EK: TAVZİH (Sahabenin yaşadığı, 28 basamak ve 7 safhadan oluşan İslam) EK: TAVZİH (Sahâbenin yaşadığı, 28 basamak ve 7 safhadan oluşan İslâm) EY İLİM SAHİPLERİ VE İLMİ TEMSIL EDENLER! BU TAVZİH İLE SİZLERE, SAHÂBENİN YAŞADIĞI İSLÂM İLE BUGÜNKÜ İSLÂM TATBIKATI ARASINDAKİ BÜYÜK FARKI AÇIKLAYACAĞIZ. SAHÂBENIN ON DÖRT ASIR ÖNCE YASADIĞI İSLÂMI ANLAYIP -YAŞAMADIKÇA HİÇ KİMSENİN KURTULMASI, CENNET VE DÜNYA SAADETİNE ULAŞMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR. İSLÂM'IN 28 BASAMAĞISahÂbe (Rahmetullahi aleyhim ecmain), Allah'a ulaşmayı dileyerek Peygamber Efendimiz (s.a.v)'e ulaşmışlardı. 28 basamaklık İslâm merdiveninin, Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in önderliğinde ve rehberliğinde en son basamağına kadar yükselmişlerdi. İslâm'ın 1. safhası 3. ve 7. basamaklar arasını kapsar. 3. basamakta Allah'a ulasmayı dilediğimiz noktada İslâm'in 1. safhası başlar. 1.BASAMAK 1.basamakta olayları yaşarız.
2/BAKARA-216: Kutibe aleykumul kitâlu ve huve kurhun lekum, ve asâ en tekrehû şey’en ve huve hayrun lekum, ve asâ en tuhıbbû şey’en ve huve şerrun lekum vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne). Savaş, o sizin için kerih olsa da (hoşunuza gitmese de) üzerinize farz kılındı. Ve hoşlanmayacağınız bir şey olur ki, o sizin için bir hayırdır. Ve seveceğiniz bir şey olur ki, o sizin için bir şerrdir. Ve (bütün bunları) Allah bilir, siz bilmezsiniz.
2.BASAMAK 2. basamakta yaşadığımız olayları değerlendiririz. Olaylar karşısında gösterdiğimiz davranış biçimlerine göre Allahû Tealâ bizi seçer. İnsanlari hidayete ulaşmaktan men edecek negatif davranışların sahibi olmayan herkesi Allahu Teala seçer.
42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu). (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
"Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine hidayet eder (ulaştırır)." Seçilmeyenler ve seçilenlerden Allah'a ulasmayi dilemeyenlerin gidecegi yer cehennemdir. İSLÂM'IN BİRİNCİ SAFHASI :( 3-7. BASAMAKLAR) ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEK (RUHUNU, DÜNYA HAYATINI YAŞARKEN ALLAH'A ULAŞTIRMAYI DİLEMEK) SORU : ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEK FARZ MIDIR? CEVAP : FARZDIR
30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne). Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.
31/LOKMÂN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne). Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.
İSLÂM'IN 1. SAFHASININ 5 BASAMAĞI3.BASAMAK 3.basamakta Allah'a ulaşmayı diliyoruz. Allahû Tealâ'nın seçtikleri içerisinden Allah'a dünya hayatını yaşarken ruhunu ulaştırmayı dileyen herkes bu basamağa geçer.
30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
4.BASAMAK 4.basamakta Allahû Teala Allah'a ulaşmayı dileyen kişiye Rahmân esmasiyla tecelli eder. Allah'a ulaşmayı dilemeyen kisiye Rahmân esmasıyla tecelli söz konusu degildir. Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin ruhunu Allah’a ulaştırabilmesi için nefsini tezkiye etmesi gerekir. Bir insanın nefs tezkiyesini kendisinin yapması mümkün değildir. Çünkü Allahû Tealâ, insanı yaratırken O’nunla Allah arasında Allah’ın yardımını gerektirecek birtakım engeller koymuştur. Rahmân esmasının tecellisi bu engellerin ortadan kalkması istikametinde Allah’tan gelen ilk yardımdır. 4. basamakta Rahmân esmasının tecellisinden sonra gelen 5., 6., 7. basamaklarda verilen 7 furkanin alınabilmesi bu basamağa ulaşıp Rahmân esmasının üzerimizde tecelli etmesine bağlıdır.
