Anasayfa MİHR VAKFI Görsel Eserler Yazılı Eserler Download Canlı Yayın
 Hutbe-Vaaz  Ayetlerin Sırları  Kavramlar  Tasavvuf Konuları  Mutluluk-Yarenlik  İslâm'dan Kopanlar  Hurafeler  Soru-Cevap Arşivi  Konferanslar
 
21.02.2007 - Kaza, Kader ve Nasip

SOHBETİN ADI: KAZA, KADER VE NASİP TARİHİ: 21.02.2007 Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Yüce Rabbimiz bizleri birlikte kıldı. Bir defa daha Allah’ın bir güzelliğini yaşamak üzere birlikteyiz. Yeni bir gün, yeni bir konu.Konumuz: Kaza ve Kader. Bir insanın hayatında iki türlü olay cereyan ediyor. Ya o kişinin bizatihi vücuda getirdiği olaylar. Her yaptığı olay onun kaza ettiği, onun vücuda getirdiği bir olaydır. Kişinin ...

SOHBETİN ADI: KAZA, KADER VE NASİP
TARİHİ: 21.02.2007

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Yüce Rabbimiz bizleri birlikte kıldı. Bir defa daha Allah’ın bir güzelliğini yaşamak üzere birlikteyiz. Yeni bir gün, yeni bir konu.Konumuz: Kaza ve Kader.

Bir insanın hayatında iki türlü olay cereyan ediyor. Ya o kişinin bizatihi vücuda getirdiği olaylar. Her yaptığı olay onun kaza ettiği, onun vücuda getirdiği bir olaydır. Kişinin bu yaptığı olaylar dolayısıyla derecat kazanması da mümkündür, derecat kaybetmesi de mümkündür. Bu kişi namaz kılar, bu kişi birisine bir iyilikte bulunur, bu kişi zikir yapar; o zaman bu kişi derecat kazanır. Veya birisine bir kötülük yapar, bu kişi derecat kaybeder. Kendi yaptığı işlemler dolayısıyla:

• Allah’ın emrettiği bir hususu gerçekleştiriyorsa derecat kazanacaktır.
• Yasak ettiği bir hususu yasak olmasına rağmen yapıyorsa o zaman derecat kaybedecektir.

Demek ki; kişinin cüz’i iradesiyle bilerek isteyerek vücuda getirdiği bütün olaylarda, eğer başka insanlara zarar vermesi söz konusuysa bu kişi bizatihi bilerek isteyerek bu olayı gerçekleştirdiği cihetle derecat kaybedecektir. Birisine güzel bir davranışta bulunduysa Allah’ın emrettiği bir güzelliği yaşamışsa, o kişiye bir iyilikte bulunmuşsa o zaman da bu kişi kendi iradesiyle, cüz’i iradesiyle vücuda getirdiği bu hayır olayı sebebiyle derecat kazanacaktır.

• Hayır, bize derecat kazandıran bütün işlemlerdir.
• Şerr de derecat kaybettiren bütün işlemlerdir.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Ama bir de olaylar var; bir insanın o olayda hiçbir dahli yoktur ama başına bir olay gelmiştir. Onun iradesinin bir dahli olmaksızın o kişinin üzerine gelen, o kişide tecelli eden, o kişiye tesir eden bütün olaylar kaderdir. Bir kişinin başına gelen herhangi bir olayda dahli yoksa o olayı o vücuda getirmediyse, başkaları onun üzerinde bir tesir icra ettilerse bu olay bir kaderdir. Veya Allah o kişi üzerinde bir olay vücuda getirdiyse bu da kaderdir. O kişinin kendi iradesi dışındaki bütün iradi yapıların o kişi üzerinde vücuda getirdikleri bütün olaylar kaderdir.

