Anasayfa MİHR VAKFI Görsel Eserler Yazılı Eserler Download Canlı Yayın
Bütün İnsanlar İçin Kapılar Ardına Kadar Açık
Anasayfa » MİHR Dergisi » Haziran 2012 Mihr Dergisi » Bütün İnsanlar İçin Kapılar Ardına Kadar Açık

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde birlikteyiz. Herşeyden evvel hepinizi çok ama çok sevdiğimizi belirtmek istiyoruz. Hepinizin kalbimizde ayrı bir yeri var. Allah’a ne kadar hamdetsek, şükretsek azdır ki; Allahû Tealâ bizi sevgi dolu bir dünyada yaşatıyor. Sevgiyle yoğrulmuş bir dostluk, kardeşlik ve Allah’ın etrafındaki ilk daire olmak şerefi… Sevgili kardeşlerim! Sevmek, başlı başına bir...

Üçüncü Asr-ı Saadet
Bütün İnsanlar İçin Kapılar Ardına Kadar Açık
Âyetlerin Sırları (Nebe - 38, 39)
Hadis-i Şerifler (Nefse Uyma, Cimrilik, Kendini Beğenme)
İslâm'daki Kutlu Günler (Miraç Kandili)
Dinlerin Birleştirilmesi (Hz. İbrahim)
Med Cezir (Hikaye)
Nebi ve Resûllerin Hayatı (Hz. İsa) 2. Bölüm
Yücelen ve Çürüyen Toplumlar (Haziran 2012)
Kimdir Bizim Öğretmenimiz (Haziran 2012)
Lale'ye Gül'e ve Adem'e Naatlar (Haziran 2012)
İsimsiz Yazılar (Haziran 2012)
İki Hece Tek Yürek Atışı (Haziran 2012)
Allah'a Doğru (Haziran 2012)
İslâm Erkekleri (Arif Çelebi)
Çocuk Köşesi (Nur Dede ve Cemre)
Sağlığı Korumanın Yolları (Basur ve Varis)
Haber Bülteni (Haziran 2012)
Efendimiz'in Doğum Günü

Bütün İnsanlar İçin Kapılar Ardına Kadar Açık

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde birlikteyiz.

Herşeyden evvel hepinizi çok ama çok sevdiğimizi belirtmek istiyoruz. Hepinizin kalbimizde ayrı bir yeri var. Allah’a ne kadar hamdetsek,  şükretsek azdır ki; Allahû Tealâ bizi sevgi dolu bir dünyada yaşatıyor. Sevgiyle yoğrulmuş bir dostluk, kardeşlik ve Allah’ın etrafındaki ilk daire olmak şerefi…

Sevgili kardeşlerim! Sevmek, başlı başına bir güzelliktir. Seven insan sevdiğiyle beraber olduğu zaman, hep mutluluğu yaşar,  huzur içinde olur. Ya nefret edenler? Onlar hep mutsuz olmaya mahkûm etmişlerdir kendilerini.

Sevgili kardeşlerim! Sevmek varken ve bunun vereceği mutluluğu yaşamak varken, neden nefret? Neden mutsuzluk, huzursuzluk? İşte insan tabiatı her kapıya açıktır. Hamdolsun ki Allahû Tealâ biz insanlara davranış biçimini tayin etme konusunda söz sahibi bir muhteva olan “irade” diye bir yetki, bir imkân vermiş.

Sevgili kardeşlerim nefret edecek yerde, sevsek! Ne kaybederiz ki? Sevmek, mutluluğun kapısıdır. Seven insan eğer sevdiği tarafından sevilirse, o mutluluğu yaşayan bir insandır.  Nefret eden insana gelince, onun nefret dolu davranışları etrafındaki insanların da kendisine nefretle davranmalarına sebep olur.

Başkalarını mutlu ederek, mutluluğu yaşamak mümkünse ve başkalarına kötü davrandığımız zaman huzursuzluk duyuyorsak, neden güzel davranmayalım?

