Anasayfa MİHR VAKFI Görsel Eserler Yazılı Eserler Download Canlı Yayın
Nebî Resûllerin Hayatı (Hz. Musa 3. Bölüm)
Anasayfa » MİHR Dergisi » Haziran 2011 Mihr Dergisi » Nebî Resûllerin Hayatı (Hz. Musa 3. Bölüm)

Musa (A.S) kendisine tâbî olanlarla birlikte firavunun zulmümden kurtulmak için Allah’ın emri üzerine gece yola çıkarak, Kızıldeniz istikametine hareket ettiler. Firavun, şehirde Musa (A.S) ve O’na tâbî olanları göremeyince, onların kaçtık larını anladı ve bütün ordusunu seferber ederek, peşlerine düştü. Kızıldeniz’e yaklaşınca iki topluluk birbirini gördüğü zaman Musa (A.S)’ın ashabı, “Gerçekten bize yetiştiler.” dediler: 7/A'RÂF-128: Kâle mûsâ li kavmihisteînû billâhi vasbirû, innel a...

Hasret
Sunuş (Sevgiyi Öğrenmek)
Âyetlerin Sırları (Hûd 117, 118, 119)
Risalet Nurları Bölüm - 6
Hadîs-i Şerifler (Duanızın Mutlaka Kabul Edileceğine İmân Ederek Dua Edin)
İslâmda Kutlu Günler (Regaip Kandili 2011)
Sevgi yolu (Allah'la Konuşmak)
Dinlerin Birleştirilmesi (Dinler Yoktur)
Nebî Resûllerin Hayatı (Hz. Musa 3. Bölüm)
Yücelen ve Çürüyen Toplumlar (Mutluluğun Yegâne Kaynağı Dîndir)
Med Cezir (Karçiçeğim)
Kimdir Bizim Öğretmenimiz (Riyazet Orucu)
Lâle'ye Gül'e ve Adem'e Naatlar (Gönül Kapımda Sen)
İsimsiz Yazılar (Haziran 2011)
İki Hece Tek Yürek Atışı (Kelimeler)
Allah'a Doğru (Hayallerin Gerçek Olduğu)
Sağlığı Korumanın Yolları (Alerji)
İslam Erkekleri (Gül Baba)
Cocuk Köşesi (Nur Dede’yle Masal Tadında Hayatlar)
Nur Dede
Okuyucularımızdan Esintiler (Haziran 2011)

Nebî Resûllerin Hayatı (Hz. Musa 3. Bölüm)

Musa (A.S) kendisine tâbî olanlarla birlikte firavunun zulmümden kurtulmak için Allah’ın emri üzerine gece yola çıkarak, Kızıldeniz istikametine hareket ettiler. Firavun, şehirde Musa (A.S) ve O’na tâbî olanları göremeyince, onların kaçtık larını anladı ve bütün ordusunu seferber ederek, peşlerine düştü. Kızıldeniz’e yaklaşınca iki topluluk birbirini gördüğü zaman Musa (A.S)’ın ashabı, “Gerçekten bize yetiştiler.” dediler:

7/A'RÂF-128: Kâle mûsâ li kavmihisteînû billâhi vasbirû, innel arda lillâhi yûrisuhâ men yeşâu min ibâdihî, vel âkıbetu lil muttekîn(muttekîne).
Musa (A.S) kavmine şöyle dedi: “Allah’tan yardım isteyin ve sabredin! Şüphesiz yeryüzü Allah’ındır. Kullarından dilediğini ona varis kılar. Ve sonuç (zafer) takva sahiplerinindir.”


Musa (A.S)’a tâbî olanlar, önlerinde deniz, arkalarında firavunun ordularını görünce korktular. Musa (A.S)’ın îmânı Allahû Tealâ’nın  yardımının  gelmesine neden oldu:
 
26/ŞUARÂ-63: Fe evhaynâ ilâ mûsâ enıdrib bi asâkel bahr(bahra), fenfeleka fe kâne kullu firkın ket tavdil azîm(azîmi).
O zaman Musa (A.S)’a: “Asanı denize vur.” diye vahyettik. Hemen deniz infilâk etti (patlayarak yarıldı ve ikiye ayrıldı). Böylece her parça büyük ve yüksek dağ gibi oldu.