Öyleyse kader ve kaza birbirinden farklı iki tane mahlûktur, iki türlü olaydır. Öyleyse mahlûk dediğimiz insandır. İnsan Allah’ın halkettiği bir yaratıktır, mahlûktur. İşte bu mahlûkun bilerek isteyerek vücuda getirdiği bütün olaylar insan için kazayı oluşturur. Kaza dediğimiz zaman Türkçemizde yanlış bir tatbikat vardır. Otomobil kazası, iki otomobilin çarpışması hali. İsterse taraflardan birisi bilerek çarpsın, isterse bilerek çarpmasın, kendisine çarpılsın her ikisi de kazadır. Ama bizim size söylediğimiz kaza müessesesi ile İslâmi tabir ile ilişkisi yoktur. Bir otobüs kazasının bizim anlattığımız standartta bir kaza veya kader olması, ikisi de söz konusudur ama iki “kaza” kelimesi arasında büyük bir farklılık var. İki tane otobüsün ister bu otobüslerin şoförleri arabaları bilerek çarptırsınlar, isterse bilerek çarptırmasınlar, her hâlükârda gazetelere geçen tabir kazadır. “Falanca yerde bir otobüs kazası oldu. Şu kadar kişi öldü.” Bu, halkın tabiridir. Kur’ân’daki kaza mefhumuyla, kader mefhumu, Allah’ın tayini ile oluşan sistemler birbirinden tamamen farklıdır.

Sevgili kardeşlerim! Bir insan düşünün! Başka birisine kinlenmiş. Fenâ halde bir tutku sarmış onu. O insan ona o kadar fenâlık etmiş ki; öldürmeye karar vermiş onu. Ve bir gece, gecenin saat ikisinde üçünde pusuda bekliyor biliyor ki; düşmanı oradan geçecek. Geçerken silahını hazırlamış, geçen kişinin üzerine silahındaki bütün kurşunları boşaltıyor ve o kişiyi öldürüyor. Burada taammüden işlenen bir cinayet görüyoruz. Burada kaza kelimesini kullanabilir miyiz? Bu, kaza edilen bir cinayet midir? Evet, bilerek isteyerek işlenen bir cinayet yani isteyerek bilerek vücuda gelen, taammüden işlenen bir cinayet, bir kişi tarafından öldürme fiili kaza edilmiştir, gerçekleşmiştir.

Peki, bir kişi tabancasıyla oynuyor. O farkında da değil ama içinde bir tek kurşun var. Tabancasını temizlerken tabanca elinden kayıyor, bir yere takılıyor ve düşen silah yere düşerken o takıldığı yer tetiği geriye doğru çekiyor, silah ateşleniyor, yoldan geçmekte olan birisi de ölüyor. Bu silahın patlamasından çıkan kurşunla ölüyor. Böyle bir olayın kaza veya kader müesseselerinden hangisine girdiğine bakıyoruz. Ölen kişi için olay nedir? Ölüme sebebiyet veren kişi için olay nedir? Ölen kişi için olay bir kaderdir. Burada isteyerek onu kimse öldürmemiştir. Ama kişi neticede ölmüştür.

Ölüm bir kaderdir. Ne zaman koordinatı değişir ne de mekân koordinatı değişir. Zaman ve mekân koordinatları evvelden belli olan bir olaydır. Kur’ân-ı Kerim’de Allahû Tealâ bu husustan bahsediyor:

3/ÂLİ İMRÂN-154: Summe enzele aleykum min ba’dil gammi emeneten nuâsen yagşâ tâifeten minkum, ve tâifetun kad ehemmethum enfusuhum yezunnûne billâhi gayral hakkı zannel câhiliyyeh(câhiliyyeti), yekûlûne hel lenâ minel emri min şey’(şey’in), kul innel emre kullehu lillâh(lillâhi), yuhfûne fî enfusihim mâ lâ yubdûne lek(leke), yekûlûne lev kâne lenâ minel emri şey’un mâ kutilnâ hâhunâ, kul lev kuntum fî buyûtikum le berezellezîne kutibe aleyhimul katlu ilâ medâciihim, ve li yebteliyallâhu mâ fî sudûrikum ve li yumahhısa mâ fî kulûbikum, vallâhu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Sonra (Allah), bu gamın arkasından sizin üzerinize sükûnet veren bir uyku indirdi, içinizden bir grubu sarıp kaplıyordu ve diğer grup, canlarını önemsemişti (canlarının kaygısına düştüler). Allah'a karşı cahiliyye zannı ile haksız zanda bulunuyorlar: "Bu emirden bize bir şey (bir nasib) var mı?" diyorlar. (Onlara): "Muhakkak ki emirlerin hepsi Allah'ındır." de. İçlerinde sana açıklamadıkları bir şey saklıyorlar. "Bu emirden bize bir şey (bir nasib) olsaydı, burada öldürülmezdik." diyorlar. Eğer siz, evlerinizde bile olsaydınız, üzerlerine katl (öldürülmeleri) yazılmış olanlar, yatacakları (ölüp düşecekleri) yere mutlaka çıkıp giderlerdi. (Bu) Allah'ın sizin sinelerinizde olanı sınamak ve kalplerinizde olandan (şüpheden), sizi temize çıkarmak (fitneden kurtarmak) içindir. Ve Allah, sinelerde olanı en iyi bilendir.


3/ÂLİ İMRÂN-156: Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tekûnû kellezîne keferû ve kâlû li ıhvânihim izâ darabû fîl ardı ev kânû guzzen lev kânû indenâ mâ mâtû ve mâ kutilû, li yec’alallâhu zâlike hasreten fî kulûbihim vallâhu yuhyî ve yumît(yumîtu), vallâhu bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).
Ey âmenû olanlar! Siz, yeryüzünde sefere çıkmış veya gâzi olan (savaşa katılan) kardeşleri için "Eğer bizim yanımızda olsaydılar ölmezler ve öldürülmezlerdi." diyen kâfirler gibi olmayın! Allah, bunu onların kalplerinde bir hasret (pişmanlık) kılmak için yaptı. Ve Allah yaşatır ve öldürür. Ve Allah, yaptıklarınızı en iyi görendir.


Diyorlar ki: “Kardeşlerimiz savaşa girmeselerdi ölmeyeceklerdi.” Allahû Tealâ: “Hayır, onlar savaşa gireceklerdi. Onlar nerede olurlarsa olsunlar mutlaka o dakikada ve öldükleri yerde öleceklerdi. Ve sürüklene sürüklene oraya getirilip, orada öleceklerdi.” diyor. Bir insanın ölümünün ne zamanı değişebilir ne de mekânı. Ölüm bir kaderdir.

Öyleyse iki tür ölüm gördük. Birinde bir adam düşmanını gecenin geç saatinde yakalayıp tabancasının bütün kurşunlarını sıkıyor üzerine, adamı orada öldürüyor. Bu taammüden işlenen bir cinayettir. Bir irade bir başkasını katletmeye teşebbüs etmiştir. Ve bunu gerçekleştirmiştir. Fiili kaza etmiştir, vücuda getirmiştir. Peki, ölen kişi için? Ölen kişi için bu bir kaderdir. Belki de o kişinin kendisini bir gün öldüreceğini biliyordur ama nerede, ne zaman olduğunu bilmiyordur. Eğer bilseydi o saatte oradan geçerken öldürüleceğini, belki oradan geçmezdi. Ama kendisinin eseri olmayan yabancı bir kişinin elindeki silahtan çıkan kurşunlarla bu kişi ölmüştür, öldürülmüştür ve olay bitmiştir.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Burada olay çok açık bir şekilde ölen için kaderdir, başka birisi tarafından öldürüldüğü cihetle. Öldüren için ise tasarladığı bir cinayeti işleme olayı vardır. O fiili, düşündüğü fiili kaza etmiştir yani yerine getirmiştir. Öyleyse bu, gecenin bir saatinde yolu kesilerek ölen adam için bu olay bir kaderdir. Onu bilerek öldüren kişi için kesin şekilde bir kazadır. Yani bilerek isteyerek taammüden işlenen bir cinayetle karşı karşıyayız.

