Anasayfa MİHR VAKFI Görsel Eserler Yazılı Eserler Canlı Yayın
 Efendi Hz.lerine ait sohb  Tüm sohbetler  Evvelce Yayınlanmamış Soh
 
İskender Erol Evrenosoğlu Ve Manevi Hayata Geçiş

İLK MÜRŞİD VE YÜREĞE DÜŞEN İL K İLÂHÎ KIVILCIM Dayıbey’le On Yı l… İskender Erol Evrensoğlu, Vakıflar Bankasının Feneryolu Şubesini teftiş ettiği sırada hayatının yönünü değiştirecek olan Dayıbey’le karşılaşır ve bu karşılaşma ona, daha önce hiç bilmediği bir dünyanın kapılarını arar. O güne kadar dînle uzaktan yakından ilgisi olmayan İskender Erol Evrenesoğlu, kendisi bilmese de Allahû Tealâ tarafından adım adım risalet görevine hazırlanmaktadır… Bir büyük buluşma, bir kutsî hayatın da ba...

Ay
Yıl
"İskender Erol Evrenosoğlu Ve Manevi Hayata Geçiş" için, toplam 6499 sonuç arasından 1 - 100 arası sonuçlar
Önceki  1 10   Sonraki

İLK MÜRŞİD VE YÜREĞE DÜŞEN İL K İLÂHÎ KIVILCIM

Dayıbey’le On Yı l…

İskender Erol Evrensoğlu, Vakıflar Bankasının Feneryolu Şubesini teftiş ettiği sırada hayatının yönünü değiştirecek olan Dayıbey’le karşılaşır ve bu karşılaşma ona, daha önce hiç bilmediği bir dünyanın kapılarını arar. O güne kadar dînle uzaktan yakından ilgisi olmayan İskender Erol Evrenesoğlu, kendisi bilmese de Allahû Tealâ tarafından adım adım risalet görevine hazırlanmaktadır…

Bir büyük buluşma, bir kutsî hayatın da başlangıcı demektir. İskender Erol Evrensoğlu’nun aşkı kana kana içeceği günler ufukta belirmiş, Allahû Tealâ’nın “Seni en çok seveniz, en çok seni seveniz.” övgüsüne mazhar olması yakınlaşmıştır.

Hakk’ın yaşayan en büyük sevgilisi, ilk mürşidi Dayıbey’le olan karşılaşmasını her zaman kalbi titreyerek ve gözleri ışıldayarak yâd etmektedir. Manevî hayatının ilk on yılı bu güzide Hakk dostunun önderliğinde, suya sabuna değmeden geçip gitmiştir.

Ezel Âleminde Tayin Edilmiş Büyük Buluşma Gerçekleşiyor

Olağan günlerden birinde bankanın kapısı açılır ve içeriye yetmişli yaşları aşmış bir ihtiyar girer. Bu yaşlı zat , doğruca İskender Erol Evrenesoğlu’nun masasına gider ve ona şöyle der: “Ben seni yeğenliğe kabul ettim. Sen de beni dayılığa kabul ediyor musun?”

Evrensoğlu şaşkındır; “Elbette kabul ediyoruz, buyurun bir kahvemizi için konuşalım.” diye karşılık verir. Ama yaşlı zat hiç oralı olmaz. Cebinden iki tane şeker çıkarıp, bu eşinin bu da senin.” der, ardından da hikmeti çok sonraları açığa çıkacak olan şu sözler dökülür dilinden: “Bir gün” der, “neden senin bana değil de, benim sana ulaştığımı anlayacaksın.”

Ve ardından çıkar gider.

Allah’ın gelecekteki hidayetçisi, banka müdürüne bu gizemli zatın kimliğini sorar ve ve onun bir mürşid olduğunu öğrenir. Dayıbey hayatını insanlara vakfetmiş bir Hakk sevgilisidir. Muazzam bir matematik ilminin yanı sıra tıp doktorudur ve hastalarını ücretsiz tedavi etmektetir.

O günden sonra, çok insanı manevî tekâmüle ulaştıran, fiziğin ötesinde bir âlim olan Dayıbey’in bankaya ziyaretleri sıklaşır. Ertesi gün de gelir ve yine Evrenesoğlu’nun yanına gider…

Allah’ın sevgilisi, bu olağan dışı ziyareti şöyle anlatırlar:

“Ertesi gün Dayıbey gene geldi. Dedi ki: “Hadi gel yeğenim, senin o ev meselesini çözelim.” Ben de dedim ki: “Ne ev meselesi? Ev meselesinden, ben kimseye bahsetmedim.” “Bahsetmen gerekmiyor” dedi.

