DÖRDÜNCÜ TAVZİH (AÇIKLAMA) İlmin Bugünkü Sahipleri ve Temsilcileri,
Muhtrerem Kardeşlerim,
Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin şirkte oldukları, Allahın kulu ve dostu değil, tagut'un (insan ve cin şeytanların ve İblisin) dostu oldukları ve Takva Sahibi olmadıklarına dair ayetler ilişikte sunulmuştur.
Kur'an'ın inzalinden 14 asır sonra bugün, Kur'an gerçeklerinin insanları cennet ve dünya saadetine ulaştıracak temel hükümleri tamamen yokolmuştur.
Şirk deyince insanlar "ben putlara tapmıyorum ki, ben nasıl şirkte olurum?" diyorlar. Peygamber Efendimiz S.A.V. "Benim ümmetim açık şirke düşmez, fakat gizli şirkten korkarım" buyuruyor.
Allah-u Tealâ ise "Kim Allah'a ulaşmayı dilemezse o takva sahibi değildir ve şirktedir" buyuruyor.
Allah'a yönelmek, yani "munîb olmak" ile "amenu olmak" yani "Allah'a mulâki olmayı (hayatta iken ruhun Allah'a ulaşması) dilemek"aynı seviyeyi, 28 basamaklık İslâm Merdiveninin 3. basamağını ifade eder. Her iki kavramda da ilk takvanın sahibi olunur.
Rum 31 ve 32 de Allah'a yönelerek takva sahibi olanlar, yönelmeden evvel şirkte oldukları için, ilk (birinci) takvanın sahipleridir.
| |
30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne). (O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.
|
Yunus 63'de ise Takva sahiplerinin, "Amenû olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler)" olduğu ifade buyruluyor. Dileyenler dilemeden evvel cehenneme gitmekten korktukları için gene ilk (birinci) takva sözkonusudur.
| |
10/YÛNUS-62: E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne). Muhakkak ki Allah'ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi?
10/YÛNUS-63: Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne). Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır.
10/YÛNUS-64: Lehumul buşrâ fîl hayâtid dunyâ ve fîl âhıreh(âhıreti), lâ tebdîle li kelimâtillâh(kelimâtillâhi), zâlike huvel fevzul azîm(azîmu). Onlara, dünya hayatında ve ahirette müjdeler (mutluluklar) vardır. Allah'ın sözü değişmez. İşte O, fevz-ül azîmdir.
|
Yunus 7 ve 8'de, Allah'a mülâki olmayı dilemeyenlerin gidecekleri yerin, kazandıkları dereceler itibariyle (kaybettikleri dereceler kazandıkları derecelerden fazla olduğu için) cehenneme gidecekleri ifade buyruluyor.
| |
10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne). İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
|
Muminun 103 te kimin kaybettiği dereceler kazandığı derecelerden fazla ise onların cehenneme gireceği ve hüsranda oldukları ifade ediliyor.
| |
23/MU'MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne). Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.
|
Vel-Asr 2,3 te ise amenu olanların hüsranda olmadığı, yani kazadığı derecelerin kaybettiği derecelerden fazla olduğu buyruluyor. Bu durumda amenu olanların Allah'a mulâki olmayı (ruhlarını ölmeden önce Allah'a ulaştırmayı) dileyenlerr olduğu kesinlik kazanıyor.
| |
103/ASR-1: Vel asr(asri). Asra yemin olsun.
103/ASR-2: İnnel insâne le fî husr(husrin). Muhakkak ki insan, gerçekten hüsrandadır.
103/ASR-3: İllellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabr(sabrı). Ama âmenû olanlar (ilk 7 basamağı aşanlar), nefs tezkiyesi yapanlar (ikinci 7 basamağı aşanlar), Allah'a ruhu ulaşıp Hakk'ı tavsiye edenler (üçüncü 7 basamağı aşanlar) ve sabrı tavsiye edenler (dördüncü 7 basamağı aşanlar) hariç.
Asra (zamana) yemin ederim.
Muhakkak ki; insanlar, hüsrandadırlar.