Diğer olayımızda ölüme sebebiyet veren kişinin böyle bir niyeti yok ama ölüme de sebebiyet vermiş. O ihmalden, teseyyüpten veya tedbirsizlikten kendisine verilen bir cezayı çekecektir, dünya üzerinde. Ama bilerek cinayet işleyen birinin çekeceği cezayı çekmeyecektir. Ölüme sebebiyet vermiştir ama bunu isteyerek vücuda getirmemiştir. Öyleyse bu kişinin vücuda getirdiği ölüm bilerek isteyerek işlenen bir cinayet, taammüden kaza edilen, vücuda getirilen bir öldürme işlemi değildir. İkisinin kaybedeceği dereceler arasında çok büyük farklılıklar vardır. Birisi bir hayatı sona erdirmiştir. Bilerek isteyerek o kişiyi öldürmek üzere orada beklemiştir ve gereğini kendisine göre gerçekleştirmiştir.

Sevgili kardeşlerim! Oradaki muhtevada insanların her ikisinde de ölmesi söz konusu. Ama bir tanesi kazayı, bir taraf için kaza olan şey; bilerek isteyerek işlenen cinayet öbür taraf için kader oluyor. Peki, tabancası elinden düşerek ateş almak suretiyle diğerini öldüren kişinin suçu taammüden bir cinayet işlemek mi? Yani bu cinayeti kaza mı etmiştir? Bilerek isteyerek mi yapmıştır? Hayır, onun için bir kaderdir. O kişiyi öldürmeyi istememiştir. Ama şartlar o kişinin ölümüyle noktalanan bir olayı vücuda getirmiştir. Bu olayın vücuda gelmesinde bu kişi methaldardır, konunun içinde vardır. Ama ölüme bilerek isteyerek sebebiyet vermemiştir. Öyleyse bu kişi için de olay kaderdir, ölen kişi için de olay kaderdir. Demek oluyor ki; kazayla kader arsında iradi yapının devreye girmesi veya girmemesi diye çok önemli bir müessese var.

Peki, acaba aynı konu niyetle nasip hakkında da geçerli mi? İnsanlar bir hedefe ulaşmaya karar verdikleri zaman onlar niyet etmişlerdir. Ama her niyet eden, niyet ettiği hedefe ulaşamayabilir. Bu niyet edenlerden bir kısmı ulaşacaktır. Bir kısmı ulaşamasa da gene o kişinin niyeti, söz konusu olan niyettir. Bir çocuk imtihana giriyor. Niyeti iyi not almak, sınıf geçmek. Çocuk imtihana giriyor ve beklediği notu alıyor. Yaptığı, cevap verebildiği suallerin miktarını hesap ediyor ve ona göre aldığı not bakıyor ki; tamam, doğru. Bu kişinin niyeti ile nasibi birbirine eşitlenmiştir. Niyet ettiği şey o kişiye nasip olmuştur. Ama başka bir çocuk da imtihana giriyor ama öğretmen, o çocuğu çok sevdiği için onun notuna ilâve yapıyor. Çocuk 9 alacakken öğretmen 10 veriyor. Bu çocuğun niyet ettiği şey sınıfı geçmekti, iyi standartlarda geçmekti ama çocuk verdiği notları hesap ettiği zaman 9 ile karşılaşması lâzım geldiği kanısında fakat aldığı not 10. Burada çocuğun niyet ettiği şey, nasip ettiği şey midir? Aslında evet yani bu çocuk pekiyi ile geçmek istemiş, 9 da 10 da pekiyidir. Ama öğretmen devreye girdiği için bir not ilâve edilmiş. Burada acaba çocuk niyet ettiği şeye nasip olarak ulaştı mı? Yoksa artık bu nasip değil bir kader mi oldu?