2/BAKARA-105: Mâ yeveddullezîne keferû min ehlil kitâbi ve lel muşrikîne en yunezzele aleykum min hayrin min rabbikum vallâhu yahtassu bi rahmetihî men yeşâu, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi). Ehli kitaptan kâfir olanlar ve müşrikler, Rabbinizden sizin üzerinize hayırdan (rahmet ve fazl) indirilmesini istemezler. Ve Allah, rahmetini dilediği kimseye tahsis eder. Ve Allah, “büyük fazıl” sahibidir.
5.BASAMAK 5.basamakta kisinin gözlerinden hicab-ı mesture alınır. (1. furkan), basar hassası üzerindeki gisavet alınır (2. furkan).
17/İSRÂ-45: Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti hicâben mestûrâ(mestûren). Sen Kur'ân'ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah'a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk).
17/İSRÂ-46: Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûren). O'nu (Kur'ân'ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur'ân'da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler.
45/CÂSİYE-23: E fe reeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne). Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah'tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?
8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi). Ey âmenû olanlar! Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
6.BASAMAK 6.basamakta kisinin kulaklarındaki vakra alınır (3. furkan), sem'î hassası üzerindeki mühür açılır (4. furkan).
45/CÂSİYE-23: E fe reeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne). Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah'tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?
17/İSRÂ-45: Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti hicâben mestûrâ(mestûren). Sen Kur'ân'ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah'a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk).
17/İSRÂ-46: Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûren). O'nu (Kur'ân'ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur'ân'da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler.
7.BASAMAK 7.basamakta kişinin kalbinin mührü açılır (5. furkan) , kalpdeki ekinnet alınır (6. furkan), ekinnetin yerine ihbat konulur (7. furkan).
22/HACC-54: Ve li ya’lemellezîne ûtul ılme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin). Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir.
İSLÂM'IN 1.SAFHASI BURADA TAMAMLANIYOR SORU : BÜTÜN SAHÂBE ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMİŞLER Mİ? CEVAP: HEPSİ DİLEMİŞ VE BÜTÜN SAHÂBE İSLÂM'IN BİRİNCİ SAFHASINI GERÇEKLEŞTİRMİŞTİ.
39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi). Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
EGER SAHÂBE ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMESEYDİ NE OLACAKTI? 1-Hepsi Allah'in âyetlerinden gâfil olacaklardı.
10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne). İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
2-Hepsi cehenneme gidecekti.
10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne). İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
3-Hepsi müşrik olacaktı.
30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne). (O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.
4-Hepsi kâfir olacaktı.
2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne). Allah, âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.
34/SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne). Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü'minleri oluşturan bir fırka (Allah'a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.
5-Hepsi hüsranda olacaktı.
10/YÛNUS-45: Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yete ârefûne beynehum, kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne). Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah'a mülâki olmayı (Allah'a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimseler olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıramadılar).
6-Hepsi dalâlette olacaktı.
13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe). Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”
7-Hepsi Tagutun kulu ve dostu olacaktı.
39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi). Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne). Allah, âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.
İSLÂM'IN 2. SAFHASI :(8.-14. BASAMAKLAR) MÜRŞİDE ULAŞIP TESLİM OLMAK SORU : MÜRŞİDE ULAŞIP TESLİM OLMAK FARZ MIDIR ? CEVAP : EVET, FARZDIR
5/MÂİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne). Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takva sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
16/NAHL-9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne). Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm'e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah'ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.
1/FÂTİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu). (Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.
2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne). (Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne). Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab'lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
İSLÂM'IN 2. SAFHASININ 7 BASAMAĞI 8.BASAMAK 8.basamakta Allah (c.c) kisinin kalbine ulaşır.
64/TEGÂBUN-11: Mâ esâbe min musîbetin illâ bi iznillâh(bi iznillâhi), ve men yu'min billâhi yehdi kalbeh(kalbehu), vallâhu bikulli şey'in alîm(alîmun). Allah'ın izni olmadıkça bir musîbet isabet etmez. Ve kim Allah'a îmân ederse (âmenû olursa), (Allah) onun kalbine ulaşır. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir.
9.BASAMAK 9.basamakta Allah(c.c) kisinin kalbinin nur kapısını Allah'a çevirir.
50/KAF-33: Men haşiyer rahmâne bil gaybi ve câe bi kalbin munîbin. Gaybda Rahmân'a huşu duyanlar ve münib (Allah'a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah'ın huzuruna) gelenler (için).
10.BASAMAK 10.basamakta Allah(c.c) kisinin göğsünden kalbine nur yolu açar.
6/EN'ÂM-125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne). Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah'a) teslime (İslâm'a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü'min olmayanların üzerine azap verir.