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ hedef olarak mutluluğu göstermiş. Hepimizi Allahû Tealâ, dünya adı verilen gezegende, biz hayatta olduğumuz sürece, mutlu olalım hedefine dayalı olarak yaratmış. Ama insanların ruhlarının yanıbaşında nefsleri de var. Nasıl ruh 19 tane hasletle mücehhezse, nefs de 19 tane afetle cihazlandırılmış.

Bunlardan denge halinde olan bu statüde negatiflerden birisini devredışı bırakarak, onun üstesinden gelmek veya pozitiflerin değerini artırmak suretiyle ya da ikisi birden bir gayretin sahibi olmak, ikili bir başarıyı ifade eder. Hem Allah’ın emirlerini yerine getirmek konusunda bir büyük gayretin sahibi olmak hem de yasak ettiklerini işlememek istikametindeki başarı daha kısa sürede, daha kalıcı bir mutluluğu ifade eder.

Yaşadığımız hayata bu pencereden baktığımız zaman görürüz ki; mutluluğun mükâfatı mutluluktur. Bu mutluluğu sağlayabilecek olan faktörse, etrafımızdaki insanlara en güzel şekilde hitap etmektir. Eğer hedefimiz etrafımızdaki insanlara mutluluk vermekse, o zaman mutluluğu yakaladık demektir. Çünkü Allah’ın bir kanunu var: Etrafınızdaki insanların herbirine ne kadar mutluluk verebilirseniz, Allahû Tealâ size onların toplamı kadar mutluluk verir.

Sevgili kardeşlerim, kapılar ardına kadar açık. Gayretimiz hep bu istikamette olmalı. Yani, sevmeliyiz! Seven, sevdiğini mutlu etmeye çalışır. Bu mutlu etme istikametindeki gayreti ne kadar hedefine ulaşırsa,  o kişi, o başkalarına verdiği mutlulukların toplamı kadar mutluluğu kendisi yaşayacaktır. 10 kişiden herbirine “A” kadar mutluluk veren bir kişi, kendisi “10A” kadar mutlu olur.

Niçin yaşıyoruz, sevgili kardeşlerim? Mutlu olmak için değil mi? Allahû Tealâ “Nefret ettirmeyiniz! Ve nefret etmeyiniz! Seviniz! Ve sevdiriniz!” buyuruyor. Bu pencereden bakıldığı zaman, olaylar dizisinin en güzele dönük olduğunu yaşayacaksınız. “Sevmek” mastarının çevresini oluşturan herşey başka insanları mutlu etmeye yöneliktir. Seviyorsanız, içinizden gelen şey her zaman sevdiğinizi mutlu etmek istikametinde gelişir.

Allahû Tealâ acaba niçin zikri, çok zikri ve daimî zikri farz kılmış? Çünkü eğer biz daimî zikre ulaşabilirsek, negatif faktörlerin hepsi devre dışı kalacaktır. Bunlardan bir tanesi de nefrettir. Zaten o kişi sevgi hasletinin sahibidir. Ama bu sevginin alanı, büyük ölçüde genişleyecektir. O kişinin nefret açısından başarı kazandığı her alanda sonuç, sevgiye dönüşür. Ve sevgi seviyesi giderek artar, artar, artar. Kişi bu seviyenin artışıyla, buna paralel bir mutluluğun beraber yürüdüğünü mutlaka farkedecektir. Farkettiği zaman, bu konuya daha fazla önem verecektir. Daha çok sevecektir, neticede daha çok sevilecektir ve her mutlu ettiği kişiye verdiği mutluluğun aynısını kendisi de yaşayacaktır.

O zaman biz 1 kişiyiz. 10 kişiye mutluluk veriyorsak, onun 10 katını yaşayacağız. 20 kişiye, 30 kişiye, 40 kişiye mutluluk veriyorsak, onların toplamı kadar mutluluğu biz yaşayacağımız için hayatımız huzur içinde geçecek, sevgili kardeşlerim! Ama insanlar bize kötü davranıyorlarmış; ossun! Onlar bize kötü davranabilirler. İşte Allahû Tealâ’nın hepimize verdiği emir; onların kötü davranışları onları alâkadar eder. Size ulaşan her kötü davranışın karşısında siz derecat kazanırsınız ama kötü davranan kişi derecatı kaybeder. Bu kötü davranış, sizi de kötü davranışa sevketmek isteyecektir ama aksini yapmayı başarırsanız, o zaman o kötü davranan kişiye, güzel, çok güzel bir davranışla cevap verdiğiniz zaman, o kişinin size yeniden ulaşarak, negatif bir istikamette faaliyet göstermesi biraz zor olur, sevgili kardeşlerim! Çünkü siz kimliğinizi ispat etmişsiniz.