Sevgili kardeşlerim! Böyle tek olaylı, tek özneli bir olayda sadece çocuk imtihana girmiş, imtihanı vermiş veya verememiş o var sadece. Notlar aslında elektronik bilgisayarlarda gerçekleştiriliyor. Öyle gerçekleştirilmesi lâzımken öğretmen devreye girmiş, bir not ilâve etmiş oraya. Bu, öğretmenin iyi niyetini gösterir ama olayı nasip olmaktan çıkarır, kader haline getirir. Ne zaman bir olayın vücuda gelmesinde, bir sonucun ortaya çıkmasında bir başka irade, ikinci bir irade devreye girerse bu olay artık bir nasip değildir, bir kaderdir.

Nasiple kaderin de benzer tarafları vardır. Nasip olan şey, ulaşılan neticenin adıdır. Niyet, o neticeye ulaşma talebidir. Öyleyse nasip ister kader yolu ile gerçekleşsin, ister kişinin niyeti neticesinde bu nasibe ulaşsın, burada neticenin nereye ulaştığına dikkat etmek lâzım. Eğer bir üçüncü irade devreye girmişse o olay bir nasip hüviyetinde telâkki edilse bile aslında bir kaderdir. Ama nasip müessesesi kaderin oluşturduğu bir nasip de olabilir, kazanın oluşturduğu bir nasip de olabilir. Niyetin oluşturduğu bir nasip eğer araya bir başkası girmeseydi, bilgisayarlarda yapılan imtihanlarda çocuğun nasibinin, verdiği kâğıda mutlaka paralel olması gerekir. Eğer öyleyse o çocuk niyet etmiştir sınıfını geçmeye, o derste başarılı olmaya ama başaramamıştır. Niyeti başarmaktı, nasibi o dersten kalmak oldu. İkisi birbirinden farklı şeyler oldu.

Öyleyse bir insanın niyet etmesi, tek başına nasibi oluşturamıyor. O nasibe ulaştırmak konusunda gösterdiği gayret, bu gayretin neticesinde sonucu doğuran unsurlar, hepsi bu nasip ve kader müessesesinin içine giriyor. Sevgili kardeşlerim! Kader de netice itibariyle bir nasiptir. Kişinin niyetinin sonunda ulaştığı sonuç nasiptir. Ya normal standartlarda bir nasip olur, ikinci bir irade devreye girmez. Eğer öğretmenler inceliyorsa notları, bir öğretmen adaletle davranmışsa yani çocuğa tam hakkını vermişse, neyi hak etmişse orada niyet ile nasibin tecellisinde kader olayı yoktur. Öğretmen hakkı gerçek anlamda değerlendirmiştir. Nasibini teşkil etmiştir, kişinin. Bir elektronik sistem de olsa aynı neticeyi verecekse, çocuğun o verdiği kâğıttaki esasları tam olarak öğretmen devreye koymuşsa, ona hak ettiği gerçek notu vermişse, o zaman sanki bilgisayar bunu vücuda getirmiş gibi bir sonuçla karşı karşıyayız.