10/YÛNUS-90: Ve câveznâ bi benî isrâîlel bahre fe etbeahum fir’avnu ve cunûduhu bagyen ve advâ(adven), hattâ izâ edrekehul gareku kâle âmentu ennehu lâ ilâhe illellezî âmenet bihî benû isrâîle ve ene minel muslimîn(muslimîne).
Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik. Böylece firavun ve onun ordusu, azgınlıkla (zulümle), düşmanlıkla onları takip etti. (Sular), onu boğacak düzeye erişince, (firavun) o zaman: “İsrailoğullarının kendisine (O’na) inandığı ilâhtan başka (ilâh) olmadığına ben de îmân ettim. Ve ben (de), müslümanlardanım (teslim olanlardanım, İslâm’a girenlerdenim).” dedi.

10/YÛNUS-91: Âl’âne ve kad asayte kablu ve kunte minel mufsidîn(mufsidîne).
Şimdi (mi) (teslim oldun, öyle mi?) Ve sen, daha önce asi olmuştun. Ve sen, fesat çıkaranlardan idin.

10/YÛNUS-92: Fel yevme nuneccîke bi bedenike li tekûne limen halfeke âyeh(âyeten), ve inne kesîren minen nâsi an âyâtinâ le gâfilûn(gâfilûne).
Böylece senden sonraki nesillere, bir delil (ibret) olman için, bugün seni bedeninle kurtaracağız. Ve insanların çoğu, elbette âyetlerimizden gâfillerdir.


Bu olaydan ibret alanlar olduğu gibi, insanların çoğu da ibret almamış, âyetlerden gâfil kalmışlardır. Allahû Tealâ, fira vunun cesedini çürütmemiş, secde eder vaziyette bıraktığı için insanlar onu bularak müzeye koymuşlardır.

Allahû Tealâ’nın ölümü ertelemediğini ve ölüm gelip çattığı zaman onların tövbelerini kabul etmediğini anlıyoruz inşaallah. Ölüm anında değil, serbest irademizle Allahû Tealâ’ya mülâki olmayı (ölüm gelmeden önce Allah’a ruhumuzu ulaştırmayı)  dilememiz gerekmektedir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Îmân etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe mü’min olamazsınız.” Cennete girebilmemiz için Allah’a ulaşmayı dilememiz, birbirimizi sevebilmemiz için; mürşide tâbî olmamız halinde kalbimize îmân yazılacağından cehennem ateşinden kurtulup, insanları Allah’a davet ederek onların da ateşten kurtulmalarına, vesile olmalıyız.

4/NİSÂ-18: Ve leysetit tevbetu lillezîne ya’melûnes seyyiât(seyyiâti), hattâ izâ hadara ehadehumul mevtu kâle innî tubtul’âne ve lâllezîne yemûtûne ve hum kuffâr(kuffârun). Ulâike a’tednâ lehum azâben elîmâ(elîmen).
Ve onlardan birine (kendilerine) ölüm gelinceye kadar seyyiat işleyenlerden (kötülük yapanlardan), “Gerçekten ben, şimdi tövbe ettim." diyen birinin tövbesi, tövbe değildir. Ve kâfir olarak ölenlerin tövbesi de (tövbe değildir). İşte onlar, onlar için “elim azap” hazırladık.


28/KASAS-47: Ve lev lâ en tusîbehum musîbetun bimâ kaddemet eydîhim fe yekûlû rabbenâ lev lâ erselte ileynâ resûlen fe nettebia âyâtike ve nekûne minel mu’minîn(mu’minîne).
Ve eğer elleriyle takdim ettikleri (yaptıkları) sebebiyle onlara bir musîbet isabet ederse: "Rabbimiz keşke bize bir resûl gönderseydin böylece biz, Senin âyetlerine tâbî olur ve mü’minlerden olurduk." diyecek olmasalardı (seni Nebî-Resûl olarak göndermezdik).


