Anasayfa MİHR VAKFI Görsel Eserler Yazılı Eserler Canlı Yayın
 Efendi Hz.lerine ait sohb  Tüm sohbetler  Evvelce Yayınlanmamış Soh
 
Bir Röportaj (Şeyh Nazım Kıbrısi)

KONUK: ŞEYH NAZIM KIBRISİ Kıbrıs'ta Şeyh Nazım Kıbrısi'nin huzurundayız. - Siz Ankara'dan geldiniz - Ankara'dan geldik - Hoş geldiniz - Allah razı olsun - Sizin bağlı olduğunuz İskender Bey, Evrenosoğlu İskender Bey. Sizin faaliyetleriniz vakıf suretindedir. İnşaallah vakıf kurulup o vakıf efendim İslâm'i tasavvuf yollarını millete açıklamak için inşallah faaliyettedir ve bunun içinde bir Üniversite kurmak tasavvurunda bulunuyor. Peki bu hususta sizin danışacağınız bir şe...

Ay
Yıl
"Bir Röportaj (Şeyh Nazım Kıbrısi)" için, toplam 6698 sonuç arasından 1 - 100 arası sonuçlar
Önceki  1 10   Sonraki
KONUK: ŞEYH NAZIM KIBRISİ

Kıbrıs'ta Şeyh Nazım Kıbrısi'nin huzurundayız.

- Siz Ankara'dan geldiniz

- Ankara'dan geldik

- Hoş geldiniz

- Allah razı olsun

- Sizin bağlı olduğunuz İskender Bey, Evrenosoğlu İskender Bey. Sizin faaliyetleriniz vakıf suretindedir. İnşaallah vakıf kurulup o vakıf efendim İslâm'i tasavvuf yollarını millete açıklamak için inşallah faaliyettedir ve bunun içinde bir Üniversite kurmak tasavvurunda bulunuyor. Peki bu hususta sizin danışacağınız bir şeyler olursa, biz de ona göre sizinle birlikte bir sohbet etmiş oluruz ve bu sohbetimiz inşallah size de yarar, başka dinleyecek ve yahut sizin çıkarmakta olduğunuz derginizde neşredilecek olursa okuyanlara da faydası olur ümit ederiz. Şimdi bu Nazmiye Hanım kızımız bazı sualler hazırlamış. O suallere aynen iştirak ediyorsanız, aynı sualleri burada bize sorabilirsiniz bildiğimiz bir şey varsa size cevabını veririz, bilmediğimiz olursa doğrusunu Allah bilir. Allah bizi yanlışlıklardan saklasın.

Bismillahirrahmanirrahim

- Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

- O kendimden bahsetmeyi hiç istemiyorum. Ben deniz bir basit Allah'ın kulu... Allah, eğer bizi uğruna kabul ederse onu istiyoruz. tâbi bizim hüviyetimiz Kıbrıs'lı oluşumuzdur. Kıbrıs'ta doğup liseyi bitirinceye kadar Kıbrıs'ta kaldık, sonra yüksek tahsil için 1940-1944 arası İstanbul'da bulunduk. Orada da hem üniversite tahsili, kimya mühendisliğine çalıştığımız gibi Arabi dersler de alıp, yine İstanbul'da icazet sahibi olduk, elhamdülillah. Ondan sonra çalışmakta olduğumuz Kimya mühendisliğini bırakıp Cenab-ı Allah'ın hidayeti ile din yoluna, daha doğrusu Allah yoluna, tasavvuf kollarından Nakşibendi tarikatı üzere Şam-ı Şerifte Şeyhimiz Sultan-ül Evliya Şeyh Abdullah Dağıstanî Hazrelerine intisap edederek onun hizmetinde 30 seneyi mütecaviz 40 seneye yakın da hikmetleri ile Cenab-ı Hakk bizi şereflendirdi. Bize gerek Kıbrıs'ta, gerekse dünya üzerinde herhangi bir yerde, dışarıda olan efendimizin himmetleri ile iman ve İslâm dairesine, muhabbet dairesine çekmeye, Allah yoluna çekmeye onlara delil olmak üzere bize izin verildi. O izin münasebeti ile biz Aleyhisselâti vesselamın izni şerifi ile şeyhimiz hazretleri izniyle, icazeti ile ve kendisi dünyadan ahirete intikallerinde, bize yerinde bizi gösterip izin vermesi dolayısı ile 18 seneyi mütecaviz oluyor.