11.BASAMAK 11.basamakta kişi zikir yaptıkça bir önceki basamakta açılan nur yolu vasıtası ile rahmet nurları kişinin kalbine girmeye baslar.
39/ZUMER-22: E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin). Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah'a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah'ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.
12.BASAMAK 12.basamakta zikir sayesinde kişinin kalbinde %2 nur ve huşû oluşur.
57/HADÎD-16: E lem ye’ni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne). Allah'ın zikri ile ve Hakk'tan inen şeyle (Allah'ın nurları ile), âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) kalplerinin huşû duyma zamanı gelmedi mi? Kendilerine daha önce kitap verilip de böylece üzerinden uzun zaman geçince, artık (zikri unuttukları için) kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasıklardır.
13.BASAMAK 13.basamakta kisi hacet namazini kılar ve mürşidi kendisine gösterilir.
2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne). (Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne). Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab'lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
14.BASAMAK
14.basamakta kişi mürşidin önünde tevbe eder.
25/FURKÂN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen). Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü'min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur'dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm'dir (rahmet nuru gönderendir).
Bu tevbeyi ve tevbe merasimini Rabbimiz Nebe Suresinin 39. âyeti ile Mü'min Suresinin 7. ve 15. âyet-i kerimelerinde beyan etmiştir.
78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben). İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.
40/MU'MİN-7: Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke vekıhim azâbel cahîm(cahîmi). Arşı tutan melekler ve onun etrafındaki kişi (devrin imamı), Rab'lerini hamd ile tesbih ederler ve O'na îmân ederler. Ve âmenû olanlar için (Allah'tan) mağfiret dilerler: "Rabbimiz, Sen herşeyi rahmetle (rahmetinle) ve ilimle (ilminle) kuşattın. Böylece (mürşidin önünde) tövbe edenleri ve senin yoluna (Sıratı Mustakîm'e) tâbî olanları mağfiret et (günahlarını sevaba çevir). Onları cehennem azabından koru!”
40/MU'MİN-15: Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı). Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah'a ulaşmayı dilediği için Allah'ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah'a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah'ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.
İSLÂM'IN 2. SAFHASI BURADA TAMAMLANIYOR SORU : BÜTÜN SAHÂBE MÜRŞİDLERİNE TÂBÎ OLMUŞLAR MI? CEVAP: EVET, HEPSI TÂBÎ OLMUŞLARDI VE İSLÂM'IN İKİNCİ SAFHASINI GERÇEKLESTİRMİŞLERDİ. a. Erkeklerin Tâbiiyeti
48/FETİH-10: İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen). Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah'a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah'ın eli vardır. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah'a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah'a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).
b. Hanımların Tâbiiyeti
60/MUMTEHİNE-12: Yâ eyyuhen nebiyyu izâ câekel mu'minâtu yubâyi'neke alâ en lâ yuşrikne billâhi şey'en ve lâ yesrikne ve lâ yeznîne ve lâ yaktulne evlâdehunne ve lâ ye'tîne bi buhtânin yefterînehu beyne eydîhinne ve erculihinne ve lâ ya'sîneke fî ma'rûfin fe bâyı'hunne vestagfirlehunnallâh(vestagfirlehunnallâhe) innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun). Ey nebî (peygamber)! Mü'min kadınlar; Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinada bulunmamak, evlâtlarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira uydurmamak, maruf bir iş konusunda sana asi olmamak üzere, sana tâbî olmak için geldikleri zaman, artık onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Muhakkak ki Allah; Gafur'dur (mağfiret edendir, günahları sevaba çevirendir), Rahîm'dir (Rahîm esması ile tecelli edendir).
İSLÂM'IN 3. SAFHASI : (15 - 21. BASAMAKLAR) RUHUN HAYATTA İKEN ALLAH'A ULAŞMASI SORU : RUHU, HAYATTA İKEN ALLAH'A ULAŞTIRMAK FARZ MIDIR? CEVAP: EVET, FARZDIR
13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi). Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.
73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen). Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O'na ulaş.
89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten). Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!
51/ZÂRİYÂT-50: Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun). Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O'ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim.
İSLÂM'IN DÖRDÜNCÜ SAFHASININ 7 BASAMAĞI 15. BASAMAK Nefsi Emmare : Bu basamaktan itibaren kişi nefs tezkiyesine başlamıştır. Bu basamak nefs tezkiyesinin ilk kademesidir.
12/YÛSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun). Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm'dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).