O size kötü davranmış ama siz ona kötü davranmamışsınız. Siz ona güzel bir davranışla, bir başka ifade kullanalım; onu mutlu edecek olan bir davranışla cevap vermişsiniz. Belki o kişi:“Hadi canım sende! Bu bir tesadüftür.” diye düşünerek, bir defa daha sizi imtihan edebilir. Arkasından bir defa daha imtihan edebilir. Ama her imtihanın arkasından, o kötü davranışa sizin onu mutsuz değil, mutlu edecek bir davranışla cevap vermeniz, ona mutlaka neticede tesir edecektir. “Ben o kişiye böyle davranmama rağmen, ondan şimdiye kadar bana gelen bütün davranış biçimleri bunun intikamını alır hüviyette değil! Tam aksine kendisine hiç kötü davranılmamış gibi en güzel davranışlarla cevap vermesi, bu kişinin benim tanıdığım insanlardan hiçbirine benzemediğini gösterir.” O kötü davranan kişi böyle bir düşüncenin sahibi olacaktır.

Etrafında da genel olarak o, etrafındakilere kötü davrandığı için kendisine kötü davrananlar olmuştur. Ama sevgili kardeşlerim! Sizde farklı bir yapı göreceklerdir. Farklı ve yerli yerine oturmuş, Allah’ın emrettiği standartları uygulayan birisi var karşılarında.

Allahû Tealâ acaba niye böyle bir emir vermiş? İnsanlar mutlu olsunlar diye. Çünkü başkalarına mutluluk veren herkes, o mutluluğa paralel olan aynı seviyede bir mutluluğu kendilerine de Allah’ın yaşattığını, o insanlar keşfetmişlerdir. Ne olması lâzım mantık ölçülerine göre? “Ben eğer bir başkasına onu üzecek bir şey yapıyorsam, Allahû Tealâ da benim üzerimdeki negatif bir tesiri ortaya koyup, beni onun üzüldüğü gibi üzecektir. Ama ya ben, o kişiye onu mutlu edecek bir davranışla davranmışsam? Onu mutlu etmeyi başarmışsam? O zaman Allah’ın otomatik kanunları bende tezahür edecek ve ben de o mutluluğu yaşayacağım.”

O zaman etrafımızda birçok insan var, sevgili kardeşlerim! Herbirine ne kadar mutluluk verirsek, o kadar mutluluğu biz de yaşayacağımız için, 2 kişiye mutluluk veren bir insanla, 20 kişiye mutluluk veren bir insanın yaşadığı mutluluk aynı olmaz! İkincisi, birincisinden çok, çok, çok daha mutludur. Çünkü iç dünyası Başkasına verdiği her mutluluktan sonra, Allah’ın verdiği bir mükâfatla ona huzur verir. Dış dünyası da bütün insanlara hep onları mutlu edecek davranışlarla ulaştığı için, onlar tarafından sevilmesine sebebiyet verir. O zaman siz de aynı şarkıyı söylemez misiniz sevgili kardeşlerim, böyle olunca?

Herşey çok mu güzel, yoksa bana mı öyle geliyor?

Şunu hep matematik olarak bir insanlar düşünse: “Ben başkalarına mutluluk verdiğimde onlardan geri aldığım şey eğer mutluluk oluyorsa, kötü davrandığım, kalbini kırdığım insanlar da bana karşı öfkeli ve benim kalbimi kıracak davranışlarla geri dönüyorlarsa, o zaman normal mantık ölçüleri çerçevesinde, benim yapmam gereken şey onları mutlu edecek davranışlarla onlara ulaşmam değil mi? O zaman aynı mutluluğu benim de yaşamam söz konusuysa: ‘Ben insanları mutlu etmeliyim.’diye düşünmeye başlarım.” Hele tatbikata geçip de gerçekten böyle olduğunu tespit ettikten sonra daha da coşar insan. Onlara hep en güzel davranışlarla davranmaya çalışır.

