9 Eylül 2003
Ey ilmin sahipleri ve temsilcileri,
Muhterem Kardeşlerim:
Allah'a mülâki olmayı dilemeyenin HİDAYETte olmadığına ait ayetler ilişikte sunulmuştur.
Sizler önümüzdeki günlerde bütün dünyaya bu ülkeden yayılacak olan HİDAYET'in bugünkü temsilcileri olacaksınız. 6 milyar civarında nüfusa sahip olan dünyamızda Kur'an ölçülerine göre 5.5 milyardan fazla insan HİDAYET'i bilmedikleri için cehenneme doğru yol alıyorlar. Ne olduğu bilinmeyen HİDAYET'i dünyaya anlatmak ve izah etmek ve de ispat etmek şerefinin sahibi sizler olacaksınız.
Sizlere HİDAYET nedir diye sorsak bize ülkemizdeki 23 Kur'an mealindeki tarifi söyleyeceksiniz. Ve diyeceksiniz ki "HİDAYET doğru yoldur". Haklısınız böyle söylemekte, çünkü bütün mealler öyle yazıyor. Ama yazdıkları doğru değil. Hem yanlış, hem de HAKKI BATIL kılıyor.
HİDAYET "doğru yol" değildir. Her şeyden evvel HİDAYET yol değildir. Fakat bir yolun (sırat-ı müstakiym) üzerinde ruhun Allah'a doğru yolculuk yaparak (seyr-ı sulûk) Allah'a ulaşmasıdır. Ve bu sadece ruh'un HİDAYETİDİR.
Ku'andaki HİDAYET kelime kelime şöyle ifade ediliyor:
2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (Allah'ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” . Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah'tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.
İnne: Muhakkak ki,
hudallahi: Allah'a ulaşmak,
hüve: işte o,
hudallah: HİDAYETtir.
3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah'a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi'dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).
İnne: muhakkak ki,
el huda: HİDAYET,
hudallah: Allah'a ulaşmaktır
42/ŞÛRÂ-52: Ve kezâlike evhaynâ ileyke rûhan min emrinâ, mâ kunte tedrî mel kitâbu ve lel îmânu ve lâkin cealnâhu nûren nehdî bihî men neşâu min ibâdinâ, ve inneke le tehdî ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Ve işte böylece sana emrimizden bir ruh (Kur'ân-ı Kerim) vahyettik. Ve sen, kitap nedir ve îmân nedir bilmiyordun. Ve lâkin O'nu “nur” kıldık. Kullarımızdan dilediğimizi O'nunla hidayete erdiririz. Ve muhakkak ki sen, mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet ediyorsun (ulaştırıyorsun).
Bu ayette Allah Kur'an ı insanların HİDAYETe erdirmek için nur kıldığını ifade ediyor. Yani Kur'an insanları HİDAYETe erdirecek ayetlerle donatılmıştır.
Şeytan Kur'an'ın ayetlerini değiştiremez. Çünkü Allah Hicr Suresi'nin 9. ayetinde
‘Muhakkak ki; zikri (Kur'ân-ı) Biz indirdik. Ve muhakkak ki Biz onun muhafızıyız.' buyuruyor.
Allah'ın koruduğu Kur'anın ayetlerini değiştirmeye gücü yetmeyen Şeytan insanları HİDAYETe erdirmemek istediğine göre ne yapabilirdi?
HİDAYET kavramını değiştirmesi gerekirdi.
HİDAYETe "Doğru yol" adını veren İblisin asırlarca süren bir gayretten sonra bunu bütün alimlere kabul ettirdiği kesindir. Çünkü 23 Kur'an-ı Kerim mealinin hepsinde, nerede "HİDAYET" kelimesi geçmişse "Doğru yol" olarak türkçeleştirilmiştir. Neticede 14 asırda HİDAYETin simgesi "doğru yol" olmuştur. Ve bütün alimlerce benimsenmiştir. Yani "HİDAYET" in gerçek anlamı şeytan tarafından yok edilmiştir.
