Anasayfa MİHR VAKFI Görsel Eserler Yazılı Eserler Download Canlı Yayın
 Hutbe-Vaaz  Ayetlerin Sırları  Kavramlar  Tasavvuf Konuları  Mutluluk-Yarenlik  İslâm'dan Kopanlar  Hurafeler  Soru-Cevap Arşivi  Konferanslar
 
20.10.2010- Kötülüğe Karşı İyilik, İnsanı Allah'a Yaklaştıran Bir Mahiyet Taşır.
Anasayfa » Sohbet Dökümanları » Mutluluk-Yarenlik » 20.10.2010- Kötülüğe Karşı İyilik, İnsanı Allah'a Yaklaştıran Bir Mahiyet Taşır.
Hutbe-Vaaz | Ayetlerin Sırları | Kavramlar | Tasavvuf Konuları | Mutluluk-Yarenlik | İslâm'dan Kopanlar | Hurafeler | Soru-Cevap Arşivi | Konferanslar

SOHBETİN ADI: SOHBET TARİHİ: 20.10.2010 Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah'a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah'ın bir zikir sohbetinde Yüce Rabbimiz bizleri birlikte kıldı. Sevgili kardeşlerim! Hepinizi çok ama çok seviyoruz. Çok iyi biliyorsunuz ki; bizler sevgi dolu bir dünyada yaşayanlarız. Sevmenin, sevginin hâkim olduğu bir hayat felsefesi... Sevgili kardeşlerim! Mutluluk herkesin hedef olarak mutlaka ulaşmak istediği ama insanların pek...

SOHBETİN ADI: SOHBET
TARİHİ: 20.10.2010

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah'a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah'ın bir zikir sohbetinde Yüce Rabbimiz bizleri birlikte kıldı.

Sevgili kardeşlerim! Hepinizi çok ama çok seviyoruz. Çok iyi biliyorsunuz ki; bizler sevgi dolu bir dünyada yaşayanlarız. Sevmenin, sevginin hâkim olduğu bir hayat felsefesi...

Sevgili kardeşlerim! Mutluluk herkesin hedef olarak mutlaka ulaşmak istediği ama insanların pek çoğunun ulaşamadığı bir serap gibi görünüyor. Oysaki sevgili kardeşlerim, bu mutlu olamayan insanlara baktığımız zaman bu insanların nefretten ibaret bir dünyaları olduğunu görüyoruz. Haksızlar mı? Hayır. Kendilerine kötü davranıldığı için onlar da başkalarına kötü davranıyorlar. Ama sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ'nın hedef gösterdiği şey kötülüğe kötülük değil ki. Allah'ın hedef gösterdiği şey; kötülüğe iyilik.

Allahû Tealâ kısası yani kötülüğe karşı kötülüğü, insanlar kendiliğine zulüm edildiği zaman onların içindeki acıyı alacak olan bir vasıta olarak indirmiş. Ama kötülüğe karşı iyilik, bundan çok daha ötede, insanı Allah'a yaklaştıran bir mahiyet taşır.

Sevgili kardeşlerim! Mutlu olmak mı istiyoruz? Mutsuz olmak mı? Bizim bildiğimiz, herkes mutlu olmak ister. Bunun için yaşar ama herkesin kendine göre ayrı bir mutluluk reçetesi var. Kendi çevre şartları içerisinde o reçeteyi tatbik etmeye çalışır ve genellikle yanılır. Zanneder ki kendisine kötü davranan insanlara o da kötü davranıp intikamını aldığı zaman mutlu olacak. Bu hak verilmiş mi? Evet. Tevrat'ta da İncil'de de Kur'ân-ı Kerim'de de kötülük yapana aynı standartlarda cevap verilmesine Allahû Tealâ müsaade ediyor. Bunun arkasında ne var? Bunun arkasında kötülük yapanın bir daha kötülük yapmasını engellemek var. Allahû Tealâ bunu istiyor. Bunu istediği için kötülük yapanlara bir tehlike unsuru, bir sıkıntı unsuru, bir tövbekârlık unsuru olarak Allahû Tealâ 3 mukaddes kitaba da kısası koymuş.

Ama acaba insanların birbirlerine karşı davranışlarında en güzeli hangisidir?

· Kötülüğe kötülük mü?
· Kötülüğe karşı hareketsiz kalmak mı?
· Yoksa kötülüğe karşı iyilik mi?