Bir başka ifadeyle, öğretmenin kişisel iradesi hedefi yükseltmek veya aşağı düşürmek şeklinde tecelli etmemiş, gerçeği yansıtmış. Öyleyse bu üçüncü iradi yapı, öğretmenin iradesi olayın boyutlarını değiştiren bir hüviyet kazanmıyor. O zaman kişinin niyeti ile nasibi arasında kaderi oluşturan bir faktör olmasına rağmen neticeyi değiştirmemiştir. Ama başka bir öğretmen olabilirdi. Neticeyi değiştirebilirdi. O zaman o kişi için varılması lâzımgelen hedefin gerçek hüviyetinden sapması söz konusu olacaktı. Bu sapmayı vücuda getiren de bir başka iradi yapı olacaktı. O zaman orada kader olacaktı.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! İnsanlar kaderi hep yanlış telâkki ederler. Kader, sadece bir başka iradenin devreye girmesi sebebiyle bizim başımıza gelen olayların adıdır. Eğer bizim iradi yapımızın bir tesiri yoksa vücuda gelen olay bize tesir etmişse, bu bir kaderdir. Herkes bir niyetle bir işe sarılır. Sözümüzün başındaki katili ele alalım. Cinayet işlemeye karar vermiş. Hangi saatte öldürmek istediği kişinin oradan geçeceğini biliyor. Tabancasını hazırlamış, bütün kurşunları boşaltmış, adamı öldürmüş. Ölen kişi için bu her hâlükârda bir kaderdir. Ölen kişi bir niyetle gitmemiştir. Oradan geçerken öldürülmek veya öldürülmemek değil, onun niyeti evine gitmek, yuvasına kavuşmak. Ama buradaki niyetin sonundaki nasibi yuvasına kavuşamamak şeklinde tecelli ediyor. Arkasında da başka bir iradenin bu kişiyi öldürmüş olması yatıyor. Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Olayları dizayn ettiğimiz zaman niyeti eve gitmek olan kişinin nasibi evine gidememek oluyor, sağ olarak gidememek oluyor. Başka bir irade devreye girmiş ve kişinin kaderini oluşturmuştur. Bu kader, öldürülmek şeklinde tecelli etmiştir.
 
Öyleyse her muhtevada kişi bir hedef tayini yapmışsa, bu onun niyetidir. Hedefine başka bir irade devreye girmeden ulaşabilir veya ulaşamaz. Ulaşamasa da nasibi odur, ulaşsa da nasibi odur. Kişi niyet eder, yola çıkar ama nasip onun elinde değildir. Söylediğimiz gibi imtihana giren çocuk, imtihanda kendisi için ya geçerli notu alır ya da alamaz. Alamayan kişinin nasibinin ne olması lâzımdı? Sınıfta o dersten kalması lâzımdı. Bir başka irade devreye girerek, onun kalma standartlardaki notunu geçecek seviyeye ulaştırırsa, sınıfı geçmesi de netice itibariyle o kişinin nasibidir. Hesap ettiği nasip ile vücuda gelen nasip birbirinden farklıdır, bir başka irade devreye girmiş ve niyetin sonucunu kadere çevirmiştir. Bir başka irade devreye girdiği an bütün olaylar kader adını alır.

İnsanın niyet etmesi, sonra o niyetini kaza etmesi, vücuda getirmesi, niyetin kaza edilmesi gerçekleştirilmesi halidir. İmtihana giren çocuk imtihana girdiği zaman kaza işlemini yapmıştır, imtihanı gerçekleştirmiştir. Ama acaba bu imtihanın sonundaki olay o çocuk için kader midir? Yoksa nasip midir? Bunun neticesini bir başka iradenin devreye girmesi veya devreye girmemesi ifade eder. Ama nasibi kaderin dışında bir müessese olarak düşünürsek, kader müessesesi ile karıştırmadan sonuçlandırırsak o zaman bir kişi bir konuya niyet ediyor, niyetinin sonunda ulaştığı şey ister kader hüviyetinde olsun ister kader hüviyetinde olmasın, üçüncü bir kişi devreye girsin veya girmesin sonunda o niyetle yola çıkan kişinin ulaştığı sonuç onun nasibidir. Kaderin devreye girmesi halinde de nasibidir. Kaderin devreye girmemesi halinde de nasibidir.