Bu basamakta nefsin kalbinde %7 fazl birikimi tamamlanır ve ruh birinci gök katına ulaşır. 16.BASAMAK Nefsi Levvame : Bu basamak nefs tezkiyesinin ikinci kademesidir. Kişi nefsini levm (kınamak) etmektedir.
75/KIYÂME-2: Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeh(levvâmeti). Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim.
Bu basamakta ruh ikinci gök katına %14 fazl birikimiyle ulaşır. 17.BASAMAK Nefsi Mülhime : Nefs tezkiyesinin üçüncü kademesidir. Kiş Allah'tan takva ve şeandan füccur istikametinde ilham alır.
91/ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ. Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.
Bu basamakta %21 fazl birikimiyle ruh üçüncü gök katına ulaşır. 18.BASAMAK Nefs-i Mutmainne : Nefs tezkiyesinin dördüncü kademesidir. Kişi Allah'ın kendisine verdiği ni'metlerden mutmain olmuştur. Tatmin olmustur. Doyuma ulaşmıştır.
89/FECR-27: Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu). Ey mutmain olan nefs!
19.BASAMAK Nefsi Radiye : Nefs tezkiyesinin beşinci kademesidir. Bu kademede kişi Allah'tan razıdır.
89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten). Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!
Bu basamakta ruh %35 fazl birikimiyle beşinci gök katına ulaşır. 20.BASAMAK Nefsi Mardiyye : Nefs tezkiyesinin altıncı kademesidir. Bu kademede Allahû Tealâ da kişiden razı olmuştur.
89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten). Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!
Bu basamakta ruh %42 fazl birikimiyle altıncı gök katına ulaşır. 21.BASAMAK Nefsi Tezkiye : Bu kademede kisi nefsini tezkiye etmistir. Bunun anlamı kalbinde %51 nur oluşmuştur. Kalbinde Allah'ın nurları hâkim olmuştur. Ruhu bu noktada Allah'a ulaşmıştır.
89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten). Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!
35/FÂTIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru). Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah'adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah'a döner, ulaşır).
Rabbimiz tezkiyeye ulaşan kişilerin felâha erdiğini Sems Suresinin 9. âyet-i kerimesinde beyan ediyor.
91/ŞEMS-9: Kad efleha men zekkâhâ. Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.
İSLÂM'IN 3. SAFHASI BURADA TAMAMLANIYOR SORU : BÜTÜN SAHÂBE RUHLARINI ALLAH'A ULAŞTIRMIŞLAR MI? CEVAP : HEPSİ RUHLARINI ALLAH'A ULAŞTIRMIŞLARDI (BİRİNCİ TESLİM) VE BÜTÜN SAHÂBE İSLÂM'IN ÜÇÜNCÜ SAFHASINI GERÇEKLESTİRMİŞLERDİ. Sahâbe ruhlarını Allah'a ulaştırmışlardır.
39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi). Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah'ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl'elbabtır (daimî zikrin sahipleri).
Hidayete ermek ruhu Allaha ulaştırmaktır.
3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun). Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah'a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi'dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).
2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin). Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (Allah'ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” . Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah'tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.
42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu). (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
İSLÂM'IN DÖRDÜNCÜ SAFHASI :(22-25.BASAMAKLAR) FİZİK VÜCUDUN TESLİMİ SORU : FİZİK VÜCUDUN TESLİMİ FARZ MIDIR ? CEVAP : EVET, FARZDIR
4/NİSÂ-125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen). Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm'in dînine tâbî olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah'a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm'i dost edindi.
36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun). Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.
36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun). Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.
İslâm'ın dörüdüncü safhası , 22. basamakta Fenafillah makamına ulaşınca başlar. 25. basamakta kisi fizik vücut teslimini gerçekleştirir. İSLÂM'IN DÖRDÜNCÜ SAFHASININ 4 BASAMAĞI 22.BASAMAK Fena Makamı'dır. Bu basamakta kisinin ruhu Allah'a ulaşmıştır. Allah'ta ifnâ (fenâ-yok) olmustur. Ruhu Allah'a ulaşan kisi için Allah'ın Zat'ı bir (meab) sığınacak yerdir. Ve Allahû Tealâ Allah'ın Zat'ının, Allah'ın katında sığınacak en güzel sığınak olduğunu buyuruyor.
78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben). İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.
