ

 

17- Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi emreder.

Diyanet Vakfı 1993

 

18- Şüphesiz ki, Allah size emanetleri ehil (ve erbam)ına vermenizi emreder.

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Hiç şüphe yok Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi emrediyor.

Ali BULAÇ

 

20- Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder.

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi emreder.

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Şu bir gerçek ki, Allah size emanetleri, onlara ehil olanlara vermenizi emrediyor.

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- Haberiniz olsun ki Allah size şunları emrediyor: Emanetleri ehline veresiniz.

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Bütün âyetlerde sadece dünyada insanların birbirlerine verdikleri emanetlerden bahsediliyor.

 

Âyet-i kerimeler hem zahiri, hem bâtını ihata ederler. Bu sebeple zahirden bahsedilmesi doğrudur. Ama Allah’ın bizlere verdiği emanetlerin, onların sahibi olan Allah’a tesliminden hiç bahsedilmemesi eksikliktir. Çünkü Allah ruhumuzu, fizik vücudumuzu ve nefsimizi Allah’a teslim etmemizi ve böylece Allah’a teslim olmamızı emretmektedir.

 

ZUMER-54: Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (Ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin.) Sonra yardım olunmazsınız.

AL-İ İMRAN-20: Eğer seninle tartışmaya kalkarlarsa, o zaman de ki: “Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah’a teslim ettik.” O kitap verilenlere ve ÜMMÎ’lere de ki: “Siz de (fizik vücudunuzu Allah’a) teslim ettiniz mi?” Eğer teslim ettilerse o zaman (onlar) andolsun ki; hidayete ermişlerdir. Eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen (görev) ancak tebliğdir. Allah kullarını BASÎR’dir (görendir).

 

Demek ki Allah’a teslim etmemiz gereken emanetler kesin olarak var. Bunlardan bahsetmek zaruridir.

 

 

 

4/NİSA-175

 

13- Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).

 

1- Allah’a âmenû olanları ve O’na sarılanları (sarılmayı dileyenleri) Allah, Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- İşte Allah’a îmân edip de O’na (şeriatına) sarılanları Allah, kendi katından bir rahmet ve lütuf içine koyacak ve onları kendisine varan doğru bir yola (İslâm’a) iletecektir.         

Abdullah AYDIN

 

3- Allahû Tealâ’ya îmân edip de O’na sarılanları O, taraf-ı ilâhisinden bir rahmet ve inayete ithal edecek ve kendisine varan doğru bir yola götürecektir.

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- İşte Allah’a îmân edip O’na sarılanları Allah, kendi katından bir rahmet ve lûtfa (cennete) koyacak, ve onları kendisine varan doğru bir yola (İslâm’a) iletecektir.    

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- Allah’a îmân edip O’na sarılanlara gelince, Allah onları katından gelecekte bir rahmet ve fazl-u kereme koyacaktır. Onları kendisine götürecek dosdoğru bir yola (İslâm dinine) eriştirecektir.       

Ali ARSLAN

 

6- Allah’a îmân edenler ve bu nura sımsıkı yapışanlar; işte Allah onları, kendinden gelen bir rahmete ve lûtf-u inayete sokacak ve kendisine varan dosdoğru vola iletecektir.         

Profesör Dr. TALAT KOÇYİĞİT

 

7- Allah kendisine inananları ve kitabına sarılanları rahmetine ve bol nimetine kavuşturacak, onları kendisine götüren doğru yola eriştirecektir.           

 Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Allah kendisine inanıp sarılanları rahmetine, bol bağışına kavuşturacak, onları doğru yola iletecektir.

Seyid Kutup

 

9- Allah’a îmân edip O’na sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları kendinden bir rahmet ve lütuf içine daldıracak ve onları kendine doğru giden bir yola götürecektir.       

Bir Heyet

 

10- İşte Allah’a îmân edip de O’na (şeriatına) sarılanları Allah, kendi katından bir rahmet ve lütuf içine (cennete) koyacak ve onlan kendisine varan doğru bir yola (İslâm’a) iletecektir.     

Fikri YAVUZ

 

11- Artık Allah’a îmân edip O’na sarılanları, Allah kendi katından bir rahmete ve geniş bir nimete sokacak ve kendisine giden doğru yola eriştirecektir.

Celal YILDIRIM

 

12- Allah’a îmân edip O’nun hükümlerine sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları kendi katından bir rahmete girdirecek, bol nimetine kavuşturacak ve kendisine giden doğru yola çıkaracaktır onları.    

Bekir SADAK

 

13- Allah’a îmân edip onur ile tutunanlar(korunanlar)ı Allah kendinden bir rahmet ve lütuf içine koyacaktır ve kendi tarafına onlar için doğru bir yol gösterecektir. 

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- Allah’a inanan (ve O’nun şeriatına sanlan)lara gelince; (Allah) onlar, kendi katından bir rahmet ve lütuf içine (cennete) koyacak ve onları doğru bir yola iletecektir.  

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Artık o kimseler ki Allahû Tealâ’ya îmân ettiler ve O’na sığındılar, elbette onları kendi tarafından bir rahmetin ve fazlın içine girdirecektir. Ve onları kendine müteveccih bir müstakim yola da hidayet edecektir.

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Allah’a inanıp O’na yapışanları (Allah) kendinden bir rahmet ve lütfa sokacak, ve onları doğru bir yola iletecektir.

Süleyman ATEŞ

 

17- Allah’a îmân edip O’na sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları kendinden bir rahmetle, lütuf (deryası) içine daldıracak ve onları kendine doğru (giden) bir vola götürecektir.        

Diyanet Vakfı 1993

 

18- İşte Allah’a îmân edip de O’na sarılanlar (yok mu?) onları (Allah) kendisinden bir rahmeti ve lütfü inayeti içine sokacak ve onları kendisine (giden) doğru bir yola götürecektir.

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- İşte Allah’a îmân edenler ve O’na sarılanlar, onları kendisinden olan bir rahmetin ve bir fazlın içine yerleştirecektir ve onları kendisine varan dosdoğru bir yola yöneltip iletecektir.      

Ali BULAÇ

 

20- Allah’a îmân edip O’na sarılanları Allah, kendi tarafından rahmet ve fazilete sokar. Ve doğru yola hidayet eder.  

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Allah kendisine inananları ve kitabına sarılanları rahmetine ve bol nimetine kavuşturacak, onları kendisine götüren doğru yola eriştirecektir.

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Allah’a inanıp O’na sanlanları O, kendisinden bir rahmetin ve lütfün içine sokacak ve onlan kendisine ulaşan dosdoğru bir yola kılavuzlayacaktır.

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- İmdi kimler Allah’a îmân edip buna sanlırlarsa, yarın onları taraf-ı ilahisinden mutlak bir rahmet içine koyacak -bir de fazl (lütuf)- ve onları, doğru(ca) kendisine varan bir yolun yolcusu edecek

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Burada konu açıklığa kavuşmuş. Sıratı Mustakîm’in Allah’a ulaştıran yol olduğu kesinlik kazanıyor. Bu âyet-i kerimede bu hakikati yazmak mecburiyetinde kalanlar, diğer âyetlerde Sıratı Mustakîm için sadece doğru yol ifadesini kullanıyorlar ve esas kavramı ve fonksiyonu, yani ruhun Allah’a ulaşması olayını yok ediyorlar, gizlemiş oluyorlar.

 

Burada da 13, 14, 16 ve 20 no’lu mealler gerçeği gizlemiş durumda.

 

 

 

5/MAİDE-16

 

14- Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilen nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

 

1- Allah, rızasına tâbî olan kişiyi O’nunla (Resûl’ü ile) teslim yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa (zulmetten nura)  çıkarıp Sıratı Mustakîm’e hidayet eder (ulaştırır).

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- Allah, nzasına uyanları o nurla selâmet yollarına eriştirir. Ve onlan, izni ile, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp doğru yola İslâm’a iletir.

Abdullah AYDIN

 

3- Ki Allahû Tealâ, o kitapla rızasına ittiba edenleri selamet yollarına hidayet eder. Onlan iradesiyle (küfür, şekk) karanlıklarından (îmân ve yakîn) nuruna çıkarır, dosdoğru bir yola iletir.        

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- Onunla Allah, kendi rızasına uyanları selamet yollanna eriştirir ve izniyle onları, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru bir yola ulaştırır.

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- Allah rızasına tâbî olanları o kitapla selamet yollanna iletir. Ve izniyle onları karanlıklardan nura (küfürden îmâna) çıkarır. Onlan dosdoğru bir yola (islâm’a) hidayet eder.        

Ali ARSLAN

 

6- Allah o kitapla rızasına uygun hareket edenleri, selâmet yollanna iletir; onlan kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola sevkeder.  

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Allah, rızasını gözetenleri onunla, selâmet yollarına eriştirir ve onları, izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Onlan doğru yola iletir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Allah, rızası peşinde koşanları, bu kitap sayesinde selamet yollarına erdirir, onları, kendi izni ile, karanlıklardan aydınlığa çıkarır, doğru yola iletir.

Seyid Kutup

 

9- Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürüyor ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıyor, dosdoğru bir yola iletiyor.

Bir Heyet

 

10- Allah, rızasına uyanları o nurla selâmet yollanna iletir ve onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp doğru yola (İslâm’a) götürür. 

Fikri YAVUZ

 

11- Allah kendi hoşnutluğuna uyanları selâmet yollanna eriştirir, kendi izniyle onları karanlıklardan çıkarıp aydınlığa ulaştırır ve doğru bir yola koyar.

Celal YILDIRIM

 

12- Ki, onunla Allah, rızasına uyanları kurtuluş yollarına yöneltir, izni ile onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru bir yola eriştirir.

Bekir SADAK

 

13- Allah o nur ile nzasına tâbî olanları selâmet yollarına iletir. Ve onlan kendi izniyle karanlıklardan nura çıkartır ve doğru yolu (İslâm dininin gerçeğini) onlara gösterir.        

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- Onunla Allah nzasına uyanları, selâmet yollarına eriştirir; onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru bir yola iletir.

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Allahû Tealâ, rızasına tâbî olanları onunla selâmet yollarına götürür ve onları izniyle zulmetlerden nura çıkarır ve onları dosdoğru bir yola hidayet eder.       

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Onunla Allah rızasının peşinde gidenleri esenlik yollarına iletiyor ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru bir yola iletiyor.

Süleyman ATEŞ

 

17- Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola götürür.

Diyanet Vakfı 1993

 

18- Ki Allah, rızasına uyanları onun sebebiyle selâmet yollarına doğrultur, onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Allah rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir.

Ali BULAÇ

 

20- Kitap ile Allah rızasına uyanlan selâmet yollanna hidayet eyler ve onlan izni ile karanlıktan aydınlığa çıkarır. Doğru yola ve dine götürür.

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Allah rızasını gözetenleri onunla selâmet yollarına eriştirir ve onlan izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Onlan doğru yola iletir.

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Allah rızasına uyanlan o Kitapla esenlik ve barış yollarına iletir. Ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp şaşmayan ve sapmayan dosdoğru yola kılavuzlar. 

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- Allah bununla rıdvanı (rızası) ardınca gideni, selâmet yollarına doğrultacak ve izniyle onlan zulmetlerden nura çıkanp doğru bir yola koyacak!

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Görülüyor ki “selâmet yolları, kurtuluş yolları, esenlik yolları” kullanılmış, ama bunların her dergâhtan, Sıratı Mustakîm’e (Sıratı Mustakîm’in yeryüzündeki başlangıcı olan ana dergâha) ulaşan sebîller, yollar olduğu belirtilmiyor.