Ben onun arkasına takıldım sevgili kardeşlerim, ne olduğunu anlayamadığım bir sevgiyle… Ona karşı büyük bir sevgi duyuyordum. Saygı duyuyordum. Beraberce yürüdük,bir arka sokağa girdik. Arka sokakta, kocaman bir bahçenin içinde, çam ağaçlarının içinde bir nevi köşk. Dayıbey fütursuzca içeri girdi, kapıyı açtı. İçeride bir zat oturuyor, ondan daha genç, benden yaşlı. Ama Dayıbey içeri girince o zat, çok büyük bir saygıyla doğruldu. Koşup Dayıbey’in iki elini öptü. Ve Dayıbey ona dedi ki: “Bahçedeki müştemilâtı yeğenim için hazırla. Hanımıyla beraber orada kalacaklar. Senin çocuklar da göz kulak olsunlar.

İki kızı, bir de hanımı var o zatın. General Çelik Eşya fabrikasının sahibiymiş. O devirde önemli, zengin bir zatmış ki o bahçenin, evin sahibi. Sonra mı ne oldu? Sonra Dayıbey çıktı, ben özür diledim adamdan. Dedim ki: “Çok özür dilerim sizden. Ben Dayıbey’e evden falan bahsetmedim. Size karşı şimdi çok mahcup hissediyorum kendimi.” O da dedi ki: “Bahsetmen gerekmiyordu. Biz vazifemizi biliriz ve yaparız. Yarın taşınabilirsiniz.”

Ve o adamcağız, o General Çelik Eşya fabrikasının sahibi zengin adam, jaluzileri dahi kendisi taktı oraya.

Biz eniştemizin evinde kaldığımız için gerçekten de rahatsız bir durumdaydık. O rahatsızlığın Dayıbey tarafından bilinmesi de çok önemli bir şeydi bizim için. Fiziğin ötesini ilk defa duyuyordum. Nitekim 3.defa gelince ben hemen Dayıbey ile konuşmaya başladım.“ Bu nasıl oluyor?” diye sordum ona, “Ben size bir şey söylemedim. Siz benim ev sıkıntımı nereden biliyorsunuz?” “Senin söylemen gerekmiyor,” dedi, “bize söyleyen var.”

Sevgili kardeşlerim! Fiziğin ötesiyle ilk karşılaşmam orada oldu. Dayıbey bana o gece Amerika’ya gittiğini, kızını gördüğünü (ama kızı onu göremiyordu), tekrar döndüğünü, bir problem olmadığını ifade ettiği zaman, ben dedim ki: “Sen ne demek istiyorsun? Yani sen buradayken Amerika’ya gidip geri mi döndün aynı gecede?” “Evet buna biz tayy-i mekân deriz.”dedi. Çok fena meraklandım bu işe. “Ne demek istiyorsun? Bana bunları anlat.” dedim. “Eğer dinlemek istiyorsan gel, bak karşıdaki apartmanda, falanca kattayım.” diye cevap verdi.

Sonra mı sevgili kardeşlerim? Sonra biz Dayıbey’e tâbî olduk. Hayatımız birden bire değişti. Herşey o kadar güzeldi ki. O değişen hayatımızın dizaynında bir şeyler oldu. Biz 10 sene Dayıbey’in müridi olduk. 10 yıl sevgili kardeşlerim. 10 yılda hayatımızda büyük değişiklikler oldu.

İşte böyle başlar, Allah’ın yaşayan en büyük sevgilisinin manevî tekâmülü… Kendisinin Dayıbey’i değil de, Dayıbey’in onu bulmasının ardındaki sırrı ise, ancak yıllar sonra idrak edecektir. Henüz vazifesinden bîhaber, mürşidine teslim bir talebeden başkası değildir.

DÜNYA KENDİ AKIŞINDA İLERLERKEN EVRENESOĞLU’NUN GÖREV YERİ DEĞİŞİYOR

İskender Erol Evrenesoğlu, Vakıflar Bankası’nda müfettiş olarak görev yaptıktan sonra, evvelâ Bandırma müdürlüğü, ardından da Tokat müdürlüğü yapmıştır.