3/ÂLİ İMRÂN-14: Zuyyine lin nâsi hubbuş şehevâti minen nisâi vel benîne vel kanâtîril mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel en’âmi vel hars(harsi), zâlike metâul hayâtid dunyâ, vallâhu indehu HUSNUL MEÂB(meâbi). İnsanlara, "kadınlara, oğullara, kantar kantar biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, hayvanlara ve ekinlere olan sevgiden oluşan" şehvetleri (aşırı düşkünlükleri) güzel gösterildi. Bunlar, dünya hayatının menfaatleridir. Ve Allah, O'nun katındaki en güzel sığınaktır.
23.BASAMAK 23. basamak Beka Makamı'dır. Allah'ın katında bâki olanlardır. Bu kademede Allahû Tealâ da kisiye dost olmustur.
6/EN'ÂM-127: Lehum dârus selâmi inde rabbihim ve huve veliyyuhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne). Rab'lerinin katında onlar için selâm yurdu (teslim yurdu) vardır. Yapmış olduklarından dolayı, O (Allah), onların dostudur.
24.BASAMAK 24. basamakta kisi Zühd Makamı'na ulaşmıştır. Kişi zikirsizliğe karşı zahid olmuştur. Yani günün yarısından fazlasını zikirle geçirmektedir. Rabbimiz Yûsuf Suresinin 20. âyet-i kerimesinde negatif zühdden bahsediyor. Bir şeye değer vermeyen kisi o şeye karşı zahiddir. Kişi bu basamakta zikirsizliğe karşı zahiddir. Yani zikre daha çok değer verir ve günün yarısından fazlasını zikirle geçirerek bunu ispat eder.
12/YÛSUF-20: Ve şerevhu bi semenin bahsin derâhime ma’dûdeh(ma’dûdetin), ve kânû fîhi minez zâhidîn(zâhidîne). Ve onu (Yusuf'u), az bir fiyatla, birkaç dirheme sattılar. Çünkü; ona karşı zahidlerden idiler.
25.BASAMAK 25.basamakta kisi Muhsinler Makamı'na ulaşmıştır. Yani kişi fizik vücut teslimini de gerçekleştirmiştir.
4/NİSÂ-125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen). Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm'in dînine tâbî olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah'a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm'i dost edindi.
2/BAKARA-112: Belâ men esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun fe lehû ecruhu inde rabbihî, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne). Hayır, (öyle değil), kim vechini (fizik vücudunu) Allah'a teslim ederse, o muhsin olur. Artık Rabbinin katında onun ecri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.
İSLÂM'IN 4. SAFHASI BURADA TAMAMLANIYOR SORU: BÜTÜN SAHÂBE MUHSİNLERDEN OLUP FİZİK VÜCUTLARINI ( İKİNCİ TESLİM) ALLAH'A TESLİM ETMİŞLER MİYDİ? CEVAP: EVET, HEPSİ FİZİK VÜCUTLARINI ALLAH'A TESLİM ETMİŞLERDİ VE İSLÂM'IN DÖRDÜNCÜ SAFHASINI GERÇEKLESTİRMİŞLERDİ.
3/ÂLİ İMRÂN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi). Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik. O kitab verilenlere ve ümmîlere: "Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?" de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.
İSLÂM'IN BEŞİNCİ SAFHASI (26.BASAMAK) ULÛL'ELBAB MAKAMI VE NEFSİN ALLAH'A TESLİM EDİLMESİ SORU : NEFSİ ALLAH'A TESLİM ETMEK FARZ MIDIR? CEVAP : EVET, FARZDIR 26. BASAMAK 26. basamakta kisi Ulûl'elbab Makamı'nın sahibi olmustur. Yani daimî zikre ulaşmıştır ve sır hazinelerinin sahibi olmuştur. Daimî zikre ulaşan kişi bu noktada nefsin teslimini de yerine getirir. Bu, kisinin üçüncü teslimidir. Burada kişi yedi özelliğin sahibidir. 1.Daimî zikirin sahibidir. 2.Kalp gözü açılmıştır. 3.Kalp kulagı açılmıştır. 4.Nefsinin kalbinde afet kalmamıştır. 5.Ehl-i tezekkürdür; Allahû Tealâ ile tezekkür etme yetkisinin sahibidir. 6.Ehl-i hayırdır. 7.Ehl-i hükümdür. SORU: DAİMÎ ZİKRE ULAŞMAK (ULÛL'ELBAB OLMAK) VE ALLAH'A NEFSİNİ TESLİM ETMEK FARZ MIDIR? CEVAP: EVET, FARZDIR
4/NİSÂ-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten). Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, “vakitleri belirlenmiş bir farz “ olmuştur.
3/ÂLİ İMRÂN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı). Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.