 

Halbuki bu husus çok açık olarak âyet-i kerimede yer almıştır. Yüce Rabbimiz rızasına uyanları önce teslim (selâm) yollarına ulaştırıyor. Bu yollar ise bir tek yola, Sıratı Mustakîm’e (Allah’a ulaştıran yola) (Bir evvelki âyet-i kerime: Nisa-175) ulaştırıyor. Yani teslim yolları, ruhu Sıratı Mustakîm’e ulaştırıyor. Sıratı Mustakîm ise Allah’a ulaştırıp teslimi (ruhun Allah’a teslim olmasını) sağlıyor.

 

Bu sebeple yollar için selâm (teslim, selâmet) yolları buyurmuş. Sıratı Mustakîm için ise meallerde “doğru yol ve dosdoğru yol” tabirleri kullanılarak “Allah’a ulaştıran yol” olmaktan çıkarılmış.

 

 

 

5/MAİDE-35

 

15- Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).

 

1- Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki; siz felâha erersiniz.

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- Ey îmân edenler! Allah’tan korkun ve O’na (rahmetine yaklaşmaya) vesile arayın. O’nun yolunda savaşın ki, kurtuluşa eresiniz. 

Abdullah AYDIN

 

3- Ey îmân edenler! Allahû Tealâ’dan korkun. O’na yaklaşmaya vesile arayın. Yolunda cihad edin ki, felah bulasınız.        

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve O’na yaklaşmaya çare arayın. Hem O’nun yolunda cihad edin ki murada eresiniz.         

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- Ey îmân edenler! Allah’a (itaat ederek O’nun azabından) sakının. O’nun rızasına vardıran vesileyi arayın. O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki felaha erersiniz. Vesile, Allah’a yaklaştıran ibadetlerdir, (celâleyn).  

Ali ARSLAN

 

6- Ey îmân edenler! Allah’tan korkun. Sizi O’na yaklaştıracak vesile arayın. Ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Ey inananlar! Allah’tan sakının, O’na ulaşmaya yol arayın, yolunda cihad edin ki kurtulasınız.  

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Ey îmân edenler, Allah’tan korkun. O’na yaklaşmaya vesile arayın. Yolunda cihad edin ki saadete eresiniz.  

Seyid Kutup

 

9- Ey müminler, Allah’tan korkunuz, sizi ona yakınlaştırabilecek her yolu arayınız, onun yolunda cihad ediniz ki, kurtuluşa eresiniz. 

Bir Heyet

 

10- Ey îmân edenler! Allah’tan korkun ve O’nun rahmetine yaklaşmaya yol arayın. O’nun yolunda mücadele yapın ki kurtuluşa varasınız.

Fikri YAVUZ

 

11- Ey îmân edenler! Allah’tan korkup (kötülüklerden, ilâhi sınırları aşmaktan) sakının; O’na yakın olmak için vesile arayın ve yolunda cihad edin. Ola ki, korktuğunuzdan kurtulup umduğunuza kavuşursunuz.

Celal YILDIRIM

 

12- Ey îmân edenler, Allah’tan korkun ve O’na yaklaşmaya vesile arayın. O’nun yolunda cihad edin ki, mutluluğa eresiniz.

Bekir SADAK

 

13- Ey îmân edenler! Allah’ın azabından sakının. Ve O’na doğru bir vesile arayın. (Yani) Allah yolunda savaşın ki kurtulasınız.

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- Ey îmân edenler, Allah’tan korkun (O’na ibadet ve itaat edip karşı gelmekten sakının), O’na (yaklaşmaya) yol arayın. Allah yolunda (malınızla, canınızla) savaşın ki, kurtuluşa eresiniz.

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Ey îmân edenler! Allahû Tealâ’dan korkunuz ve O’na vesile arayınız ve O’nun yolunda mücahedede bulununuz ki felah bulabilesiniz.

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Ey inananlar, Allah’tan korkun, O’na (yaklaşmaya) yol arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.

Süleyman ATEŞ

 

17- Ey îmân edenler! Allah’tan korkun, O’na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.

Diyanet Vakfı 1993

 

18- Ey îmân edenler, Allah’tan korkun, O’na (yaklaşmaya) vesile arayın ve O’nun yolunda savaşın. Tâ ki muradınıza eresiniz.

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Ey îmân edenler, Allah’tan korkup-sakının ve (sizi) O’na (yaklaştıracak) vesile arayın; O’nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.

Ali BULAÇ

 

20- Ey mü’minler! Allah’tan korkun ve O’na (yaklaşmaya) vesile arayın. Ve O’nun yolunda cihad edin. Tâ ki felaha eresiniz.

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Ey inananlar! Allah’tan sakının, O’na ulaşmaya yol arayın, yolunda cihad edin ki kurtulasınız.

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Ey îmân edenler! Allah’tan korkun; O’na varmaya vesile arayın. O’nun yolunda gayret gösterin ki kurtuluşa erebilesiniz.

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- Ey bütün îmân edenler! Allah’tan korkun (azabından sakının) ve O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda mücahede edin ki felaha erebilesiniz!

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Sadece Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY ve Yaşar Nuri ÖZTÜRK Allah’a ulaşmaktan bahsediyor. Diğerlerinde bu gerçek verilmemiş.

 

Allah’ın yolunda cihad etmek, ruhu Allah’a doğru yola çıkmış olarak nefsiyle cihad etmek demektir. Ama meallerden bu anlaşılmıyor.

 

Kim Allah’a ulaşmayı dilerse cennet saadetine erer, kim de yolu bitirip de Rabbine ulaşırsa 3. kat cennet saadetine ulaşır (Fecr-27, 28, 29, 30). Bu sebeple felâha ermekten bahsediliyor.

 

Allahû Tealâ burada takvadan bahsediyor. Takva sahiplerinin felâha ereceği yani cennete gireceği Al-i İmran-133’te açıklanmıştır. Takva sahibi olabilmek ise Allah’a ulaşmayı dilemek ile mümkün olabiliyor.

 

[Rum-31: Allah’a yönel (Allah’a ulaşmayı dile) ve takva sahibi ol]. Bir kişinin bundan sonraki hedefi bu âyet-i kerimede verilmiş. Önce bizi Allah’a ulaştırmaya vesile olacak kişiyi (Allah’tan hacet namazıyla) isteyeceğiz. Ona ulaştığımız zaman ruhumuz, vücudumuzdan ayrılarak Sıratı Mustakîm’e Allah’a ulaştıran yola) varır. (Nebe-39)

 

Bu yol üzerinde iken nefsimizle cihad ederek ruhumuzu Allah’a ulaştırırız. O zaman 3. takvanın sahibi oluruz ve 3. felâha ulaşırız.

 

Görülüyor ki takva sahibi olmak için, önce Allah’a ulaşmak dilenecek, Allah’tan Allah’a ulaştıracak vesile olan mürşid istenecek, mürşide ulaşınca ruh vücuttan ayrılıp Sıratı Mustakîm’e ulaşacak ve ancak o zaman Allah’ın yolunda olacağız. Allah’ın yolunda 7 kademede (nefsimizle cihad ederek) tezkiye olacağız. Her nefs kademesinde ruhumuz bir gök katı yükselecek ve 7. gök katından sonra Allah’a ulaşacak. O zaman 3. takvanın sahibi olacağız, 3. felâha ve 3. kat cennete ereceğiz (Al-i İmran-133, Fecr-27, 28, 29, 30)

 

FECR-27: Ey mutmain olan nefs!

FECR-28: Allah’tan razı ol ve Allah’ın rızasını kazan. (Ey ruh!) Allah’a (Rabbine) geri dönerek ulaş.

FECR-29: (Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman), (Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.

FECR-30: Ve cennetime gir.

AL-İ İMRAN-133: Rabbinizden mağfirete ve arzı (yerleri) göklerle yer kadar olan cennete koşuşun ki; (o cennet), takva sahipleri için hazırlanmıştır.

NEBE-39: İşte o gün (mürşidin eli Hakk’a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah’a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisini Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm’i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah’a ulaşan kişiye Allah), meab (sığınak, melce) olur.

 

 

 

6/EN’AM-36

 

16- İnnemâ yestecîbullezîne yesmeûn(yesmeûne), vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn(yurceûne).

 

1- (Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan kulaklardaki işitme hassasını, ölü olan kalplerdeki fuad hassasını, ölü olan gözlerdeki görme hassasını) diriltir. Sonra o’na döndürülürler. (Hayatta iken, ruhları mürşid eliyle Allah’a döndürülür.)

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- (Senin davetine) ancak (seni can kulağıyla) dinleyenler gelir.

Abdullah AYDIN

 

3- Davetini kabul edenler, ancak seni dinleyenlerdir.

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- Samimiyetle dinleyenler (yapacağın davete) icabet eder.

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- (Ey Muhammed davetine) ancak (seni can kulağıyla) dinleyenler icabet ederler.

Ali ARSLAN

 

6- (Davete) ancak ona kulak verenler icabet eder.

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Ancak kulak verenler daveti kabul eder.

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Ancak işitebilenler çağrıya karşılık verebilirler.     

Seyid Kutup

 

9- Samimiyetle dinleyenler ancak davete icabet eder.  

Bir Heyet

 

10- Senin davetini, samimiyet ve can kulağı ile dinleyenler ancak kabul eder.

Fikri YAVUZ

 

11- (Hakk’a çağrıya) olumlu cevap verenler, ancak (seni gönülden) dinleyip kulak verenlerdir.      

Celal YILDIRIM

 

12- Ancak seni dinleyenler daveti kabul ederler.       

Bekir SADAK

 

13- Gerçekten işitenler, bu hakikate cevap verirler. 

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- Ancak (seni candan) dinleyenler (davetini) kabul eder.

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Ancak o kimseler davete icabet ederler ki, işitir bulunurlar.

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Ancak işitenler (çağrıya) gelir.     

Süleyman ATEŞ

 

17- Ancak (samimiyetle) dinleyenler daveti kabul eder.

Diyanet Vakfı 1993

 

18- Ancak seni (can kulağıyla) dinleyenlerdir ki (davetine) icabet eder.

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Ancak dinleyenler icabet eder.    

Ali BULAÇ

 

20- Ancak seni işitenler icabet eder.   

 Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Ancak kulak verenler daveti kabul ederler.

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Ancak gereğince dinleyenler, çağrıya cevap verir.

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- Sade işitmesi olanlar davete icabet eder.  

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

İsra-46’da Yüce Rabbimiz işitmeyi engelleyen, kulağa konulan vakra isimli bir ağırlıktan bahsediyor. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V)’in Allah’a davetini Allah’ın kulaklarına vakra koyduğu kişiler işitemiyor. Yani mânâsını anlayamıyor. Allah’ın daveti Kendi Zat’ınadır (Yunus-25). Ulaşılacak ve teslim olunacak, Zat’ına davet edilen Allah’tır (Zumer-54). Davetin aslî yapısından hiç bahsedilmiyor.

 

İSRA-45: Sen Kur’ân’ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah’a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, görmelerini engelleyen bir perde koyduk).

İSRA-46: O’nu (Kur’ân’ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine (idrak etmeyi engellemek için) ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen Kur’ân’da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman, nefretle arkalarına döndüler.

YUNUS-25: Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm’e ulaştırır.

ZUMER-54: Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (Ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin.) Sonra yardım olunmazsınız.

 

 

 

6/EN’AM-87

 

17- Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).

 

1- Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm’e (Allah’a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).

        İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- Onları seçtik ve doğru yola ilettik.  

Abdullah AYDIN

 

3- Seçtik, doğru yola (İslâm’a) irşad ettik.

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- Onları seçtik ve kendilerini doğru yola ilettik.

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- Onları da seçtik ve doğru yola ilettik.

Ali ARSLAN

 

6-  Kimseleri seçip yücelttik ve onlan dosdoğru yola yönelttik.

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Bir kısmını seçtik ve doğru yola eriştirdik.

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Onları seçip doğru yola ilettik.

Seyid Kutup

 

9- Onları seçtik ve doğru yola ilettik.