Eğer "HİDAYET doğru yoldur" ifadesini doğru kabul eder de böyle öğretirseniz hem yanlış öğretmiş olursunuz, hem de çok daha önemli ve tehlikeli olarak, HAKKI BATIL kılmış olursunuz. Ve de omuzlarınıza sizden öğrendiklerini doğru zannettikleri için, HİDAYETe ermek imkânlarını yok ettiğiniz insanların vebalini yüklenirsiniz. Yani bu durumda,
1. HİDAYETi gizlemiş olursunuz.
2/BAKARA-159: İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ min el beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi, ulâike yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâinûn(lâinûne).
Muhakkak ki, beyyinelerden indirdiğimiz şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaştırılmasını) Kitap'ta insanlara açıklamamızdan sonra gizleyenlere, işte onlara, Allah lânet eder ve lânet ediciler de onlara lânet eder.
2. Allah'ın lânetine uğrarsınız.
3. HAKKI BATIL kılmış olursunuz.
Çünkü sadece Allah'ın kendisine ulaştırdığı kişi HİDAYETe erer.
18/KEHF-17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah'ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah'a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.
.
17/İSRÂ-97: Ve men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehum evliyâe min dûnih(dûnihî), ve nahşuruhum yevmel kıyâmeti alâ vucûhihim umyen ve bukmen ve summâ(summen), me’vâhum cehennem(cehennemu), kullemâ habet zidnâhum saîrâ(saîren).
Ve Allah, kimi (Kendisine) ulaştırırsa, artık o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah'a ulaşmayı dilemezse), o taktirde onlar için O'ndan (Allah'tan) başka dostlar bulamazsın. Ve kıyâmet günü onları kör, dilsiz ve sağır olarak yüzüstü (sürünerek) haşrederiz. Onların me'vası (kalacakları yer) cehennemdir. Ve Biz, onlara (ateşin) her sönmeye yüz tutuşunda (alevli ateşi) arttırdık (arttırırız).
Görülüyor ki Allah'ın kişinin ruhunu kendisine ulaştırması HİDAYET'tir.
İnsan hayatta iken, yaşarken, ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyecek ve dilediği andan itibaren kişi dalaletten kurtulmuş olacak. Yani HİDAYET üzere olacak, HİDAYET'te olacak. Peki ne zaman HİDAYETe erecek? Allah'a ruhu ulaştığı zaman ruh Allah'ın zatında ifna olur, yok olur. İşte o zaman kişi HİDAYETe erer.
Bugünkü İslam anlayışında insanlar "ruh vücuttan ayrılırsa insan ölür" zannediyorlar. Çünkü meal yazanlar "İnsana hayat veren ruhtur" diyorlar. Bu vahim bir yanlışlıktır. HAKK'I BATIL kılmaktır. İnsan'a hayat veren ruh değildir. Hayat veren ve öldüren sadece Allah'tır.
Allah-u Teala, "Hayat veren ve öldüren sadece biziz, biz." buyuruyor.
15/HİCR-23: Ve innâ le nahnu nuhyî ve numîtu ve nahnul vârisûn(vârisûne).
Ve muhakkak ki; Biz, sadece Biz hayat veririz. Ve Biz öldürürüz. Ve varis olanlar da Biziz.
Hiç kimse insan'a, Allah'ın değil de ruhun hayat verdiğine dair Kur'anda hiçbir ayet gösteremez. Evvelâ bu vahim yanlışlıktan kurtulmalıyız.
Ruh, vücuttan ayrılınca kimse ölmez. Hayat, ruhun vücudumuzda olmasına bağlı değildir. Allah önce hayat verir, sonra ruhu üfürür.
32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem'î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
Ruhumuzu Allah'a ulaştırmayı dilememiz (HİDAYETte olmak) ve hayatta iken Allah'a ulaştırmamız (HİDAYETe ermek) üzerimize 12 defa farz kılınmıştır.
1)
39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.
2)
30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
3)
73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O'na ulaş.
4)
4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.
5)
31/LOKMÂN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.
6)
5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.
7)
13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.