Bu noktada kişinin kalbi yerlerin 7 kat melekûtu kadar, yani 7 kademe müzeyyen olur. SORU : BÜTÜN SAHÂBE DAİMÎ ZİKRE ULAŞIP ULÛL'ELBAB OLMUŞLAR MIYDI? CEVAP: EVET, HEPSİ DAİMÎ ZİKRE ULAŞIP ULÛL'ELBAB MAKAMININ SAHİBİ OLMUŞLARDI
39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi). Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah'ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl'elbabtır (daimî zikrin sahipleri).
İSLÂM'IN 5. SAFHASI BURADA TAMAMLANIYOR. İSLÂM'IN ALTINCI SAFHASI : 27. BASAMAK İHLÂS MAKAMI (MUHLİS OLMAK) VE İRŞAD OLMAK 27.BASAMAK 27. basamakta kisi İhlâs Makamı'na ulaşmıştır; muhlis olmustur . Bu noktada kişi kendi ilmî gelişimi istikametinde alabileceklerinin hepsini almıştır. Bu sebeple de irşad olmuştur. Kişi ihlâs makamının sahibi olduğu zaman yedi kat göklerinde melekûtunu görmüştür. Varlıklar âleminin son noktası olan Sidretül Münteha'ya kadar herşeyi görmüştür. Yalnız Allah'ın Zat'ını henüz görmemistir. Aynı zamanda irşad olmuştur, kalbi ondört mertebe müzeyyen olmuştur. SORU : İHLÂSA ULAŞMAK FARZ MIDIR? CEVAP: EVET, FARZDIR
98/BEYYİNE-5: Ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe ve yukîmûs salâte ve yu’tûz zekâte ve zâlike dînul kayyimeh(kayyimeti). Ve onlar, Allah için hanifler olarak dînde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyum dîn (kıyâmete kadar devam edecek dîn) budur.
SORU : İRŞAD OLMAK FARZ MIDIR? CEVAP : FARZDIR
2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne). Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
İSLÂM'IN 6. SAFHASI BURADA TAMAMLANIYOR. SORU: BÜTÜN SAHÂBE İHLÂSA ULAŞMIŞLAR MIYDI? CEVAP: HEPSİ İHLÂSA ULAŞMIŞARDI ( MUHLİ OLMUŞLARDI )
2/BAKARA-139: Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve lenâ â’mâlunâ ve lekum a’mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne). De ki: “Allah hakkında bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? Ve O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Ve, bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, ona muhlis olanlarız (dîni O'na hâlis kılanlarız).”
Kişi ihlâs makamının sahibi olduğu zaman yedi kat yerler ile birlikte yedi kat göklerin de melekûtunu görmüştür. Varlıklar âleminin son noktası olan Sidretül Münteha'ya kadar herşeyi görmüştür. Dolayısıyla irşad etmek için gerekli herşeyin sahibidir. Yalnız Allahiı Zat'ını henüz görmemiştir. Aynı zamanda irşad olmuştur, kalbi ondört mertebe müzeyyen olmuştur. SORU: BÜTÜN SAHÂBE İRŞAD OLMUŞLAR MIYDI? CEVAP: EVET, HEPSİ İRŞAD OLMUŞLARDI
49/HUCURÂT-7: Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne). Ve aranızda Allah'ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.
İSLÂM'IN YEDİNCİ SAFHASI iRŞADA MEMUR VE MEZUN KILINMAK VE İRADEYİ ALLAH'A TESLİM ETMEK28. BASAMAK 28.basamakta kişi Salâh Makamı'na ulaşmıştır. Burada kişi geri dönüşü olmayan bir tevbe (Nasuh Tevbesi) ile tevbe eder. Rabbimiz Tahrim Suresinin 8. âyet-i kerimesinde bu tevbeyi üzerimize farz kılmıştır.
66/TAHRÎM-8: Yâ eyyuhellezîne âmenû tûbû ilâllâhi tevbeten nasûhâ(nasûhan), asâ rabbukum en yukeffire ankum seyyiâtikum ve yudhilekum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru, yevme lâ yuhzîllâhun nebiyye vellezîne âmenû meah(meahu), nûruhum yes'â beyne eydîhim ve bi eymânihim yekûlûne rabbenâ etmim lenâ nûrenâ vagfir lenâ, inneke alâ kulli şey'in kadîr(kadîrun). Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler)! Allah'a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin! Umulur ki Rabbiniz, sizin günahlarınızı örter ve sizi altından nehirler akan cennetlere koyar. O gün Allah, nebîleri ve O'nunla beraber olanları mahzun etmez. Onların nurları, önlerinde ve sağlarında koşar. “Rabbimiz, bizim nurumuzu tamamla ve bize mağfiret et (günahlarımızı sevaba çevir). Muhakkak ki Sen, herşeye kaadirsin.” derler.
