SONUÇ İlmin sahipleri ve son devirdeki temsilcileri,
Aziz Kardeşlerim,
Sizlere "Allah'a ulaşmayı dilemek" sadedinde bir İHTAR ve 10 TAVZİH gönderdik. Bu yazı o İHTAR'ın sonucudur.
Birçok kişi İHTAR'a fena halde kızdı. Devam ederseniz sizi mahkemeye veririz tarzında ihtarlar aldık. Bir grup ise bizi mahkemeye verdi. Kızanlar bize olan öfkelerini dile getirdiler. Birkaç kişi de bu "malûmu ilâm" dır, biz senin söylediklerini zaten biliyorduk dediler. Ama büyük kitle sessiz...
Diğer taraftan bazıları Allah'ın emrettiği tarzda bize ulaştılar. Bugün artık öğretilmeyen ve uygulanmayan Kur'an hakikatlerini öğrenmekten mutluluk duyduklarını belirttiler. Bir kısmı ise daha ötesini de öğrenmek istediklerini belirttiler.
Bizi derin derin düşündüren başka bir grup daha bize ulaştı. Bugünkü Kur'an ve din anlayışının en belirgin, bilgiç temsilcileri. Diyorlar ki: "Sen Kur'an ayetlerini kendine göre yorumluyorsun ve türkçeleştiriyorsun. Senin meallerin diğer meallere uygun değil. Sen şeytanın emrinde insanları cehenneme sürükleyen bir sahtekârsın." Bu kadar mı? Hayır, ilave ediyorlar:
"Allah sana hidayet versin."
İyi mi?
Hidayet'in bu asırdaki sahibine bunu söyleyen kişi, neden bunu söylüyor? Çünkü kendisini hidayette sanıyor. Dalâlette olduğunun farkında bile değil. Neden dalâlettedir diyoruz? Çünkü Allah'a ulaşmayı dilemeyen Dalâlettedir. Çünkü, Allah'a ulaşmayı dilemek bugün İslam Aleminde ve bütün dinlerde ve bütün inanç fırkalarında unutulmuştur. Hiç kimse öğrenmediği bir ilmin sahibi olamaz. Çünkü öğrendiği ilim, faydasız ilim, kendisini ilim sahibi olarak görmesine ve hidayette sanmasına sebep oluyor.
45/CÂSİYE-23: E fe reeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne). Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah'tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?
İnsanlar ilim öğreniyorlar, din ilmini öğreniyorlar. Ama öğrendikleri ilim onları dalaletten kurtaramıyor. İlim öğretenler ise hidayetin ne olduğunu bilmiyorlar. Hidayetin "İnsan ruhunun hayatta iken Allah'a ulaşması olduğunu" bilmiyorlar.
2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin). Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (Allah'ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” . Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah'tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.
3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun). Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah'a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi'dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).
Hidayetin doğru yol olduğuna, dosdoğru yol olduğuna inanıyorlar. Üstelik sıratı müstakîm için de doğru yol, dosdoğru yol diyorlar. Ama nasıl dosdoğru yol? Her yol bir hedefe ulaştırır. Yol varsa başlangıcı vardır ve ulaştığı yer vardır, yani her yolun sonu vardır. Allah Sırat-ı Müstakîm için "Bana istikametlenmiş (bana ulaştıran) yol" demesine rağmen;
15/HİCR-41: Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm(mustekîmun). Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur.”
"Kim Allah'a ulaşmayı dilerse, Allah onu kendisine ulaştırır" demesine rağmen;
42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu). (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
doğru yolun başlangıcı ve sonu bu kadar açıkça Kur'an'da yer almış olmasına rağmen, sırat'ı müstakim ve hidayet hemen hemen bütün ayetlerde doğru yol veya dosdoğru yol olarak yer almıştır.
14 asırda İblis her kurtuluşa ulaştıracak kavramı yok etmeyi başarmıştır. Ve İslâm yolunu kaybetmiştir. Hristiyanlar ve Yahudilerse daha evvel yollarını kaybetmiştir. Bu teşhis ayrı ayrı dinler olduğu zannedilen 3'e ayrılmış tek dinin herbirinin mensuplarının %90'dan fazlasını ihata eder.
... Ve herbirinin içinde %10'dan daha azı kâinatın tek dinini ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederek yaşamaktadırlar.
Ortada bu ülkedeki 22 tane Kur'an-ı Kerim meali var.
Bu meallerde "Hidayet" kavramının nasıl erozyona uğratıldığını göreceksiniz. Kur'an meallerinin 14 asır evvel yaşanan İslam'dan ne kadar ve daha önemlisi nasıl, saptırıldığının tespit edilmesi için ilişikte sunduğumuz 22 ayrı Kur'an mealinde, Kur'andaki "hidayet" ile ilgili ayetlerin "Ruhun hayatta iken Allah'a ulaşması" demek olan hidayetten nasıl koparıldığını ve kavramsızlığa, yokluğa, hiçliğe ulaştırıldığını dikkatlerinize sunuyoruz.