Allah’ın Resûlü’nün davetini kabul etmeyenlerin üzerine, Allahû Tealâ yıllarca ürünlerini azaltarak kıtlığa uğratmış, tufan, çekirge (afeti) bit (afeti), kurbağa (afeti) ve kan göndermiş, buna rağmen insanlar kibirlenmiş ve mücrim bir kavim olmuşlardır. (Arâf-130, 133).

İnsanların günümüzdeki dünyanın başına gelen olaylardan ibret alarak Allah’ın Resülü ile beraber bir yol tutması gerekir. Resûl nerede mi diyorsunuz? Geceler ne güne duruyor? Hacet namazı ile Allahû Tealâ’ya soralım. (Bakara-45, 46).

7/A'RÂF-138: Ve câveznâ bi benî israîlel bahra fe etev alâ kavmin ya’kufûne alâ asnâmin lehum, kâlû yâ mûsâc’al lenâ ilâhen ke mâ lehum âlihetun, kâle innekum kavmun techelûn(techelûne).
Ve İsrailoğullarını denizden geçirdik kendilerinin olan (yalnız onlara ait) putlara devamlı tapan bir kavimle karşılaştılar. Şöyle dediler: “Ey Musa! Onların ilâhları gibi bize de ilâh yap.” Musa (A.S): “Muhakkak ki siz, cahillik eden bir kavimsiniz.” dedi.

7/A'RÂF-139: İnne hâulâi mutebberun mâ hum fîhi ve bâtılun mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Muhakkak ki; bunlar onların içinde bulundukları şey (dîn sebebiyle) helâk olmuştur. Ve yapmış oldukları şey bâtıldır (boştur).

7/A'RÂF-140: Kâle e gayrallâhi ebgîkum ilâhen ve huve faddalekum alâl âlemîn(âlemîne).
“O, sizi âlemlere üstün kılmışken, size Allah’tan başka bir ilâh mı isteyeyim?” dedi.


İnsanoğlu ne kadar anlaşılmaz bir nefse sahip ki; Allahû Teala’nın o kişilere onca mucizeler yaşatmasına rağmen, karaya ayak basınca Allah’ın yardımlarını unutup hemen şeytanın fısıltılarına meylediyor. Rabbim, biz bir hiçiz, Senin yardımı na daim muhtacız. Efendimiz’in himmeti ile yardım eyle:

7/A'RÂF-142: Ve vâadnâ mûsâ selâsîne leyleten ve etmemnâhâ bi aşrin fe temme mîkâtu rabbihî erbaîne leyleh(leyleten), ve kâle mûsâ li ahîhi hârûnahlufnî fî kavmî ve aslıh ve lâ tettebi’ sebîlel mufsidîn(mufsidîne).
Musa (A.S)’a otuz gece vaad ettik ve onu on ile tamamladık. Böylece onun Rabbinin kararlaştırdığı zaman, kırk geceye tamamlandı. Ve Musa (A.S), kardeşi Harun’a şöyle dedi: “Kavmimde bana halef ol (benim yerime geç) ve ıslâh et ve müfsidlerin (fesat çıkaranların) yoluna tâbî olma.”

7/A'RÂF-143: Ve lemmâ câe mûsâ li mîkâtinâ ve kellemehu rabbuhu kâle rabbi erinî enzur ileyke, kâle len terânî ve lakininzur ilâl cebeli fe inistekarre mekânehu fe sevfe terânî fe lemmâ tecellâ rabbuhu lil cebeli cealehu dekkan ve harra mûsâ saıkan, fe lemmâ efaka kâle subhâneke tubtu ileyke ve ene evvelul mu’minîn (mu’minîne).
Musa (A.S), tayin ettiğimiz (belirlediğimiz) zamanda gelince, Rabbi onunla konuştu. (Musa A.S) şöyle dedi: “Rabbim, bana (Kendini) göster, Sana bakayım.” (Allahû Tealâ): “Beni asla göremezsin. Ve fakat dağa bak! O, mekânını kararlı tutabilirse (yerinde durabilirse); o zaman sen, Beni görürsün.” buyurdu. Rabbi, dağa tecelli ettiği zaman onu paramparça etti. Musa (A.S), bayılarak yere düştü. Sonra ayıldığı zaman: “Sen Sübhan’sın (Seni tenzih ederim). Sana tövbe ederim. Ben, mü’minlerin ilkiyim.” dedi.