Eğer Allah'ın hangisini tercih ettiği vakıasıyla karşı karşıyaysak bilelim ki; Allahû Tealâ kötülüğe karşı iyiliği emrediyor. Neden öyle acaba? Neden Allahû Tealâ kötülüğe karşı kötülüğe de müsaade ettiği halde, kötülüğe karşı hiçbir şey yapmamaya, tarafsız kalmaya, aktivitede bulunmamaya da evet diyor? Kötülüğe karşı iyilik yapmaksa Allahû Tealâ'nın bütün insanların ulaşmasını istediği bir hedef. Kim başkalarının kendilerine karşı yaptığı kötülüğe iyilikle mukabele ederse, bu kişi Allah katında çok kazanç sahibi olur. Böyle bir kazanç, manevî kazançtır.

Sevgili kardeşlerim! İnsanlar şu dünyada yaşar. Ama sevgili kardeşlerim, hedef mutluluk değil mi? Allahû Tealâ bütün mukaddes kitapları yani; Tevrat'ı, İncil'i ve Kur'ân-ı Kerim'i Allah'ın hakikatlerinin, emirlerinin herkes tarafından bilinmesi için indirmiş. En çok istediği şey, kötülüğe iyilikle mukabele etmek. Sonra ne geliyor? Kötülüğe karşı hiç cevap vermemek. Sonra ne geliyor? Kötülüğe karşı kötülük. Kapıları açık. Allah'ın dostu olan bir kimse, normal standartlarda gerçekte Allah dostuysa, Allah aşığıysa başkalarına kötülük etmez. Yani ilk kötülük, ondan başkalarına hiçbir zaman ulaşamaz. Başkaları ona kötülük edebilir mi? Edebilir.

İşte bundan sonraki davranış biçimi önemli bir faktör olarak devreye giriyor. Bu kişi acaba ne yapmalı?

1- Kişiden intikam alabilir. Kısas uygular.
2- Kişiye hiçbir şey yapmaz. Onun kendisine yaptığı kötülüğü kabul etmiş olur.
3- Bir de üçüncüsü var. Kendisine kötülük yapan kişiye iyilik etmek. Onu mutlu edecek imkânlar sağlamak.

İşte sevgili kardeşlerim, bu üç davranış biçiminden üçüncüsü yani kötülüğe iyilikle davranmak, kötülüğe mukabil iyilik yapmak; Allahû Tealâ'nın en çok değer verdiği davranış biçimi budur. Böyle bir şey için, kötülük gören kişinin nefsinin afetlerinden bir miktar temizlenmiş olması, önemli bir miktar temizlenmiş olması gerekir. Yoksa insanlar normal hallerinde, kendilerine kötülük edenlere mutlaka kötülük edip intikam almak isterler.

Sevgili kardeşlerim! Böyle bir dizaynda Allahû Tealâ'nın istediği şey ne, dikkatle bakalım. Önemli olan o. Allah ne istiyor? Allah istiyor ki; bize kötülük edilse de, biz onlara iyi davranmalıyız. Onlardan intikam almak 1. safhayı, onlara hiçbir şey yapmamak 2. safhayı, onlardan intikam almamaksa 3. safhayı ifade eder.

Öyleyse kötülüğe karşı iyilik yapmak, en üst seviye bir davranış biçimidir. Kötülüğe karşı kayıtsız kalmak, bir kötülük yapmamak ama bir iyilik de yapmamak, ortadaki durum. Kötülüğe karşı iyilik yapmak da bunların arasında en üstünü.

1- Kötülüğe kötülük, kısas uygulamak.
2- Kötülüğe karşı kayıtsız kalmak,
3- Kötülüğe karşı iyilik etmek,

3 ayrı davranış biçimini ifade eder. Şeytanın istediği ne? Herkese en çok kötülük etmek. Bir insan ne kadar çok kötülük ederse şeytana o kadar yakın bir insandır. Bir insan ne kadar çok iyilik ederse, Allahû Tealâ'ya o kadar yakın bir insandır.

Öyleyse insanlar cemaat halinde yaşıyor. Cemaat halinde yaşayan topluluğun bir ferdi olan, bir parçası olan insan, etrafındaki insanlara örnek davranışlarda bulunursa, her haliyle onları sevdiğini belli ederse, her haliyle onlara yardım ederse, her davranış biçimiyle onları mutlu etmeyi hedef alırsa, bu güzel davranış biçimleri toplumda arttıkça, toplumun seviyesi, manevî seviyesi süratle yükselir.