Nakşibendi Tarikatı'nın usul istilahını, evvabını, eskarını talim etmeye ve istidat sahiplerine büyüklük yollarını göstermeye bize izin ve emir verip, o hizmette bugünedek bizi bulundurdular.

Bu onların bize olan imdatları ve nazarları sayesindedir. Eğer biz bir şeye muvaffak oluyorsak, manevi feyiz onlardandır; onlar olmasa biz yokuz.

- Bugünkü İslâm'i yaşayış tatbikatı Kur'an-ı Kerîm ışığında yeterli midir?

- Kimin için soruyorsunuz bu suali?

- Herkes için

- Bugünün İslâm'i yaşayışını bırakınız. İslâm'dan sorunuz. Bugün İslâm'dan Efendimiz Aleyhisselati Vesselamı bildirdiği üzere; "Bir zaman gelecek İslâm'ın ismi kalacak, ismi kaldıktan sonra İslâm'i yaşayış diye bir şey yoktur." buyuruyor. Çalışıyorlar, gayret ediyorlar, lakin İslâm Şeriatı'nın hakimiyeti olmayan bir ülkede İslâm'i yaşayış olamaz; çünkü İslâm'i yaşayış için ilk olarak cebimizdeki banknot, bankanın vermiş olduğu kağıdını atmamız lâzımdır. İslâm'i yaşayışta bu banknot ile alışveriş sahih değildir. İslâm'i yaşayış olmaz. İslâm'i yaşayışta alışveriş hakiki kıymet esasları olan altın ve gümüşle olur. İslâm'i olmayan bütün devletler hakiki kıymet ölçüleri olan altın ve gümüşü kaldırıp yerine kâğıt basmışlar. Kâğıda banknot deniliyor. Banknot ile alışveriş İslâm'i değildir. Bankanın bastırmış olduğu paranın içerisinde bankaların bilinen faiz esası vardır. Bugünkü günde boğazından faiz geçmeyen adam yok. İslâm'i hayat var diye bir şey diyemeyiz hiçbir memlekette. Hicaz'da da yok; çünkü Hicaz'ınki de kâğıt paradır. İlk Suudiler geldiği vakitte bankaları yoktu. Banknot denilen kâğıt para da yoktu, gümüş riyalleri vardı onların gümüş riyallerle muamele alışveriş yaparlardı. Banka gelip kâğıt basıldığı vakit orada da kalkmıştır. Ancak benzetiş vardır. Benzetişte mazur olduğumuz müddetçe Cenab-ı Hak bizi affeder. Çünkü bu günkü günde fert topluma hükmedemez. İslâm'i fertler bilhassa bu günkü İslâm dışı toplumları baskı altına alamaz. Aslında öyle güçlü iman sahibi fertlerimiz yoktur. Bu yüzden kütleyi İslâm'ın hükmüne boyun eğdiremeyiz. En kuvvetli saydıklarımız bu manevi nimetten dışarıdadır. İslâm'i hayatı ancak taklit etmek istiyoruz. Ne dereceye kadar taklit edebilirsek Cenab-ı Mevla bizi mazur sayıp, onu hakiki İslâm hayatını yaşayanlar hürmetine, bizimkini de öyle yazdırır yoksa bu günkü günde hakiki İslâm hayatı yaşayan adam yoktur.

- İnsanlar için Mürşid farz mıdır?