      Bir Heyet

 

10- Onları seçtik ve kendilerini doğru yola (İslâm’a) ilettik.

Fikri YAVUZ

 

11- Onları seçip doğru yola eriştirdik.

Celal YILDIRIM

 

12- Onları da seçtik ve doğru yola eriştirdik.

Bekir SADAK

 

13- Onların hepsini seçtik ve doğru yola ilettik.

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- Onları seçtik ve onları doğru yola eriştirdik.   

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Ve onları seçtik, kendilerini doğru bir yola kavuşturduk.

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Onları seçtik ve onları doğru yola ilettik.

Süleyman ATEŞ

 

17- Onları seçkin kıldık ve doğru yola ilettik.  

Diyanet Vakfı 1993

 

18- Onları seçtik, onları doğru bir yola götürdük.

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik.

Ali BULAÇ

 

20- Bir çoğunu da kendimize seçip doğru yola ilettik.

Ziya KAZICI-NECİP TAYLAN

 

21- Bir kısmını seçtik ve doğru yola eriştirdik.

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Onları seçtik ve onları dosdoğru bir yola kılavuzladık.

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- Ve hep bunları seçtik ve hep bunları bir doğru yola hidayetçi kıldık!

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Bütün mealler Sıratı Mustakîm’i doğru yol olarak almışlardır. Oysa Sıratı Mustakîm, Allah’a ulaştıran yolun adıdır.

 

Allah’a ulaşacak olan vücudumuz ise ruhtur. Ve Allah için önemli olan ruhu ölmeden evvel (bu dünya hayatını yaşarken) Allah’a ulaştırmaktır. Ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşması hidayet, ruhu Allah’a ulaştıran bu yolun adı Sıratı Mustakîm’dir.

 

Meallerde, doğru yola iletilen şeyin ne olduğu anlaşılamamaktadır.

 

 

 

6/EN’AM-88

 

17- Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ıbâdih(ıbâdihî), ve lev eşrekû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).

 

1- İşte bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- İşte bu Allah’ın hidayetidir (doğru kurtuluş yoludur) ki, kullarından dilediğini buna eriştirir.  

Abdullah AYDIN

 

3- Bu yol (İslâm dini) Allahû Tealâ’nın hidayetidir. O, bunu kullarından dilediğine hidayet eder.

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4-  İşte bu yol, Allah’ın yoludur. O, buna kullarından dilediğine hidayet eder.   

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- İşte bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğine hidayet eder.  

Ali ARSLAN

 

6- İşte bu Allah’ın hidayetidir ve kullarından dilediği kimseyi onunla hidayet eder.

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7-  Bu, Allah’ın kullarından dilediğini eriştirdiği yoludur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8-  İşte bu Allah’ın doğru yoludur, dilediği kullarını ona iletir.         

Seyid Kutup

 

9- İşte o Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğini ona iletir.        

      Bir Heyet

 

10-  İşte o yol, Allah’ın hidayet yoludur ki, O bunu kullarından dilediğine nasip eder.             

Fikri YAVUZ

 

11-  İşte bu Allah’ın yoludur ki, kullarından dilediğini ona eriştirir.

Celal YILDIRIM

 

12- İşte bu yol Allah’ın yoludur, kullarından dilediğini Allah ona eriştirir.  

Bekir SADAK

 

13- İşte bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından istediğini doğru yola iletir.     

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- İşte bu Allah’ın hidayetidir ki, Allah kullarından dilediğini ona eriştirir.   

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- İşte o, Allahû Tealâ’nın hidayetidir. Onunla kullarından dilediğine hidayet eder.

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- İşte bu Allah’ın hidayetidir, kullarından dilediğini buna iletir.   

Süleyman ATEŞ

 

17- İşte bu Allah’ın hidayetidir, kullarından dilediğini ona iletir.     

Diyanet Vakfı 1993

 

18- İşte o (yol) Allah’ın hidayet yoludur ki, O bunu kullarından kime dilerse ona nasip eder.

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Bu Allah’ın hidayetidir; kullarından dilediğini bununla hidayete eriştirir.

Ali BULAÇ

 

20-  Bu Allah’ın hidayetidir. Onunla kullarından dilediğine hidayet eder.

                Ziya KAZICI-NECİP TAYLAN

 

21- Bu Allah’ın kullarından dilediğini eriştirdiği yoludur.    

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Allah’ın yol göstermesidir bu. Kullarından dilediğini bununla iletir iyiye ve güzele.

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- İşte o yol, Allah hüdasıdır, O bunu kullarından dilediğine hidayet eyler.    

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Sadece Ali BULAÇ “kullarından dilediğini bununla (bu yolla, Sıratı Mustakîm’le) hidayete erdirir.” şeklinde doğru meal vermiş.

Görülüyor ki, Ali BULAÇ hariç mealler hatalı. Ne yazık ki Ali BULAÇ için de hidayet “Allah’a ulaşmak” değil, sadece “doğru yol” dur (Bakara-120).

 

2/BAKARA-120: Sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allah’tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olmaz.

 

 

 

6/EN’AM-154

 

18- Summe âteynâ mûsel kitâbe tamâmen alellezî ahsene ve tafsîlen li kulli şey’in ve huden ve rahmeten leallehum bi likâi rabbihim yu’minûn (yu’minûne).

 

1- Sonra Musa (A.S)’a, ahsen olanlara tamamlayıcı olarak, herşeyi açıklayan ve rahmet olan ve hidayete erdiren kitabı (Tevrat’ı) verdik. Böylece onlar, Rab’lerine mülâki olacaklarına inanırlar (îmân ederler).

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- bir hidayet, bir rahmet olmak üzere Musa’ya kitabı (Tevrat’ı) verdik. Artık (İsrailoğulları) Rablerine kavuşacaklarına belki inanırlar.

Abdullah AYDIN

 

3- Biz, hükümlerimi güzel tatbik edenlere, nimetimizi tamamlamak, dinde muhtaç oldukları herşeyi tafsil etmek ve bir hidayet ve rahmet olmak üzere Musa’ya kitabı verdik, tâ ki İsrailoğulları Rablerine (ba’se, sevaba ve ikaaba) kavuşacaklarına îmân etsinler.  

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4-  Bir hidayet ve rahmet olmak üzere kitabı (Tevrat’ı) verdik, umulur ki israiloğulları, Rablerine kavuşacaklarına îmân ederler. 

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- Sonra iyilik edenlere nimetimizin tamamlanması ve herşeyin ayrı ayrı açıklanması için hidayet ve rahmet olmak üzere Musa’ya kitabı verdik. Belki onlar Rablerine kavuşacaklarına îmân ederler.    

Ali ARSLAN

 

6- Sonra (tatbikini) iyi yapanlara (nimetimizi) tamamlamak ve herşeyi açıklamak, aynı zamanda hidayet ve rahmet olmak üzere Musa’ya kitabı verdik ki, Rablerine kavuşacaklarına îmân etsinler.      

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Doğruyu göstermek ve rahmet olmak üzere Musa’ya kitabı verdik. Rablerine kavuşacaklarına belki artık inanırlar.  

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- “Sonra iyilik edenlere yönelik nimetimiz tamama ersin, her şey ayrıntılı biçimde açıklansın, doğru yol kılavuzu ve rahmet olsun diye Musa’ya tevratı verdik. Ola ki, Rabblerinin huzuruna çıkacaklarına inanırlar.”        

Seyid Kutup

 

9- Hidayet etmek ve rahmet etmek maksadıyla Musa’ya kitabı verdik. Umulur ki, Rabblerinin huzuruna varacaklarına îmân ederler.    

Bir Heyet

 

10- Bir hidayet ve rahmet olmak üzere o kitabı (Tevrat’ı) verdik. Gerek ki onlar (israiloğullan) Rabblerine kavuşacaklarına îmân ederler.

Fikri YAVUZ

 

11-  Ve doğru yolu göstermek, aynı zamanda rahmet olmak için verdik; ola ki (İsrailoğulları) Rabblarına kavuşacaklarına inanırlar.  

Celal YILDIRIM

 

12-  Doğruyu göstermek ve rahmet olmak üzere o kitabı indirdik ki, Rabblerine kavuşacaklarına inansınlar.  

Bekir SADAK

 

13- Hidayet ve rahmet olarak Musa’ya kitabı verdik. Ki, insanlar Rabbleriyle karşılaşacaklarına inansınlar.  

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- Doğru yola iletici ve rahmet olmak üzere Musa’ya kitabı verdik ki, onlar (yani İsrailoğulları) Rabblerine kavuşacaklarına inansınlar diye.

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Sonra biz Musa’ya, ahkâmına güzelce riayet edene, kitabı tamam bir veçh üzere  ve herşeyi mufassalan bildirmek ve bir hidayet ve rahmet olmak için verdik. Tâ ki Rabblerinin huzuruna varacaklarına îmân etsinler.

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Sonra iyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak, herşeyi açıklamak ve yola iletici ve rahmet olmak üzere Musa’ya Kitab’ı verdik ki, Rab’lerinin huzuruna varacaklarına inansınlar.   

Süleyman ATEŞ

 

17- Sonra iyilik edenlere ni’metmizi tamamlamak, herşeyi açıklamak, hidayete erdirmek ve rahmet etmek maksadıyla Musa’ya da Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. Umulur ki, Rabblerinin huzuruna varacaklarına îmân ederler.

Diyanet Vakfı 1993

 

18- Yine biz Musa’ya - (hükümlerini) iyi tatbık edenlere karşı (nimetimizi) tamamlamak, (dînde ihtiyaç haasıl olan) her şey’i (içinde) ayrı ayrı açıklamak ve bir hidâyet, bir rahmet olmak üzere- o Kitâb’ı (Tevrat’ı) verdik. Tâ ki onlar (israiloğullan) Rabblerine kavuşacaklarına îmân etsinler.

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Ve bir hidayet ve rahmet olarak kitabı verdik. Umulur ki Rabblerine kavuşacaklarına inanırlar.  

Ali BULAÇ

 

20- Hidayet ve rahmet olmak üzere Musa’ya kitap verdik. Belki onlar Rabblerine kavuşacaklarına îmân ederler.  

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Doğruyu göstermek ve rahmet olmak üzere Musa’ya kitap verdik. Rabblerine kavuşacaklarına belki artık inanırlar.

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Bir kılavuz ve rahmet olmak üzere Musa’ya o kitabı verdik ki onlar Rabblerine kavuşacaklarına inanabilsinler. 

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- ve bir hidayet (rehber), bir rahmet olmak için, gerektir ki onlar rablerinin likasına îmân etsinler!  

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Mülâki olmak; ulaşmak, kavuşmak, vasıl olmak (yani Allah’a ölümden evvel ulaşmak) anlamına kullanılıyor Kur’ân-ı Kerim’de. Ama bütün mealler “Allah’ın huzuruna ölümden sonra ulaşmayı” ifade ediyor.

 

Oysaki, bu âyet-i kerimede Tevrat’ın bir hidayet kitabı (ölümden önce Allah’a ruhu ulaştıran kitap) olduğu belirtildikten sonra Allah’a mülâki olmaktan bahsediliyor. Böylece mülâki olmanın ruhun ölümden evvel Allah’a ulaşması olduğu, yani hidayetin Allah’a ulaşmak olduğu kesinleşiyor.

 

Bakara-46’da da ölümden evvel ruhun Allah’a ulaşmasına “mülâki olmak” ölümden sonraki ikinci ulaşmasına ise “rücu etmek” deniliyor.

 

BAKARA-46: O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarını ve (sonunda ölümle) mutlaka O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

 

 

 

7/A’RAF-40

 

19- İnnellezîne kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ lâ tufettehu lehum ebvâbus semâi ve lâ yedhulûnel cennete hattâ yelicel cemelu fî semmil hiyât(hiyâti) ve kezâlike neczîl mucrimîn(mucrimîne).