Sevgili kardeşlerim! Dîn önderlerinin bu istikamette insanlığa yapmaları lâzımgelen temel telkinler, kötülüğe karşı kötülüğü değil, kötülüğe karşı hareketsiz kalmayı değil, kötülüğe karşı iyiliği emredici hüviyette olmalıdır. Allahû Tealâ bunu istiyor.

Bir yeni devir yaklaşıyor sevgili kardeşlerim. Bu devirde insanlar birbirlerini çok sevecekler. Allah'ın hakikatleri Tevrat'ta da İncil'de de Kur'ân-ı Kerim'de de aynıdır. Kitapların iniş sırasına göre konuştuk. Kötülüğe karşı kötülüğe müsaade var. Kötülüğe karşı hareketsiz kalmaya müsaade var ama kötülüğe karşı iyilik etmek, Allahû Tealâ'nın en üst seviyedeki isteği. İstiyor ki herkes böyle yapsın, kötülüğe karşı iyilik etsin. Ne olsun? Böylece kötülüğün kökü kazınsın.

Sevgili kardeşlerim! Kötülük yapanlar iki ayrı cepheden mütâlea edilmelidir:

1- Nefsinin afetleri sebebiyle özellikle kötülük yapan insanlar.
2- İhtiyaçları sebebiyle, yaşamak için kötülük yapan, meselâ çalan insanlar.

Bunlar ayrı ayrı iki tane kategori oluşturuyor. Elbette Allahû Tealâ bir insan kötü durumdayken bile onun çalmasını uygun görmez. Mutlaka kişiye derecat kaybettiren bir olaydır çalmak. Ama davranış biçimlerinin dereceleri incelendiğinde, başka hiçbir çaresi kalmayan bir insanın yapabileceği tek şey oysa bunu yapması ona derecat kaybettirir ama Allahû Tealâ'nın ölçüleri adalet ölçüleri olduğu için bu kaybedilen derecat az bir derecedir. Kişi her yolu denemiştir. İstemiştir, vermemişlerdir. Araya adamlar koymuştur, sonuç alamamıştır. En sonunda çalmak mecburiyetinde kalmıştır. Doğru mu yaptığı? Hayır, doğru değil. Yapılan şey açık ve kesin bir şekilde yanlıştır. Derecat kaybını mutlaka oluşturur.

Allahû Tealâ iki ayrı davranış biçimi ortaya koyuyor:

1- Başkalarını mutlu eden davranış biçimleri,
2- Başkalarını mutsuz eden davranış biçimleri.

Öteki, yani başkalarını mutlu veya mutsuz etmeyecek olan davranış biçimleri, bir ara unsur olarak devreye giriyor. Aslî unsurlar mutlu etmek veya mutsuz etmek.

Sevgili kardeşlerim! Ne kaybederiz ki? Her zaman insanların etrafında birtakım kişiler vardır ve yardıma ihtiyaçları vardır. O zaman onlara yardım etmekle zengin bir insan bir şey kaybetmez ama çok şey kazanır. O kişinin mutluluğunu sağlar. Onun mutluluğu kendisine huzur verir.

Sevgili kardeşlerim! Niçin Allahû Tealâ güzel davranışları, insanları, başka insanları mutlu edecek davranışları hem emrediyor hem de destekliyor? Ama başkalarını mutsuz edecek davranış biçimlerini de yasaklıyor. Birinci muhteva kişiye derecat kazandırıyor, başkalarını mutlu ettiği cihetle derecat kazanıyor. İkinci muhteva ise başkalarına zarar verdiği için, onları mutsuz ettiği için o kişiyi de huzursuz ediyor. Başkalarına kötü davranmak, bunu vücuda getiren kişiyi de huzursuz ediyor.