O kötü davranışla davranan kişiye verilecek olan en güzel, Allah’ın emirlerine en uygun ders, ona, onun yaptığı kötülüğe karşı iyilikle cevap vermektir. Bu mutluluk yazar.

Sevgili kardeşlerim! Sevmek sevginin açık bir göstergesi olan karşısındakini mutlu etmekle sonuçlanır. Seven insan mutlu etmeye çalışan insandır. Nefret eden insan da mutsuz etmeye çalışan insandır.

Birincisi, bu sevgisi yüzünden, başkalarını mutlaka mutlu etmek ihtiyacını duyacak ve onu gerçekleştirdikçe, Allah da ona mutluluk vereceği için hep mutluluğu yaşayacaktır. Ama kim başkalarına karşı nefretle davranıyorsa, öfkeyle davranıyorsa, davranışları etrafındaki insanlara mutluluk değil huzursuzluk veriyorsa, o kişinin mutlu olması mümkün değildir. Etrafındaki insanlara kötü davrandığı için, onlardan kendisine her kötü davranış geldiğinde, öfkelenecektir, sıkılacaktır, rahatsızlık hissedecektir. Yani Allahû Tealâ ona başkalarına verdiği rahatsızlığı, huzursuzluğu, o tarzdaki her davranışından sonra yaşatacaktır.

Bir, herşeyin en güzel standartlarda cereyan ettiği bir dünya var; güzel davranışların sahibi için.

Bir de her an sıkıntı içinde olmak var. Başkalarına onları rahatsız edici her davranışında Allah, o kişiye huzursuzluk verir. Ama burada da bitmez. Çünkü kendisine kötü davranılan kişi, bunun karşılığını mutlaka vermek isteyecektir ona. O da yeni bir negatif davranışla, kendisine kötülük edene, kötü bir örnek olacaktır. Ve onu üzecek bir davranışı sergileyecektir.

Başka insanlar bize kötülük yapmışlarsa kötülük yaptıkları için o yaptıkları bizi üzen davranıştan onların huzurlu olması mümkün değildir. Öfke, bir insanı oraya ulaştırır. Ama o kişi yaptığı kötü davranışın arkasından mutluluğu asla yaşayamaz! Her kötü davranış, kötü davranan kişiye mutlaka mutsuzluk ulaştırır.

İntikam hissi, bir mutluluk değildir. Karşısındakine yaptığı kötü davranıştan, onun üzüldüğünü hissettikten sonra, sevineceğini zanneden bu kişi, sevinmediğini, huzursuz olduğunu yaşayacaktır.

Sevgili kardeşlerim! Mademki seversek seviliyoruz; öyleyse etrafımızdaki insanların bize kötü davranması, çok açık bir şekilde bizim ona karşı yanlış davranışlarımızın varolduğunu gösterir. O, hata yapmıştır, bize kötü davranmıştır, tamam. Ama arkasında gene biz yok muyuz?

Seven sevdiğine koşar, nefret eden nefret ettiğinden kaçar. Seven sevdiğine hep en güzel davranışlarla davranır. Çünkü oradan kendisine ulaşan herşey kendisini mutlu ediyor. Gayri ihtiyarî o da karşısındakini mutlu etmek istikametinde bir ihtiyaç duyacaktır, sevgili kardeşlerim! Ama bunu başardığı zaman, duyduğu huzur ve mutluluk onu hep böyle davranmak için hazır tutacaktır. Bu kişi tespit etmiştir ki; başkalarını mutlu ettiği zaman, her mutluluk verişinde kendisi mutlu oluyor. Tespit etmiştir ki; başkalarını üzecek olan her davranışının neticesinde kendisi de mutsuz oluyor.