 

1- Muhakkak ki âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara kibirlenenler; onlara gök kapılarıılmaz (ruhlarını hayatta iken Allah’a ulaştıramazlar). Deve (veya urgan) iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremezler. Mücrimleri (suçluları) işte böyle cezalandırırız.

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- Âyetlerimizi yalan sayanlar ve inanmaya tenezzül etmeyenlere göğün kapıları açılmaz. (Ruhları göğe yükselmiyecek veya duaları kabul edilmeyecek)

Abdullah AYDIN

 

3- Âyetlerimizi tekzip edenlere ve onlara îmân ve itaati kibirlerine yediremeyenlere (dua ve amelleri için) gök kapıları açılmaz. (Ruhlan yükselemez. Dünyevî arzuların fevkine çıkarak ruhanî hayatın ufuklarına yükselemezler.)

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara îmân etmeyi kibirlerine yediremiyenler var ya, onlara gök kapılan açılmaz!

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- Şüphesiz ki âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara îmân etmekten kaçınıp böbürlenenlere gök kapıları açılmaz.  

Ali ARSLAN

 

6- Şüphesiz, âyetlerimizi yalanlayanlar, ve onlara karşı büyüklük taslayanlar için gökyüzü kapıları açılmaz.

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Doğrusu âyetlerimizi yalan sayıp, onlara karşı büyüklük taslayanlara, göğün kapıları açılmaz.

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara burun kıvıranlar var ya, gökyüzü kapıları yüzlerine açılmaz.

Seyid Kutup

 

9- Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte onlara gök kapılan açılmayacak.

Bir Heyet

 

10- Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara îmân etmeyi kibirlerine yediremiyenler (var ya), onlara gök kapıları açılmaz (ruhları gökyüzüne ulaşmaz)!

Fikri YAVUZ

 

11- Elbette âyetlerimizi yalanlayıp onları (kabul etmeyi bir türlü) gururlarına yediremeyenlere herhalde göklerin (rahmet) kapıları açılmaz.

Celal YILDIRIM

 

12- Muhakkak ki, âyetlerimizi yalanlayanlarla, onlara karşı büyüklük taslayanlara gök kapıları açılmayacak.  

Bekir SADAK

 

13- Âyetlerimizi yalanlayıp, kibirlenerek onlardan uzaklaşanlara gök kapıları açılmaz.

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- Âyetlerimizi yalan sayıp da, ona (inanmakta) büyüklük taslayanlar (var ya) göğün (ilâhi) kapılan, onlara açılmayacak.

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Şüphe yok o kimseler ki, âyetlerimizi tekzip ettiler ve onlara karşı tekebbürde bulundular. Onlar için gök kapılan açılmaz.

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Bizim âyetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak!

Süleyman ATEŞ

 

17- Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte onlara gök kapılan açılmayacak.

Diyanet Vakfı 1993

 

18- Bizim âyetlerimizi yalan sayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler (yok mu?) onlar için gök kapıları açılmayacak.

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Şüphesiz âyetlerimizi yalan sayarlar ve onlara karşı büyüklenirler, onlar için göğün kapıları açılmaz.    

Ali BULAÇ

 

20- Âyetlerimizi yalan sayıp ve onlara îmândan kibirlenmek isteyenlere gök kapıları açılmaz.

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Doğrusu âyetlerimizi yalan sayıp, onlara karşı büyüklük taslayanlara, göğün kapılan açılmaz.

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlar karşısında büyüklük taslayanlar var ya gök kapılan açılmayacaktır onlar için.       

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- Elbette âyetlerimizi tekzib eden ve onlara îmânı kibirlerine yediremeyen kimselere semanın kapılan açılmaz.

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Hiçbir mealde, gök kapılarının ruhun ölümden evvel Allah’a ulaşmasını sağlamak için açıldığı ifade edilmiyor.

 

Herkesin ruhu ölümden sonra mutlaka Allah’a ulaşacaktır (Maide-105). Öyleyse ölümden sonra herkese gök kapıları açılır.

 

Bu durumda gök kapıları açılanlar ruhlarını ölümden evvel Allah’a ulaştıranlardır. Gök kapıları kendilerine açılmayan kişiler ise ruhlarını ölümden evvel Allah’a ulaştırmayanlardır. Onlar Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir.

 

Bakara-18’de Allah bu kişilerin Allah’a ölümden evvel ruhlarını ulaştırmayan sağır, kör ve dilsizler olduğunu ifade buyuruyor.

 

BAKARA-18: Sağır, dilsiz ve kördürler, artık onlar (Rab’lerine) dönmezler.

MAİDE-105: Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (bir borçtur, nefsinizin sorumluluğu üzerinizedir). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri, size haber verecektir.

 

 

 

7/A’RAF-181

 

20- Ve mimmen halâknâ ummetun yehdûne bil hakkı ve bihî ya’dilûn (ya’dilûne).

      

1- Ve yarattıklarımızdan bir ümmet vardır ki Hakk’a (Allah’a) ulaştırırlar ve onunla adaleti (sağlarlar). 

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- Yarattıklarımızdan öyle bir ümmet vardır ki, onlar gerçeği gösterirler ve hak ile hüküm verirler.

Abdullah AYDIN

 

3- Yarattıklarımızdan bir cemaat vardır ki, insanları Hakka davet ve hakla hükmederler.    

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- Yine bizim yarattıklarımızdan bir ümmet de var ki, Hakka rehberlik ederler ve onunla adalet gösterirler.  

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- Yarattıklarımızdan öyle bir topluluk var ki, hakka götürürler ve hak ile adalet ederler.   

ALi ARSLAN

 

6- Yarattıklarımız içinde bir ümmet de vardır ki, insanları Hakka irşad ederler ve hak ile hüküm verirler.  

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Yarattıklarımızdan bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederler.

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Yarattığımız insanlar içinde başkalarını hakka ileten ve hakka uygun, adil hükümler veren bir kesim varılır.  

 

Seyid Kutup

 

9- Yarattıklarımızdan, daima hak ile doğru yolu bulan ve onunla adil davranan bir ümmet (millet) vardır. 

Bir Heyet

 

10- Yine bizim yarattıklarımızdan bir ümmet de vardır ki, rehberlik eder ve hak ile hüküm verirler.  

Fikri YAVUZ

 

11- Yarattıklarımızdan bir ümmet de var ki, onlar Hakk’a giden yolu gösterir, ona doğru irşad ederler, yine onunla adaleti uygularlar. 

Celal YILDIRIM

 

12- Yarattıklarımız arasında öyle bir topluluk vardır ki, bunlar başkalarını hakka yöneltir ve onunla hükmedip adaleti uygularlar.      

Bekir SADAK

 

13- Yarattıklarımız içinde hakkı ve hakikati gösteren hak ile hükmeden bir toplum vardır. 

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- Yarattıklarımızdan (öyle) bir ümmet vardır ki, hakka rehberlik ederler ve o (hak) ile adalet yaparlar.   

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Ve yarattıklarımızdan bir ümmet de vardır ki onlar hak ile rehberlik ederler. Ve hak ile adalette bulunurlar.      

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Yarattıklarımızdan (öyle) bir ümmet var ki, Hakk’a iletirler ve hak ile adalet yaparlar.

Süleyman ATEŞ

 

17- Yarattıklarımızdan daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir milet bulunur.

Diyanet Vakfı 1993

 

18- Yarattıklarımızdan öyle bir ümmet de vardır ki, onlar hakka rehberlik ederler, adaleti de onunla (o dairede) tatbik ederler.

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Yarattıklarımızdan, hakka yöneltip-ileten ve onunla adaleti kılan (uygulayan) bir ümmet vardır.

Ali BULAÇ

 

20- Yarattıklarımızdan hakka rehberlik eden ve onunla adalet eyleyen bir ümmet vardır.

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Yarattıklarımızdan bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederler.

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Bizim yarattıklarımızdan bir ümmet var ki, hakka rehberlik eder ve onunla adalet sunar.

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- Yine bizim halkettiklerimizden bir ümmet de var ki hakka rehberlik ederler ve onunla icrayı adalet eylerler.

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

Birkaç tanesi (5, 8, 16, 17, 19) hariç, ölümden evvel ruhu Allah’a ulaştırmaktan bahsedilmiyor. Oysaki Allah açıkça (Allah’a) ulaştıran ve ulaştırılan insanlardan bahsediyor. Hem ulaştıran hem de ulaştırılanlar mevcut olduğuna göre, dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaşmak kesinleşiyor. Çünkü ulaştıranlar da, ulaştırılanlar da hayatta olanlardır.

 

 

 

10/YUNUS-7

 

21- İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme’ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).

 

1- Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- Bize kavuşmayı (öldükten sonra dirilip, huzurumuza gelip hesap vereceklerini) ummayan, dünya hayatına razı olup, onunla rahat bulanlar ve âyetlerimizden (delillerimizden) gafil bulunanlar (var ya)...

Abdullah AYDIN

 

3- Onlar ki, (ahirete inanmayarak) bize kavuşacaklarını ummazlar, (ikaabımızdan korkmaz, sevabımızı recâ etmezler) Dünya hayatına razı olup onunla mutmain olurlar. Ve onlar ki, âyetlerimizden gafildirler. (İbret almazlar).

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- O kimseler ki (öldükten sonra) bizim huzurumuza çıkacaklarını ummayanlar ve dünya hayatına razı olup, gönülleri ona yatmış bulunan kimselerle bizim bunca âyetlerimizden gafil olanlar var ya!   

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- Doğrusu (öldükten sonra dirilip) bize kavuşacaklarını ummayanlar, dünya hayatına razı olup, onunla mutmain olanlar ve âyetlerimizden gafil bulunanlar...

Ali ARSLAN

 

6- Bize kavuşmayı ummayanlar dünya hayatından hoşnud olup, onunla yetinenler ve âyetlerimizden de gafil olanlar var ya...

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Bizimle karşılaşmayı ummayan ve dünya hayatından hoşnud olup ona bağlananların ve âyetlerimizden habersiz bulunanların...

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Bizimle karşılaşacaklarını beklemeyenler, dünya hayatından hoşnut olup bu hayatla yetinenler ve ayetlerimizin farkında olmayanlar var ya...    

Seyid Kutup

 

9- (öldükten sonra dirilip) bize kavuşmayı beklemeyenler, dünya hayatına razı olup onunla rahat bulanlar ve âyetlerimizden gafil olanlar var ya...

Bir Heyet

 

10- Öldükten sonra huzurumuzda hesap vereceklerini ummayıp da dünya hayatına razı ve onunla emniyet içinde olanlar, bir de (eşsiz bir ilâh olduğumuzu ispat eden bunca) delillerimizden gafil bulunanlar...         

Fikri YAVUZ

 

11- (öldükten sonra yeniden dirilip) bize kavuşmayı ümid etmeyen, dünya hayatına razı olup onunla gönlü yatışanlarla, bizim âyetlerimizden gafil olanlar var ya...        

Celal YILDIRIM

 

12- Öldükten sonra bize kavuşmayı ümid etmeyip dünya hayatına razı olan ve onunla yetinenler ve bizim âyetlerimizden gafil olanlar...

Bekir SADAK

 

13- Onlar ki bizimle karşılaşmayı ummazlar, dünya hayatı ile razı olup onunla yetiniyorlar. Ve onlar ki âyetlerimizden habersizdirler.

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- (ahirete inanmayarak) bize kavuşmayı ummayan, (sadece) dünya hayatından hoşlanıp, (gönlü) onunla yatışıp rahatlayan ve âyetlerimizden gafil olanlar (var ya)...  

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- O kimseler ki bize kavuşacaklarını ümid etmezler ve dünya hayatına razı olmuşlar ve onunla mutmain bulunmuşlardır. Ve o kimseler ki, onlar bizim âyetlerimizden gafildirler.     