Musa (A.S), tayin ettiğimiz (belirlediğimiz) zamanda gelince, Rabbi onunla konuştu.(Musa A.S) şöyle dedi: “Rabbim, bana (Kendini) göster, Sana bakayım.” (Allahû Tealâ): “Beni asla göremezsin. Ve fakat dağa bak! O, mekânını kararlı tutabi lirse (yerinde durabilirse); o zaman sen, Beni görürsün.” buyurdu. Rabbi, dağa tecelli ettiği zaman onu paramparça etti. Musa (A.S), bayılarak yere düştü. Sonra ayıldığı zaman: “Sen Sübhan’sın (Seni tenzih ederim). Sana tövbe ederim. Ben, müminlerin ilkiyim.” dedi.

Musa (A.S), Allah’ı baş gözü (ayn) ile görmek istedi. Hiç kimsenin baş gözü ile Allah’ı göremeyeceğini ve buna müsait olarak yaratılmadığını göstermek için Allahû Tealâ dağa tecelli etti. Dağ yok oldu ve Musa (A.S) da bayıldı. Rabbimizin baş gözü ile Zat’ının görülemeyeceği, ancak kalp gözü ile (Ez Zahir olduğunu) görüleceğini Allahû Tealâ bildirmektedir:

7/A'RÂF-144: Kâle yâ mûsâ innîstafeytuke alân nâsi bi risâlâtî ve bi kelâmî fe huz mâ âteytuke ve kun mineş şâkirîn(şâkirîne).
(Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “Ey Musa! Muhakkak ki; Ben, risaletimle ve kelâmımla seni insanların üzerine seçtim. Artık sana verdiğim şeyleri al. Ve şükredenlerden ol.”


Musa (A.S), kavmine  döndüğünde kavminin Samiri adlı bir kişinin altından yapmış olduğu böğüren buzağı heykelini ilâh edindiklerini gördü:

20/TÂHÂ-88: Fe ahrece lehum ıclen ceseden lehu huvârun fe kâlû hâzâ ilâhukum ve ilâhu mûsâ fe nesiy(nesiye).
Böylece onlar için (ortaya) böğüren bir buzağı heykeli çıkardı. Ve onlara (Samiri ve taraftarları): “Bu, sizin ilâhınız ve Musa’nın da ilâhı, fakat o unuttu.” dediler.


20/TÂHÂ-96: Kâle basurtu bi mâ lem yabsurû bihî fe kabadtu kabdaten min eserir resûli fe nebeztuhâ ve kezâlike sevvelet lî nefsî.
(Samiri): “Ben, onların görmediği şeyi gördüm. Resûl’ün (Cebrail A.S’ın) izinden (ayağının bastığı yerdeki topraktan) bir avuç aldım. Sonra da onu (erimiş madenin içine) attım. Ve böylece (bu), nefsime (bana) güzel göründü.” dedi.


7/A'RÂF-150: Ve lemmâ recea mûsâ ilâ kavmihî gadbâne esifen kâle bi’se mâ haleftumûnî min ba’dî, e aciltum emre rabbikum, ve elkal elvâha ve ehaze bi re’si ahîhi yecurruhû ileyhi, kâlebne umme innel kavmestad’afûnî ve kâdû yaktulûnenî fe lâ tuşmit biyel a’dâe ve lâ tec’alnî meal kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
Ve Musa (A.S), (Allahû Tealâ’nın huzurundan) üzüntülü ve öfkeli olarak döndüğü zaman (Allahû Tealâ, ona kavminin saptığını söylemişti: Taha-85). Onlara şöyle dedi: “Benden sonra (benim yokluğumda) bana ne kötü halef oldunuz. Rabbinizin emrine acele mi ettiniz (beklemediniz)?” Ve levhaları bıraktı. Kardeşinin başını tuttu. Onu kendine doğru çekiyor(ken), (Harun A.S) şöyle dedi: “Ey annem oğlu! Muhakkak ki; (bu) kavim, beni zayıf (güçsüz) buldu. Neredeyse beni öldürüyorlardı. Artık benimle (bana böyle yaparak), düşmanlarımın yüzlerini güldürme (sevindirme) ve beni, zalim kavim ile beraber kılma.”