- Mürşidsiz insan, yabancı bir yolda giderken, yönünü bilmeyen adam gibi olur. Tâbi İslâm bir yoldur gidilecek bir yoldur. Öyle olmamış olsa peygamberler de ihtiyarlamazlardı. Bizzat peygamberin gelişi, bizzat Kur'an-ı temsil eden bir kimsenin ümmete bir rehber olması, zaruretine mebnîdir. Değilse yalnız kitap inerdi; Kitabı herkes alır yürürdü. Halbuki, Kitapla beraber peygamber geldi ki kitabın tatbikatını Peygamber (S.A.V) de tatbik ederdi. Şimdi sahabe peygambere muhtaç oldu.

Bir hocasız, mürşidsiz, şeyhsiz belki kütüphaneler dolusu kitabın olur ama o kitapları okuyup ta neyin nesi olduğu kolay değil ki o işin kestirme yolu da var, o işin uzunlamasına da yolu var. Çeşit çeşit türlü hale gelen yollar vardır. Size gereken yolu mürşid bilir. Mürşid kimdir? O yolu gidip gelendir. Her zaman için insan, kendisini hak yola götürecek bir delile muhtaçtır. Gerekmez diyen bir kimse, bütün peygamberlik müessesesini inkâr eder. Gerekmeseydi Cebrail'e lüzum yoktu arada. Peygamber Aleyhisselati Vesselam'a Cebrail Aleyhisselam arada vasıta oldu, vesile oldu, talim ettirdi. Mevlam Cenab-ı Hakk, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e hitap edebilirdi Cibril'i kullanmadan.

Cibril'i araya koymadaki maksat; siz bir kimseye tâbî olaraktan yolu bulacaksınız, onu kabul etmemek nefsani kibir ve gururdan dolayıdır. Ebu-Cehil Peygamberi niçin inkâr etti; gururundan inkâr etti. Ebu-Cehil Peygamberin peygamberliğini bilmez miydi? Pekâla bilirdi; lâkin nefsani gururu onu kabul etmedi. Bana benden ileri hoca olamaz. Yok dedi. Kibir ve gururundan düştü. Yoksa peygamberlerini bilmez olur mu? Kaç defa, kaç münasebetle seneler senesi gördü. Ha birincisinde yanılsın, ha ikincisinde yanılsın, boyuna gördü. Lâkin nefsani gururu sihirdir dedirtti, büyüdür dedirtti, delidir dedirtti, hâşa her şeyi söylettirdi. Nefsani olan gururundan Peygamber Efendimiz (S.A.V)'i küçük düşürmek istedi kendisini yukarda durdurtmak istediği için. Peygamberimiz Aleyhisselati Vesselam güneş yoktur demekle kaybolmaz ki! Şemsinura onun için herkes isterse efendim delil utar, nefsani gururu müsaade etmeyen adam, delil istemez; istemesin. Allah şeytana da Adem (A.S)'ı delil yapacaktı daha başka makamları açmak için. Şeytan kabul etmedi kovuldu. Herkesin keyfine. İsterse kabul etsin, isterse etmesin zor yok ya.

- Erkeklerle kadınların birarada sohbet etmelerine ne buyurursunuz?

- Şimdi zaten başında söyledim. Bu İslâm'i hayat İslâm şeriatı tatbik olunduğu memleketlere aittir. İslâm şeriatının tatbik olduğu memleket yok ki. Haremlik-selâmlık olsun. Haremlik-selâmlık duvarını yıkmışız. Onun için şimdi erkek-kadın birarada bütün hayatlarını geçiriyorlar. Öyle alışmışlar. Dini sohbetlerde de meclise hükmedebilen adam olursa, onları gözetebilir. Meclise hükmedemiyecek adam olursa kadın-erkek ihtilâli hatalıdır. Anladınızmı?