Öyleyse, davranış biçimlerimizi Allah'ın emrettiği biçim ve boyutlarda gerçekleştirmeliyiz. Olabilir. O kişi bizim bilmediğimiz bir sebeple bize bir kötülük yapmış olabilir. Böyle bir durumda eğer zaten konuştuğumuz birisiyse, kızmadan, öfkelenmeden bunun sebebini sormalıyız. Gayemiz kavga etmek olmamalı. Gayemiz, sulhü, barışı aramak olmalı. O kişiye sorduğumuz zaman: "Neden? Ben sana bir şey yapmadığımı zannediyorum. Sana karşı kötü bir davranışım olmadığını zannediyorum. Bunu hak edecek bir şey yapmadığım kanısındayım. En azından öyle zannediyorum. Ama sen bana böyle davrandın. Gerçekten bir hatam varsa, bana söyleseydin, senden af dilerdim. Bana söyleseydin, bu hatayı ortadan kaldıracak olan neyse, sana bir zarar verdiysem, onun bedelini öderdim. Bu hatayı sıfırlayacak olan sonuca ulaşmak için mutlaka gereğini yapardım." Bu tarzda bir ifade, karşı tarafın öfkesini büyük ölçüde yok edecektir.

Sevgili kardeşlerim! İnsanlar hata yapabilir. Bu hata bilerek yapılan bir hatadır veya hata olduğunun farkına varılmadan, başka birisini üzen bir hatadır. Netice itibariyle bunun aynı olay olduğunu düşünelim. Yapılan işlev aynı olsun, sebepler farklı olsun. İkisinde de karşı taraf üzülecektir. Kendisine bir kötülük yapıldığı cihetle...

Böyle bir dizaynda yapılması lâzımgelen şey, o kişinin gönlünü mutlaka almaktır. Eğer bilinmeden, farkına bile varılmadan yapılan bir yanlışlık söz konusuysa, burada hiçbir problem yok. O kişi, kötülüğü yapan kişi, onun karşı kişiye, karşısındakine bir kötülük olarak intikal ettiğini idrak ettiği anda, zaten bundan büyük pişmanlık duyar ve derhal bunu affettirmek için harekete geçer. Çünkü ağır bir vicdan azabı onu kemirmeye başlamıştır. Vicdan sahibi bir insan için başkalarına kötülük etmek öyle kolay bir şey değil sevgili kardeşlerim. Allah'ın dostları başkalarına bilerek kötülük etmezler, edemezler. Böyle bir şey onların kalbî yapıları için imkânsızdır.

Sevgili kardeşlerimiz! Onların, Allah dostlarının yaptığı herşey, başkalarını mutlu etmeye yöneliktir. Kendi cephelerinden olay mutlaka budur. Ama insanlar çeşitli olayları, çeşitli yorumlara tâbî tutarlar ve kendi ölçülerine göre tâbî tutarlar.

O zaman başkalarına iyilik yapılmak üzere bir olay vücuda getirilmiş de, o kişi bunu başka bir cepheden inceleyip üzülmüş ise, o zaman yapılacak şey derhal af dilemek ve vücuda gelen bir zarar oluşmuşsa, farkına bile varılmadan karşı tarafa bir üzüntü verilmişse, farkına varılsa da varılmasa da mutlaka bu konuda af dilenmelidir. Zaten doğru düşünce sahipleri için bu, kaçınılmaz bir şeydir. Mutlaka af dilemeliler. O kişiyi af dilemek de tatmin etmemiş olabilir. O zaman yeniden bir sual sorulmalıdır? "Ne yapabilirim? Biliyorsun ki ben seni üzen böyle bir olayı isteyerek yapmadım. Ama Allahû Tealâ'nın huzurunda seni üzmek gibi bir hakkımın olmadığını gayet iyi biliyorum. Buna dayalı olarak ben sana bir kötülük etmek istemediğim halde, senin üzülmene meydan verdiğime göre, ben senden af dilemek mecburiyetinde olan bir insanım. Bunu gerçekleştiriyorum ve yaptığım bu büyük hata sebebiyle, senden özür diliyorum. Affını diliyorum. Ayrıca bu hatamı nasıl telafi edeceğimin, senin tarafından bana bildirilmesini de diliyorum. Eğer bunun telafisi, senin bana anlatacağın bir şekli varsa, onu derhal yerine getirmeye hazırım."

Sevgili kardeşlerim! İşte böyle bir davranış, kırılan bir zincirin parçalarını toplayıp biraraya getirmeyi sağlar. Eğer kişi samimiyse, karşısındaki kişi yani üzdüğü kişi bunun karşılığında üzülmeden evvelki durumunun aynen var olmasını isteyecektir. Bu da eşyanın tabiatına gayet uygun olan bir haktır. Üzülen kişi için ve karşısındakini üzen kişi için de konunun başlangıç noktasına iadesi, mutlak olarak gerçekleştirilmesi lâzımgelen bir hüviyet taşır.