8)
51/ZÂRİYÂT-50: Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).
Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O'ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim.
9)
42/ŞÛRÂ-47: İstecîbû li rabbikum min kabli en ye’tiye yevmun lâ meredde lehu minallâh(minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr(nekîrin).
Rabbinize icabet edin (Allah'a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz).
10)
10/YÛNUS-25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.
11)
6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.
12)
89/FECR-27: Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
Ey mutmain olan nefs!
89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!
89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah'a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.
89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir.
HİDAYET hem kavram, hem yaşantı olarak çağımıza gelinceye kadar unutulmuş, asıl ifadesiyle "yok edilmiş" tir. Yani HAKK, BATIL' a dönüştürülmüştür. Bu sebeple hepimiz insanlığın HİDAYET'e ermesini sağlamak mecburiyetindeyiz. BATIL'ı yok ederek, HAKK'ı İHYA ETMEK ilmin temsilcileri için de, sahipleri için de VAZİFE ve HAKK'tır.
Ve bu görev, bu çağda, HİDAYET ÇAĞI'nda yaşayanlara yüklenen en mukaddes görevdir.
Ve bu görev, bu ülkenin evlatlarının omuzlarına yüklenmiştir.
Nizâm-ı Âlem Osmanlı İmparatorluğu'nun kanını taşıyan bugünkü neslin omuzlarına...
Neden Osmanlı Âleme, Dünyaya nizâm veriyordu? (Nizâm-ı Âlem idi.) Yükselme devresi boyunca askerin, esnafın, ilmiye sınıfının ve halkın büyük kısmı HİDAYET üzere idi ve HİDAYETte idi. (1299'dan 1699'a kadar, 400 yıl)
Sahabe'den sonraki devirlerde, İslam'ın sahabe gibi yaşandığı tek devir; Osmanlı'nın yükselme devridir. Onlar, dinin bütün özelliklerini yaşadılar. Çok sayıda her sınıftan insan, ruhunu da, vechini de, nefsini de, iradesini de Allah'a teslim etmişlerdi.
Osmanlı'nın bugünkü nesli ise sizlersiniz. Ejdadınıza yaraşır bir HİDAYET yaşantısına girmek, HİDAYET GÜNEŞİ'nin şafağında inşallah sizlere nasip olacaktır.
ÖYLEYSE HİDAYET ÇAĞINDA, HİDAYETE ERMEK VE ERDİRMEK İÇİN ELELE, GÖNÜL GÖNÜLE...
Dualarımızla
İskender Ali M İ H R
EK: Üçüncü Tavzih
ÜÇÜNCÜ TAVZİH (AÇIKLAMA)
4. NETİCE (SONUÇ)
- ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEYENLER HİDAYETTE DEĞİLDİR.
AYETLER
A- YUNUS - 45
B- ŞURA-13 VE BAKARA - 120
C- RAD - 27
A -
AYET - 1
YUNUS - 45
10/YÛNUS-45: Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yete ârefûne beynehum, kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).
Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah'a mülâki olmayı (Allah'a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimseler olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıramadılar).
Allah'a mülâki olmayı yalanlayanlar hidayette olmadıklarına göre Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin hidayette olmadıkları kesindir.
B -
AYET - 2
ŞURA - 13
42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
Allah kendisine yöneleni (ulaşmayı dileyeni) kendisine ulaştırır, yani hidayete erdirir. Çünkü hidayet Allah'a ulaşmaktır. (Bakara - 120)
AYET - 3
BAKARA 120
2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (Allah'ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” . Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah'tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.
Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (var ya) işte, o hidayettir. Allah'a ulaşmak (hayatta iken ruhunu Allah'a ulaştırmak) hidayet olduğuna göre, Allah'a ulaşmayı dilemedikçe kişi hiçbir zaman hidayette olamaz.
C -
AYET - 4
RAD - 27
13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”
Allah kendisine yönelen kimseyi kendisine ulaştırır. Yani hidayete erdirir. Allah'a ulaşmayı dilemedikçe kimse hidayette olamaz.
Dualarımızla
İskender Ali M İ H R