Salâh Makamı'nın dördüncü kademesinde kişi irşada ulaşır. 28-1. Nasuh tevbesi 28-2. Günahların örtülmesi 28-3. Salâh nurunun sahibi olunması 28-4. Günahların (mürşide ulaştıktan sonra işlenen) sevaba çevrilmesi 28-5. İradeyi Allahû Tealâ'ya teslim etmek (4.teslim) ve irşada memur ve mezun kılınmak SORU : İRADEYİ ALLAH'A TESLİM ETMEK, İRŞAD ETMEYE MEZUN KILINMAK (İRŞAD ETMEYE YETKİLİ KILINMAK) FARZ MIDIR? CEVAP: EVET, FARZDIR
3/ÂLİ İMRÂN-102: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne). Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı “O'nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah'a) teslim olmadan ölmeyin!
3/ÂLİ İMRÂN-104: Veltekun minkum ummetun yed’ûne ilel hayri ve ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munker(munkeri), ve ulâike humul muflihûn(muflihûne). Sizin içinizden hayra davet eden (mürşidlerden) bir cemaat olsun ve mârufla emretsin, ve münkerden nehyetsin (men etsin). İşte onlar, onlar felâha erenlerdir.
Salâh makamının 5. kademesinde kişi iradesini, Hakka Tukatihi takvanın sahibi olarak Allah'a teslim eder (Âli İmrân- 102) ve bu noktada en üst seviyede bütün teslimleri yerine getirmiş olarak kişi irşada memur ve mezun kılınır. Daha önce de ifade ettigimiz gibi, Allahû Tealâ'nın, Nisâ suresi 58, En'âm Suresi 152. ve Zumer Suresi 54.âyet-i kerimeleri ile emrettiği bütün teslimleri (dört teslim) yerine getirmiştir.
4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran). Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.
6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne). Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.
39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne). Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.
İSLÂM'IN 7. SAFHASI BURADA TAMAMLANIYOR. SORU : BÜTÜN SAHÂBE İRADELERİNİ ALLAH'A TESLİM ETMİŞLER VE İRŞADA MEMUR VE MEZUN KILINMIŞLAR MI? YANİ SAHÂBEYE TÂBÎ OLUNMUŞ MU? CEVAP: BÜTÜN SAHÂBE İRŞADA MEMUR VE MEZUN KILINMIŞ VE SAHÂBENİN TAMAMINA TÂBÎ OLUNMUŞTU. HEPSİ İRADELERİNİ DE ALLAH'A TESLİM ETMİŞLERDİ (DÖRDÜNCÜ TESLİM)
3/ÂLİ İMRÂN-110: Kuntum hayra ummetin uhricet lin nâsi te’murûne bil ma’rûfi ve tenhevne anil munkeri ve tu’minûne billâh(billâhi), ve lev âmene ehlul kitâbi le kâne hayran lehum, minhumul mu’minûne ve ekseruhumul fâsikûn(fâsikûne). Siz, insanlar için çıkarılmış (seçilmiş) olan, ümmetin hayırlı kişileri oldunuz. Mâruf ile emredersiniz ve münkerden nehy edersiniz (men edersiniz). Ve siz, Allah'a îmân ediyorsunuz. Eğer kitap ehli de îmân etselerdi elbette onlar için hayırlı olurdu. Onlardan bir kısmı mü'mindir ve onların çoğu da fâsıklardır.
9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu). O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.
Yüce Rabbimiz Kur'ân-ı Kerim'de sahâbenin bu şekilde 7 safhada 28 basamağı yaşadığını ve 4 teslimi de yerine getirerek İslâm olduklarını ifade etmektedir. Allahû Tealâ'nın davetine icabet ederek, teslim yurduna ulaşmak üzere Sıratı Mustakîm'e ulaşıp 4 teslimi de yerine getirenlerin durumunu Rabbimiz Yûnus Suresinin 25. ve 26. âyet-i kerimelerinde şu sekilde açıklamaktadır:
10/YÛNUS-25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin). Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.