Sevgili kardeşlerim! İnsanları sevmeliyiz. İnsanlara iyilik etmeliyiz. Eğer insanlara belki farkına bile varmadan, onları üzen bir davranışta bulunmuşsak derhal af dilemeliyiz ve bunu, onun üzülmesini oluşturan müesseseyi yok etmeliyiz. Ne yapmışsak, onun telafisi için büyük gayret göstermeliyiz. Eğer yaptığımız davranış o kişiye bir şeyleri kaybettirdiyse, mutlaka kaybedilen bedeli ona ödemeliyiz. Bir prestij meselesiyse, manevî açıdan o kişiyi üzmüşsek, ondan af dilemeliyiz ve ona sormalıyız. Kendisine: "Acaba ben sana ne yapabilirim? Gerçekten şimdi yaptığım şeyi düşündüğüm zaman bunu gerçekten yapmış bir hüviyet taşıdığımı şimdi anlamış bulunuyorum. Eğer başlangıçta bunu ben akıl edebilseydim, asla sana böyle bir yanlış davranışta bulunmazdım. Şimdi bana hatamı telafi etmek düşer. Beni affetmen için sana ne yapabilirim? Lütfen bana bir yol göster." Bu, samimiyetin ve kalp temizliğinin bir ifadesidir sevgili kardeşlerim. Demek ki kişi gerçekten karşısındakine bir kötülük yapmış ama ona kötülük yapmak isteyerek değil, başka bir sebeple oluşmuş bu kötülük. Yani karşısındaki kişi bu davranıştan rahatsız olmuş, sıkıntı duymuş, belki zarara uğramış.

İşte yapılacak olan şey, o kişiden samimiyetle, tam bir gönül samimiyetiyle af dilemek ve onun üzerinde vücuda gelen bir fizik zarar varsa, o zararı mutlaka telafi etmek. Bir başkasının arabasına çarpan bir kişi o çarpma kendisine ait bir suç olduğu cihetle, mutlaka tamir bedelini ödemelidir hatta tamir bedelinin de ötesine gidip daha da fazladan bir şeyler vermelidir. Çünkü kazaya uğramış bir arabayla, kazaya uğramamış bir araba aynı miktarda para etmez. Kaza, arabanın bedelini büyük ölçüde düşürür.

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için aslında öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki; ah insanlar birbirlerini bir anlayabilseler! Birbirleri için yaratıldıklarını idrak edebilseler! Görevlerinin başkalarını mutsuz etmek değil, sadece mutlu etmek olduğunu idrak edebilseler, o zaman dünya bir cennet olurdu sevgili kardeşlerim. Herkes başkalarını mutlu etmek için çalışırdı. Şimdi çalışmıyor mu? Çok az kişi çalışıyor. Bu dersleri Allah'tan öğrenenler çalışıyor. Onların öğrettikleri çalışıyor. Ama büyük kesim bundan haberdar değil. Çünkü tasavvufu yaşamadıkları için, zikirlerini artırmadıkları için nefslerinin afetleri aynen duruyor.

Nefsin afetlerini yok etmek mümkün değil mi? Mümkün, sevgili kardeşlerim. Eğer bizler zikrimizi yeterli boyutlara çıkartabilirsek, nefsimizin afetlerinin giderek azaldığını, bir gün kalmadığını göreceğiz. O zaman başkalarına kötü davranmamız, onları rahatsız edecek davranışlarda bulunmamız bizim için imkânsız hale gelecek. İyi ama onlar bize kötülük edebilir. Evet, bu kapı her zaman açık. Ama o zaman da affetmek büyüklüğünü göstermek... O da öyle bir tesellidir ki sevgili kardeşlerim, affetmek. Başkalarının yaptığı hataları affetmek büyüklüğünü göstermek...

İşte;

· Allah tarafında olan kişi, kendine yapılan her kötülüğü affetmek büyüklüğünü gösteren kişidir.
· Şeytan tarafında olan kişi de, affettiğinin bir tarafa bırakılmasını ve de o kişinin kendisine yaptığı kötülükten çok daha fazlasını ona yapmak isteyen bir hüviyet taşır.