Aslında bugünkü îslâm’i şeriatta, kadınların yeri ayrıdır, erkeklerin yeri ayrıdır. İhtilâl olamaz. En azından kadınlar dedik ya erkeklerin safından sonra çocuklar, çocukların safından sonra kadınlar var. İhtilata katiyen izin vermez. Görünmeden duymaları daha iyidir İslâm'i şeriatta. Ama bugünkü günde, her sahada kadın erkekle beraberdir. Ee biz kadınları şimdi yeni kadınları, yeni yetişen kızları ve kadınları İslâm'iyetin ilk günlerindeki kadınlara benzetiyoruz. Onlar da hicab âyetleri ininceye kadar kendilerini saklamıyorlardı. Hicab âyetleri indikten sonra kadınlar saklandı. Demek ki o seviyeye gelinceye kadar, kadınlar erkeklerin gerisinde oturabilir.

Mükellefiyet geldikten sonra kendilerini göstermemek eftaldir, evlâdır ve emirdir. Şimdiki bu toplumdaki kadınlara, "erkeklerden ayrı oturunuz!" demeye gerek yoktur. Ne için? Çarşıda onlarla, pazarda onlarla, mektepte onlarla efendim. İbadet, sohbet esnasında şimdi gene biz fark yaptırıyoruz, karışık bırakmıyoruz. Kadınların safı yine geridedir. Gerçi ihtilât oldu gibi görünür bununla beraber aslında değildir. En azından İslâm'i bir nezahet gözetmek istiyoruz mümkün mertebe. Çünkü söyleyen kimseye bakmak isterler, izlerken söyleyeni takip etmek isterler; onun için atalarımız kafes koymuşlar bütün camii-şeriflere. Ondan yukarıdan bakan, kafes arkasından bakan kimse, konuşanı görür, konuşan ya da namaz kılan, onları göremez. İslâm'i nezahati gaye noktasından tatbik eden ecdadımızdır. Şimdi bazıları çarşaf çekiyor. Ben çarşaf istemiyorum veya doğrudan doğruya tahta koyuyorlar onu da istemiyorum. Kafes hepsinden güzeldir. Hem sesi, hem okuyanı takip edebilir kadın cemaat. Bazıları geride oturur umuru değil işitirse işitir. Lakin meraklı olan insan gözüyle takip etmek ister, ona da izin var. Erkek onları göremez ama onlar aşağısını seyredebilir.

- Saf Suresinin 8. âyet-i kerîmesinde; Estauzubillah, "Vallâhu mutimmu nûrihî ve lev kerihel kâfirûn." Kafirler istemese de Allah'ın nuru tamamlanacaktır. Bu nur nasıl tamamlanacak?

61/SAFF-8: Yurîdûne li yutfiû nûrallâhi bi efvâhihim vallâhu mutimmu nûrihî ve lev kerihel kâfirûn(kâfirûne).
Onlar, ağızları ile Allah’ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlayacak olandır.


- Söyleyen bilir, söyleyen herhalde hazırlığını yapmıştır. Bir bakarsınız nur tamamıyla zahir olmuştur; bulutlar çekilmiştir, nurlarda nuru kararınca bulutları eritmiştir. Afitab meydana çıkmıştır. Güneş meydana çıkmış. Onun için Estauzubillah, "Ve mâ zâlike alâllâhi bi azîz" Allah'a müsterihdir ne zaman murat ederse o anında olur, hiç müftinu yok, zahmeti yok.

35/FÂTIR-17: Ve mâ zâlike alâllâhi bi azîz(azîzin).
Ve bu, Allah’a (Allah için) azîz (güç) değildir.


- Efendim zamanımızda çok birlik, topluluklar var. Bunların biraraya gelmesindeki birleştirici unsurlar hususunda nasıl bir tavsiyede bulunabilirsiniz ?

- Şimdi âyet-i kerîme Estauzubillah, "ve lâ yezâlûne muhtelifîn" âyet-i kerîmesi vardır ki, ümmetin arasına ihtilaf düştüğü vakitte o ihtilaf çıkaranların ihtilafı devam edecektir.