Her açıdan insanlar olayları yorumlara tâbiî tutarlar, isimler verirler olaylara. Acaba evlilik bir kader midir? Evlilik mutlak olarak bir kaderdir. Neden? Çünkü bir tek iradenin kararıyla gerçekleşmez, mutlaka ikinci bir irade de neticeye tesir edecektir. Taraflardan biri evlenmek ister, ikincisi istemez. Evlilik tahakkuk etmez. Evlilik oluşmadı. Sonuç nedir? Sonuç kaderdir. O kişinin talebi evlenmekti ama evlenemedi, evlilik tahakkuk etmedi. Sonuç kaderdir. Kişi evlenmeyi diledi. Karşısındaki evlenmek istediği hanım da evet dedi. İki irade aynı konuda pozitif istikamette kararlarını devreye koydular. İki irade -birden fazla irade sonucu tayin edecekti- iki irade tayin etti. Netice sonucu oluşturur, sonuç kaderdir.

Peki, evlenmede kızın babası da devreye giriyor, annesi de devreye giriyor, kardeşleri de devreye giriyor, hatta akrabalar da devreye giriyor. Ne olur? Bir kişinin devreye girmesi ile birçok kişinin devreye girmesi arasında kaderde bir farklılık oluşmaz. Ama hepsi bir iradeden daha fazla iradeyi zaten temsil eden evlenen hanımın ötesinde birçok kişi daha devreye girmiştir. Netice değişmez. Bu bir kaderdir. Her hâlükârda evlilik, birden fazla kişiyi gerektirdiği için en az iki kişi, bir hanım, bir erkek, iki irade söz konusu. Öyleyse orada mutlaka kader vardır.

Niyet ve nasipte bir tek irade sonuca ulaşabilir. Kişi bakkala gidip oradan bir şey almayı diler, onu irade eder, gider oradan o şeyi alır. İkinci bir irade devreye girmiş midir? Burada evet cevabı vermek güç, çünkü bakkala parayı verdiğiniz zaman bakkal size o nesneyi teslim etmekle görevlidir, normali budur. Bakkal o şeyi size verdi diye kader değişmesi, niyet değişmesi söz konusu olmaz. Niyet eden kişi gitmiştir, bakkala parayı vermiştir, bakkaldan bir şey almıştır. Niyet ettiği şeyi onun nasibi olmuştur. Evlilik müessesesinde birden fazla irade söz konusu olduğu için mutlaka kader devreye giriyor. Hiç kimse müdahale etmese, sadece evlenecek olan erkekle, kadın olsa sadece ikisi olsalar, gene iki tane irade vardır. Evlilik gene bir kaderdir.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Bu tarzdaki muhtevaya dikkatle baktığımız zaman kaderi oluşturan faktörde birden fazla iradenin varlığını görüyoruz. Kaza ise bir tek kişinin kendi dileği ile yaptığı olayları ifade eder. Kaderin sonunda da nasip söz konusudur. Niyetin sonunda da nasip söz konusudur. Niyet evlilikte de vardır. Bir kişi evlenmeye karar verir. Tek taraflı bir talebin sahibidir. Karşı taraf kabul eder, o hanımla evlenir. İşte bu evlenme bir nasiptir. İki taraf için de bir nasiptir, evlenen hanım için de evlenen erkek için de. Öyleyse niyeti, nasibi ve kaderi ait olduğu yerlere oturttuğumuz zaman müesseselerin en güzel şekilde yerli yerine yerleştiğini görüyoruz.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha bir zikir sohbetinde Allahû Tealâ bizlere niyeti, nasibi, kaderi ve kazayı bir defa daha tezekkür etmeyi mümkün kıldı.

Allahû Tealâ’nın huzurunda hepinizi çok sevdiğimizi bir defa daha söyleyerek bir defa daha Allah hepinizden razı olsun diyerek huzurlarınızdan inşaallah ayrılıyoruz.

İmam İskender Ali  M İ H R
Kaza, Kader ve Nasip
Son 10 sohbet
Kur'ân-ı Kerim Lafzı ve Ruhu (Tefsir) | Türkçe Kur'an Meallerini Kıyasla
İmam İskender Ali Mihr | NUR Tv

Uluslararası Mihr Vakfı (Türkçe) | International Mihr Foundation (English) | Die MIHR Stiftung (Deutsch) | La Fondation Mihr (Française)