10/YÛNUS-26: Lillezîne ahsenûl husnâ ve zîyâdeh(zîyâdetun), ve lâ yerheku vucûhehum katerun ve lâ zilleh(zilletun), ulâike ashâbul cenneh(cenneti), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne). Onlar için Ahsenül hüsna (Allah'ın Zat'ına ulaşmak) ve ziyadesi (daha fazlası, Allah'ın cemalini görmek) vardır. Onların yüzlerini bir keder kaplamaz ve bir zillet (küçük düşme, hakirlik) yoktur. İşte onlar, cennet halkıdır. Onlar, orada devamlı kalanlardır.
Teslimlerin tamamının yerine getirildigi noktada bütün sır perdeleri kalkmıştır ve son sır olan Allahû Tealâ'nın Zat'ı da görülmüştür. SONUÇ Yüce Rabbimiz sahâbenin Peygamber Efendimiz (s.a.v)'e tâbî olmadan önceki halini ve tâbî olduktan sonraki halini Âli İmrân Suresinin 103. âyet-i kerimesinde ifade etmiş ve onlara Âli İmrân 104'de "Ma'ruf ile emreden ve münkerden nehyeden bir topluluk olun" diye emir vermiştir. Yine Âli İmrân Suresinin 110. âyet-i kerimesinde de sahâbenin bu vasıfları kazandığı ifade edilmiştir. Yani sahâbe Allahû Tealâ'nın emrettigi bütün teslimleri emredilen biçim ve boyutta yerine getirmişlerdir. Bu noktaya 28 basamak, 7 safha ve 4 teslim ile ulaşmışlardır.
3/ÂLİ İMRÂN-103: Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrekû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ(ihvânen), ve kuntum alâ şefâ hufretin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn(tehtedûne). Ve hepiniz, Allah'ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki ni'metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O'nun (Allah'ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.
3/ÂLİ İMRÂN-104: Veltekun minkum ummetun yed’ûne ilel hayri ve ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munker(munkeri), ve ulâike humul muflihûn(muflihûne). Sizin içinizden hayra davet eden (mürşidlerden) bir cemaat olsun ve mârufla emretsin, ve münkerden nehyetsin (men etsin). İşte onlar, onlar felâha erenlerdir.
3/ÂLİ İMRÂN-110: Kuntum hayra ummetin uhricet lin nâsi te’murûne bil ma’rûfi ve tenhevne anil munkeri ve tu’minûne billâh(billâhi), ve lev âmene ehlul kitâbi le kâne hayran lehum, minhumul mu’minûne ve ekseruhumul fâsikûn(fâsikûne). Siz, insanlar için çıkarılmış (seçilmiş) olan, ümmetin hayırlı kişileri oldunuz. Mâruf ile emredersiniz ve münkerden nehy edersiniz (men edersiniz). Ve siz, Allah'a îmân ediyorsunuz. Eğer kitap ehli de îmân etselerdi elbette onlar için hayırlı olurdu. Onlardan bir kısmı mü'mindir ve onların çoğu da fâsıklardır.
Görüldüğü üzere bundan on dört asır evvel sahâbenin yaşadığı İslâm'dan bugün eser kalmamıştır. İslâm kalesinin yedi burcu iblis tarafından yerle bir edilmiştir. İslâm kalesinin yedi burcu olan yedi safhası seytan tarafından insanlara unutturulmuştur. İslâm âlemi artık, sahâbenin yedi safhada yaşadığı İslâm'dan habersizdir. Hedefler yok edilerek vasıtalar hedef haline getirilmiştir. Bugün İslâm'ın beş şartı olarak öğretilen şeyler sadece hedefe ulaştıracak vasıtalar olmasına rağmen sanki hedeflermis gibi öğretilmekte ve insanlar topyekun cehenneme mahkûm edilmektedir. Oysaki görüdüldüğü gibi İslâm 7 safhada ruhun, vechin, nefsin ve iradenin Allah'a teslim edilmesidir. Hamdolsun ki bunların hepsi Kur'ân-ı Kerim'de mevcuttur. Yüzyıllardır yavaş yavaş unutulan, sahâbenin yaşadığı İslâm'ı bugünkü İslâm eğitimiyle hiç kimsenin yaşaması ve cehennemden kurtulması mümkün olamaz. Eğer Kur'ân'ı Rabbimiz bize öğretmeseydi biz de bugün bunları sizlere ulaştırıyor olamazdık. Bu noktada bir kez daha sizleri SAHÂBE'nin yaşadığı ve bugün unutulan 28 basamak ve 7 safhadan oluşan İslâm'a, KUR'ÂN'DAKİ İSLÂM'a davet ediyoruz. Dualarımızla. İskender Ali M İ H R MEHDI. IMAM. HALIFE. RESUL
|