İkisi arasında görüyorsunuz ki sevgili kardeşlerim, çok büyük fark var.

Öyleyse biz insanlar dünya adı verilen bir gezegende yaşıyoruz ve cemaat halinde yaşıyoruz. Bir toplum düzeni içerisinde yaşıyoruz. Öyleyse iki türlü davranış biçimimiz var:

1- Etrafımızdaki herkesi mutlu etmek için çalışan bir insan olmak.
2- Başkalarını rahatsız eden boyutlara ulaşan bir nefs taşımak.

Sevgili kardeşlerim! İşte bu iki kutbun arasında tasavvuf adı verilen bir müessese var. Bir dîn öğretisi. Nefsin afetlerini yok etmek suretiyle öfkeyi, kini, intikamı devre dışı bırakabilmek. Yapılabilir mi? Yapılabildiğini kesin olarak biliyoruz.

Öyleyse yapamayan değil, yapmayanlar var sadece. İsteseler, başkalarını mutlu edecek davranışları, mutsuz edecek davranışların çok ötesine taşıyabilirler. Bilmezler ki; böyle yaptıkları zaman asıl kendileri mutlu olacak. Etrafınızda 10 kişi varsa, 10 kişinin herbirine A kadar mutluluk verseniz, siz 10A kadar mutlu olursunuz sevgili kardeşlerim. Ama cemaat halinde yaşayan insanların bir kısmı, nefslerinin afetleri sebebiyle başkalarına kötülük yaparak yaşarlar. Ama her kötülüğün karşılığında mutlaka kendileri üzülürler. Allahû Tealâ onlara sıkıntı verir ve 10 kişiye kötülük yapan bir insan, onların birinin yaşadığı üzüntünün 10 katını kendisi yaşayacaktır.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ'nın istediği şey; herkesin mutlu olmasıdır. Başkalarını mutlu etmek, mutlu olmanın en büyük çeşmesidir.

Sevgili kardeşlerim! Başkalarını mutlu ederek mutlu olmak varken, neden onları mutsuz edelim de, kendimiz de mutsuz olalım? Ha, onlar bize yanlış davranıyormuş. Olabilir. Ama bu bizim problemimiz değil, onların problemi. Çünkü her yapılan yanlış ve karşısındaki kişiyi üzecek davranış biçiminin, o davranış biçimini vücuda getiren yani kötülüğü yapan kişiye verdiği, Allah'ın azabı çok ilginç bir tamamileşmeyi ifade eder. Olay Allah'ın huzurunda her seferinde kapanır. Ama o kişi yaptığı kötülüğün azabını Allah'a karşı mutlaka öder. Dehşetli bir huzursuzluk, sıkıntı o kişiyi kaplayacaktır. Yaptığı hatanın büyük oluşu noktasında bu üzüntü üst seviye bir sıkıntı haline gelir.

Sevgili kardeşlerim! O zaman her hâlükârda eğer mutlu olmak istiyorsak, yapmamız lâzımgelen şey, etrafımızdaki herkesi mutlu etmek değil mi? İnsanlar cemaat halinde yaşıyor. Bu, Allah'ın verdiği bir büyük ni'met. O ni'meti kullanalım. Etrafımızdaki herkesi en güzel standartlarda mutlu edelim ve ne kadar kişiyi mutlu ediyorsak, onların toplamı kadar biz mutlu olalım.

Ne diyorsunuz? Böyle bir hedefe el ele, gönül gönüle, bizimle beraber ulaşmak için hazır mısınız sevgili kardeşlerim? Hazırsanız, hadi yolunuz açık olsun!

Allah'ın dostları... Allah'ın dostları, başkalarını mutlu etmek için zamanını kullananlardır. Zamanınızı hep başkalarının mutluluğuna adayın. Hep onlar için kullanın.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ'nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi burada tamamlıyoruz.

İmam İskender Ali  M İ H R
Sohbet
Son 10 sohbet
Kur'ân-ı Kerim Lafzı ve Ruhu (Tefsir) | Türkçe Kur'an Meallerini Kıyasla
İmam İskender Ali Mihr | NUR Tv

Uluslararası Mihr Vakfı (Türkçe) | International Mihr Foundation (English) | Die MIHR Stiftung (Deutsch) | La Fondation Mihr (Française)