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Bize kavuşmayı ummayan, dünya hayatına razı olup onunla rahat edenler ve bizim âyetlerimizden gaflet edenler...        

Süleyman ATEŞ

 

17- Huzurumuza çıkacaklarını beklemeyenler, dünya hayatına razı olup onunla rahat bulanlar ve âyetlerimizden gafil olanlar yok mu?...

Diyanet Vakfı 1993

 

18- (öldükten sonra dirilip) bize kavuşacağını ummayan (ahirete inanmayarak sadece) dünya hayatına razı olan ve onunla sükûn (ve istirahat)a dalan kimselerle (varlığımıza, birliğimize ve kemal-i kudretimize dalâlet eden) bunca âyetlerimizden gafil olanlar (yok mu?)

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve bizim âyetlerimizden habersiz olanlar...       

Ali BULAÇ

20- Bize kavuşacaklarını ummayanlarm, dünya hayatına razı olan âyetlerimizden gafil bulunanların...       

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Bizimle karşılaşmayı ummayan ve dünya hayatından hoşnud olup ona bağlananların ve âyetlerimizden habersiz bulunanların...

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Şu bir gerçek ki, bize kavuşmayı ummayanlar, iğreti hayatla tatmin bulup onunla rahatlayanlar, ve âyetlerimizden uzaklaşıp gaflete dalanlar...

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- Onlar ki bizim likamızı (karşımıza çıkmayı) arzu (veya ümit) etmezler ve dünya (alçak) hayat ile razı olup onunla mutmain olmuşlardır ve onlar ki bizim âyetlerimizden gafildirler!

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Allah’a ölümden evvel ulaşmayı dilemeyenlerden bahsedildiği halde, meallerin hepsi ölümden sonraki dönüşü anlatıyor.

 

Allah’a mülâki olmak, ölümden evvel insan ruhunun Allah’a ulaşmasıdır (Bakara-46, En’am-154 ve Ankebut-5). Kim ki ölümden evvel Allah’a ulaşmayı dilemez, o kişi dîn konusunda ordinaryüs profesör olsa bile Allah, bu kişinin Allah’ın âyetlerinden gâfil olduğunu ve gideceği yerin cehennem olduğunu söylüyor (Yunus-8).

 

Kıyâmet günü Allah’ın huzuruna çıkmayacak hiç kimse yoktur. Ama Bakara suresinin 18. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ kör, sağır ve dilsiz olarak vasıflandırdığı Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin Allah’a rücu etmeyeceklerini (Allah’a geri dönmeyeceklerini, ulaşmayacaklarını) söylüyor. Demek ki söz konusu olan Allah’a ulaşmaktır. Yani ölmeden evvel insan ruhunun Allah’a ulaşmasıdır.

 

BAKARA-46: O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarını ve (sonunda ölümle) mutlaka O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

EN’AM-154: Sonra Musa (A.S)’a, ahsen olanlara tamamlayıcı olarak, herşeyi açıklayan ve rahmet olan ve hidayete erdiren kitabı (Tevrat’ı) verdik. Böylece onlar, Rab’lerine mülâki olacaklarına inanırlar (îmân ederler).

ANKEBUT-5: Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O, en iyi işiten, en iyi bilendir.

BAKARA-18: Sağır, dilsiz ve kördürler, artık onlar (Rab’lerine) dönmezler.

 

 

 

10/YUNUS-25

 

22- Vallâhu yed’û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin). 

 

1- Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm’e ulaştırır.

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- Allah (kullarını) selam yurduna (cennete) çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.

Abdullah AYDIN

 

3- Allahû Tealâ kullarını Dârüs-selâm’a (Selamet yurduna, cennete) davet eder. Dilediğini de doğru yola hidayet buyurur.         

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- Allah, selâmet yurduna (cennete) çağırır ve dilediği kimseyi doğru yola hidayet eder.

          Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- (Durum budur ve) Allah (kullarını îmân ile) selâm yurduna (cennete) çağırır ve O dilediğini doğru yola iletir.      

Ali ARSLAN

 

6- Allah, (kullarını, cennete) selâm evine çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Allah cennete çağırır ve dilediğini doğru yola eriştirir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Allah insanları esenlik-barış yurduna çağırır ve dilediği kimseleri doğru yola iletir.        

Seyid Kutup

 

9- Allah kullarını selâm yurduna (cennete) çağırıyor ve O dilediğini doğru yola iletir.         

Bir Heyet

 

10- Allah cennet evine çağırır ve dilediği kimseyi doğru yola iletir.

Fikri YAVUZ

 

11- Allah selâmet yurduna çağırıyor; dilediğini de doğru yola eriştirir.

Celal YILDIRIM

 

12- Allah kurtuluş yurduna çağırır; dilediğini de doğru yola eriştirir.

Bekir SADAK

 

13- Allah ise, ebedi olan banş ve esenlik yurduna çağırıyor. Ve O, istediğini doğru yola iletir.       

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- Allah (kullarını) selâmet yurdu (cennetine) çağırır ve O, dilediğini doğru yola iletir.     

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Ve Allahû Tealâ selâmet yurduna davet ediyor ve dilediğini doğru bir yola hidayet buyurur.  

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Allah, esenlik evine çağırır ve dilediğini doğru bir yola iletir.

Süleyman ATEŞ

 

17- Allah kullarını esenlik yurduna çağırıyor ve O, dilediğini doğru yola iletir.

Diyanet Vakfı 1993

 

18- Allah selâm evine (cennete) çağırır ve O kimi dilerse onu doğru yola iletir.

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir.

Ali BULAÇ

 

20- Allah kullarını “Selâm evine” (cennete) davet eder. Ve dilediğini de Sırat-ı Müstakiyme hidayet eder.

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Allah, cennete çağırır ve dilediğini doğru yola eriştirir.

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Allah esenlik yurduna çağırır ve dilediğini dosdoğru bir yola kılavuzlar.

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- Allah dâr’us-selâm’a (selam yurduna, cennete) çağırıyor ve dilediğini bir doğru yola hidayet buyuruyor.

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Teslim olunacak makam Allah’tır (Zumer-54). Teslim, selâm veya selâmet yurdu Allah’ın Zat’ıdır. Burada Allah, teslim yurduna (Kendisine) herkesi davet ediyor. Zat’ına davet ettiklerinden her kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah da onu Kendisine ulaştırmayı diliyor. ve Kendisine ileten yol olan Sıratı Mustakîm’e ulaştırıyor.

 

Meallerde ise teslim yurdu, selâmet yurdu, cennet olarak alınmış. oysaki, Sıratı Mustakîm cennete değil, Allah’a ulaştıran yoldur (Nisa-175).

 

Allah, teslim (selâm) yurduna ulaştırmak istediklerini Sıratı Mustakîm’e ulaştırdığına, Sıratı Mustakîm de Allah’a ulaştırdığına göre Allah’ın teslim yurdundan bu âyet-i kerimedeki muradı kesin olarak Allah’ın Zat’ıdır.

 

En’am-87 ve 88’de de Sıratı Mustakîm’in hidayete (Allah’a) ulaştırdığı ifade buyruluyor.

 

NİSA-175: Allah’a âmenû olanları ve O’na sarılanları (sarılmayı dileyenleri) Allah, Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.

EN’AM-87: Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm’e (Allah’a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).

EN’AM-88: İşte bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).

 

 

 

10/YUNUS-26

 

23- Lillezîne ahsenûl husnâ ve zîyâdeh(zîyâdetun), ve lâ yerheku vucûhehum katerun ve lâ zilleh(zilletun), ulâike ashâbul cenneh (cenneti), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

 

1- Onlar için Ahsenül Hüsna (Allah’ın Zat’ına ulaşmak) ve ziyadesi (daha fazlası, Allah’ın Zat’ını görmek) vardır. Onların yüzlerini bir keder kaplamaz ve bir zillet (küçük düşme, hakirlik) yoktur. İşte onlar, cennet halkıdır. Onlar, orada devamlı kalanlardır.

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- Güzel amel yapanlara daima daha iyi mükâfat (cennet) ve bir de fazlası (Allah’ın cemâlini görme bahtiyarlığı) vardır. Onların yüzleri ne karanr, ne de kızarır, işte onlar cennetliklerdir, orada temelli kalacaklardır.

Abdullah AYDIN

 

3- Allahû Tealâ’nın nazarına lâyık (rızasına uygun) güzel ameller işleyenlere daha güzel bir mükâfat, bir de ziyadesi vardır. Ve onların yüzlerini ne bir toz, ne de bir mezellet kaplamaz. Onlar cennetliktirler.

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- (îmân etmek suretiyle) güzel ameller işleyenlere cennet ve bir de ziyade vardır. (Bu ziyade Allah’ı görmeleridir.) Onların yüzlerine ne bir toz (lekesi) bulaşır, ne de bir zillet!... İşte bunlar cennetliklerdir, orada ebedî kalıcılardır.

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- Güzel davrananlara en güzel mükâfat, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (karalık) ve ne de bir horluk bulaşır. İşte onlar cennet ehlidirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.       

Ali ARSLAN

 

6- İyi iş yapanlara (mükâfat olarak) daha iyisi ve bir de “ziyade” vardır. Onların yüzlerine ne toz bulaşır, ne de zillet.. İşte asıl cennet ehli bunlardır. Ve orada daimîdirler.         

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- İyi davrananlara, daima daha iyisi ve daha üstünü verilir. Onların yüzlerine ne bir karanlık, ne de zillet bulaşır. İşte onlar cennetliktirler, orada temelli kalırlar.         

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Dünyada iyi işler yapanlara daha iyi bir karşılık ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne kara leke ve ne de horlanmışlık kaplar. Onlar cennetliklerdir, orada ebedi olarak kalacaklardır.

Seyid Kutup

 

9- Güzel amel edenlere daha güzel mükâfat (cennet) bir de fazlası vardır. Onlann yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır, ne de bir horluk gelir. İşte onlar cennet ehlidir. Ve onlar orada ebedî kalacaklardır.   

Bir Heyet

 

10- İman edip güzel amel işleyenlere cennet ve bir de Allah’ın cemâlini görmek var. Onların yüzlerine ne bir leke bulaşır, ne de bir zillet. İşte bunlar cennetliktirler, kendileri orada ebedî olarak kalacaklardır.   

Fikri YAVUZ

 

11- İyi yararlı amelde bulunanlara daha iyisi ve güzeli, bir de fazlası vardır. Yüzlerini ne bir toz-duman, ne de aşağılık ve horluk kaplar. İşte onlar cennet yaranıdırlar.        

Celal YILDIRIM

 

12- İyi işler yapanlara cennet vardır, bir de fazlası; ne bir toz kaplar yüzlerini, ne de aşağılık ve horluk; bunlar cennetliklerdir ve ebediyyen orada kalacaktırlar.      

Bekir SADAK

 

13- Güzellikle iş yapanlara, güzel olan cennet ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne toz duman, ne de zillet bürümez. Onlar cennete lâyıktırlar, orada ebedî olarak kalacaklardır.  

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- İyilik ve iyi hareket yapanlara, daha güzeli ve bir de ziyade(si) vardır. Onların yüzlerini (kendilerini mahcup edecek) ne bir toz, ne de bir hakirlik kaplamaz. İşte onlar cennet ehlidirler ki, kendileri orada ebedî kalacaklardır.

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- İhsanda bulunanlar için güzellik ve bir ziyadelik vardır ve onların yüzlerini ne karanlık ve ne de bir alçaklık kaplamaz. İşte onlar cennet ehlidirler. Onlar orada ebediyyen kalıcılardır.  

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Güzel davrananlara daha güzel karşılık ve fazlası var. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de horluk. İşte onlar cennet halkıdır, orada ebedî kalacaklardır.

Süleyman ATEŞ

 

17- Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır, ne de bir horluk (gelir). İşte onlar cennet ehlidirler ve onlar orada ebedî kalacaklardır.