11/HÛD-118: Ve lev şâe rabbuke le cealen nâse ummeten vâhideten ve lâ yezâlûne muhtelifîn(muhtelifîne).
Ve Rabbin, şâyet dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı. Oysa ihtilâflar devam edecek.


Lâyezandır; devam eder. Onu müfessiri izam mazaratı bilhassa tasavvuf üzerine onu tefsir eden zatlar onlar içerisinden de bilhassa Bursalı İsmail Hakkı Hazretleri tefsirinde bildirir ki, o âyet-i kerîmenin tefsirinde bu ihtilaf devam edecek. Zuhuri "Mehdi Aleyhisselama kadar" ondan başkası tevhid edip toplayamaz. Kim toplamaya deyip çıkarsa, çıkan adam bütün toplulukları kendi arkasına çekebilecek kuvvetli kimse değil. Şimdi bir lokomotif var bu lokomotif 1 tane çeker, 5 tane çeker, 25 tane çeker ama100-200 taneyi çekemez. Amma! Vaktin sahibi kaç bin tane arkasında varsa alır, götürür. Sürükler, O'na hastır. O toplayıcı kuvvet birleştiği için, güç Mehdi (A.S)'dadır. Kimse yapamaz O'nun dışında. Öteki beriki, 5 atlı makina, 10 atlı makina. 40-50 atlık at kuvveti ve motorlar çekilecek gibi değil. Bütün ümmete tek lokomotif gibi peygamberin kuvveti, başlanmış olan zafere o bindirdiği udebet tam yol alır, ondan sonra hayır gelmez ona. Bu Mehdi (A.S)'dır. Toplayıcı güç yalnız bu ruhûl beyandır. Tefsiri şerifini efendim müfessiri İsmail Hakkı Bursevî Hazretlerinin bildirdiği manâdır. Biz onun dışına çıkamayız. Zaten akıl ile nakil birdir, yücedir ona ve görüyoruz toplayamıyorlar. Filan zatlar, falan zatlar, feşmekan zatlar ama hepsi mahdut bir zümreye hükmediyor, ikinci zümre onlara iltihak edemiyor.

"Hak yolunda olan, efendim istikameti hak olan kimseye tâbî olun." diyoruz. Bizde bakınız aradığınız istikamette isek efendim "3. mevki, 4. mevki, hayvan vagonu, eşya vagonu ayırt etmeyiniz." diyorum. Makinası var istediğiniz istikamette de gidiyor. Bazı insan mahsur kalır. Mesela, insan Anadolu'da dağın, taşın arasında kalır. Taksi, yağmurda taksi yok. Otobüs, otobüs te yok. Kamyon yok mu? Kamyon belki geçer. Kamyon da geçmezse traktör geçer, traktöre binelim. Traktör bizim istediğimiz istikamete gidiyorsa tâbî ol git. Daha iyisi mi? Hayır. Traktörle giderken kamyon gelirse durdur, kamyona bin. Kamyonla giderken otobüs bulduysan otobüsü durdur, otobüse bin. Otobüs ağır gidiyorsa taksi buldun taksiye bin mani yok. Ancak istikametin doğru olsun. Kıbleye doğru olsun, aksine gitmeyesin maksat budur.

Ama umumi toplantıyı, tevhidi meydana koyacak vaktin sahibi Mehdi (A.S) birleştirici, keramet ondadır, Efendimizden ikram olunmuştur. O zahiri ilmi, manevi ilmi cem etmiş olan bu kimsenin, o manevi gücü ümmeti kaplar, dünyayı çeker. O, toplayıcı. Şimdi idare edeceğiz. Bir yere bağlan. İsterse traktör olsun. Ne yapalım? Traktör olmasa iki tekerlekli motor, o da yoksa bisiklet varsa bisiklete bin. Yeter ki ayağın yerden kesilsin. O istikamete hedefine doğru yaklaş. Onun için doğru istikamette kim varsa biz diyoruz ki tâbî ol git. İncirin çekirdeği, incirin sapı, üzümün çekirdeği var diye ayırt etme artık. İstikametin üzümün istikameti ise, tâbî ol git. İstikamet Ehl-i sünnet istikameti ise tâbî ol; yürü! Ehl-i sünnetten sapanlara tâbî olma, eğrilere uyma!