Şimdi tabloya beraberce bakalım
14 asır evvel, asrı saadette yaşanan şey HİDAYET idi.
Bu tablodaki Basamakları yerli yerine oturtmak için lütfen VEL ASR suresini açıklığa kavuşturan 4 kitabı inceleyiniz. www.mihr.com
Onlar:
1. Allah'a ulaşmayı dilediler. (1. Hidayet - 3., 4., 5., 6. ve 7. Basamaklar)
39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi). Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
2. 12 ihsanla Hz.Muhammed Mustafa S.A.V.'e tâbi oldular. (2. Hidayet -14. Basamak)
48/FETİH-10: İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen). Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah'a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah'ın eli vardır. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah'a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah'a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).
3. Ruhlarını Allah'a ulaştırdılar ve hidayete erdiler. (3. Hidayet - 1. Teslim - 21. Basamak)
39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi). Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah'ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl'elbabtır (daimî zikrin sahipleri).
3/ÂLİ İMRÂN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi). Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik. O kitab verilenlere ve ümmîlere: "Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?" de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.
4. Vechlerini (Fizik vücutlarını) Allah'a teslim ettiler. (4. Hidayet - 2. Teslim - 25. Basamak)
3/ÂLİ İMRÂN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi). Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik. O kitab verilenlere ve ümmîlere: "Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?" de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.
5. Nefslerini Allah'a Teslim ettiler. (5. Hidayet - 3. Teslim - 27. Basamak)
39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi). Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah'ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl'elbabtır (daimî zikrin sahipleri).
3/ÂLİ İMRÂN-190: İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı). Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, ulûl elbab için elbette âyetler (deliller) vardır.
3/ÂLİ İMRÂN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı). Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.
6. İrşada ulaştılar. (6. Hidayet - 28. Basamak 4. Kademe)
49/HUCURÂT-7: Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne). Ve aranızda Allah'ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.
7. İradelerini Allah'a teslim ettiler. (7. Hidayet - 4. Teslim - 28. Basamak 5. Kademe)
41/FUSSİLET-33: Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî minel muslimîn(muslimîne). Allah'a davet eden ve salih amel (nefs tasfiyesi) yapan ve: “Muhakkak ki ben teslim olanlardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim vardır?
9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu). O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.
3/ÂLİ İMRÂN-110: Kuntum hayra ummetin uhricet lin nâsi te’murûne bil ma’rûfi ve tenhevne anil munkeri ve tu’minûne billâh(billâhi), ve lev âmene ehlul kitâbi le kâne hayran lehum, minhumul mu’minûne ve ekseruhumul fâsikûn(fâsikûne). Siz, insanlar için çıkarılmış (seçilmiş) olan, ümmetin hayırlı kişileri oldunuz. Mâruf ile emredersiniz ve münkerden nehy edersiniz (men edersiniz). Ve siz, Allah'a îmân ediyorsunuz. Eğer kitap ehli de îmân etselerdi elbette onlar için hayırlı olurdu. Onlardan bir kısmı mü'mindir ve onların çoğu da fâsıklardır.
Bu ayetler gösteriyor ve ispat ediyor ki 14 asır evvel Kur'andaki İSLAM yaşanmıştır. İslam Teslim demektir. Bu teslim ruhun, vechin, nefsin ve iradenin Allah'a teslimidir.
Ya bugün ne kalmış İslam'dan geriye? Bugünlere nesi ulaşabilmiş İslam'ın? Posası. Teslimlerin hepsi yokolmuş. Bugün bütün İslam Alemi'nin yaşadığı İslam, sadece İslâm'ın 5 şartı. Diyorlar ki: "İslam Teslim demektir ve İslam'ın 5 şartı vardır. Biz Allah'ın izniyle İslâm'ın 5 şartını da yerine getiriyoruz. Öyleyse bizler Allah'a teslim olanlarız."
İslam'ın 5 şartıyla cennete mutlaka gireceklerini zanneden bir İslâm Alemi. 1 milyara yakın insan. Bu zannın sahiplerinden hiçbirisi cennete giremez, Allah'a ulaşmayı dilemedikçe... 1 milyara yakın İslâm Alemi'nde yaşayan insanın %90'dan fazlası cehenneme doğru gidiyor. Bunun vebali bütün din öğreticilerinin yani hepinizin omuzlarınızdadır.
Şimdi ibretle 14 asır evvel Sahabe'nin yaşadığı İslam'a bakın ve bugün sizlerin İslam Alemi'ne ne öğrettiğinize bakın.
