Anasayfa MİHR VAKFI Görsel Eserler Yazılı Eserler Canlı Yayın
Çocuk Köşesi (Nur Dede ve Meziyet)
Anasayfa » MİHR Dergisi » Ocak 2011 Mihr Dergisi » Çocuk Köşesi (Nur Dede ve Meziyet)

NUR DEDE VE MEZİYET (2. bölüm) Meziyet, Nur Dede’nin sevgi okulunu çok sevmişti. Bu okula giderken kıyafetlerine daha çok önem veriyordu. Annesi onu tam bir küçük hanım kılan elbiseler, etekler, blûzlar ve ayakkabılar almıştı. Bunlara uygun şapkalar, boneler ve güzel takılarla, birbirinden şık bu kıyafetlerle tam bir küçük hanım oluyordu. Kullandığı bazı kötü ve kaba kelimeleri de terketmişti. Böyle Allah’ı seven küçük hanıma bunları kullanmak hiç mi hiç yakışmazdı. Nur Dede’nin sevgi ...

Güneşin Ardındaki Mutluluk
Sunuş (Ocak 2011)
Âyetlerin Sırları (Bakara - 156, 157)
Risalet Nurları - Bölüm 1
Hadîs-i Şerifler (Ocak 2011)
Dinlerin Birleştirilmesi (Ocak 2011)
Ahir Zaman (Ocak 2011)
İslâm’da ve Osmanlı’da Halifelik (3)
Sevgi yolu (Ocak 2011)
Olaylara Bakış (Zekat, Birr, Sadaka)
Kimdir Bizim Öğretmenimiz (Ocak 2011)
Lâle'ye Gül'e ve Adem'e Naatlar (Ocak 2011)
İki Hece Tek Yürek Atışı (Ocak 2011)
İslâm Erkekleri (Ahmed Yesevi)
Manevi Çınarın Gölgesinde (Hacı Gazi Evrenos Bey 1. bölüm)
Çocuk Köşesi (Nur Dede ve Meziyet)
Okyanus
Okuyucu Köşesi (Ocak 2011)

Çocuk Köşesi (Nur Dede ve Meziyet)

NUR  DEDE VE  MEZİYET   (2. bölüm)

Meziyet, Nur Dede’nin sevgi okulunu çok sevmişti. Bu okula giderken kıyafetlerine daha çok önem veriyordu. Annesi onu tam bir küçük hanım kılan elbiseler, etekler, blûzlar ve ayakkabılar almıştı. Bunlara uygun şapkalar, boneler ve güzel takılarla, birbirinden şık bu kıyafetlerle tam bir küçük hanım oluyordu. Kullandığı bazı kötü ve kaba kelimeleri de terketmişti. Böyle Allah’ı seven küçük hanıma bunları kullanmak hiç mi hiç yakışmazdı.

Nur Dede’nin sevgi okulu gül kokuyordu. Hele bahçeye çıktıklarında birbirinden farklı o gül bahçesinin gülleri okulun bahçesini de gül kokularıyla dolduruyorlardı. Bu gün Nur Dedesi  onlara îmânı anlatacaktı. Îmân neydi? Bununla ilgili âyetler nelerdi? Bu konudaki bilgilerini anne ve babasıyla tekrarladılar. Yapabildiklerini, yapamadıklarını ve yapabileceklerini konuştular. Sorular oluşturdular. Meziyet, bu dersi gördükten sonra tekrar üzerinden geçmeye karar verdiler.

Nur Dede, her zamanki gibi yüzünde güller açan bir gülümsemeyle içeriye Allah’ın selâmı ile girdi. Çocuklar da Allah’ın selâmıyla Nur Dede’ye cevap verdiler. O’nun pamuk ellerini öperek kendileri için dua istediler. Nur Dede, el fatiha maas salâvât, dedi. Hepsi okuduktan sonra 5 dakika Allah, Allah… diye zikir yaptılar.

Nur Dede:

- Allah’ın sevgi yolunun yolcuları olabilmek ve bir ömrü bu yolda geçirebilmek biz insanlar için büyük bir bahtiyarlık çocuklar. Şeytan biz insanları bu yoldan düşürebilmek için türlü türlü dalavereler düzenler. Bu yolu seçmeyen insanları da bu istikamette kullanır. Bazen bu insanlar öyle canımızı yakarlar ki, bu can yanışıyla Allah’ın yolunda yürüyenler bunlara karşılık vereyim derken hangi yolda yürüdüklerini unutup, yollarını kaybedebilirler. İşte bunun için daima uyanık olmak ve Allah ile bile olmak gerekir. Mürşidi, Yavuz Sultan Selim hastalığın pençesinde son demlerindeyken: “Sultanım, vakit Allah ile bile olmaktır.”diyor. Sultan: “Lala,biz kiminle beraberiz sanırsız? Biz hep O’nunlaydık.” diyor. Mekke’nin anahtarı kendisine sunulduğunda bu anahtarı Allah’ın hizmetçisi olarak alan
birSultan. O güne kadar geçilmeyen çölü atından inerek yürüyen ve: “Padişahım, asker yorgun, atınıza binseniz de asker de atlarına binse.” denildiğinde, O’nun cevabı: “Görmüyor musun? Önümüzde Peygamber Efendimiz (S.A.V) yürüyor. O yürürken ben atıma nasıl binebilirim?” diyen Sultan... Osmanlı bir îmân imparatorluğu kurmuş çocuklar.