Allahû Tealâ cevapları otomatik olarak verir. İnsanları mutlu eden her güzel davranışınızın arkasından Allah’ın içinize huzur verdiğini, mutluluk verdiğini yaşayacaksınız. Başkalarını rahatsız eden, huzursuz eden, sıkıntıya sokan her davranışınızda da arkasından huzursuzluğu yaşayacaksınız. Bunlar sahiden böyle mi diye, her denemenizde aynı sonuçla karşılaşacaksınız. Ya insanları mutlu eden bir davranış ya da mutsuz eden bir davranış... Her imtihan böyle olduğunu size kesintisiz olarak ispat eder. Hal böyle olduğu taktirde, yapabileceğiniz en güzel şey, sizi mutlu edebilecek olan tek şey; başkalarını mutlu etmektir.

Başkalarına mutluluk verdiğiniz her olayın arkasından, onların eskiden size güzel davranmazken, artık daha güzel davranışlarla cevap vermesi, sizi onlara daha güzel davranmaya itecek olan çok önemli bir tesir edici faktördür.
   
Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için, insanların istediği şey, mutlu olmak değil mi? Herkes mutlu olmak istiyor ve başkalarının kendilerini mutsuz etmesi sebebiyle huzursuz oldukları da kesin. Öyleyse her açıdan olaya baktığımızda, başkalarının size kötü davranmasının arkasında, sizin ona kötü davranışınız veya davranışlarınız yatmakta.

Top sizde değil mi? Onlara kötü davrandığınızda onların da size kötü davranmasına sebebiyet veriyorsanız,  onları mutlu edecek davranışlarınıza karşılı onlardan da size geri dönen şeyin sizi mutlu edecek davranışlar olduğunu tespit ettiğiniz zaman, siz iki defa mutlu olursunuz.

1- O kişiye mutluluk verdiğiniz zaman; Allahû Tealâ sizi de mutlaka huzurlu ve mutlu bir insan yapacaktır. Bu mutluluğu ve huzuru Allah da size yaşatacaktır.

2- Başkaları da sizi mutlu edecek davranışlarla geri dönecektir. Eşyanı tabiatına uygun olan sonuç budur.

Kim etrafındaki insanları mutsu eden, huzursuz eden davranışların sahibiyse, bu davranışların tabii neticesi olarak etrafındaki insanlar da ona öyle bir kötü davranışla cevap vereceklerdir.

Sevgili kardeşlerim! O zaman hedefimizin ne olması lâzım geldiği, açık bir hüviyetle karşımıza çıkmıyor mu? Eğer biz diğergâm olabilirsek, etrafımızdaki insanlara her davranışımızla mutluluk veren bir insan olabilirsek, her mutluluğun karşısında huzur duyduğumuz da bir vakıaysa, içimizden bir sevinç yükseliyorsa: “İşte gene birisini mutlu ettim! Hamdolsun Allahû Tealâ’ya ki; “O benimle olan konuşmasından sonra mutlu bir şekilde ayrıldı.” diyorsanız bu hedefe ulaşmanız sizi de mutlu etmez mi, sevgili kardeşlerim?

Bütün insanlar için kapılar ardına kadar açık. İşte kanun: Mutlu et! Aynı miktarda mutlu ol! Ama biz bir kişiyiz, etrafımızda yüz kişi var. Kapılar ardına kadar açık demekle, onları kastediyorum! Yani yaşadığınız mutluluğun yüz katını yaşayabilirsiniz,  başka herkese onları mutlu edecek güzel şeyler söyledikçe

Sevgili kardeşlerim! Öyleyse sormalıyız kendi kendimize: “Peki böyle de ben neden mutsuzum?” Cevap açık değil mi? “Eğer ben, başkalarını mutlu edecek davranışların sahibi olsaydım, onlardan da bana her zaman beni mutlu edecek davranışlar geri dönecekti. Ben de etrafımdaki herkesin en güzel davranışlarına muhatap olan birisi olarak mutluluğu yaşayacaktım.”