Şu ilim öğrettiğiniz, onları kurtarmak için yola çıktığınız, şu İslam Alemi var ya, onları kurtaracak olanlar gene sizler olabilirsiniz.
Bunca Kur'an hakikatinin, İslâm'ın 7 safhasının Kur'anda mevcut olmasına, bütün sahabenin bu 7 safhanın hepsini yaşamasına rağmen, ruhlarını da, vechlerini de, nefslerini de, iradelerini de Allah'a teslim ederek İrşad Makamına tayin edilmelerine rağmen, bunların hepsinin farz olmasına rağmen, siz bunların hiçbirini bu masum insanlara öğretmiyorsanız, öğretmek mevkiinde her kademede sizler yer aldığınıza göre, onların akın akın cehenneme doğru yol almasından sizler sorumlu değil misiniz?
8-10 yıl evvel Diyanet İşleri Başkanlığı'nda 3'er aylık kurslarla Allah'ın bize öğrettiği bu ilmi öğretmemize engel olanlar da sizlerin arasında değil mi?
İzmir ve Erzurum İlahiyat Fakülteleri'nde bu hakikatleri öğretim üyelerine anlattığımız zaman İzmir'de bir itirazla karşılaşmadığımızı biliyor muydunuz?
Erzurum İlahiyat Fakültesi'nde tereddütleri olan birkaç öğretim üyesiyle bir gece sabaha kadar konuları kur'an ayetleriyle tezekkür ederek, her konuda ikna olduklarını biliyor muydunuz?
Bu iki fakültenin dışındaki hiçbir üniversitenin onlara konferans vermemize müsaade etmediklerini de biliyor muydunuz?
Biz bu ilmi sizlerin ilim öğrendiğiniz kürsülerden değil, Allah'ın kürsüsünden, Arş'tan aldık.
Talep olan her yerde konferanslar tertip ediyoruz. İstanbul ve Denizli konferansları tamamlandı. Kim bize sual sormak istiyorsa konferanslarda onlara yüzyüze cevap vereceğiz ki, bütün tereddütler izale edilsin.
Ayrıca bize müracaat ederseniz televizyonda da, bilgisayarda da suallerinize cevap verilecektir.
"Allah'a ulaşmayı dilemek" İslam'ın, kâinatın tek dininin kapısıdır. Kur'an'ın "olmazsa olmaz şartı"dır.
Allah'a ulaşmayı dilemeyen hiç kimse,
1. Cehennemden,
2. Allah'ın ayetlerinden gafil olmaktan,
3 Hüsrandan,
4. Dalâletten,
5. Şirkten,
6. Küfürden,
7. Şeytana kul olmaktan kurtulamaz,
ve,
8. Takva sahibi,
9. Hidayette,
10. Mümin olamaz.
Bu sonuç BİRİNCİ İHTAR'ın sonucudur.
Eğer BİRİNCİ İHTAR'ın 10 maddesinden herhangibiri hakkında tereddüdü olan bir kardeşimiz çıkarsa, en azından bu kardeşimize şükran borçlu olacağız. Bekliyoruz.
TAVZİH'leri hepinize gönderdik.
Vebal bizim omuzlarımızda değil artık.
Sizlere bu yazının ekinde Türkiye'de mevcut bütün Kur'an meallerinde (22 Kur'an meali) hidayet kavramının nasıl yok edildiğini sunuyoruz. İbret alasınız diye sunuyoruz. Sorumluluklarınızı, omuzlarınızdaki vebâli hatırlatmak için sunuyoruz.
Sözlerimizi bir sualle noktalamak istiyoruz.
Sizlere sunduğumuz BİRİNCİ İHTAR, ondaki 10 maddeyi öğrenerek, ALLAHA ULAŞMAYI DİLEYENLERİ, 10 maddenin her birindeki ikazların mutlu sonuçlarına mutlaka ulaştıracak olduğuna göre, BİRİNCİ İHTAR Allah'ın hepimiz için bir nimeti değil midir?
Hele "ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEK" ve ona bağlı 10 madde tamamen unutulmuşsa, hele unutulduğu için 60 milyondan fazla insan cehenneme mahkum ise...
Dualarımızla,
İskenker Ali M İ H R
EK 1:TÜRKİYE'DEKİ BÜTÜN KUR'AN-I KERİM MEALLERİNDE Kİ İSLAM'IN 7 SAFHASININ UNUTULMASIYLA HİDAYET NASIL GİZLENMİŞ VE YOKEDİLMİŞTİR?
Yazıcı Versiyonu (Zip ile Sıkıştırılmış Ms Word Dökümanı)
EK 2: VEL ASR
Yazıcı Versiyonu (Zip ile Sıkıştırılmış Ms Word Dökümanı)
|