Diyanet Vakfı 1993

 

18- İyi iş, güzel amel yapanlara (ihsan mertebesine erenlere) daha güzel iyilik, bir de ziyade vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (karalık) bulaşır, ne de bir horluk kaplar, onlar cennetin yaranıdırlar ki, kendileri onun için ebedî kalıcıdırlar.     

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet. İşte onlar cennetin halkıdırlar; orada ebedî kalacaklardır.

Ali BULAÇ

 

20- İyilik edenlere daha güzel iyilik ve ziyadesi vardır. Onların yüzlerine zillet ve hakaret tozu bulaşmaz. Onlar, kendisinde ebedî kalmak üzere cennet ehlidirler.       

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- İyi davrananlara, daima daha iyisi ve üstünü verilir. Onların yüzlerine ne bir karanlık, ne de zillet bulaşır. İşte onlar cennetliklerdir, orada temelli kalırlar.        

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Güzel düşünüp güzel davrananlara güzellik var. Dahası da var. Onların yüzlerine ne kara bulaşır, ne de zillet bulaşır. Cennetin dostlarıdır onlar; sürekli kalıcıdırlar orada.   

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- Hasenat (güzel ameller) yapanlara hüsna (daha güzeli); bir de ziyade var ve yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne zillet! Onlar ashab-ı cennet, hep orada muhalleddirler. (ebedi kalacaklardır).

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Ahsenül hüsna, ahsenlerin ahseni (en güzelin daha da güzeli) Allah’ın Zat’ıdır. Zat’a önce ulaşılır (Kehf-17, Rad-21). Burası 21. basamaktır. Kalp gözü genellikle açılmaz. Sonra daimî zikirle muhakkak kalp gözü açılır (26. basamak). Ve sonuçta Allah mutlaka görülür. Allah’ın Zat’ı müşahade edilir ve kişi “ŞUHUD” mertebesine ulaşır. Yani Allah’ın Zat’nı görerek, Allah’ın Zat’ının varlığına şahit olur (Al-i İmran-53, Maide-83, Kaf-37, Bakara-140, Zuhruf-86). 28. basamak, salâh kademesidir. İnsanoğlunun ulaşabileceği en üst seviye burasıdır. Ve rüyetullah (Allah’ın kalp gözüyle görülmesi) burada vuku bulur. İşte âyet-i kerimede geçen “ziyade” rüyetullahı ifade buyurmaktadır.

 

KEHF-17: Ve güneşin, doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah’ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

RAD-21: Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

AL-İ İMRAN-53: Rabbimiz, Senin indirdiğin şeye (İncil’e) inandık ve Resûl’üne tâbî olduk. Artık bizi şahit olanlarla birlikte yaz.  

MAİDE-83: Resûl’e indirileni (Kur’ân’ı) işittikleri zaman, Hakk’tan olan şeylere arif olduklarından dolayı, gözlerinin kanlı yaşla dolup taştığını görürsün. “Ey Rabbimiz! Biz îmân ettik (âmenû olduk). Artık bizi şahitlerle beraber yaz.” derler.

KAF-37: Muhakkak ki bunda, kalplerine (kalp kulaklarına) ilka (ilham) edilenler ve (kalp gözleri ile) Allah’a şahit olan (görenler) için  bir ibret vardır.

BAKARA-140: Yoksa siz: “Muhakkak ki İbrâhîm, İsmail, İshak, Yakup ve torunları yahudi veya hristiyan idiler mi?” diyorsunuz. De ki: “Sizler mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı?” Allah’tan (verilen) Allah’ın katındaki şahitliği gizleyen kimseden daha zalim olan kimdir? Allah, yaptıklarınızdan gâfil değildir.

ZUHRUF-86: Ve onların, O’ndan (Allah’tan) başka taptıkları şeyler şefaate malik değildir. Hakk’a şahit olanlar hariç ve onlar (Hakk’ı) bilirler.

 

Sadece Abdullah AYDIN, Ahmet DAVUDOĞLU ve Fikri YAVUZ’un meallerinde Allah’ı görmek yer almıştır. Diğerleri bundan hiç bahsetmiyor.

 

 

 

10/YUNUS-35

 

24- Kul hel min şurekâikum men yehdî ilel hakk, kulillâhu yehdî lil hakk(hakkı), e fe men yehdî ilel hakkı ehakku en yuttebea em men lâ yehiddî illâ en yuhdâ, fe mâ lekum, keyfe tahkumûn(tahkumûne).

 

1- De ki: “Sizin ortaklarınızdan Hakk’a hidayet edecek (ulaştıracak) kimse var mı?” De ki: “Allah, Hakk’a hidayet eder (ulaştırır). Öyleyse Hakk’a hidayet eden (ulaştıran) mı tâbî olunmaya daha lâyıktır (daha çok hak sahibidir) yoksa hidayete erdirilmedikçe, kendisi hidayete eremeyen kimse mi?” Artık size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- De ki: “Ortaklarınızdan hak yolu gösterebilecek var mı?” De ki: “Allah hak yolu gösterip doğru yola iletir.”  

Abdullah AYDIN

 

3- De ki: “Şerîk tuttuklarınız içinde (peygamberler göndererek, hüccetler ikâme ederek) Hakk’a hidâyet edebilen var mıdır? Halkı, Hakk’a Allahû Tealâ hidâyet eder.”        

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- “Ortaklarınızdan hak yolu gösterecek var mı?” de. “Doğru yola Allah iletir.”     

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- De ki: “Ortak koştuklarınızdan Hakka iletecek olan var mı?” De ki: “Hakka Allah iletir.”          

Ali ARSLAN

 

6- (Ey Muhammed! Yine müşriklere) de ki: “Ortak koştuğunuz (ilâhlar) arasında hiç, Hakk’a hidayet eden biri var mı?” De ki: “Yalnız Allah, Hakk’a hidayet eder.”    

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- De ki: “Koştuğunuz ortaklardan gerçeğe eriştiren var mıdır?” De ki: “Ama Allah gerçeğe eriştirir.”      

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Onlara de ki: “Allah’a ortak koştuğunuz putlar arasında gerçeği ileten var mı?” De ki: “Allah insanları gerçeğe iletir.”

Seyid Kutup

 

9- De ki: “Ortak koştuklarınızdan ilk defa yaratacak (öldükten) sonra da onu (eski durumuna) iade edecek olan var mı?” De ki: “Allah ilk defa yaratıp sonra (diriltecek) iade edecektir.”        

          Bir Heyet

 

10- (Ey resûlüm) de ki: “-Ortaklarınızdan hak yolu gösterebilecek var mı?” (cevap veremeyen müşriklere) de ki: “-Allah, ancak hak yolu gösterir ve ona iletir.”

Fikri YAVUZ

 

11- De ki: “Ortak edindiklerinizden Hakk’a yol gösteren, Hakk’a ileten var mıdır?” De ki: “Allah Hakk’a yol gösterir ve O’na iletir.”    

Celal YILDIRIM

 

12- Sor yine: “Allah’a ortak koştuklarınız arasında gerçeği gösterip ona eriştiren var mı?” De ki: “Allah gerçeği gösterip ona eriştirir.”  

Bekir SADAK

 

13- De ki: “Allah’a eş koştuklarınızdan hak ve hakikati gösterecek kimse var mı?” De ki: “Ancak Allah, hak ve hakikati gösterir.”

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- De ki: “Ortak (tanıdığınız put)larınızdan doğruya götürecek olan var mı?” (cevap veremezler) De ki: “Ancak Allah doğruya eriştirir.”

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- De ki: “Sizin şeriklerinizden Hakka hidayet edecek bir kimse var mıdır?” De ki: “Allahû Tealâ Hakka hidayet eder.”

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- De ki: “Sizin ortaklarınızdan Hakka götürecek var mı?” De ki: “Allah Hakk’a götürür.”

Süleyman ATEŞ

 

17- De ki: “Ortak koştuklarınızdan Hakka iletecek olan var mı?” De ki: “Hakka Allah iletir.”

Diyanet Vakfı 1993

 

18- De ki; sizi ortaklarınızın içinden hakkı (doğru yolu) gösterecek bir kimse var mıdır?” De ki: “Hakkı gösterecek ve ona iletecek Allah’tır.”

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- De ki: “Sizin şirk koştuklarınızdan hakka ulaştırabilecek var mı?” De ki: “Hakka ulaştıracak Allah’tır.”  

Ali BULAÇ

 

20- De ki: “Sizin ortaklarınızdan hakkı gösteren var mı?” De ki: “Hakka götüren ve ona hidâyet eden Allah’tır.”

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- De ki: “Koştuğunuz ortaklardan önce yaratan, sonra bunu tekrar eden var mı? De ki: “Allah önce yaratır, sonra bunu tekrar eden var mıdır?”

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Şunu da söyle: “Ortak tuttuklarınızdan kim var hakka götüren?” De ki: “Allah götürür Hakka.”         

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- De ki: “Sizin şeriklerinizden hakka hidayet eden var mı?” De ki: “Allah hakka hidayet eder!”

Elmalılı Hamdi YAZIR

         

 

Burada çok açık ve kesin bir şekilde Allah’a insan ruhlarının, ulaştırılmasından bahsediliyor. 3, 5, 11, 17 ve 19, 20, 22, 23 numaralar bunu açıkça yazdıkları halde, diğerleri değişik ifadeler kullanıyor. Çok şükür ki Diyanet Vakfı doğruyu yazmış. Ne yazık ki Diyanet İşleri Başkanlığı Allah’a değil, gerçeğe ulaşmaktan bahsediyor.

 

 

 

11/HUD-29

 

25- Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).

 

1- Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah’a aittir. Ve ben âmenû olanları tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab’lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.

 

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- “Ey milletim! Bu tebliğlere karşılık olarak ben sizden bir mal istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah’a aittir, iman edenleri de (iistemiyor, hor görüyorsunuz diye) kovacak değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklar. (Kendilerini kovduğum taktirde, beni O’na şikayet ederler). Ancak ben sizi cahillik yapmakta olan bir millet olarak görüyorum.”   

Abdullah AYDIN

 

3- “Ve ey kavmim! Ben, sizden risâletimi tebliğ için bir mal istemiyorum. Benim ecrim, ancak Allahû Teâlâ’ya âiddir. Ve Ben, o mü’minleri yanımdan tardedici de değilim. Onlar (Kıyâmet’te) elbette Rablerine kavuşacaklardır. Ve fakat ben sizi cahil bir kavim  görüyorum.”         

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- “Hem ey kavmim! Buna karşı, ben sizden bir mal istemiyorum. Benim ecrim ancak Allah’a aittir ve ben îmân edenleri, (istediğiniz gibi) kovacak değilim. Elbette onlar Rablerine kavuşacaklardır. Lâkin ben, sizi cahillik eder bir kavim görüyorum.”   

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- “Ey kavmim! Tebliğim için sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükâfatım ancak  Allah’a aittir. Ve ben îmân edenleri kovacak değilim; zira onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat sizi cahil bir kavim olarak görüyorum.”

Ali ARSLAN

 

6- “Ey kavmim! Buna karşılık sizden bir mal talep etmiyorum; benim ecrim sadece Allah’a âittir. Ben, îmân edenleri de kovacak değilim; zira onlar, Rablarına kavuşacak (bir yoldadır)lar. Fakat ben sizi câhillik eden bir kavim olarak görüyorum.”    

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- “Ey milletim! Buna karşılık ben sizden bir mal da istemiyorum. Benim ücretim Allah’a âittir; inananları da kovacak değilim; çünkü onlar Rableriyle karşılaşacaklar; fakat ben sizi cahil bir millet olarak görüyorum.”   