Ama âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler) (ilk 7 basamağı aşanlar) hariç ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar (ikinci 7 basamağı aşanlar) hariç ve (Allah'a ruhen ulaşıp) Hakk'ı tavsiye edenler (üçüncü 7 basamağı aşanlar) hariç ve sabrı tavsiye edenler (dördüncü 7 basamağı aşanlar) hariç.
|
Sonuç: Munîb olmak ve amenu olmak aynı şeydir. Her ikisinin de manâsı Allah'a ulaşmayı dilemektir.
Bugün İslâm'ın 5 şartını yerine getiren herkes kendisinin şirkte olmadığından emindir. Allah'ın dostu olduğundan emindir. Takva sahibi olduğundan da emindir. İslâm'ın ölçüleri sadece İslâm'ın 5 şartına indirgendiği için İslâmın 5 şartını yerine getiren herkes cennete gireceğinden de emindir.
Ama hiçkimse İslâmın 5 şartıyla Allah'ın cennetine giremez, şirkten kurtulamaz, Allah'ın kulu olamaz, takva sahibi de olamaz.
Kısacası bugünkü İslâmi Tedrisat kimseyi kurtaramaz.
Tavzih ayetlerini inceledikçe, Kur'an ölçülerinde Allah'ın her ihtarının bir gerçek olduğunu gördünüz. Üstelik KUR'AN'DAKİ İSLÂM'IN daha giriş kapısındayız.
Öyleyse halâ düşünmeyecek misiniz?
Neden Allah bu İHTARI elzem görüyor?
Neden?
Omuzlarınıza yüklenen bunca insanın vebâlinden sizleri kurtarmak için değil mi?
Halâ anlamıyor musunuz ALLAH'IN HAKİKATİNİ?
Asırlar boyunca İblisin bizleri, (dini Kur'andan öğrenmek yerine, kitaplardan öğrenmeye mecbur ederek) kâinatın tek dini olan İslâmın 7 safhasından da, 4 tesliminden de, bütün Kurtuluş imkânlarından da nasıl mahrum bıraktığını halâ anlamıyor musunuz?
İHTAR, Şeytanın hükümranlığının sona erdiğinin İHTAR'ıdır.
Cennet ve Dünya saadetinin 14 asır sonra tekrar insanlığa hediye edildiğinin müjdesidir.
Unutulmuş Kur'an Hakikatlerinin hatırlatılması ile insanlığın felah'a ermesi ve BATIL'IN HAKK'A dönüşmesidir.
İblis İslâm'dan evvel HAKK'I BATIL kılmayı başardıktan sonra (Kainatın tek dininin, Tevratta ve İncil'deki cennet ve dünya saadetine ulaştıracak hükümlerinin bir kısmını yok ederek onlara unutturduktan sonra), Kur'an'ın bütün kurtuluş hükümleri aynen dururken, onları da unutturmayı başarmış durumdadır.
Bugün sizler dünya insanlarının gözünde dinden sorumlu kimselersiniz.
Dinlerini öğrenmek isteyenlere yıllarca öğrenip emek verdiğiniz ve amel ettiğiniz ilmi öğretiyorsunuz.
Ve bir gün birisi sizin kapınızı çalıyor.
Diyor ki,
- Öğrendiklerinizin bir kısmı eksik,
- Bir kısmı yanlış,
- Kur'anın bir kısmını ise hiç bilmiyorsunuz.
Bu kişi kim olabilir?
Sizin yıllardır emek verip öğrendiğiniz ilmin yetersiz olduğunu söylüyor üstelik yanlış olduğunu söylüyor ve bilmediğiniz Kur'an hakikatlerinden bahsediyor.
Bu kişiyi hemen düşman saflarında mütalâa edip söylediklerini yalanlıyorsunuz.
Ya aslında bu kişi size bu dünyadaki en yakın dost ise?
Bu kişi sizin karşınızda değil, sizinle beraber. İşgal ettiğiniz makamların da karşısında değil. Ama öğrendiğiniz ve öğrettiğiniz ilmin karşısında. Bu ilim yetersizdir diyor, yanlıştır diyor, bu ilmin sahiplerini dünya ve cennet saadetine ulaştıramaz, cehenneme ulaştırır diyor.