Görev bilinci onu hep en iyiyi yapmaya teşvik etmektedir. Bu minval üzere sanayicilere para akıtmayı hedef ittihaz etmiştir. Ancak Tokat müdürlüğü sırasında bu istikametteki girişimlerini sürdürmek istese de, talepleri kabul edilmez. Prensipleri artık bu kurumda çalışmasına müsaade etmeyecektir. Bunun üzerine görevinden ayrılıp Devlet Planlama Teşkilatı’na müracaat eder. Ve uzman olarak Teşvik ve Uygulama Dairesinde göreve başlar.

O devir, Türkiye için çok önemli bir devirdir. Devlet Planlama Teşkilatı çalışanlarına sınırsız araştırma imkânı sağlamaktadır. Teşvik Kanunu, Teşvik Uygulama Dairesi ile Devlet Planlama Teşkilatı’na kalkınma seferberliği için o dönemde konmuştur. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, bu çalışmaları özel olarak desteklemektedir.

Evrenesoğlu, ora daki çalışma yıllarını Allahû Tealâ’nın çok büyük bir lütfu olarak değerlendirir. Ve Devlet Planlama Teşkilatı’nda en çok araştırma yapan kişi, ünvanını alır. Kendileri bu dönemi şöyle anlatmaktadırlar:

“DPT’ye uzman olarak kabul edildim ve makro ekonomiyi sadece teorik olarak değil pratik olarak da uygulamak imkânını buldum. Turgut Özal görevi devraldığı zaman bize büyük bir imkân doğdu. Müthiş bir pratik zekâsı vardı. Türkiye'nin çesitli ticaret ve sanayi odalarında sayısı yüzü aşan konferans verdim. Üretimi oluşturacak tek faktörün yatırım olduğunu, yatırım olmaksızın ülkenin kalkınamayacağını bu konferanslarla ticaret ve sanayi erbabına ulaştırdım. İnsanların refahı, insan gibi yaşama imkânı, üretimin arttırılması ve böylece fert başına düşen millî gelirin çoğalması, ancak yatırımlarla mümkün olabilirdi.

1- Her yatırım yeni üretim demekti.
2- Her yatırım işsizlere yeni iş imkânlari oluşturuyordu.

Ve Devlet planlama teşkilatında hazırladığımız yatırımları teşvik tedbirleri Turgut Özal zamanında çok hızlı bir gelişme gösterdi. Teşvik tedbirleri yatırımları oluşturdu. Yatırımlar istihdamı arttırdı. İstihdam neticesinde üretim büyük ölçüde arttı. İşte ekonomik kalkınma Turgut Özal döneminde başarılı formda gelişti.”

O dönemde yapılan 27 tane araştırmanın altına imzasını atan Evrenesoğlu, Türkiye’nin nabzını saniye saniye takip etmekte, bankaların bütün hareketini incelemektedir. Türkiye’nin en büyük on bankasının bütün verilerinin her ay sonunda borç alacak ve bakiye rakamlarıyla birlikte kendisine ulaşması, Türkiye’de paranın devir hızını ve nakit hareketlerini hesaplamasına olanak sağlamıştır.

İşte bu 4 yıllık araştırmadan sonra İskender Erol Evrenesoğlu, Türkiye bankalarının ekonomiye her gün tedavüldeki para miktarının üçte biri kadar para gönderdiğini, tekrar bu parayı geriye aldığını saptamıştır. Bu bankalardan çıkan ve tüketim harcamalarında harcanan paranın, yatırım harcamalarında kullanabildiği takdirde, Türkiye’nin bir füze hızıyla kalkınabileceği gerçeğini de Evrenesoğlu ortaya çıkarmıştır. Dönemin Cumhurbaşkanı ve Maliye Bakanıyla birlikte altın karşılıklı paranın ülkenin kurtuluşu için son derece önemli olduğu inancında hem fikir olsalar da, bu çaptaki çalışmalara şeytan ve avanesi ne yazık ki engel olmuştur. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ve Maliye Bakanı Adnan Kahveci’nin ardı ardına ölmeleri, bu istikametteki bütün çalışmaların üzerini ne yazık ki örtmüştür.

 İşte bütün bu verilerin ve çözüm yollarının ulaşıldığı dört yıllık çalışma sürecinin sonunda, Dayıbey İstanbul’dan Ankara’ya gelir ve Evrenesoğlu’na bir apartmanın 7. katını göstererek, “Oradan ayrılacaksın ve o incelediğin raporlar var ya, onları kendin yapmaya başlayacaksın. Git şimdi, ev sahibiyle konuşup bu evi tut.” der…

Bu bir emirdir ve müridi, mürşidinin emrine teslimdir. Nedenini nasılını sormadan gidip konuşur ev sahibiyle. Ve ertesi gün de istifa dilekçesini verir.