Evet! Bizler bu îmânı nasıl kurar ve yaşatırız? Yüreğinden Allah’a bu dünya üzerinde yaşarken bir dilek göndereceksin ve yaşadığın sürece de bu dileğin vazgeçmeden sürecek. Bu dilek neydi?

Yavuz el kaldırdı:

- Yüreğimizden bizleri sevgiyle yaratan Rabbimize ulaşmayı dileyeceğiz.

- Bu dilek bizi sevgi basamaklarında Allah’a doğru bir yola ulaştırıyor. Şimdi bu yola ulaşıncaya kadar ve kalbimize îmân yazılıncaya kadar hangi basamakları geçiyoruz, kim söyleyecek?

Meryem el kaldırdı ve saymaya başladı:

1- Olaylar
2- Değerlendirme
3- Allah’a ulaşmayı dileme
4- Rahmân esmasının tecellisi
5- Gözlerimizdeki hicabı mesturenin alınması
6- Kulaklarımızdaki vakranın alınması
7- Kalbimizdeki ekinnetin alınması ve ihbatın konulması

- Daha gördüğünüz gibi kalbe îmân yazılmadı. Allah’ın ilmini anlayabileceğimiz ihbat konuldu. Sonraki 7 basamağı kim söyleyecek?

Şahika el kaldırdı:

8- Allah kalbimize ulaşır.
9- Kalbimizi Kendisine çevirir.
10- Göğsümüzden kalbimize bir nur yolu açar.
11- Bu nur yolundan yaptığımız zikirle rahmet nuru kalbimize girmeye başlar.
12- Bu zikirle kalbimize giren nurlar bizi huşûya ulaştırır.
 13- Bu huşûyla hacet namazını kılarız ve Allah’ın bizim için tayin ettiği sultanı, ruhumuzun gök katlarını aşmasını sağlayacak sultanı sorarız ve isteriz.
14- Bu sultanın önünde diz çöker ve Furkân-70’e göre tövbe alırız. Tâbiiyetimizi gerçekleştiririz.

Furkan el kaldırdı:

- Furkân-70’i ben söyleyebilir miyim?

- Çok memnun oluruz. Furkan, Furkân-70’i söylüyor:

25/FURKÂN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).
Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).


- Allah razı olsun Furkan. Peki çocuklar Allah’ın tayin ettiği bu mürşidin önünde yaptığınız bu tövbeyle Allah insanlara hangi ni’metlerini veriyor?

Fatih el kaldırdı:

58/MUCÂDELE-22: Lâ tecidu kavmen yû’munûne billâhi vel yevmil âhiri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minhu, ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anhu, ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizbullâhi humul muflihûn(muflihûne).
Allah’a ve ahiret gününe (ölmeden önce Allah’a ulaşmaya) îmân eden bir kavmi, Allah’a ve O’nun Resûl’üne karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın. Ve onların babaları, oğulları, kardeşleri veya kendi aşiretleri olsa bile. İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O’ndan (Allah’tan) razı oldular. İşte onlar, Allah’ın taraftarlarıdır. Gerçekten Allah’ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi?


Fatih:

- Furkân-70 ve Mucâdele-22’ye tekrar bakarsak Allah’ın kalbimize îmânı yazdığını görüyoruz ve katından bizlerin başının üzerine bu tâbiiyetle devrin imamının ruhunu yani sizin ruhunuzu başımızın üzerine göndererek bizleri destekliyor.

Nur Dede:

- Daha önce kalbimizde îmân yazmıyor muydu peki?

Yavuz el kaldırdı:

- Daha önce kalbimizde küfür yazıyordu. Tâbiiyetimizi Allah’ın bizim için tayin ettiği Allah’ın Sultanı’nın önünde gerçekleştirdiğimizde kalbimizdeki küfrü alıyor. Îmânı yazıyor. Yaptığımız Allah, Allah zikriyle Allah’ın rahmet ve salâvât, rahmet ve fazl nurları ikişer ikişer inerek kalbimizde yazan bu îmân kelimesinin etrafına (îmân kelimesi bu nurların çekim alanıdır artık) getirdiği nurlar buraya yerleşmeye başlar. Var olan afetler kalbimizdeki küfür yazısı alındığı için tutunamazlar ve yavaş yavaş yapılan Allah zikriyle dışarıya atılmaya başlarlar. Yaptıkları Allah zikri ne kadar çok olursa, o kadar çabuk kalpleri nurlarla kaplanır ve afetlerden temizlenir. İşte faziletli insan olabilmek bu fazl nurlarının kalbi tamamen kaplamasıyla gerçekleşir. Furkân-70’de bu kişi îmânı artan bir mü’min olmayı zikriyle ve Allah’ın bu zikirle gönderdiği nurlarıyla gerçekleştirmiş olur.