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- “Ey kavmim, buna karşılık olarak hiçbir mal istemiyorum sizden. Mükâfatım yalnız Allah’a aittir. İnananları da kovacak değilim. Çünkü onlar Rabblerine kavuşacaklar ama ben sizi cahil bir kavim görüyorum.”      

Seyid Kutup

 

9- “Ey kavmim! Allah’ın emirlerini bildirmeye karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah’a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim; çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi, bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum.”  

Bir Heyet

 

10- “Ey kavmim! Peygamberliği tebliğ işinden dolayı sizden bir mal istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah’a aittir. Ve ben îmân edenleri (istediğiniz gibi) kovacak değilim. Elbette onlar, Rablerine kavuşacaklar(eğer kendilerini kovarsam, beni O’na şikayet ederler). Ancak ben sizi, cahillik yapmakta olan bir topluluk görüyorum.”  

Fikri YAVUZ

 

11- “Ey kavmim! Buna karşılık sizden bir mal da istemiyorum. Benim ecrim (hizmetimin karşılığı) ancak Allah’a âittir ve herhalde ben o imân edenleri kovacak da değilim. Onlar mutlaka Rablarına kavuşacaklardır ama, ben sizi cehâlet içinde (bocalayan) bir kavim olarak görüyorum.”

Celal YILDIRIM

 

12- “Ey kavmim, buna karşılık bir mal da istemiyorum sizden; benim mükâfatım ancak Allah’a aittir. Ve bir de ben, o îmân etmiş olan kimseleri asla kovamam; onlar kesin olarak Rablerine ulaşmış kimselerdir. Ama sizi, cehâlet içinde yuvarlanıp giden bir topluluk olarak görüyorum.”      

Bekir SADAK

 

13- “Ey kavmim! Ben bu görevime karşılık sizden bir mal istemiyorum. Benim ücretim yalnızca Allah’a aittir. Ben o inananları kovacak da değilim. Onlar Rabb’leriyle karşılaşacaklar. Ben yalnızca sizin cahil bir toplum olduğunuzu görüyorum. Ey kavmim! Onları kovarsam, Allah’a karşı kim bana yardım edebilir? Artık düşünmeyecek misiniz?!”

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- “Ey kavmim, (tebliğimden dolayı) ona karşı sizden bir mal istemiyorum. Benim mükâfâtım Allah’tan başkasına âit değildir ve siz aşağı görüyorsunuz diye ben inananları kovan bir kimse değilim. Çünkü onlar Rabb’lerine kavuşacak olanlardır. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.”

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- “Ve ey kavmim! Sizden onun üzerine bir mal istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allahû Tealâ’ya aittir. Ve ben îmân edenleri kovucu değilim. Şüphe yok ki, onlar Rablerine kavuşanlardır. Ve lâkin ben sizi cahillik eder bir tâife görüyorum.”

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- “Ey kavmim, buna karşı ben sizden bir mal istemiyorum. Benim ücretim Allah’a âittir. Ve (siz istemiyor, hor görüyorsunuz diye) ben inananları (yanımdan) kovacak değilim. Çünkü onlar Rab’lerine kavuşacaklardır. (kurtuluşa ereceklerdir. Ben onları nasıl kovarım?) Ben sizi, câhillik eden bir kavim görüyorum.”

Süleyman ATEŞ

 

17- “Ey kavmim! Allah’ın emirlerini bildirmeye karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükafatım ancak Allah’a aittir. Ben îmân edenleri kovacak değilim; çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum.”

Diyanet Vakfı 1993

 

18- “Ey kavmim, bundan (bu tebliğlerimden) dolayı sizden hiçbir mal istemiyorum. Benim mükâfâtım Allah’dan başkasına âit değildir. Ve ben îmân edenleri tardedici de değilim. Çünkü onlar muhakkak ki Rablerine kavuşacaklardır. Ancak ben sizi câhillik eder bir kavim görüyorum.”  

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- “Ey kavmim! Ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim, yalnızca Allah’a aittir. Ben îmân edenleri kovacak değilim. Onlar gerçekten Rablerine kavuşacaklar. Ancak ben sizi, cahillik etmekte olan bir kavim görüyorum.”    

Ali BULAÇ

 

20- “Ey Kavmim! Bundan (bu tebliğimden) dolayı sizden mal istemiyorum. Benim mükâfatım Allah’a aittir. Ve ben îmân edenleri tardedici değilim. Onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.”

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- “Ey milletim! Buna karşılık ben sizden bir mal da istemiyorum. Benim ücretim Allah’a aittir; inananları da kovacak değilim. Çünkü onlar Rableriyle kavuşacaklar; fakat   ben sizi, cahil bir millet olarak görüyorum.”

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- “Hem ben sizden buna karşı bir mal da istemiyorum. Benim ücretim Allah’tandır. Ama ben îmân edenleri paylayıp kovamam. Çünkü onlar Rablerine varacaklar. Ama sizin cehalete batmış bir toplum olduğunuzu görüyorum.”

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- “Hem ey kavmim! Buna karşılık ben sizden bir mal istemiyorum, benim ecrim (mükâfatım) ancak Allah’a aittir ve ben o îmân edenleri kovacak değilim! Elbette onlar Rablerine kavuşacaklar ve lakin ben sizi cahillik eder bir kavim görüyorum!”

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

4, 5, 9, 11, 12, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 22, 23 numaralar Allah’a kavuşmayı açık olarak yazmışlardır. Ama bunlardan sadece Bekir SADAK, Ömer Nasuhi BİLMEN ve Hasan Basri ÇANTAY hakikati yazmışlar. Onların “Rabblerine (hayatta iken) kavuşanlar” olduğunu ifade etmişler. Diğer bütün meallerdeki kavuşma, kıyâmet günü Allah’a hesap vermek üzere herkesin Allah’ın huzuruna çıkması olarak değerlendirilmiş.

 

 

 

12/YUSUF-108

 

26- Kul hâzihî sebîlî ed’û ilallâhi alâ basîretin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne).

 

1- De ki: “Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek) Allah’a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allah’ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.”

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- (Habibim) de ki: “İşte benim yolum (vazifem) budur. (Allah’ın dinine davettir.) Ben insanları  Allah’a körü körüne değil, bir görüş ve anlayış üzere davet ediyorum. Ben ve bana tabi olanlar böyleyiz. Allah’ı bütün noksanlıklardan tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.” 

Abdullah AYDIN

 

3- (Yâ Muhammed!) de ki: “İşte, benim yolum. Ben, basiret üzerîne Allahû Tealâ’ya da’vet ediyorum. Ben de, bana uyanlar da böyleyiz. Allahû Tealâ’yı tenzih ve takdis ile teşbih ederim ve ben müşriklerden değilim.”

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- De ki: “İşte benim yolum budur. Basiretli olduğum halde Allah’a davet ederim. Ben ve bana tâbi olanlar (böyleyizdir). Hem Allah’ı bütün noksanlıklardan tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.”        

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- (Ey Muhammed) de ki: “İşte bu benim yolumdur: (Sizleri) Allah’a basiret üzere çağırıyorum. Ben ve bana uyanlar da... Allah’ı (ortaklardan) tenzih ederim. Ve ben ortak koşanlardan değilim.”        

Ali ARSLAN

 

6- (Ey Muhammed!) De ki: “İşte bu, benim yolumdur. Ben bana tâbi olanlarla birlikte, basiretle Allah’a davet ediyorum. Allah’ı (her çeşit noksan ve kusurdan) tenzih ediyorum. Ben, aslâ müşriklerden değilim.”

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Ey Muhammed! De ki: “Benim yolum budur; Ben ve bana uyanlar bilerek insanları Allah’a çağırırız. Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben aslâ Allah’a eş koşanlardan değilim.”  

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Ey Muhammed, de ki: “İşte benim yolum budur, ben inandırıcı kanıtlar göstererek insanları Allah’a çağırırım. Bana uyanlar da öyle yaparlar. Allah’ı her türlü noksanlıktan uzak tutarım. Ben Allah’a ortak koşanlardan değilim. “       

Seyid Kutup

9- De ki: “İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah’a çağırıyorum, Ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. (Kör bir saplantı içinde değiliz.)  Allah’ı (ortaklardan) tenzih ederim. Ve ben ortak koşanlardan değilim.”

Bir Heyet

 

10- Ey Resûlüm de ki: “ İşte benim yolum (vazifem) budur. (Allah’ın dinine davettir) Ben, Allah’a bir görüş ve anlayış üzere insanları davet ediyorum. Ben ve bana tâbi olanlar böyleyiz. Allah’ı bütün noksanlıklardan tenzih ederim, ben müşriklerden değilim.”   

Fikri YAVUZ

 

11- De ki: “İşte benim yolum! Ben de bana uyanlar da bilerek, idrâk ederek Allah’a dâvet ediyoruz. Allah’ı tenzih ederiz ve ben ortak koşanlardan değilim.”

Celal YILDIRIM

 

12- Söyle onlara: “İşte budur benim yolum, kesin delillere dayanarak Allah’a davet ediyorum ben, bana uyanlar da; Allah’ı tenzih ederim; ve ben Allah’a ortak koşanlardan değilim.”        

Bekir SADAK

 

13- De ki: “Benim yolum budur. Ben ve bana tâbi olanlar, bilerek ve görerek Allah’a davet ediyoruz... Allah’a hiçbir kusur ve acizlik isnad etmiyorum. Çünkü ben, O’na eş koşanlardan değilim.”

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- (Habibim) de ki; “İşte benim yolum budur. (Allah’ın dînine dâvettir.) Ben, bâsiretle (bilerek, inanarak ve açık bir delil ile) Allah’a davet ederim ve bana uyanlar da (öyledir.) Allah’ı tenzih eder. (O’nu her türlü noksanlıklardan uzak tutar)ım. Ben (Allah’a) ortak koşanlardan da değilim.          

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- De ki: “İşte benim yolum budur. Allahû Tealâ’ya açık bir hüccet ile dâvet ederim, ben de ve bana tâbi olanlar da. Ve Allahû Teâlâ’yı tenzih ederim ve ben müşriklerden değilim.”  

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- De ki: “İşte benim yolum budur. Allâh’a basiretle davet ederim. Ben ve bana uyanlar  Allâh’a (ortaklardan) tenzih ederim, ben ortak koşanlardan değilim.”  

        Süleyman ATEŞ

 

17- (Resûlüm!) De ki: “İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah’a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah’ı (ortaklardan) tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim.”  

Diyanet Vakfı 1993

18- De ki: (Habibim) “İşte bu, benim yolumdur. Ben (insanları) Allah’a (körü körüne değil) bir basiret üzere davet ediyorum. Ben de, bana tâbi olanlar da (böyleyiz). Allah’ı (ortaklardan) tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.”

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- De ki (Habibim:) “İşte bu benim yolumdur. Ben insanları Allaha  körü körüne değil bir basiret üzere da’vet ediyorum.ben de, bana tâbi olanlar da (böyleyiz).Allah’ı (ortaklardan) tenzih ederim. ben müşriklerden değilim.”

Ali BULAÇ

 

20- De ki: “Bu, benim yolumdur. Ben, Allah’a bir basiret davet ediyorum. Ben ve bana tâbi olanlar (böyleyiz) Allah’ı bütün noksanlıklardan tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.”   

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Ey Muhammedi De ki: “Benim yolum budur; ben ve bana uyanlar bilerek insanları Allah’a çağırırız. Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben asla Allah’a eş koşanlardan değilim.”

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- De ki: “İşte benim yolum budur. Ben, Allah’a basiret üzere çağırırım/dua ederim. Beni izleyenler de... Şanı yücedir Allah’ın! Ben müşriklerden değilim.”