Ve levhaları bıraktı. Kardeşinin başını tuttu. Onu kendine doğru çekiyor(ken), (Harun A.S) şöyle dedi: “Ey annem oğlu! Muhakkak ki; (bu) kavim, beni zayıf (güçsüz) buldu. Neredeyse beni öldürüyorlardı. Artık benimle (bana böyle yaparak), düşmanlarımın yüzlerini güldürme (sevindirme) ve beni, zalim kavim ile beraber kılma.”

7/A'RÂF-152: İnnellezînettehazûl ıcle se yenâluhum gadabun min rabbihim ve zilletun fîl hayâtid dunyâ, ve kezâlike neczîl mufterîn(mufterîne).
Muhakkak ki; buzağıyı (ilâh) edinen kimseler, Rab’lerinden bir gazaba ve dünya hayatında bir zillete uğrayacaklar. Ve işte böyle, iftira edenleri cezalandırırız.


20/TÂHÂ-98: İnnemâ ilâhukumullâhullezî lâ ilâhe illâ hûv(huve), vesia kulle şey’in ilmâ(ilmen).
Sizin İlâhınız sadece Allah’tır ki, O’ndan başka İlâh yoktur. İlim (ilmi) ile herşeyi kaplamıştır (kuşatmıştır).


7/A'RÂF-151: Kâle rabbıgfirlî ve li ahî ve edhilnâ fî rahmetike ve ente erhamur râhımîn(râhımîne).
(Musa A.S) şöyle dedi: “Rabbim, beni ve kardeşimi mağfiret et ve bizi rahmetinin içine al (dahil et). Ve Sen, rahmet edenlerin en çok rahmet edenisin.”


İnsanları af ve mağfiret ederek rahmetinin içine almasını Allahû Tealâ’dan, Efendimiz’in himmeti ile dileyerek yazımı burada tamamlamak istiyorum.

Allah hepinizden razı olsun.

 

 

MİHR Dergisi » Haziran 2011 Mihr Dergisi

  • Hasret
  • Sunuş (Sevgiyi Öğrenmek)
  • Âyetlerin Sırları (Hûd 117, 118, 119)
  • Risalet Nurları Bölüm - 6
  • Hadîs-i Şerifler (Duanızın Mutlaka Kabul Edileceğine İmân Ederek Dua Edin)
  • İslâmda Kutlu Günler (Regaip Kandili 2011)
  • Sevgi yolu (Allah'la Konuşmak)
  • Dinlerin Birleştirilmesi (Dinler Yoktur)
  • Nebî Resûllerin Hayatı (Hz. Musa 3. Bölüm)
  • Yücelen ve Çürüyen Toplumlar (Mutluluğun Yegâne Kaynağı Dîndir)
  • Med Cezir (Karçiçeğim)
  • Kimdir Bizim Öğretmenimiz (Riyazet Orucu)
  • Lâle'ye Gül'e ve Adem'e Naatlar (Gönül Kapımda Sen)
  • İsimsiz Yazılar (Haziran 2011)
  • İki Hece Tek Yürek Atışı (Kelimeler)
  • Allah'a Doğru (Hayallerin Gerçek Olduğu)
  • Sağlığı Korumanın Yolları (Alerji)
  • İslam Erkekleri (Gül Baba)
  • Cocuk Köşesi (Nur Dede’yle Masal Tadında Hayatlar)
  • Nur Dede
  • Okuyucularımızdan Esintiler (Haziran 2011)
  • Kur'ân-ı Kerim Lafzı ve Ruhu (Tefsir) | Türkçe Kur'an Meallerini Kıyasla
    İmam İskender Ali Mihr | NUR Tv

    Uluslararası Mihr Vakfı (Türkçe) | International Mihr Foundation (English) | Die MIHR Stiftung (Deutsch) | La Fondation Mihr (Française)