İnsanların kurtuluşa ulaşması için görev yapıyorsunuz. Ama insanların kurtuluşuna vesile olamıyorsunuz. Görevinizi sürdürmenizi ve bu konuda başarıya ulaşmanızı en çok O istiyor. Bütün gayreti, cennete ulaştıracak eğitimi uygulayarak o ilmin ışığı altında insanların kurtuluşuna sebep olmanızı sağlamak içindir.
Kıyamet günü bütün insanlar imamlarıyla Allah'ın huzuruna davet edildiği zaman sizlerin ateşe çağıran imamlardan değil cennete ulaştıran imamlardan olmanızı istiyor.
Allah'ın talebi ve onun talebi aynı değil mi?
Bu talep sizlere ne kazandırır?
1. Size cennet ve dünya mutluluğunu kazandırır.
2. Sizin dini öğrettiklerinize cennet ve dünya mutluluğunu kazandırır.
3. Artık İblis sizleri bölük bölük fırkalara ayırıp şeytanın kulu kılamaz.
Sizin O'na şüpheyle baktığınız diğer bir konu O'nun menfaatleri. Acaba bu gayretin arkasında ne var?
İblis bu mücadelenin arkasında yatan büyük sebebi gayet iyi bildiği için sizleri bu konuda kuruntuya boğarak O'ndan uzak tutmayı, hatta karşısında yer almanızı başarıyor.
Hadi gelin sizlerle başbaşa bir durum değerlendirmesi yapalım.
· Kur'anı Allah'ın bize öğrettiğini,
· Allah'tan böyle bir uyarma ve öğretme görevinin verilmiş olduğunu yok farzedelim,
Acaba bu gayretin sonucunda dünya hayatına yönelik menfaatimiz ne olabilir? Eğer dünya menfaati için uğraşıyor olsaydık, sizin ve insanların hoşuna gidecek şekilde sizlere yaklaşırdık. En kolay yol bu değil mi? Ama biz sizin hoşunuza gitmeyen şeyler söylüyoruz. Sizi kendimize düşman etmeyi göze alıyoruz. Bir insan hem büyük kitleleri kendisine düşman edecek, hem de bundan maddi menfaat sağlamayı planlayacak... Size bu akıllıca geliyor mu?
Açıklamalarımızı incelemenizi istiyoruz. Araştırmanızı istiyoruz. "Atalarımızdan (14 asırdır kitaplar yazan âlimlerimizden) öğrendiğimiz ilim budur" demiyeceğinizi ümid ederek, elinizdeki kitapları bir süre için bir kenara bırakıp Kur'an-ı Kerim'den araştırma yapmanızı istiyoruz.
Sadece İHTAR'ın 10 maddesi bile sizin ilim dünyanızın dışında başka bir ilâhi dizayn'ın varlığına sizi ulaştırmadı mı? Şeytanın yoketmesi mümkün olmayan bir Kur'an dizaynı...
İHTAR'da ve TAVZİH'lerde ilim heyetlerinizin, İrşad heyetlerinizin ve İstişare heyetlerinizin tespit edeceği esasa müteallik bütün hatalar onları sizlerin sayesinde düzeltme imkânına bizleri kavuşturacağı için bize büyük mutluluk verecektir.
İKAZ VE TASHİHLERİNİZİ TAHALÜKLE BEKLİYORUZ.
| |
2/BAKARA-170: Ve izâ kîle lehumuttebiû mâ enzelallâhu kâlû bel nettebiu mâ elfeynâ aleyhi âbâenâ e ve lev kâne âbâuhum lâ ya’kılûne şey’en ve lâ yehtedûn(yehtedûne). Ve onlara: “Allah'ın indirdiği şeye tâbî olun!” denildiğinde; “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (yola) tâbî oluruz.” dediler. Ve eğer, onların ataları hiçbir şeyi akıl etmiyor ve hidayete ermemiş olsalar bile mi?