Teşvik Uygulama D airesi’nden ayrılan bir uzman eğer yatırım projeleri yaparsa, bu onun yıllardır göz nuru döktüğü, A’dan Z’ye her noktasını bildiği bir iştir. Yatırımlar devamlı artmakta ve İskender Erol Evrenesoğlu, Adana’dan, Bursa’dan başka şehirlerden yatırım projeleri yapmak üzere çağrılmaktadır. Yanına yardımcılar alarak birçok yatırım projesi gerçekleştirir.

Bütün çabaları insanlığın mutluluğuna yönelik olan Evrenesoğlu, görüldüğü üzere risalet öncesi hayatında da başkaları için yaşamış, kendini insanlığın hizmetine adamıştır.

HÜZNÜN DEVASA ANLARI

Dayıbey’in Hakk’a Yürümesi Ve Yeni Bir Mürşid Arayışı Karşılaşmalarının 10. yılında Dayıbey rahmetli olur. Ve bu durum, mürşidini hayranlık derecesinde seven Evrenesoğlunu derin bir kedere sürükler… Dayıbey’le geçirdiği mutlu günler artık geride kalmıştır. Fütursuzca güven duyduğu, her sözünün kesinlikle doğru olduğu her olayda ispat edilen bir mürşidin ardından düştüğü boşluk ve yalnızlık duygusu, mübarek yüreğini bir mengenede sıkışmışcasına yaralar. Ne yapıp edip bu gidişe bir son vermelidir ve bunun tek çaresi yeni bir mürşidin eteğine sımsıkı sarılmaktan başka bir şey değildir.

İskender Erol Evrenesoğlu, o dönemdeki arayışlarını şöyle ifade etmektedir:

“Fizibilite etütlerine yardımcı olan bir kardeşimiz vardı, o gelip bize dedi ki: ‘Ben sizi birisiyle tanıştırmak istiyorum. Sizin rahatlamanıza, ferahlamanıza sebep olacak biri olduğunu düşünüyorum.” Biz de “Tamam” dedik, “çok memnun oluruz.” Yeni bir mürşide ihtiyacımız olduğu kesindi. Birinci mürşidimiz biz istemeden geldiği için, bunda hiç sıkıntı çekmemiştik. Sonrasında meselenin böyle olmadığını gördük. O kardeşimiz gitti ve döndüğünde dedi ki: “Sizin mürşidiniz o değilmiş. Size hacet namazını önerdi, İlk rekâtta Fatiha’dan sonra üç tane Âyet-el Kürsi okuyacaksınız. İkinci rekâtta Fatiha’dan sonra İhlâs, Felâk ve Nas’la hacet namazını kılacaksınız.” dedi.

Sevgili kardeşlerim hacet namazını kıldık. Bizim yaptığımız fizibilite etütlerini yazıya döken, proje haline getiren; yani bizim yaptıklarımızı çoğaltan bir yer vardı. Rüyamızda oraya gitmemiz emredildi. Yani Allahû Tealâ bize açık bir şekilde oraya gitmemiz gerektiğini bildirdi. Ve de gittik. Oraya gittiğim zaman, benimle kimse ilgilenmedi. Daha evvel iş için oraya birçok defa gitmiştim. Yine iş için geldiğim zannedilebilirdi. Bu da tabii bir şeydi. Bekledim, uzun bir bekleyişti, 2,5 saat falan. Ama hamd olsun ki beklemek tamamlandı. İçeriden birisi geldi, “Zeki Hoca sizi çağırıyor.” dedi. Zeki Hoca’nın yanına gittik ve gözyaşları içerisinde Zeki Hoca’ya tâbî olduk. Orada uzun süreli bir ağlama nöbeti geldi. Öğrendik ki, Zeki Hoca asıl mürşid değilmiş. O çevrede el öptürmeye yetkili birisiymiş sadece. Ve bir süre sonra, 5-6 ay sonraydı zannediyorum, Adıyaman’a gidip oradaki mürşide Muhammet Raşid Hazretlerine tâbî olduk.

Ve bu arada bizim ilginç gördüğümüz bir şey vardı, ona bir mânâ veremiyorduk. Rüyamızda hep aynı kişiyi görüyorduk. Bir gözü hafif şehlâydı ve de bizimle konuşuyordu. Hiç görmemiştik kendisini. Muhammet Raşid Hazretlerinin bulunduğu yere gidip tâbî olduğumuz zaman, bize oradaki resimleri gösterdiler. O bize görünen, bizimle konuşan zat, meğer Muhammet Raşid Hazretlerinin babasıymış. Tabii bu bizi çok memnun etti, duygulandırdı. O günden sonra hayatımızda büyük değişiklikler oldu.”