Ama fırsatı kaçırmış değilsiniz ki, sevgili kardeşlerim! Bu konudaki düşünce standardınız bu olursa, o zaman başka insanları mutlu etmek için harekete geçmeniz bir zamanı gerektirmez. İçinizden gelen şey mutlaka o olacaktır: Başkalarını mutlu etme gayreti. Ve bunu adım adım başardığınızı göreceksiniz. Hele başardıkça, mutluluğunuzun arttığını, hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir şekilde siz kendi dünyanızda yaşamışsanız, o zaman hedefiniz hep bu olacaktır: Başka insanları mutlu etmek! İşte mutluluğun kalesi budur.

Etrafınızdaki insanların, ne kadarına, ne kadar mutluluk verebilirseniz, onun toplamı kadar siz mutlu olursunuz. O zaman sizinle konuşan bütün insanlar, bu istikamette bir rolün sahibi olabilirler. Bu, sizin onlara güzel davranmanıza bağlıdır. İnsanların bu konu da ki şeytanın oynadığı tuzağa düşmesinin arkasında, hep şeytanın insanlara olan nefreti vardır. O ister ki; kendisi nasıl o nefret dünyasında sonsuz bir huzursuzluğun sahibiyse, siz de öyle huzursuz olun, sıkıntılı olun. Bunu gerçekleştirmek üzere, harekete geçecektir.

Öbür taraftan Allahû Tealâ’nın sizden istediği şey; sizin mutluluğunuzdur. Allah da isteyecektir ki; herkese en güzel davranışlarla davranın. Ne olur davranırsanız? Onu mutlu edersiniz. Ne olur onu mutlu ederseniz? Siz de aynı seviyede bir mutluluğu yaşarsınız. Allahû Tealâ size bunu mutlaka yaşatır, kanunu böyle koymuş.

Etrafınızdaki insanlar bir kişi değil ki! Birçok. O zaman da herşey çok güzel değil mi? Herbirine mutluluk vermek konusundaki gayretleriniz semeresini verdikçe, onları mutlu ettikçe, onlara verdiğiniz mutluluğun aynını siz de yaşayacağınız için giderek daha mutlu, daha mutlu, daha mutlu bir insan olacaksınız! Ve o hedefe ulaştıktan sonra geri dönmeniz de artık mümkün değildir, çünkü o güzelliği yaşamışsınızdır.

• Ne kadar güzel davranışta bulunursanız o kadar mutlu olursunuz.
• Ne kadar güzel davranışta bulunursanız, karşınızdaki kişilerden de o kadar davranışlar geri gelir.

Evvelâ siz ona mutluluk verdiğiniz için mutlu oluyorsunuz. Ama burada kalmıyor! Çünkü o güne kadar siz başkalarına kötü davrandığınız için, sizede kötü davranan o insanlar, artık size karşı kötü davranmayacaklardır. Sizi mutlu edecek davranışlar, onlardan size dönecektir.

Yapmamız lâzımgelen, gerçek davranış biçimi bu olmalıdır. Eğer biz hayatımızı başka insanları mutlu etmeye adarsak, hedefimiz bu olursa, bu hedefle insanları mutlu etmek bahtlılığına ulaşırsak, bunu başarırsak; etrafımızda ne kadar çok insan varsa, o kadar çok mutlu etmek imkânına ve o kadar çok mutlu olmak imkânına kavuşturur bizi.

Sevgili kardeşlerim! Sevmek, konunun temelini teşkil ediyor! Sevmek varken, neden nefret etmek? “Ama onlar bana kötü davranıyor, onlar benden nefret ediyor.” Sakın sizin yanlış davranışlarınız, sizin onlardan nefret ediyor gibi davranışlarınız, onlarda bu ihtimali oluşturmuş olmasın? Konunun gerçeği budur! Her zaman aynı şey söz konusudur: Başkalarına nasıl davranırsanız, onlardan size geri dönen davranış biçimi aynı istikamette olacaktır. Siz onları mutlu etmek istikametinde bir gayretin sahibi olarak bunu her başarmanızda onlardan size geri dönecek olan şey, sizin mutluluğunuzu sağlayan çok güzel bir sonuçtur.