2/BAKARA-78: Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne). Ve onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah'ın) Kitabı'nı bilmezler, sadece emaniyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zanda bulunuyorlar.
|
Zan içinde olmadığınızdan emin olmak istemez misiniz? Emin olmak istiyorsanız araştırmayı mutlaka gerçekleştirmelisiniz. Allah hidayete ermeyen atalarınıza uymayınız buyuruyor. Onların da emaniyyeye tabi olmak suretiyle hidayete eremediklerini söylüyor.
Allah'tan hepinizin Kur'an hedeflerine ulaşmanızı ve başka insanların hidayetine de vesile olmanızı bütün gönlümüzle dileriz.
SON SÖZ
Biz bu ilmi nereden aldık?
Alimler bu ilmi bilmiyorlarsa,
Okuduğunuz ve öğrettiğiniz kitaplarda bu ilim yoksa,
Cemaatler bu ilmi unutmuşlarsa,
Üniversitelerde bu öğretilmiyorsa,
.... VE SADECE BU İLİM, İNSANLARI ŞEYTANA KUL OLMAKTAN KURTARABİLECEKSE,
BİZ BU İLMİ NEREDEN ALDIK?
| |
Dualarımızla,
İskender Ali M İ H R
|
EK: DÖRDÜNCÜ TAVZİH
DÖRDÜNCÜ TAVZİH (AÇIKLAMA)
5. NETİCE (SONUÇ)
ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEYENLER ŞİRKTEDİR.
AYETLER
A - RUM 31 VE 32
| |
30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
|
Allah'a yönel (Allah'a ulaşmayı dile) ve takva sahibi ol ve (böylece) müşriklerden olma.
Sadece Allah'a yönelenler (Allah'a ulaşmayı dileyenler) müşrik olmazlar. Onlar Allah'a ulaşmayı dileyenlerin oluşturduğu tek fırkayı teşkil edenlerdir.
| |
30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne). (O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.
|
Görülüyor ki fırkalara ayrılanlar, Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerdir. Ve onlar müşriklerdir.
6. NETİCE (SONUÇ)
A - ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEYENLER ALLAH'IN KULU DEĞİL, TAGUT'UN (İNSAN VE CİN ŞEYTANLARIN) KULUDURLAR.
AYET
A - ZÜMER - 17
| |
39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi). Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
|
.Görülüyor ki Allah'a yönelenler (Allah'a ulaşmayı dileyenler) Tagut'a kul iken, Allah'ın kulu olanlardır.
B- ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEYENLER ALLAH'IN DOSTU DEĞİL TAGUT'UN DOSTUDURLAR.
AYET
B - BAKARA - 257
| |
2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne). Allah, âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.
|
Amenu olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dışında kalanların kâfir oldukları ve Tagut'un dostları olduğu açık ve kesin olarak ayette ifade buyruluyor.
7. NETİCE (SONUÇ)
ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEYENLER TAKVA SAHİBİ DEĞİLDİR.
AYETLER
A - RUM 31 - 32
B - BAKARA - 223, YUNUS - 63
| |
30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne). (O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.
2/BAKARA-223: Nisâukum harsun lekum, fe’tû harsekum ennâ şi’tum ve kaddimû li enfusikum vettekûllâhe va’lemû ennekum mulâkûh(mulâkûhu), ve beşşiril mu’minîn(mu’minîne). Kadınlarınız sizin için tarladır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın. Ve kendiniz için (derecelerinizi arttıracak ameller) takdim edin. Ve Allah'a karşı takva sahibi olun ve O'na mülâki olacağınızı (kavuşacağınızı) bilin. Ve mü'minleri müjdele.
Grülüyor ki sadece Allah'a ulaşmayı dileyenler (Allah'a yönelenler) takva sahibidir. Dilemeyenler Takva sahibi değildir ve kim Allah'a ulaşmayı dilerse mutlaka Allah'a mülâki olur (Allah'a ruhunu ulaştırır.)
10/YÛNUS-63: Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne). Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır.
Görülüyor ki Allah'a ulaşmayı dilemeyenler takva sahibi olamazlar.
|
| |
Dualarımızla,
İskender Ali M İ H R
|
|