- Allah razı olsun Yavuz. Ne kadar güzel öğrenmişsin ve anlatıyorsun.

Yavuz:

- Allah sizden razı olsun Nur Dedem. Bizler sizden öğrendik bizi çok seven Rabbimizi. Bizleri bu sevgiyle nasıl sarıp sarmaladığını. Bizlerin küfür içinde değil, îmân içinde îmânımızı artırarak yaşamımızı istiyor bizi çok seven Rabbimiz. Göklerin kutrunu aşabilmemiz için de bizlere sizin gibi bir Sultan’ı görevlendirmiş. Bizleri Allah’ın sevgisiyle Allah’ın âyetlerine yakın kılmanız için. Allah sizden razı olsun Nur Dedem.
 
32/SECDE-15: İnnemâ yu’minu bi âyâtinellezîne izâ zukkirû bihâ harrû succeden ve sebbehû bi hamdi rabbihim ve hum lâ yestekbirûn(yestekbirûne).
Fakat Bizim âyetlerimize îmân edenler (âmenû olanlar) onlardır ki, (âyetlerimiz) zikredildiği zaman (hemen) secde ederek yere kapanırlar. Ve Rab’lerini hamd ile tesbih ederler ve onlar kibirlenmezler.


32/SECDE-18: E fe men kâne mu’minen ke men kâne fâsikâ(fâsikan), lâ yestevun(yestevune).
Öyleyse mü’min olan kimse, fasık olan kimse gibi midir? Onlar müsavi (eşit) olmazlar.


Kalbimize îmân yazıldı. Başımızın üzerine devrin imamının ruhu geldi. Bizleri Allah’a giden yola, yolun sonunda Rabbimizin olduğu Sıratı Mustakîm’e çıkartır. Kişinin günahları sevaba çevrilir. O güne kadar kazandığımız sevaplara 1’e 10 verilirken, o günden sonra 1’e 100 verilmeye başlar Rabbimiz ve îmânımız artıkça Allah’ın mükâfatı artarak 700 katına kadar ulaşır. Nefs tezkiyesi başlar ve Allah ona salâvât-fazl nuru gönderir.

Gördüğümüz gibi îmânla şereflenen insanı Rabbimiz bu îmânı artırması için ni’metlere boğuyor. Öyleyse çocuklar kâfir olmak, fasık olmak niye? Kalpleri maraz kılmak niye, dalâlette olmak niye, şeytana kul olmak niye, âyetlerden habersiz olmak niye? Îmânla şereflenmek, Allah’a kul olmak varken,  takva sahibi olmak varken, âyetlerin güzelliğinde yaşayıp, bu güzellikleri ulaştırarak ve yaşayarak, yaşattırarak yeryüzünde Allah’ın halifeleriolmak varken,  siccînden kurtulup, illiyyine çıkmak varken.

Haydi!... Herkese Allah’ın davetini ulaştırmaya, bu davete icabet etmeye, kalbimize îmân yazdırtarak kalbimize bakan Rabbimizle îmânımızı artırmaya. Hep Allah ile bile olmaya. Allah’ın hizmetkârları olarak yücelmeye ve yüceltmeye. Sevdiğimizin adını dilimizden ve kalbimizden hiç düşürttürmemeye. Haydi, küçük sahâbe ve mü’minler zikre.

Allah, Allah, Allah...

 

 

MİHR Dergisi » Ocak 2011 Mihr Dergisi

  • Güneşin Ardındaki Mutluluk
  • Sunuş (Ocak 2011)
  • Âyetlerin Sırları (Bakara - 156, 157)
  • Risalet Nurları - Bölüm 1
  • Hadîs-i Şerifler (Ocak 2011)
  • Dinlerin Birleştirilmesi (Ocak 2011)
  • Ahir Zaman (Ocak 2011)
  • İslâm’da ve Osmanlı’da Halifelik (3)
  • Sevgi yolu (Ocak 2011)
  • Olaylara Bakış (Zekat, Birr, Sadaka)
  • Kimdir Bizim Öğretmenimiz (Ocak 2011)
  • Lâle'ye Gül'e ve Adem'e Naatlar (Ocak 2011)
  • İki Hece Tek Yürek Atışı (Ocak 2011)
  • İslâm Erkekleri (Ahmed Yesevi)
  • Manevi Çınarın Gölgesinde (Hacı Gazi Evrenos Bey 1. bölüm)
  • Çocuk Köşesi (Nur Dede ve Meziyet)
  • Okyanus
  • Okuyucu Köşesi (Ocak 2011)
  • Kur'ân-ı Kerim Lafzı ve Ruhu (Tefsir) | Türkçe Kur'an Meallerini Kıyasla
    İmam İskender Ali Mihr | NUR Tv

    Uluslararası Mihr Vakfı (Türkçe) | International Mihr Foundation (English) | Die MIHR Stiftung (Deutsch) | La Fondation Mihr (Française)