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- De ki: “İşte benim meslekim (yolum) bu! Basiret üzere Allah’a davet ederim ben ve bana tâbi olanlar; ve Allah’ı teşbih ile tenzih eylerim ve ben müşriklerden değilim! “

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Allah’a şükürler olsun ki bütün mealler Allah’a ulaşmaya insanları davet ediyor. Burada Allah’ın emriyle, serbest iradenin sahibi olan, yani hayatta olan bütün insanlar, Sıratı Mustakîm üzerinden Allah’a davet ediliyor. Bu dönüş, ölümden sonra değil, hayatta iken ruhun Allah’a ulaşması ile gerçekleşir. “Müşriklerden değilim” ifadesi Allah’a ulaşmayı dileyen birisinden bahsediyor.

 

RUM-31: O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

RUM-32: (O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

 

Her Allah’a ulaşmayı dileyen mutlaka Allah tarafından Allah’a ulaştırılacağına göre hayatta iken Allah’a ulaşmak söz konusudur.

 

ŞURA-13: Dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiğimiz (farz kıldığımız) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldık. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine hidayet eder (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

 

 

 

13/RAD-21

 

27- Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).

 

1- Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- Onlar ki, Allah’ın gözetilmesini emrettiği hakları gözetirler  (akrabalık bağlarını devam ettirirler, mü’minlere iyilikte bulunurlar), Rabblerinden korkarlar ve kötü hesaptan endişe ederler.

Abdullah AYDIN

 

3- Ve onlar ki, Allahû Tealâ’nn vasledilmesini (riâyet edilmesini) emrettiği şeyi vaslederler. Allahû Tealâ’dan ürkerler. (Nehyedilen şeylerden sakınırlar) ve fenâ hesaptan korkarlar.

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- Ve onlar ki, Allah’ın idâmesini emrettiği şeyleri (akrabalık haklarına) riayet ederler; Rablerinden korkarlar ve hesabın kötülüğünden korkarlar.

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- Onlar ki, Allah’ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri gözetir (akrabalık bağlarını kesmez, bütün peygamberlere inanır, insanların hukukuna riayet ederler). Rablerinden sakınır ve kötü hesaptan korkarlar (da ölmeden önce kendi kendilerini hesaba çekerler).

Ali ARSLAN

 

6- Allah’ın birleştirilmesini emrettiği (akrabalık bağlarını) birleştirenler, Rablarinden korkanlar, ve kötü hesaptan çekinenler;

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Onlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi birleştirirler, Rablerinden korkarlar; kötü hesaptan ürkerler.

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Yine onlar, Allah’ın sürdürülmesini emrettiği ilişkileri sürdürürler. Rabblerinden korkarlar ve kötü hesaplaşmadan ürkerler.

                        Seyid Kutup

 

9- Onlar Allah’ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, (akrabalık bağlarını koparmayıp onlara iyilik eden) Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.   

Bir Heyet

 

10- Onlar ki, Allah’ın gözetilmesini emrettiği hakları gözetirler (akrabalık bağlarını devam ettirirler ve iyilikte bulunurlar), Rablerine saygı beslerler ve kötü hesaptan korkarlar.     

Fikri YAVUZ

 

11- Onlar ki, Allah’ın ulaştırıp (yerine getirilmesini) emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rablarinden derin bir saygı ile korkarlar ve hesabın kötüye gitmesinden endişe duyarlar.    

Celal YILDIRIM

 

12- Onlar ki, Allah’ın, riâyet edilmesini emrettiği hukuka riâyet eder, saygı dolu bir korku duyarlar Rablerine karşı ve hesaplarının neticede kötü çıkmasından da korkarlar.          

Bekir SADAK

 

13- Onlar ki, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği (bütün sosyal bağlan) birleştirirler. Sahipleri olan Allah’a karşı ürperti duyarlar ve kötü bir muhasebeden de korkarlar.        

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- Onlar ki Allah’ın (akrabalık, İslâmî dostluk ve birlik gibi) ilgilenilmesini emrettiği şeylerle ilgilenirler. Rabblerine saygılıdırlar, kötü hesaptan da korkarlar. 

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Onlar ki, Allahû Teâlâ’nın bitiştirilmesini emrettiği şeyi bitiştirirler ve Rablerinden haşyette bulunurlar ve fenâ hesaptan korkarlar.

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Ve onlar ki, Allâh’ın bitiştirilmesini istediği şeyi bitiştirirler. (Akrabâ ile, mü’minlerle ilgiyi kesmez, birbirinden ayırdetmeden bütün peygamberlere inanırlar) Rablerine karşı saygılı olur ve en kötü hesaptan korkarlar.

Süleyman ATEŞ

 

17- Onlar, Allah’ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.    

Diyanet Vakfı 1993

 

18- Onlar ki Allah’ın ulaştırılmasını (idâme ve riayet edilmesini) emrettiği şey’i ulaştırırlar, (ona riayet ederler) Rablerinden korkarlar, (bilhassa) kötü hesâptan endişe ederler.        

Hasan Basri ÇANTAY

19- Ve onlar Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar, Rablerinden içleri saygı ile titrer ve sorgulamanın kötü olanından korkarlar. 

Ali BULAÇ

 

20- Onlar ki, Allah’ın emrettiği sılâ-ı rahme riayet ederler. Rablerinden korkarlar ve kötü hesaptan endişe ederler.  

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Onlar Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi birleştirirler, Rablerinden korkarlar, kötü hesaptan ürkerler.  

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Onlar, Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar, Rablerinden korkarlar ve hesabın kötüsünden ürperti duyarlar.    

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- Onlar ki Allah’ın riayet edilmesini emrettiği hukuka riayet ederler, Rablerine saygı besler ve hesabın kötülüğnden korkarlar.    

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Bütün mealler hakikati gizlemiş durumda. “Allah’ın Kendi Zat’ına” ulaştırılmasını emrettiği bir şey var. Âyet-i kerime bunu söylüyor. Allah bir şeyin (ruhumuzun) Kendi Zat’ına ulaştırılmasını emrediyor. Buna karşılık metinde hiç mevcut olmayan;

“Akrabalık bağlarını kuvvetlendirirler.”

“Allah’ın idamesini emrettiği şeylere riayet ederler.”

“Allah’ın riayet edilmesini emrettiği şeyi gözetirler.”

“Allah’ın gözetilmesini emrettiği şeyi gözetirler.” ifadeleri açık bir gizleme gayretini sergilemektedir.

 

En yakın meal Ali BULAÇ’ın ve Yaşar Nuri ÖZTÜRK’ün ama onlar da ulaştırılması emredilen şeyin (ruhun) nereye ulaştırılması gerektiğinden bahsetmiyorlar. Hedef ruhun Allah’a ulaştırılması olduğu halde bütün mealler hedefi yok etmiş. Oysaki, Allah “bihî” kullanmış. “O’na, kendi Zat’ına” ulaştırılmasını emrediyor.

 

 

 

13/RAD-22

 

28- Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri).

           

1- Onlar, sabırla Rab’lerinin vechini (Zat’ını, Zat’a ulaşmayı ve Allah’ın Zat’ını görmeyi) isteyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.      

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- Onlar ki, sırf Rablerinin rızasını kazanmak için sabrederler.     

Abdullah AYDIN

 

3- Ve onlar ki, Rablerinin rızâsını isteyerek sabrederler.            

Ayntabî Mehmet Efendi

 

4- Onlar ki, Rablerinin rızasını kazanmak için sabrederler.  

Ahmet DAVUDOĞLU

 

5- İşte onlar Rablerinin rızasını isteyerek sabredenler.      

Ali ARSLAN

 

6- Rablerinin yüzü suyu hürmetine sabredenler.      

Profesör Dr. Talat KOÇYİĞİT

 

7- Onlar, Rablerinin rızâsını dileyerek sabrederler.         

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

8- Yine onlar, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak amacı ile sabrederler.       

Seyid Kutup

 

9- Yine onlar, Rablerinin rızasını isteyerek sabreden kimselerdir.

Bir Heyet

 

10- Onlar ki, Rablerinin rızasını kazanmak için sabrederler.     

Fikri YAVUZ

 

11- Onlar ki, Rabblerinin rızasını dileyerek sabrettiler.            

Celal YILDIRIM

 

12- Ve onlar ki, Rablerinin hoşnutluğunu dileyerek sabrederler.    

Bekir SADAK

 

13- Onlar ki, sahipleri olan Allah’ın öz rızasını kazanmak için sabrederler.

Bahaeddin SAĞLAM

 

14- Onlar ki, (yalnız) Rablerinin rızâsını dileyerek (nefislerine zor gelen şeylere) sabrederler.         

Hasan Tahsin FEYİZLİ

 

15- Ve onlar ki, Rablerinin rızasını isteyerek sabretmişlerdir.

Ömer Nasuhi BİLMEN

 

16- Ve onlar ki, Rablerinin yüzünü (rızâsını) arzû ederek (nefsin gücüne giden şeylere) sabrederler.

Süleyman ATEŞ

 

17- Yine onlar, Rablerinin rızasını isteyerek sabreden kimselerdir.

Diyanet Vakfı 1993

 

18- Onlar ki, (sırf) Rablerinin rızaasını isteyerek (her zorluğa) katlanırlar.

Hasan Basri ÇANTAY

 

19- Ve onlar Rablerinin yüzünü (hoşnudluğunu) isteyerek sabrederler.

Ali BULAÇ

 

20- Onlar ki, Rablerinin rızasını kazanmak için sabrederler.

Ziya KAZICI-Necip TAYLAN

 

21- Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler.

Hüseyin ATAY-Yaşar KUTLUAY

 

22- Onlar, Rablerinin yüzünü arzulayarak sabrederler.

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

23- Onlar ki mevlâlarının rızasına ermek için sabretmekte.

Elmalılı Hamdi YAZIR

 

 

Lügatlerin hiçbirinde “vech” kelimesi “rıza” anlamını ihtiva etmediği halde Yaşar Nuri ÖZTÜRK hariç, bütün mealler “rıza”, “hoşnutluk” kullanmışlar. Böylece “Allah’a, Allah’ın Zat’ına (vechine) ulaşmayı dilemek”, “Allah’ın rızasını kazanmayı dilemek” şekline dönüştürülmüş. Hepsi böyle yapmaya mecburdular. Çünkü bir evvelki âyet-i kerimede “Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi Allah’a ulaştırırlar “ cümlesine;    

“Akrabalık bağlarını kuvvetlendirmek”

“Sıla-i rahm’e riayet etmek”

“Allah’ın bitiştirilmesini emrettiği şeyi bitiştirmek” şeklinde mânâ vererek asıl hedefi yok edince, “Allah’ın Zat’ına ulaşmayı dilemek” ifadesini “Allah’ın rızasına ulaşmayı dilemek” şekline dönüştürmek zorunda kalmışlar. Gerçekten çok ibret verici bir sapma.

 

Hidayeti (Allah’a insan ruhunun hayatta iken ulaşmasını) gizlemek için sarfedilen gayretlerin ifadeleri nasıl değiştirdiği çok açık olarak görünüyor.

 

 

 

13/RAD-25

 

29- Vellezîne yankudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıhi ve yaktaûne mâ emerallâhu bihi en yûsale ve yufsidûne fîl ardı ulâike lehumul la’netu ve lehum sûud dâr(dâri).

 

1- Onlar, misaklerinden sonra (Allah’a ruhlarını ulaştıracaklarına dair ezelde Allah’a misak verdikten sonra) Allah’ın ahdini bozarlar (misak, ahd ve yeminlerini yerine getirmezler) ve yeryüzünde fesat çıkarırlar (başka insanların da Sıratı Mustakîm’e ulaşmalarına mani oldukları için fesat çıkarırlar). Lânet onlar içindir. Ve yurdun kötüsü (cehennem) onlar içindir.

İMAM İSKENDER ALİ  M İ H R

 

2- Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi (akrabalık bağlarını) koparanlara...

Abdullah AYDIN

 

3- Ve O’nun vaslını emrettiği şeyi kırarlar.

Ayntabî Mehmet Efendi