O zaman Allahû Tealâ’ya çok hamdedersiniz, çok şükredersiniz, sevgili kardeşlerim! “Hamdolsun ki bugünüm de mutlu geçti.” diye rahat uyursunuz akşam yattığınız zaman. Hep huzur içinde olursunuz tüm gün boyunca. Çünkü gün boyunca sizden başkalarına ulaşan herşey, onları mutlu edebilecek olan bir hedefe yöneliktir. Başarsanız da Allahû Tealâ sizi mutlu eder. Gayret edip başaramazsanız bile, gene mutlu eder. Çünkü Allah’ın emrettiği istikamette bir gayretin sahibi oldunuz. İç dünyanıza baktığınız zaman, bunu gerekli boyutta gerçekleştirmiş olduğunuzu idrak ediyorsanız,  o zaman mutlu olmamanız mümkün değildir!

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, işte, bütün insanlar için davranış biçiminin temeli bu olmalıdır: Başkalarını mutlu etmek için yaşamak! Başkalarına mutluluk vermek için yaşamak! Ve bu istikametteki gayretiniz hedefine ulaşsa da mutlu olursunuz, ulaşamasa da mutlu olursunuz. Çünkü siz o gayreti sarfetmişsinizdir. Eğer başarmışsanız, onun da sizin sözlerinizden mutlu olduğunu yaşamışsanız, o zaman daha çok mutlu olursunuz. Bu, onlara vermek istediğiniz mutluluğun gayretinin mükâfatıdır.

Ama bunu başaramadığınızı düşünelim: Bütün gayretinize rağmen karşınızdaki üzgün insanı mutlu olmaya ulaştıramadınız. Allahû Tealâ size gene huzur verecektir. Bu verdiği huzur, başardığınız taktirde aldığınız huzurdan biraz daha aşağıda olacaktır. Bu sizin elinizde olan bir imkân değildir. Siz A’ ya da sahip olduğunuz bütün standartları kullanarak mutluluk verdiniz, B’ye de. Ama A, B’den daha çok mutlu oldu. Bunun arkasında siz yoksunuz, onun o andaki halet-i ruhiyesi var.

Gördük ki görevimiz; başka insanları mutlu etmek.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek, sözlerimizi burada bitiriyoruz inşaallah.

Allah hepinizden razı olsun!

DUALARIMIZLA 09.02.2012

 

 

MİHR Dergisi » Haziran 2012 Mihr Dergisi

  • Üçüncü Asr-ı Saadet
  • Bütün İnsanlar İçin Kapılar Ardına Kadar Açık
  • Âyetlerin Sırları (Nebe - 38, 39)
  • Hadis-i Şerifler (Nefse Uyma, Cimrilik, Kendini Beğenme)
  • İslâm'daki Kutlu Günler (Miraç Kandili)
  • Dinlerin Birleştirilmesi (Hz. İbrahim)
  • Med Cezir (Hikaye)
  • Nebi ve Resûllerin Hayatı (Hz. İsa) 2. Bölüm
  • Yücelen ve Çürüyen Toplumlar (Haziran 2012)
  • Kimdir Bizim Öğretmenimiz (Haziran 2012)
  • Lale'ye Gül'e ve Adem'e Naatlar (Haziran 2012)
  • İsimsiz Yazılar (Haziran 2012)
  • İki Hece Tek Yürek Atışı (Haziran 2012)
  • Allah'a Doğru (Haziran 2012)
  • İslâm Erkekleri (Arif Çelebi)
  • Çocuk Köşesi (Nur Dede ve Cemre)
  • Sağlığı Korumanın Yolları (Basur ve Varis)
  • Haber Bülteni (Haziran 2012)
  • Efendimiz'in Doğum Günü
  • Kur'ân-ı Kerim Lafzı ve Ruhu (Tefsir) | Türkçe Kur'an Meallerini Kıyasla
    İmam İskender Ali Mihr | NUR Tv

    Uluslararası Mihr Vakfı (Türkçe) | International Mihr Foundation (English) | Die MIHR Stiftung (Deutsch) | La Fondation Mihr (Française)