İskender Erol Evrenesoğlu’nun sözlerinden de anlaşıldığı üzere, bu tâbiiyet kendilerinin manevî gelişiminde çok önemli bir rol oynamıştır. Ve Allah Resûl’ü gelecekteki kutlu görevi için Allahû Tealâ tarafından özel bir eğitime tâbî tutulmuştur.

MANEVÎ İSMİ “İMAM İSKENDER ALİ M İ H R”

Allahû Tealâ tâbîyetinin ardından gönderdiği Mehdi (A.S)’ın kalp gözünü ve kalp kulağını açar. Artık mânâ âleminin sır kapıları kendilerine ardına kadar açılmıştır. Allah Resûlüne adım adım bütün gök katları ve sırları gösterilir. Ve Allahû Tealâ ahir zamanın Hidayet Elçisine, manevî ismi olan, İmam İskender Ali M İ H R ünvanını verir.

İrşad yetkisinin verilmesi…

O dönemde İmam İskender Ali M İ H R Hazretleri Ankara’da bulunmaktadır. Necatibey’deki büronun küçük bir odasını mescid haline getirmiştir. Artık Allahû Tealâ’dan emirler almaktadır. Zeki Hoca’yla yalnız kaldıkları bir gün, Allahû Tealâ ikisine birden emir verir. Allah Resûl’ü, Zeki Hoca’ya; “Sen söyle.” der, o da: “Hayır sizin söyleme
nizi uygun görüyor.” diye cevap verir. O güne kadar Zeki Hoca’nın arkasında namaz kılarken, o günden sonra Allahû Tealâ yetkiyi İmam İskender ALİ M İ H R Hazretlerine verir. Vehbî olarak daimî zikre ulaştırılan Allah Resûlü, Allah’ın sır hazinelerinin de sahibi olur…LK TÂBİİNLERİ

Hani ki henüz bir oyun çocuğuyken İskender, dilenci hüviyetinde bir kişi gelmişti kapıya… Ve nur yüzlü evlâdın nur yüzlü annesini, bir büyük müjdeyle müjdelemişti. Demişti ki: “Bu senin çocuğun var ya, büyüdüğü zaman taşı tutacak altın olacak. O Allah’ın çok sevgilisi, geleceğin Mehdî (A.S)’ı…”

Daha doğmadan evvel deliler gibi özlenen, sabırla beklenen bir evlâdın manevî geleceğinin böylesine kutlu olması boşuna değildi elbet… O Hakk’ın sevgilisi, ahir zamanın Hidayet Elçisiydi. Ve bu kutlu müjdeyle müjdelenen annesi, belki de henüz doğmamış evlâdının ilk tâbiiniydi…

Muhterem ablaları Perihan hanımefendi ve Neriman hanımefendi de biricik kardeşlerinin risaletle vazifelendirilişinin ardından derhal kendisine intisap etmişler ve otuzbeş yıldır süregelen mücâdelesi süresince İskender Ali MİHR Hazretlerinin en yakın destekçisi olmuşlardır. Birer Osmanlı Hanımefendisi olan Perihan Ve Neriman Hanımefendiler gerek İslâm’ı yaşayış biçimleri, gerek insan sevgisi ve davranış biçimleriyle, sabikûn-el ahîrine örnek teşkil etmiş, İskender Ali M İ H R Hazretlerinin Allah’tan aldığı öğretiye bütünüyle tâbî olarak, 14 asır evvel yaşanan İslâm’ı bire bir yaşamışlardır.

İlk t âbiinleri olan ailesinin ardından yakın arkadaşları, çevresi ve Allah’ın öğretisiyle tanışan bir çok kişi, adım adım Allah’ın hidayet elçisinin yanında yer almış, ve bir gönül birliği içinde her geçen gün artan bir huzura doğru yol almışlardır. O gün bugündür bir mutluluk halesi katre katre kâinatı kuşatmaktadır…

Son 10 sohbet
Kur'ân-ı Kerim Lafzı ve Ruhu (Tefsir) | Türkçe Kur'an Meallerini Kıyasla
İmam İskender Ali Mihr | NUR Tv

Uluslararası Mihr Vakfı (Türkçe) | International Mihr Foundation (English) | Die MIHR Stiftung (Deutsch) | La Fondation Mihr (Française)