Allah razı olsun.

- Bir kişi kendi serbest iradesiyle böyle zatları nasıl bulabilir ? (Şimdi zamanımızda biliyoruz ki çok insanlar vardır ki sakal bırakmış, şalvar giymiş, kendilerini mürşid ilan ederek, insanları Allah yolundan saptırmaktadırlar.) Bu insanlar bunun mürşid olup olmadığım nasıl bir yöntemle meselâ bir Hacet namazıyla mı bulabileceklerdir? Yoksa kendi serbest iradeleriyle mi bunlara tâbî olacaklardır?

- Çok basit. Sevdiyse o adama tâbî olsun, sevdi ise tâbî olsun, biz sevdiği adamdan ayırmayız kimseyi. "Ben bu adamı sevdim." Git arkasından, bize ne? Bazı kimseler gelir. Efendim "filan kimseyi sevmiyorum." der. Yahu, kız kıtlığında mısın? Kız ise, aranan kız kıtlığında mısın başkasını al. Yok, illâki gönlüm ondadır, gönlünü kaptırdıysa ayırmaya kalkma. Hiç uğraşma. Sevdin mi bu kimseyi mübarek olsun. Ne olur tencereye tekerlendi kapağını buldu. Sana ne, bana ne? Git eh adam mı ayarlıyoruz. Senin şeyhin tâbî olduğun kimse şeriatın dışında şudur, budur desen o duymaz; boşuna uğraşma. Bunun en kestirme yolu budur efendim, bir arayış içinde olan kimse şimdi kancayı taktıktan sonra o kancadan kurtulması zordur onunla uğraşma.

Mesela İslâm'iyetin 5 şartı ile yerine getirmiş olsalar bile Mürşide tâbî olmadıklarından dolayı;

- Halife olmadığından mazurdurlar. Peygamberimiz (S.A.V)'in bir sözü; "Umumî halifeye aittir. Biati olmayan kimselere aittir." Şimdi halife oturduğu vakit bütün millet ona biat ederdi, şimdi maalesef halifemiz yok ki. Halife olsa biz resmen ona biat edeceğiz. Bu tarikat yolu ile olan teberruken olandır. Biz Halife değiliz. Halife irade sahibi olan kimse olur. Dediği olan adamdır. Bizim yaptığımız teberruken âyet-i kerîmeye uyaraktan Estauzubillah, "İnnellezîne yubâyi'neke innema yubâyi'nallah" âyet-i kerîmesine ittiba edip biz biat alıyoruz. Halife sıfatıyla değil, kapı kübet sıfatıyla. Halife ile kuvvetlenip onu teyid edeceksin, emrine tâbî olacaksın anlaşıldı mı?

- Allah razı olsun cümlenizden. Eğer bir hata kusur ettik ise af oluna.

- Allah bizi af eylesin, hatamız af olunur inşallah. Kul kuldan neyi af edecek? Cenab-ı Hakkın affını isteriz. Hepimiz ilahî affa talipleriz.

- Cevaplarınız için Allah razı olsun.

- El Fatiha...
Son 10 sohbet
Kur'ân-ı Kerim Lafzı ve Ruhu (Tefsir) | Türkçe Kur'an Meallerini Kıyasla
İmam İskender Ali Mihr | NUR Tv

Uluslararası Mihr Vakfı (Türkçe) | International Mihr Foundation (English) | Die MIHR Stiftung (Deutsch) | La Fondation Mihr (Française)